"Ağabey kaç! seni de öldürecekler"

15 Temmuz’da darbe girişiminin olduğunu nasıl öğrendiniz ve o an neler hissettiniz? Sonrasında süreç nasıl ilerledi?

Barbaros ARSLANOĞLU: Ben altıncı hissi kuvvetli bir insanım ve o gün kötü bir şeylerin olacağını hissetmiştim. O gün içimde bir sıkıntı ve daralma vardı. Bu hissiyatla dolduğum her an başıma mutlaka olumsuz şeyler gelmiştir. 15 Temmuz günü de darbe girişimi olduğunu ben arkadaşımla telefonda konuşurken öğrendim. Bana köprülerin kapatıldığını ve darbe olduğunu söyledi. Kendisi tatildeydi ve haberlerde görünce hemen beni aradı. Ben de ona, “Tatbikat vardır.” dedim. Ben darbe girişimi olacağını asla düşünmedim. Ben 1980 Darbesi’ni de görmüş biri olarak böyle bir şeye ihtimal vermedim. Hatta ben o yıllarda çocuktum ve Acıbadem Köprüsü’nde askerlerle nöbet tutuyordum. Çok iyi hatırlıyorum o günleri. Fakat 15 Temmuz çok farklı bir olaydı. Çünkü darbe dediğin zaman askeriyenin hepsi sokağa dökülürdü. 1980 Darbesi’nde hiç kimse halka, ‘’Hadi be oradan!’’ bile demedi. 15 Temmuz’da şahit olduklarımdan sonra çok farklı olduğunu düşünüyorum. Bu darbe değil işgal girişimiydi. Tabii onların unuttuğu bir şey vardı, o da halktı. Halkın sokaklara çıkabileceğini hesaba katmadılar. Arkadaşım bana haber verdikten sonra olayların ilk sıcaklığında ben zaten kapıdaydım eve giriyordum. Eve girip haberleri açtığımda gördüklerim karşısında adeta şoke oldum. Zaten Acıbadem E5 karayolunun hemen kenarında oturuyorduk. O sırada Altay tankları dediğimiz tanklar E5’ten geçerken, evimiz yol kenarında olduğu için biz sallanmaya başladık. Bir an deprem olduğunu düşündüm.

Daha sonra balkona çıkıp baktığımda uzun namlulu silahlar ve Altay tankları olduğunu gördüm. Kartal Zırhlı Tugay’da yıllarca iş yaptığım için tankları çok iyi tanırım. Kartal Zırhlı Tugayı o gece İstanbul’a boşalmıştı sanki. Ben o tankları görünce gerçekten bir şok hali yaşadım ve telefonumu elime alıp o anların videosunu bile çekemedim. Eyvah! Türkiye 30 sene daha geriye gidecek, dedim. Daha sonra ilerleyen saatlerde Cumhurbaşkanımız halkı sokağa davet etti. Ama öncesinde de biz sokağa çıkmıştık. O gece askerler karşısında Türk halkı değil de Yunan gâvuru varmış gibi davrandı. Yüzbaşının elinden birçok vatandaşı ben aldım. Maalesef Acıbadem’de bir direniş yoktu. Herkes kıyıda köşede saklanıyordu. Elimizde hiçbir şey olmadığı halde bize ağır silahlarla ateş ediliyordu. En son saat gece 03.00 civarında ben polislerin kayıtsız kalmalarına dayanamadım. Orada bir genç arkadaş vardı. Bisikleti ile askerlerin üzerine yürümek istedi ve onu aralarına alıp tartakladılar. Hatta oradaki telsizli müdürün akıbeti ne oldu bilmiyorum ama elindeki megafonla askerlere resmen gaz veriyordu. O gece uzun namlulu silahlarla insanlara ateş edilip öldürülmesine göz yumdular. Benim düşünceme göre 15 Temmuz’da bazı polisler de bu işin içindeydi ama halk sokağa dökülünce bir şey yapamadılar. Çünkü hiçbir müdahale yoktu. Silahı olmayan ve etiyle kemiğiyle ağır silahların önüne bir halk çıkıyorsa sana devlet o silahı ne diye veriyor o zaman? Halkını koruman için.

Halkın sokaklarda öldürülüyor, sen neredesin? Olaylar geldi geçti. Bana 5 metrelik mesafeden uzun namlulu silahla ateş edildi. Ben motorumla askerlere gidip, “Yapmayın etmeyin, bitti artık. Dünyanızı da ahiretinizi de bitirdiniz.” diye ikna etmeye çalıştım. Yanımda bir tane asker çocuk vardı yüzü hala gözlerimin önündedir. Miğfer kafasının yarısı kaplamıştı. Yani miğfer çocuğun kafasından bile büyüktü. Küçücük bir çocuktu. O çocuk benim çocuğum da olabilirdi. Çocukla konuşurken yüzbaşı yanıma gelip, “Hadi yürü git buradan!” dedi. “Komutanım bu iş böyle olmaz teslim olun.” dedim ve ağız dalaşına girdik. Namluyu havaya kaldırdığında ateş edeceğini anladım çünkü daha önce de direkt kalbe doğru ateş ettiğini görmüştüm. Ateş etmeye başladığında kendimi sağa doğru çekmemle birlikte mermi kalp hizamdan sol kolumdan girip çıktı. Bana doğru ateş ettiğinde bir an vurulmadığımı düşünüp şükrettim ama kolumdaki sıcaklığa bakınca vurulduğumu anladım. Yüzbaşı ateş ettikten sonra yukarı doğru yürümeye başlayınca yanımdaki asker çocuk bana, “Ağabey kaç seni de öldürecek!” deyince bunu yüzbaşı duydu ve geri dönüp bize baktığında bu sefer beni öldüreceğini anlayıp hemen oradan uzaklaştım. Motorla yaralı halde polis noktasına kadar gidebildim. Beni hemen ambulansa aldılar ve Acıbadem Hastanesine götürdüler. Orada müşahede altına alınıp tedavi edildikten sonra evime döndüm. Evde dinlenirken sabaha karşı tekrar kanamam oldu ve hastaneye gidip tekrar tedavi edildim.

