"15 Temmu gecesi dünyaya örnek bir direniş oldu"

15 Temmuz gecesi bir kalkışmanın bir darbe girişiminin olduğunu ilk nasıl öğrendiniz?

Asım ADAKUL: 15 Temmuz günü iş dolayısıyla Gürcistan’daydım. O gün Gürcistan tarafında, sınırda bu örgüt ile adı anılan bazı insanlarla karşılaştım. Tabii ben bazı şeyleri sonradan öğreniyorum. Bilecikli Ahmet adında biri, Amerika’da bana borsacı olduğunu söyledi. “Türkiye’de neden yapmıyorsun?” diye sorduğumda; Gürcistan’da bir şirket kurduğunu, 2 gün önce geldiğini, bir gün sonrada Amerika’ya uçacağını söyledi. “İstanbul’a uçup oradan mı geçeceksiniz?” diye sordum. Minsk’e uçup, oradan ABD’ye geçeceğini söyledi. İstanbul’dan neden gitmediğini sorunca da biletin pahalıya geldiğini söyledi. Sonra, saat 19.00-19.30 sularında gümrüğe geldim ama bir şey dikkatimi çekiyor. Her gün çok kalabalık olan gümrük o gün çok sakindi. Yoldayken oğlum aradı. Sosyal medyada böyle bir kalkışmanın, girişimin olduğunu öğrenmiş. Bunun üzerine arkadaşlarımı aradım. Böyle bir durumun olduğunu ama net bilgi olmadığını gelişmeleri takip ettiklerini söylediler. Ben de yolda olduğumu söyleyerek, gelişmelerden beni de haberdar etmelerini istedim. Gece saat 21.00 civarıydı. Radyoyu açıyorum, hiçbir haber yok. Ben Of’a geldim. Polisin olduğu noktalar, polis binalarının olduğu yerler karartılmış. O zaman, büyük bir sıkıntı olduğunu anladım. Petrol Ofisi’nin olduğu yere geldim. İnsanlar toplanmış, ekrana bakıyor. İlk gördüğüm görüntü bir kadının elinde telefon, Cumhurbaşkanı ile konuşuyor. Cumhurbaşkanımızı görünce rahat bir nefes aldım. Cumhurbaşkanımızı ekranda görmek, bize çok büyük bir moral verdi. O ilk anda sokağın nabız nasıldı? Asım ADAKUL: Ben gittiğimde araçlar Petrol Ofisi’nin orada toplanmış, herkes ekrana bakıyordu. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı ekranda görünce insanlar büyük bir mutluk yaşadı… Öte yandan oğlum sosyal medyayı takip ediyor; Ankara’da, İstanbul’da olup, biteni bana aktarmaya çalışıyordu. Bir 30 dakika orada durdum. Daha sonra telefonla arandım, Yomra Belediye binası önünde toplanacağımızı söylediler. Bende kooperatif başkanı olduğum için önderlik yapmak istedim. Geldiğimde çok kalabalıktı. Yaklaşık 5 bin kişi vardı. Arkadaşlardan bilgi aldım. “Kaymakam yerinde mi?” diye sordum. “Yerinde.” denildi. “Polisin yanında birileri var mı?” diye sordum. Yine “Var.” denildi. En son

“Jandarma yerinde mi?” diye sordum. “Yerinde.” cevabını aldım. Siz nasıl yaralandınız? Olaylar nasıl gelişti?

Asım ADAKUL: Arabamın ışıklarını söndürdüm. Aracımı park etmiş geliyordum. İnsanların kaçıştığını gördüm. Olayın olduğu yere doğru yöneldim, hatta önce jandarmanın havaya ateş açtığını düşündüm. Biri rasgele ateş açmış. Yanına gittim. Kendinde değildi. Neden bunu yaptığını sordum… Öncesinde olayda yaralanan arkadaşlarımız olmuş, ben görmedim. Ben silahı elinden almaya çalışırken; bir boğuşma yaşandı o anda yaralandım. Hastaneye gittiğimde daha önce vurulanlardan Barış kardeşimizi gördüm. Kurşun gözüne isabet etmişti. Durumu çok ciddiydi. Gözünü kaybedeceğini düşündüm. Şükür ki gözü kurtuldu. Bana da müdahale ettiler. Üç dikiş attılar. Benim ciddi bir şeyim yoktu. Başka yaralı arkadaşlar vardı, onlarla ilgilendik. Onları teselli ettik… Aslında o gece Yomra’da sokağa çıkan herkes bana göre gazi. O mermiler o gece başka insanlara da denk gelebilirdi. Önemli olan o gece sokağa çıkmak, ilçenin meydanında toplanıp, bir güç oluşturmaktı. O gece sokağa çıkan herkes bana göre gazi lik madalyasını aldı. O gece ülke geneline baktığınızda kendini siper edip, şehit düşen kardeşlerimiz oldu. Allah onlara rahmet eylesin. Ailelerine sabır versin. Yaralanan insanlarımız oldu, tedavileri halen süren insanlar var. Allah onlara da şifa versin. Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığınızda geçmişte darbeler yaşanmış. Özellikle son yıllarda hep şu söylemler hâkimdi: “Darbeler bir ülkeyi 50-60 yıl öncesine götürüyor. Darbeler demokrasiye zarar veriyor…”

Bunlar konuşulurken, bir kalkışmanın yaşanması size ne hissettirdi?

