"Son bağımsız türk devletinin bayrağını yere düşmesin diye çıktık"

15 Temmuz gecesi bir kalkışma, bir darbe girişimi yaşandığından ilk nasıl haberdar oldunuz? Ercan ŞEN: Yurt dışındaydım. 15 Temmuz akşamı saat 21.30 sularında aracımla Ankara’ya giriş yaptım. Ortalıkta bir sessizli hâkimdi ama ne olduğunu bilmiyorduk. Saat 22.30’da bir gariplik olduğunu fark ettik. Saat 23.00 sularında ise bir darbe girişimi olduğunu anladık ve sokağa çıktık… Tabii biz o gece ailecek Bosna-Hersek’ten dönüyorduk. 15 günlük bir gezimiz vardı. Ankara’ya girdiğimizde saat 21.30’du. Benim evim Külliye’ye çok yakın. Emek’te oturuyorum. Külliye’nin önünde her zaman kullandığımız ana cadde kapalıydı. Hatta eşim, “Işıklar da sönmüş. Bir gariplik var.” dedi… 15 gün önce de İstanbul Atatürk Havalimanı’na IŞİD saldırısı olmuş ve 46 kişi yaşamını yitirmişti. Ben bir terör ihbarı olduğunu, o yüzden ana yolu kapattıklarını düşündüm. Yol kapalı olunca TOBB Üniversitesinin oradan Emek’e geçtim. Eve geldik.

Fakat saat 22.30’da bir gariplik sezdik. Sosyal medya hesabı twitterdan birtakım mesajlar gelmeye başladı… Benim evim 9’uncu katta. 22.30’da jet uçaklarının geçmeye başladığını gördüm. Kızılay’ın ötesine doğru dalış yapıp çıkıyordu. Terör olayı olsa bile bir jetin Ankara üstünde böyle şeyler yapması akıl işi gelmedi. Bir gariplik olduğunu fark ettim. Hatta o gece 22.30’da bir tweet atım. Halen durur. “Balkanlardan Ankara’ya giriş yaptım. Hiçbir polis beni durdurmadı. Ankara’da neler oluyor?” dedim. Saat 23.00’e doğru haber akışı hızlandı. Almanya’da gazeteci bir arkadaşım var onu aradım. Bu gibi durumlarda hadiseler dışarıdan daha net belli olabiliyor. Arkadaşım askeri bir darbe olduğunu söyledi. 10-15 dakika sonra da Binali Yıldırım, “Bir grup askerin kalkışması var” deyince, bu dedim F Tipi Darbe… Ben böyle bir şey olacağını tahmin ediyordum. Hatta mahkemede müşteki olarak da ifade verirken hâkim bana, “Nereden tahmin ettin?” diye sordu. 17-25 Aralık sürecinde MEB’de önemli bir görevdeydim. O dönem bayağı bir temizlik yapmıştık. Ne olduklarını da çok iyi biliyordum. Biliyorsunuz 30 Ağustos’ta Askeri Şura olur. Terfi edecek ve etmeyecek subaylar belli olur. Askeriyenin de Türkiye üzerindeki etkisini düşünürseniz bunun çok önemli olduğunu bilirsiniz. Her kurumda az-çok temizlik yapılmıştı ama askeriyeye girilmemişti. Ellerindeki son şey askeriyeydi. Bunu kullanacaklarını tahmin ettiğimi söyledim.

Darbe girişiminin yansımaları Ankara’da nasıl oldu?

