"Millet Gereğini yaptı. O gece bayrak için vatan için Ezan için çıktık"

15 Temmuz gecesi bir kalkışma, bir darbe girişimi olduğundan nasıl haberdar oldunuz? Birol ÇEBİ: Ankara’nın Yenimahalle semtinde oturuyorum. Mahallemizde Ankara’nın Polatlı ilçesinden olan bir Mustafa Ağabeyimiz var. Bakkal dükkânı var. Bakkalında otururken bir yandan muhabbet ediyoruz, bir yandan televizyon izliyoruz… Tabii darbe nedir? Nasıl olur? Yaş itibarıyla ben biliyorum. 1980 İhtilali’nde 12 yaşındaydım. Sağ-sol davaları vardı. O zaman da ölümden döndüm diyebilirim… Uçaklar alçak uçuş yapmaya başlayınca aklıma bir şeyler geldi. Bir darbe girişimi olduğunu düşündüm. Mustafa ağabey yaşça benden biraz daha büyüktür. Beraber televizyon kanallarını takip etmeye başladık. Olaylar bir süre sonra ekranlara, sosyal medyaya yansımaya başladı. Gelişmeleri takip ediyoruz ama bir yandan bakkala kumanya almaya gelenler oluyor… O gece benzin istasyonlarına gidenler oldu. Bankamatik kuyruklarına girenler oldu. Yol boyunca bunları da gördük. İnanın çok zoruma gitti… Gece yarısına yakın Mustafa ağabeyin yanından ayrıldım. Evim bakkala çok yakın. Eve gittim. Camı açtım. Dışarda ne olup, bitiyor ona bakıyorum. O sırada Mustafa ağabey bakkalını kapattı. Bir minibüsü var. Minibüsüne Türk bayrağı asıyordu. Mustafa ağabeye sordum. “Abi nereye gidiyorsun?”… “Meydanlara gideceğim.” dedi.

Tabii o sırada ben de “Ağabey beni bekle, ben de geliyorum.” dedim… Büyük kızım, küçük kızım tedirgin oldu. Oğlum şehir dışındaydı. Bana “Gitme!” falan dediler ama ben bayrak için vatan için ezan için gideceğimi söyledim. Evden çıktım. Düşünün, o telaşla cep telefonumu bile evde unutmuşum. Darbe girişimi olduğunu öğrendiniz ve sokağa çıktınız. O andan sonra neler yaşadınız? Birol ÇEBİ: Mustafa ağabey, onun 2 oğlu, 2 kızı ve ben minibüse bindik. Yola çıktık. Aracı Sıhhiye’de bir yere park ettik. Oradan Genelkurmaya geçtik. Genelkurmayda halkın üzerine ateş açıldı… “Siz Türk asker değil misiniz? Siz Müslüman değil misiniz? Bize niye ateş ediyorsunuz?” diyerek onlara direnmeye çalıştık. Ama bizi hiç dinlemiyor ve ateşe devam ediyorlardı. Karşı taraftan sivil, asker, polis yaralılar geliyordu. Ambulanslar vardı. Yaralıları ambulanslara koymaya çalışıyorduk. O sırada Meclis’e bomba atıldı. Genelkurmayın karşısında demir kapının olduğu yere doğru kaçtık. Bu arada iki tane helikopter insanları taramaya başladı. Birkaç metre önümdeki insan, kendini korumaya fırsat bile bulamadı. Uçaksavardan atılan mermiler adamı resmen ikiye böldü. Gözümün önünde oldu. Unutamıyorum. Çok üzüldüm… Siz nasıl yaralandınız?