Asım ADAKUL: 1972’de öğrenciydim. O zaman siyasal olaylar nedir, ne değildir, pek bir şey bilmiyorduk. Büyüklerimiz de bu konuda çok bilinçli değildi. Fakat 80 Darbesi’ni çok iyi hatırlıyorum. 12 Eylül İhtilâli’nde ben çarşıya inmiştim. Jandarma yolu kesmiş. “Eve gidin, geri dönün.” diye bağırıyor. Kimsede ses yok. İşte burada lider devreye giriyor. 2016 yılında Türkiye’nin iyi bir lideri vardı. Ama sev, ama sevme, belli bir oy potansiyeli olan, halk tarafından sevilen, sayılan bir lider vardı. O lidere güvenen insanlar sokağa çıktı. O lidere güvenmeseler sokağa çıkmayacaklardı. Bizim ülkemizde en büyük sorun da budur. Lider yaratamıyoruz, hemen onu yok ediyoruz. Her şeyden öte demokratik ülkelerde seçimle gelen seçimle gider… Dünyaya “İsrail’in sınırlarını bana gösterin.” diyen bir lider çıkmıştır. Ben bunun çok konuşulacağını düşünmüştüm. Ama gerek iç basında gerek dış basında yeterince yankı bulmadı. Maalesef dünya birtakım algılarla yönetiliyor ve biz bu algılarda boğuluyoruz. Sosyal medyaya baktığınızda olumsuz yorum yapanların çoğunun dış kaynaklı olduğunu görüyorum. Komşu ülkeler Irak ve Suriye’de yaşanan iç karışıklıklar uzun bir süredir devam ediyor.

Orta Doğu’ya baktığınızda tabiri caizse kazan sürekli kaynıyor. 15 Temmuz gecesi insanları sokağa çıkaran etrafında olup bitenlerin farkında olması mıydı?

Asım ADAKUL: Bakın, Şehit Ömer Halisdemir darbe yanlısı Semih Terzi’yi o gece vurmasa çok daha büyük sıkıntılar oluşacaktı. Darbeyi yönetenlerden biri ilk baştan öldürüldü… Orta Doğu’ya baktığınızda yaşanan bu olaylar hep bir şeylere zemin hazırlamak içindi. Petrol için yapıldı. Suriye’ye baktığınızda petrol var. Petrolün kaymağını kim yiyor? Amerika, İngiltere… Amerika, “Bu petrol benim toprağımdan batıyor, senin toprağından çıkıyor. Ben onu almaya geldim. Petrol benim.” diyor. Türkiye bölgede lider olmaya hazır bir ülke. Amerika kendinden başka güç istemiyor. Avrupa da istemiyor. Rusya da emperyalist bir ülke, “Burası benim yanı başım. Benim de burada bir hakkım olması gerekir.” diyor. Şimdi biz bölgede hep arada kalan olduk. Hiçbir zaman masaya oturup, tartışamadık. Türkiye artık her şeyin farkında, gençler artık bilinçli… Mesela Gezi Olayları’nda yaşananları biz büyük şehirlerde olmayanlar hep basından takip ettik. İlk etapta basına nasıl yansıdı? Ağaç sevgisi, doğa sevgisi… Nasıl ki İsrail bayrakları ortaya çıktı. Arabalar taşlandı. Dışarıdan gelen, terörle bağlantısı olan insanlar açıklama yapmaya başladı. İnsanlar bu Gezi Olayları’nın Türkiye’ye karşı yapılmış bir dış hareket olduğunu anladı. Bu bir güç denemesiydi. Cumhurbaşkanımız o zaman yurt dışındaydı. “Türkiye’ye dönemeyecek. Kaçacak…” intibaları yaratılmaya çalışıldı. Döndü, balkon konuşmasını yaptı ve o birlik, beraberlik tekrar sağlandı. Bunların yanında farkındaysanız Türkiye’de yıllardan beri cemaat sorunu vardır. Türkiye’de ihtilâller olmuştur ama kimse cemaatlere dokunmamıştır. İslâmcılarla uğraşıldı, başörtüsü ile uğraşıldı ama cemaatlere hiçbir yönetim bir şey söylemedi. FETÖ de buradaki en büyük cemaat. Cumhurbaşkanımızın dediği gibi en altı ibadet, ortası ticaret, üstü ihanet… Bakın, bu örgüt, tüm dünyada beyin topluyor. Zeki çocukları toplayıp, Amerika’ya götürüyor. Geçmişte Türkiye’de de ailelere para teklif edip, zeki çocukları götürmek istediler. Tabii biz o zamanlar bu kadar aydınlanamadık. Onların bu yüzünü göremedik. Gezi Olayları’ndan sonra biz bunları görmeye başladık. Bu da sadece Cumhurbaşkanı’nın gayreti ile oldu. İşte sonuç, 15 Temmuz’a kadar geldiler. Ankara’da, İstanbul’da neler yaşandı gördük.