Ercan ŞEN: İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nde askeri hareketlilik 20.30-21.00 sularında başlıyor. Biz Ankara’da daha geç öğreniyoruz. Nasıl haberdar olduk? Jetlerin uçuşuyla. Sonra tanklar Mamak’tan çıkmaya başladı… Darbeciler arasında bir iletişim bozukluğu olmuş. Normalde sabaha karşı yapılacakmış. Benim yaşım müsait, geçmişte de darbeler hep sabaha karşı yapılmıştır. Gece yapacaklar ki kimse tedbir almasın, savunmasız yakalansın… Az önce değinmiştim, 30 Haziran’da havalimanında bir IŞİD saldırısı olmuştu. ABD üzerinden IŞİD’in Türkiye üzerinde büyük bir saldırı gerçekleştireceği haberi yayıldı. Bu haberler darbeyi kamufle etmek içindi. Darbe olduğu zaman hem MİT, hem Ankara Emniyeti, hem de İstanbul Emniyetinde IŞİD toplantıları vardı. O güne kadar da bu haberlerle emniyet güçleri meşgul edildi. Tüm mesele Kuzey Suriye’de yeni bir Kürt devleti kurmak, Siyonizm’e uzantı devlet kurmaktı.

Bir darbe girişimi olduğunu öğrenince ne hissettiniz?

Ercan ŞEN: Öyle bir can havliyle fırlıyorsunuz ki; memleket devlet elden gidiyor. 20 yıllık kazanım elden gidiyor. Demokrasi, Müslümanların özgürce yaşayabilmesi, artı bir iç savaş… Böyle bir darbe başarılı olsa bu defa iç savaş başlayacaktı. Uçurumun kenarındasınız ve tutunacak yer arıyorsunuz… Halk o gece “son bağımsız Türk devletinin bayrağı yere düşmesin” diye sokağa çıktı. Çünkü bunu hissetti… 1980 Darbesi’nde lisede öğrenciydim, 28 Şubat’ta memurdum. Birde bu ülkenin geçmişinde başbakan asılmış. Her şeyi çok iyi biliyordum. Buna izin veremezdik. Hamdolsun kimse de izin vermedi. Millet o gün güzel bir refleks gösterdi.

15 Temmuz gecesi haberi duydunuz ve sokağa çıktınız. Neler yaşandı?

Ercan ŞEN: Evde kayınvalidem ve kayınpederim vardı. 2 tane oğlum vardı. O zaman 17 yaşındalar. “Memlekete bir darbe yapılıyor. Memleket elden gidiyor. Bunu önlemek zorundayız. Gün bugündür.” diyerek oğullarımdan birini yanıma aldım. Birini eve bırakıp; evdekilerle, eşimle helalleşip çıktım. O da zor bir duygu. Çıkıp da geri dönmemek var… Bize en yakın yer olan Külliye’ye doğru hareket ettik. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Marmaris’te olduğunu da bilmiyorum. Amacımız gidip, onu korumak. Cumhurbaşkanı düşerse her şey düşer… Külliye’ye giden ana yol kavşağında bir araba duruyordu. Fakat bu arada yollar bomboş, araç falan hiç yok… O arabanın yanında 3 arkadaş duruyordu. “Arkadaşlar ne oluyor? Haberiniz var mı?” dedim. “Ağabey terör mü, darbe mi? Bilmiyoruz.” dediler. Bunun bir darbe olduğunu, Binali Yıldırım’ın açıklama yaptığını söyledim. “Ne yapacağız?” dediler. Külliye önünde toplanmamız gerektiğini ve darbeci askerler gelirse onları geçirmemiz gerektiğini söyledim. Külliye’nin birkaç kapısı vardır. Bizim durduğumuz taraf resmi heyetlerin geçiş yaptığı ana kapı.

Bizim beklediğimiz yerin karşısında da Jandarma Genel Komutanlığı var. “Biz yolu keselim.” dedim. Yolu arabalarımızla kapattık. 2 araç var zaten. Yoldan geçen arabaları durdurup, darbe olduğunu anlatmaya başladık. 20 araçtan 15’i durdu. O arada benim aklıma aracımın bagajında Bosna’dan kalan bayraklar geldi. 50-60 bayrak vardı. Srebrenitsa Katliamı’nın yıldönümünde törenlere katılmak için almıştım. O bayrakların bir kısmı o geceye nasip oldu. Oğluma bayrakları çıkarıp, dağıtmasını söyledim. 30’a yakın kişi olduk. Sonradan fark ettik ki Jandarma Genel Komutanlığının ışıkları yanmıyor. Külliye’nin ışıkları mümkün olduğu kadar kapatılmış. Ankara Emniyet Müdürlüğünün oradan ufak ufak silah sesleri gelmeye başladı…

Nasıl yaralandınız? O anı bize anlatır mısınız?