Birol ÇEBİ: Uçaksavardan ateş açıldı. O esnada kaçarken ben de kendimi yere attım. Ama yere atarken kalçamda bir acı hissettim. Yine yere düşerken omzumda bir acı hissettim. Bir baktım her tarafımdan kan geliyor. O şokla tam nereden vurulduğunuzu da bilmiyorsunuz. Kelime-i şehadet getiriyorum. O sırada Mustafa ağabeyin oğlu, 25 yaşlarında bir genç, Allah ondan da razı olsun. Üstündeki kıyafeti çıkardı. Kan akmasın diye bana tampon yapmaya çalıştı. Bu arada kendisi de vurulmuş. “Ağabey kafanı hiç kaldırma. Burada bir 5 dakika duralım. Yoksa hepimiz burada öleceğiz.” dedi. Biraz bekledik. Sonra “Ağabey kalkabilir misin?” dedi. “İnşallah kalkarım.” dedim... “Ağabey Meclis’in oradaki bahçeye koşabilir misin?” dedi. Koşabileceğimi söyledim. Bu arada ateş halen devam ediyor. Bir mermi gelse belki şehadete ereceğiz. Meclis’in bahçesine gittik. Beni çimlere yatırdı. Bir yandan tampon yapıyor. Artık ambulanslar hiç gelmiyor. Beni, sivil bir araca bindirdiler. Alan kardeşimiz de genç bir kardeşimizdi. Gelirken çok kan kaybı olduğu için kendimden geçmişim. Mustafa ağabeyin oğlu öleceğimi sanmış. Ağlamaya başladı. Ara ara kendime geliyorum. “Oğlum bir şeyim yok diyorum.”… Beni, Ankara 29 Mayıs Devlet Hastanesine yetiştirdiler. Hastanede profesöründen hemşiresine, hasta bakıcısından güvenliğine kadar herkes yaralılar için seferber olmuştu. Allah hepsinden razı olsun. Röntgenimi çektiler. Boynuma, omzuma, kalçama şarapnel parçaları isabet etmiş. Boynumdaki omuriliğe çok yakın olduğu için onu alamadılar. Şu an duruyor, onunla yaşıyorum. Ve düşünün bunlar yerden seken şarapnel parçaları. Doğrudan bu mermiler bize isabet etseydi kolumuz, bacağımız kopardı ya da ölürdük. Her şeye rağmen vatan sağ olsun. Biz o gece vatan için, bayrak için, ezan için çıktık. Bu millet gereğini yaptı zaten. İnşallah bir daha böyle olaylar yaşanmaz. Ha olursa da biz yine, Türkiye için, vatan için, bayrak için, ezan için yine o meydanlarda oluruz. İyileşme süreciniz ne kadar sürdü?

Birol ÇEBİ: Taburcu olduktan sonra 1 ay hastaneye gidip, geldim. 7-8 tane şarapnel parçası halen vücudumda duruyor. Omuriliğime çok yakın yerde bir parça var. Bir de deri altında var. Ameliyat olacaktım. Doktorum zor bir ameliyat olduğunu söyledi. Doktorum, hepsini çıkaramayacaklarını zaten söylemişti. Belirli yerlerdeki parçaları çıkardılar. 29 Mayıs Hastanesine tekrar gittim. Oradaki doktor, “Ben sizin yerinizde olsam ameliyat olmam.” dedi. Çünkü zor bir ameliyatmış. Yine Allah’a şükür yatalak yatmadım. 15-20 ameliyat geçiren arkadaşlarımız oldu. Komşularınızla birlikte dışarı çıktınız. O gece sokağa dair izlenimleriniz nelerdi? Birol ÇEBİ: Yenimahalle’de Milli İstihbarat Teşkilatına çok yakınız. Evimize 500-600 metre mesafede. Saat 22.00’den sonra helikopterden MİT’e ateş saldırısı zaten başlamıştı. MİT’ten silahla karşılık verildi. Bunları görüyorsunuz ve üzülüyorsunuz… O gece bayrağını alan herkes meydanlara çıktı. İnsanlar; Sıhhiye’ye, Genelkurmaya, Kızılay’a, Özel Harekâta akın etti… O gece çok tuhaftı. Yanı başımızda ölenler oldu, yaralananlar oldu. Ama kimsede korku yoktu. Ölenlerimize Allah rahmet etsin. Yaralı kardeşlerimiz Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış. Whatsapp gruplarımız var. Şehit yakınlarımızla, gazilerimizle görüşmeye çalışıyoruz. Türkiye, geçmişte de darbeleri yaşadı. Darbe girişiminin olduğunu ilk öğrendiğinizde ne hissettiniz?