15 Temmuz gecesi vatandaş milli bir irade ortaya koydu. Siz de sokaktaydınız. Atmosferi soludunuz. O geceyle ilgili neler söyleyeceksiniz?

Asım ADAKUL: O gece ulus olarak milli bir duygu yaşadık. Ülkede milli bir bütünleşme oldu. Ben o geceki bütünleşmeyi hayatım boyunca unutmayacağım. Kurtuluş Savaşı gibi milli bir duygu yaşadık. Hep beraberdik. Bunun içinde sağcısı vardı, solcusu vardı. O gece hiçbir ayrım yoktu. Sadece “yaşadığımız bu ülke için, bu bayrak için bir olmalıyız. Beraber olmalıyız. Beraber olursak güçlü oluruz” dedik… Bu milli duygularla hareket ettik. Bunu da bize sağlayan devletimize olan güvenimizdi. Askerimizin içinde de çok değerli insanlarımız vardı. Eğer onlar olmasaydı bu birlik yine sağlanamazdı. Biz hükümetimize de güvendik. Askeriye içinde olan değerli insanlara da güvendik. Yoksa bu direniş olmazdı. Güneydoğu illerinde bile insanlar sokağa çıktı, darbeye direndi. 15 Temmuz gecesi bütün dünyaya örnek bir direniş oldu. Türkiye o gün dünyaya bir mesaj verdi. “Kimse artık bu ülkeyi alamaz” mesajı… Her şerde bir hayır vardır. O gün çok güzel bir direniş sergilendi. Fakat kendi içimizde de hainler var. Bu hainleri de temizlememiz lazım. Kalkışmanın yaşandığı gece Avrupa’nın sergilediği ikiyüzlü tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Asım ADAKUL: Avrupa’nın en çok beklediği şey zaten buydu. Türkiye’de yine bir darbe olsun. Eski düzen devam etsin… Avrupa’nın, o gece Türkiye’de yaşanan birlik ve beraberliği görünce; Cumhurbaşkanımızın açıklamalarını görünce morali bozuldu. Avrupa, hayal kırıklığına uğradı. Çünkü dış güçlerin hesapları başkaydı. Avrupa’nın en büyük pazarı Türkiye’dir... Avrupa, Türkiye hakkında sürekli bir algı oluşturma çabası içerisinde. Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi zamanında çok konuşuldu. Beni İngiltere’den arkadaşım arayıp, sordu. “Bu saray nedir?” dedi. Her gün İngiliz televizyonlarında “Tayyip’in sarayı” tarzında haberlerin yapıldığını söyledi. Ben de “İngiltere o saraydan istihbarat alamıyor. Bütün sıkıntı o. Orayı dinleyemiyorlar, orada ajanları yok, milli toplantılar, özel toplantılar hep orada oluyor. Sıkıntı oradan kaynaklanıyor.” dedim… Türkiye’nin nüfusu 80 milyonun üzerinde ve bugün çok büyük bir pazarı var. Ekonomik olarak, siyasi olarak, ticari olarak… Türkiye’de ajanlık yapmak, toprak bölmek çok kolay… Bir Alman, bir Fransız biliyor ki Türkiye güçlü olursa geleceğini kaybedecek. Adamların hesapları var. Amerika’nın hesapları var. Amerika’nın Türkiye’de üsleri var. Biz Malatya’daki bir Amerikan Üssü’ne giremiyoruz. Bunlar işte Lozan’ın ortakları… Türkiye güçlendikçe bu üsler yavaş yavaş daralmaya başladı. Bu da onların işine gelmiyor. İran’ı kumanda edemiyorlar. Suriye’de Rusya yüzünden diken üstünde, şimdi Gürcistan’a yatırım yapıyor.

15 Temmuz gecesi sizin için ne anlam ifade ediyor? O geceyi nasıl tanımlarsınız?

Asım ADAKUL: Biz rutin bir hayat yaşıyorduk. 15 Temmuz gecesi kendimize geldik. 15 Temmuz gecesi bilinçlendik. O gece çocuklarımıza anlatacağımız ve bizden sonraki nesillere aktaracağımız şeyler yaşandı... O gece neler yaşandı, ne oldu ve bundan sonra ne olması gerekir? ... İşte, bizim için ve tüm bu sorular için o gece dönüm noktası oldu… Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletlerde İsrail haritasını eline aldı. Bunu bir başkası yapabilir miydi? Bunu şimdiye kadar kimse yapamadı. Cumhurbaşkanımız bu cesareti kimden aldı? Cumhurbaşkanımız bu cesareti bizim 15 Temmuz gecesi gösterdiğimiz direnişten aldı. Biz Cumhurbaşkanı’nın siyasetinin arkasında duracağız. Bakın, kişi demiyorum, siyasetin diyorum. Bugün o gider, yarın başkası gelir. Önemli olan bu duruşu, bu siyaset anlayışını devam ettirebilmektir. İnşallah biz de bu anlayışın sonuna kadar arkasında dururuz.