Ercan ŞEN: Gece 12.00 gibi eşim aradı. “TRT darbe bildirisini okuyor.” dedi… “Arkadaşlar burayı terk etmeyeceğiz.” dedim. O sırada Alparslan Türkeş’in oradan ZBT zırhlı araçlarının geldiğini gördük. 3 tane ZPT aracı, her birinin üzerinde ellerinde G3 olan askerleri gördük. Bize doğru yaklaştılar. Ellerimizde Türk bayrakları, onlara anlatmaya çalıştık. “Yapmayın, etmeyin.” dedik. Sadece, “Çekilin! Yolu açın! Yoksa ateş ederiz!” dediler. Ama biz yine de yolu açmadık. En öndeki asker önce havaya ateş açtı. Biz yine çekilmedik. Sonra kafamızın üzerinden seri ateşe başladı. 25-30 kişiyiz duramadık… Bizi geçip, Külliye’nin ana kapısının oraya yöneldiler. Biz yine sabit yerimizdeyiz. Bir 15 dakika sonra helikopter geldi. Çok yakın mesafeden ana kapıya ateş etmeye başladı. Sonradan öğreniyoruz, Külliye’nin güvenliği ile bizim yanımızdan geçen ZPT’ler çatışmış. Külliye’deki polisler, korumalar kendini çok iyi savunmuş. Darbeciler içeri girememişler… Helikopter ana kapıya ateş ediyordu. Biz sadece küfür ediyorduk. Yapacak bir şey yoktu ama o anda bir şey oldu. Bizim olduğumuz tarafa farlarını kapatmış, siyah bir polis aracının geldiğini gördük. Helikoptere nişan almaya çalıştılar. Helikopter bunları gördü. Arkaya doğru bir U dönüşü yaparak geldi ve bizim üzerimizden ateş etmeye başladı. Dikiş yapar gibi geliyordu. Bunu net görüyorsunuz. Tabii o kısacık saniyelerde bize mi ateş açıyorlar, diye düşünüyorsunuz.

Evet, bize ateş açıyorlardı. Ben kendimi sağa doğru attım. Emniyet aracı da köprünün altına yöneldi. O an acayip bir sessizlik oldu… “Allah Allah” diyordum. “Yerler de ıslak. Niye?” diyordum… Tabii bunların hepsi saniyeler içerisinde oluyordu. Biri, “Ağabey vuruldu. Ağabey vuruldu…” diye bağırıyordu. “Kim vuruldu?” diyordum. Meğerse ben vurulmuşum. Kan benim ayağımdan fışkırıyordu. Tam sol ayak bileğime şarapnel parçası isabet etmişti. İlk ben vuruldum. Ama benimle birlikte 5 kişi daha vuruldu… Oğluma daha alana gelir gelmez demiştim ki: “Birbirimizden uzak duralım. Bana bir şey olursa ya da sana bir şey, birbirimize yardıma koşarız”… Sağ olsun, oğlum koştu geldi. Çocuk panik olmasın diye bir yandan da onu düşünüyordum… Oğlumun tişörtünü çıkarıp, o bölgeye tampon yapmıştık…

Siz vuruldunuz. Etrafınızdaki insanlar vuruldu. Korku var mıydı?