Birol ÇEBİ: Bu bir darbe girişimi değil, ülkenin işgaliydi. Ben 1980 Darbesi’nde çocuktum. O dönem sağ-sol davası yüzünden aynı aileye mensup insanlar birbirlerini öldürdü. Biz bunları yaşadık, gördük. Bu ülkenin başına ne geldiyse ideolojiden geldi. Ülke olarak bizim her zaman birlik ve beraberlik içerisinde olmamız lazım. Bu ülkenin artık millileşmesi lazım, çünkü çok zor dönemlerden, süreçlerden geçtik. 1980 Darbesi’nin de Amerika tarafından desteklendiğini, dış kaynaklı olduğunu düşünüyorum… Amerika her yere sözde demokrasi götürüyor. Benim Libya’da yakınlarım var. Libya eskiden refah sahibi bir ülkeydi. Şimdi orada üç tane terör örgütü var. Şu an Libya bitmiş durumda. Keza Mısır, Tunus, Irak, Suriye, Filistin öyle… En son Türkiye ve İran kaldı. İran’da da 40 milyona yakın Türk var. İnşallah bizi yıkmayı başaramayacaklar… 1980 yılında “asker yönetime el koydu” denildi. Ama 15 Temmuz gecesi yaşanan bir işgaldi. O gece Türk askeri kılığına giren insanlar vardı. Ama onlar ne Türk ne de Müslüman’dı. O gece bizim elimizde Türk bayrağından başka hiçbir şey yoktu. Yine de ateş ettiler. Halka ateş açmanın sebebi ne? O gece meydanlarda sağcısı, solcusu, Alevi’si, Sünni’si hep iç içeydik. O gece milleti sokağa çıkaran ne oldu? Siz, sokağa niçin çıktınız?

 Birol ÇEBİ: İlk etapta darbe girişimini öğrenip, çıkanlar da oldu. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla çıkanlar da oldu. Türk milleti kimsenin boyunduruğu altına girmez. Komşu ülkeleri, Arap ülkelerini görüyoruz. Bizim içimizde de vatan hainleri yok mu? Var. En önemli şey içimizdeki bu vatan hainlerini temizlemek… Dışarısı sıkıntı değil. Tedbirini alırsın. Hani bir tabir var ya “At izi, it izine karışmış.” Şu an yaşanan tam da bu. Bu deyim gerçekten doğru. Kimin at kimin it olduğu belli değil… Bu ülke Allah’ın izniyle çok iyiye gidecek. Ben 51 yaşındayım. Biz göremesek de çoluğumuz, çocuğumuz görsün. Refah bir ülkede yaşasınlar… Isparta’da düşen uçakta bilim insanlarımızı kaybettik. Ankara’da 5 tane mühendisimiz öldü. Bu mühendisler F-16 yazılım programında çalışıyorlardı. Bunların hepsi planlanarak yapılmış şeyler. Bunların hepsi tesadüf olamaz. Türkiye’nin ilerlemesini istemeyen dış güçlerin tuzakları bunlar. Ama biz ve bizim gibi insanlar olduktan sonra biz bunları durduracağız. Yeter ki kimse vatanına ihanet etmesin. Daha geçtiğimiz yıllarda, 2016’da Kırıkkale’de fabrika müdürü silah projelerini satarken yakalandı. Sen 80 milyon insana ihanet ediyorsun. Sen onları satıyorsun. Bu yüzden sağcısıyla, solcusuyla her zaman vatan diyeceğiz. Çünkü bu ülke vatansız yaşayamaz. Irak gibi, Suriye gibi bizim başka ülkeye gidip sığınma şansımız yok. Zaten kabul de etmezler. “Ya istiklal ya ölüm!” diyeceğiz… İnşallah ekonomimiz daha da güçlenecek. İşte o zaman dünyaya kafa tutacağız. 15 Temmuz gecesi sağcısı, solcusu herkesin bir olup, demokrasiye sahip çıktığını söylediniz. Bu birlik, beraberlik size ne hissettirdi?

Birol ÇEBİ: Bu birliğin, bu beraberliğin kaybolmadığından hep emindim. O gece tepemizden jetler geçiyor. Hız limitini aştıkları için sanki her defasında bomba atılıyor gibiydi. Ama tüm bunlara rağmen kimse korkmadı. Meydanlarda hiç tanımadığımız insanlarla yan yanaydık. Sadece erkekler değil kadınlar da vardı. Hatta yanında çocuklarını getirenler de vardı. Bu da demek oluyor ki bu millet, bu vatana sahip çıkacak. Bizden sonraki nesilleri de bu bilinçle yetiştirmek lazım… 15 gazi bir araya geldik. Gölbaşı’nda Özel Harekâtı ziyaret ettik. Komutanımız anlatıyor. O gece oraya misket bombası atmışlar. Bu bomba Türkiye’nin envanterinde yok. Bunlar nereden gelmiş? Nasıl getirilmiş? … Bu memlekette Türk’ten de, Kürt’ten de, Çerkez’den de her kesimden vatan haini çıktı. Trabzonlu darbe yanlısı bir binbaşı vardı. Cenazesini ailesi kabul etmedi. Kimsesizler mezarlığına gömüldü. Ailesi, “Benim oğlum vatan hainiyse benim öyle bir evladım yok.” dedi. Çıkar için 80 milyon insan satılmaz. 15 Temmuz gecesinin simgesi size göre neydi?