15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesindeki etkenler sizce nelerdi?

Barbaros ARSLANOĞLU: 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesindeki en büyük etken elbette ki halktı. O gece polis ne yapabildi ki? Ankara’daki Özel Harekat binası bombalandı ve orada birçok polis kardeşimiz şehit oldu, canlarımız yandı. O gece sokağa çıkan insanlar olduğu gibi çıkmayanlar da vardı.

Sizi ve binlerce insanı sokağa çıkaran, mücadele ettiren şey neydi?

Barbaros ARSLANOĞLU: Evet, o gece sokağa çıkmayanlar olduğu gibi tankları gördükleri zaman alkışlayarak destekleyenler de vardı. Beni o gece sokağa çıkaran milli şuurdu. Zaten ülkemiz üzerinde yıllardır oynanan oyunlar aşikardı. 15 Temmuz da bu oyunların gerçekleşmesi için bir adımdı. Ülkemiz resmen bir cadı kazanı gibi.

15 Temmuz darbe girişimi başarılı olmuş olsaydı, sizce ülkemizi nasıl bir gelecek bekliyor olurdu?

Barbaros ARSLANOĞLU: 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı sonumuz muhtemelen Suriye’nin şu anki durumu gibi olurdu. İç savaşla birlikte paramparça olurduk. Bizi hiçbir ülke de kabul etmezdi. Allah’tan Rusya arkamızdaydı. Rusya’nın arkamızda olmasının sebebi de Amerika’nın arka bahçesi olmamızı istememesinden kaynaklanıyor. Yine de kimseye güvenmememiz gerekiyor. 1980 Askeri Darbesi’ni gördüğünüzü söylediniz.

Sizce 15 Temmuz darbe girişiminin önceki darbelerden farkı nedir?

Barbaros ARSLANOĞLU: 1980 Askeri Darbesi’nde askerlerin halka karşı tavırları asla 15 Temmuz’daki tavırlar gibi değildi. 1980 Darbesi’nde askerler halka hiçbir zaman ne kötü bir söz söyledi, ne hakaret etti, ne de tartakladı. Ama 15 Temmuz’daki askerler Mehmetçik değillerdi. Onlar gerçek birer teröristlerdi. Amerika’nın maşalığını yaptılar. Hatta benim vurulduğum yerde bir tane daha rütbeli vardı ve o adam şu an piyasada yok. Haçlı seferleri devam ediyor ve böyle güzel bir ülkeden vazgeçmeyecekleri için de devam edecek.

15 Temmuz darbe girişimini yapmaya kalkışanların başarısız olmasının sebebi sizce neydi?

Barbaros ARSLANOĞLU: Bir kere böyle üç beş çapulcuyla darbe yapılmaz. Bir daha böyle bir şeye kalkışacaklarını ben düşünmüyorum, o iş bitti artık. Bu darbeyi yapmaya kalkışanlar öncelikle halkı sindirmeye korkutmaya çalıştı. Ses bombaları atarak, sonik patlamalar yaparak, F16’lar uçurarak, ağır zırhlı araçları sokaklara çıkararak halkı korkutmayı planladılar. Ama biz Türk’üz. Öyle F16 sesinden, tanktan, tüfekten korkacak bir millet değiliz. Başarısız olmalarını ben öncelikle zamanlamalarının yanlışlığına bağlıyorum. Yine aynı şekilde sayıları çok azdı. Ordunun içinde bu darbeyi gerçekleştirmek isteyenler demek ki sayıca çok azdı. Çünkü bir darbe olduğunda tüm ordunun katılım göstermesi gerekirdi. Halkı hesaba katamadılar ve halkın sokağa dökülmesi de yine başarısız olmalarındaki bir diğer sebeptir. Cumhurbaşkanını ele geçiremedikleri için başarısız oldular. Allah bunlara fırsat vermedi ve planlarını yüzlerine gözlerine bulaştırdı.

Bir 15 Temmuz gazisi olarak bu kitabı okuyacak insanlara neler söylemek istersiniz?

Barbaros ARSLANOĞLU: Ne olursa olsun her zaman birlik içinde hareket etmemiz gerekiyor. Bir ve diri olmalıyız. Yok ben şu partidenim, sen şu partidensin muhabbetine girmeyelim. Şu an ülkemizin başındaki en büyük sıkıntı terör. İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu işini yapıyor, her şey ortada. Bakın bombalar patlamıyor. Patlamamasının sebebi terörle mücadele ediliyor olmasından kaynaklanıyor. Fakat ne yazık ki bu FETÖ’den alınanların çoluk çocukları var. Ne olacak onlar? Onlar zamanla büyüyecek ve Türkiye’ye düşman olarak bakacaklar. Cezaevleri bu FETÖ’den dolayı hınca hınç dolu vaziyette. Umarım ülkemizde tez zamanda her şey yoluna girer. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Barbaros ARSLANOĞLU: Ben teşekkür ederim.