Ercan ŞEN: O gece hiçbirimizde ne bir ölüm korkusu, ne de kaybedeceğiz korkusu vardı. Herkeste bir sükûnet duygusu hâkimdi. Sabır, tevekkül vardı. “Ne gelirse Allah’tan” deyip bekliyorduk. Korkmak yoktu, kaçmak yoktu. Öyle enteresan bir geceydi. Zinhar, o gece kimsede korku yoktu. Bunu sonradan hissediyorsun. Demek ki Çanakkale’de, Milli Mücadele’de çarpışanlar böyleydi diyorsunuz… Gazi Hastanesinin aciline gittim. İlk yaralı bendim. İnsanlar bir şey anlıyordu ama darbeden habersizdi. Ben tabii bağıra bağıra “Darbe oluyor.” diyordum… Doktor ilk müdahaleyi yaptı ama “Film çekeceğiz.” dedi. O ara ilk şehitler gelmeye başladı. Sedyenin üstü kapalı ama bir kamuflaj botu gözüküyordu. Merak ettim. Örtüyü biraz açtım. Bot vardı ama beline kadar kömürdü. Daha fazla açamadım. O ana kadar hiç ağlamamıştım. Bir anda kendimi tutamayıp, ağlamaya başladım. Öğrendim ki bombalanan Gölbaşı Özel Harekâtta ölen şehitlerimizden birisiymiş… Askerler, subaylar gelmeye başladı. Polis gelmeye başladı. Sonuçta gelenler kim ben bilmiyorum. Ben de yaralanmışım ama darbeye karşıyım. Bunlar darbeci mi, kim? Bilmiyorum. O anda bir karar aldım. Gece 02.00 sularında hastaneden kaçtım. Çocuğumun yanına gittim, “Eve gidiyoruz.” dedim. Pantolonumun bir bacağı kesik, ayaklarım hep kan. Oğlanın üstünde bir şey yok. Kapının ziline bastık. Hanım açtı. Bizi görünce iki elini yüzüne görürdü “Eyvah.” dedi. Sonra , “Sakın halıya basma.” dedi. Kadın şokta. Sonra elini yüzüne götürdü tabii…

Bizim evin camından bakıldığında, Genelkurmay’ın kubbesini, Meclis’in bayrağını görebiliyorsunuz. O arada Emniyet Genel Müdürlüğü bombalanıyordu. Jetler öyle bir geçiş yapıyorlardı ki bizim camlar zangır zangır titriyordu. Her an kırılacak gibiydi. Jetlerin Genelkurmay’ı bombaladığını görüyordum. 1 saate yakın evde durdum. Gece 03.30 sularıydı. “Dayanamıyorum, ben çıkıyorum.” dedim. Bu defa küçük oğlum “Ben de geliyorum.” dedi. “İyi gel.” dedim. Yapacak bir şey yoktu. Genelkurmaya doğru yola çıktık. Milli Kütüphanenin önüne gittiğimde yol kapalıydı. Kaldırımın üzerinden gittim. Büyük oğlumu araçta bıraktım. Bu sefer küçüğü aldım. Hava Kuvvetleri Komutanlığının oraya kadar gittim. Bir tank önünde dönüp, duruyordu. İçerden çayır çayır çatışma sesleri geliyordu. Helikopterin biri inip, biri kalkıyordu. Kalabalık artmıştı. Bu arada diğer çocuğum da kalkıp yanımıza gelmişti. Sabah 06.00 gibi çocukları aldım eve döndüm. Binali Bey gece saat 02.00’de “Jetleri vurun!” diye talimat vermiş. Hani diyorum kendi kendime. Sabah uçuş yapmaya devam ediyorlardı. Bürokraside tanıdığım arkadaşlarım var. Aradım, bu söylediğim acı bir itiraftır. “Hava Kuvvetlerine hâkim değiliz.” dedi. Çünkü Hava Kuvvetlerinin çoğunluğu FETÖ’cüydü.

O gece darbeye kalkışan cuntacı askerler, milletin böyle bir irade ortaya koyacağını düşünmüşler miydi?