Birol ÇEBİ: Ömer Halis Demir bu ülke için büyük bir kahraman. Allah mekânını cennet eylesin. Komutanının onu arayıp, “Semih Terzi’yi vur. Bu vatan haini!” demesi, olayın ilk kıvılcımıdır. İlk kıvılcımı Ömer Halisdemir yakmıştır. Yine Cumhurbaşkanımız çağrısı ile insanların sokaklara çıkması… O gece Kurtuluş Savaşı gibiydi. Hani derler ya “her Türk asker doğar”, gerçekten o gece öyleydi. Elimizde silah olmasa da o yürekle, o bayrakla meydanlara indik. Allah korusun yine olsa yine ineriz. Çünkü halk eskisi gibi darbeler yaşansın istemiyor. Ülkede demokrasi olsun istiyor. “Seçimle gelen seçimle gitsin” diyor. Darbeler bu ülke için hep sıkıntı yaratmıştır. Birol Çebi, 15 Temmuz gecesini nasıl tanımlar?

Birol ÇEBİ: 251 şehidimiz, 2 bin 194 gazimiz var. Allah hepsinden razı olsun. Karşıyaka Mezarlığı’nda annemi, babamı ziyaret ettiğimde şehitlerimizin kabirlerini de ziyaret ediyorum. Çok ağır yara almış gazilerimiz var. Tedavileri halen sürüyor. İnşallah 15 Temmuz ruhu ilelebet devam edecek. Etmesi lazım. Çünkü birçok gerçek 15 Temmuz’da su yüzüne çıktı. 15 Temmuz gecesi Türkiye Cumhuriyeti’nin zaferidir. Bu zafere yenileri de eklenecek. İnşallah kötü şeyler olmaz. Ben insanların ölmesini istemiyorum. Fakat her zaman vatan hainlerine karşı duracağız. Bu da herkes tarafından böyle bilinsin… Biz çok iyi bir milletiz, çok misafirperveriz ama bizim bir S-damarımız var. Ona basıldığı an gözümüz kararır… Türklerle şaka olmaz. Savaşçı bir milletiz. Gelip toprağımıza, bayrağımıza, ezanımıza dil uzatana bu millet karşılığını verir. İnşallah içimizdeki vatan hainlerini de ayıklayacağız. Yanlış yolda olanlar da inşallah doğru yolu bulur. 15 Temmuz davalarını takip ediyor musunuz?

Birol ÇEBİ: Elimden geldiği kadar davaları takip ediyorum. Çünkü her zaman Ankara’da olamıyorum. 10’a yakın davayı takip ettim. Davaları sürekli takip eden arkadaşlarımız da var. Davaların çoğu sonuçlandı. Yakında hepsi sonuçlanır diye düşünüyorum… Darbeci askerlerin görüntüleri olsa bile çoğu sonuna kadar inkâr politikası güdüyor. Kimisi FETÖ’nün terör örgütü olduğunu kabul etmiyor. Kimisi kandırıldığını söylüyor. Rahmetli Turgut Özal’ın güzel bir sözü vardı: “Batı içimizden çok kolay adam satın alabiliyor…” Milyonlar için bile kendinizi satmayın. Eğer satarsan, 82 milyonu, vatanını satmış olursun, bayrağını satmış olursun. Aileni, çocuğunu satmış olursun. Onun için önce vatan, vatan, vatan. Vatan giderse ne mal kalır, ne namus kalır, hiçbir şey kalmaz. İnşallah bu ülkeyi böldürmeyeceğiz. Bunu başaramayacaklar. Trabzonlu olarak, bu ülkenin bir vatandaşı olarak milliyetçi bir insanım. Böyle olmaktan da gurur duyuyorum. Kimliğimize, milli birlik ve beraberliğimize sahip çıkalım. Bunlara sahip çıkarsak; kimse bizi durduramaz.