Ercan ŞEN: Önceki darbeler gibi insanların susacağını düşündüler. Kerim Balcı var. FETÖ’nün İsrail uzmanı. O gece sosyal medya üzerinden cemaatin bir kanalı buna bağlanıyor. Cumhurbaşkanının halkı meydanlara davet etmesi soruluyor. Bu da, “Türk halkı toptan, mermiden korkar.” diye cevap veriyor… Bütün hesapların şaşırtan, Amerika’nın da, FETÖ’nün de, CIA’nin de oyununu bozan halk oldu. Vatandaş “hayır” dedi. Boyun eğmedi… O gece TÜRKSAT’ı bombaladılar. Vericileri susturmaya çalıştılar. Orada ölen benim arkadaşım Ahmet Türksoy, çok sessiz, naif bir insandı. O gece direndi ve TÜRKSAT’ı düşüremediler. Ama arkadaşımı şehit ettiler… Şimdi, 15 Temmuz gazilerimizle sık sık bir araya geliyoruz. Herkesin ayrı bir hikâyesi var. Herkes elinden geldiği kadar birbirine yardımcı olmaya çalışıyor. Devlet darbeyi bastırdı.

Uzun bir süre demokrasi nöbetleri tutuldu. Siz de tekrarlanır diye bir tedirginlik var mıydı?

Ercan ŞEN: 1 ay boyunca hep tetikte yaşadım diyebilirim. Her an gergindim. Kendime gelemedim. Mesela helikopter sesi duydum mu, hemen irkiliyordum… 15 Temmuz gecesi Ankara Emniyetinde çok önemli şeyler oldu. Vurulan bir iki emniyet amiri arkadaşım anlattı. Orada özellikle halkın emniyete akın etmesi darbecilerin dikkatini dağıtmış. Ordunun içinde de vatansever subaylar vardı. Ülkücü subaylar o gece hep sahadaydı. O gece ordu içinde darbe yanlısı ve karşıtı olan askerler arasında ciddi çatışmalar yaşandı… Darbeyi halen inkâr edenler var. Peki soruyorum; Terörle Mücadele Şube Müdürü Turgut Aslan’ı korumasıyla beraber Jandarma Genel komutanlığına çağırıyorlar. IŞİD ile ilgili bir toplantı yapacaklarını söyleyip, onu ve korumasını esir alıp, mahzene indiriyorlar. Gözleri bağlanıyor. Korumasını öldürüp, Turgut Aslan’ın da kafasına sıkıyorsunuz. Devletin polisini bombalıyorsunuz. Niye yapıyorsunuz? Öldürülen darbeci Semih Terzi sen Ankara’da görevli değilsin. Diyarbakır’dan niye geliyorsun? Onu da geç Akıncı’da gece yarısı sivil insanların ne işi var? Profesyonel istihbaratçı gibi davrandılar. İnkâr ettiler. Herkeste 1 dolar çıktı. Açıklayamıyorlar. Olay çok açık ve nettir. CIA’nin oyunudur. FETÖ de Amerika’nın adamıdır… Halen askeriyenin içinden FETÖ’cü subaylar çıkıyor. Bu FETÖ olayında bir gözünüz hep açık olacak.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Ercan ŞEN: 15 Temmuz gecesi Allah bize bir lütufta bulundu. Milletin feraseti ve vatansever polis ve askerimizin basireti ile o geceyi savuşturduk. Ama bana göre 15 Temmuz gecesi gereği gibi Türkiye’nin lehine değerlendirilemiyor. Biz Cumhurbaşkanımızı seviyoruz fakat bu FETÖ’cülerin gereği gibi yargılanmaması bizi yaralıyor. Bu parti meselesi değil, Türkiye şu an var olma mücadelesi veriyor. Asıl mesele Türkiye’nin kuzeyinde İsrail ve Amerikan evanjelistlerinin Kürt devleti kurmak istemeleridir. Mücadeleye sadece iç politikadan, sadece Anadolu’dan bakarsanız yanılırsınız. Bizim biz ucumuz Balkanlarda bir ucumuz Çin’de. Bir ucumuz Sibirya’da bir ucumuz Urallarda. Bir ucumuz Şam’da bir ucumuz Bağdat’ta. Böyle bakmamız lazım. Çevremizde olup, bitenlerin farkında olmalıyız.