ADEM TUNOĞLU
Adem Tunoğlu, 15 Temmuz gecesi olası belirsizliklerin
halka çok şey öğrettiğini dile getirdi
15 TEMMUZ’DA
DEVLET OLMANIN
ÖNEMİNİ DAHA İYİ
ANLADIK

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1975 yılında Kastamonu İnebolu Bayıralan Köyü’nde dünyaya geldim. İlkokulu
Bayıralan Köyü’nde okudum. Ortaokul ve liseyi İnebolu İmam Hatip Lisesi’nde
okudum. 1997 yılı Ocak ayında imam hatipliğe başladım. Sonra 2 yıl yüksek okul
okudum. İlk görev yerim Çatalzeytin, ardından İnebolu, İstanbul Şile, Kocaeli Darıca,
İstanbul Fatih ve şu anda İstanbul’da Pendik Müftülüğüne bağlı bir camide görev
yapıyorum. Evliyim, 1’i kız 2’si erkek 3 tane çocuğum var.


Hain darbe gecesinden nasıl haberdar oldunuz?


Yatsı namazını kıldıktan sonra bir hareketlilik olduğunu söyledi arkadaşlar. Onlar da
televizyondan haberlerden izlemişler. Caminin çay ocağındaki televizyona baktık biz
de. Televizyondan gördüğümüz anormal bir durum vardı. Bir saat sonra yani saat 23.00
gibi uçaklar uçuşları başladı. Biz Kocamustafapaşa’daydık. Çok yakın olduğumuz
Vatan Caddesi’nden top veya uçak savar gibi yüksek sesler ve patlamalar duyduk. Daha
sonra “Acaba ne oluyor?” diye bir tereddüt oldu. Özellikle uçakların ses hızı çok
tedirgin ediciydi. Ben askerliğimi havacı olarak yaptım. Uçakların o sesini bilirim.
Hatta ben 132.filoda komutan şoförüydüm. Yani küçük askeri uçakların uçuş şekillerini,
nerelerde uçtuklarını biliyorduk. Uçakların o uçuşlarının normal olmadığı belli. Ama
hayat da devam ediyordu. Örneğin ben 1980 ihtilalini de biliyorum. Bildiri olmuş, her
yer kapalı, askerler vardı sadece. Ancak burada öyle bir şey yoktu. Ancak yavaş yavaş
o patlamalar, uçakların geçişi tedirgin etmeye başlamıştı. Yaşadığımız o tedirginlik
sonrası birkaç yere telefon açtık. Ben müftümü aradım. “Evet, böyle bir şey var” dedi
bana. Daha sonra Cumhurbaşkanımız ekranlarda bir kalkışma olduğunu söyledi. Epey
bir kalabalık olmuştuk. Evimizle cami arası çok yakındı. Bir kısmımız Saraçhane’ye
Adem Tunoğlu İstanbul Pendik’te imam olarak görev yaptığı camide darbe yanlısı bir kişinin saldırısı sonrası yaralanarak gazi oldu. Adem Tunoğlu o gece emekli polis memuru arkadaşıyla birlikte
yatsı namazının ardından olayların henüz ilk saatlerinde yaşadığı o
anları ise hiç unutamıyor. Hain girişimin gerçekleştirilmeye çalışıldığı
ilk saatlerde yaşanan hareketlilik üzerine ne olup bittiğini anlamaya
çalıştıklarını söyleyen Adem Tunoğlu, özellikle uçakların alçak uçuşu ve
meydana getirdikleri o sesin inanılmaz derecede rahatsız edici olduğunu
dile getirdi. Adem Tunoğlu, hain darbe gecesinde vatandaşların hiçbir
siyasi düşünce gözetmeksizin meydanlarda olmasının ise olayın belki de
en sevindirici taraflarından birisi olduğunu belirtti. Adem Tunoğlu,
“Hain darbe gecesinde demokrasimiz daha da güçlendi. Çünkü insanımız
o gece vatan sevgisinin ve devletin öneminin farkına daha iyi vardılar.
Çünkü bir günlük belirsizliğin bile ne kadar kötü olduğunu yaşayarak
gördük o gece. Bu da çok önemliydi” ifadelerini kullandı.
gitti. Evdekileri merak ettik ve saat 24.00 gibi eve gittik. Arkadaşlarımızın birçoğu
Fatih’e doğru Belediyenin olduğu yere doğru gittiler. Biz evde iken salaların okunması
için talimat gelmişti. İstanbul ve Ankara dışındakiler uçakların alçaktan uçuşun insanı
ne kadar tedirgin ettiğini anlayamayabilir. Televizyondan izlemekle uçağın bizzat alçak
uçuşuna şahit olmak arasında çok fark vak. Biz sala için camiye geldik. Emekli bir polis
arkadaş vardı o da bizimle camiye gelmişti. Ancak o arada ne olup bittiğini anlamaya
çalışıyorduk. Kestiremediğimiz bir durum vardı ancak Cumhurbaşkanımızın televizyon
konuşmasının ardından darbe girişimi olduğu netleşmişti. Camide sala okudum. Bizim
caminin etrafında demir kapılar vardır daha doğrusu bahçe kapıları. Onlar 3 taneydi.
Birisini açtım. Ancak bahçe kapısından bir tanesi açıktı. Salayı okuduktan sonra 2-3
dakika emekli polis arkadaşla oturduk. O sırada içeriye birisi geldi. Daha önce hiç tanı-
madığım ancak daha sonra videolardan izlediğimde mahalleden rastladığım birisi
olduğunu anladım. Elinde bir pala, döner bıçağının daha genişi. “Ne yapıyorsunuz ne
oluyor?” diye sordu. Biz de darbe girişimi olduğunu söyledik. Neden sala okuduğumuzu
sorarken da hakaretvari tavrı vardı. Farklı bir ruh hali vardı. Biz de bir serseri sanmıştık.
O tiplerden daha önce de geliyordu biz onlara bir çorba parası veriyor gönderiyorduk,
onlardan birisi sanmıştık başlarda. Ancak baktık çirkinleşmeye başladı. Kapıların neden
açık olmadığını sordu. Biz de ona açık olduğunu gösterdik. Biz dışarı çıkarken bıçak
onun elindeydi halen. Biz ona o bize herhangi bir davranışta da bulunmadı. Camiden
çıkar çıkmaz saldırganlaştı “Buraları bize ait” gibi sözler söylemeye başladı. Neden
böyle yaptığını sorduğumuzda da “Bitti sizin devriniz, artık buralar bize ait. İsteyen
istediği gibi konuşup davranacak” diye de devam etti. Bir nevi teslim almaya gelmiş.
Alışık olmadığımız bir durumdu. Camide veya cami dışında herhangi bir ibadethanede
de kimse kimseye saldırmaz. Çünkü ibadethanedir. Önce elindeki bıçakla emekli polis
arkadaşın sırtına doğru saldırdı. Bir kesik falan olmadığını görünce onu sakinleştirip
göndermek istedik. Sonra bıçakla benim üzerime saldırdı. Ben bir anlık refleksle
kendimi yana attım ancak ona rağmen kaburgamdan yaralanmışım. Sonra ben kendimi
savunmak için bir şey aramaya başladım. Yan tarafa doğru koştum. Emekli polis
arkadaş da bahçe kapısından dışarı çıktı. O saldırgan da bizim bulunduğumuz cami
avlusuna bizim açtığımız kapıdan değil de demir korkulukların üzerinden atlayarak
gelmiş. O yine oradan dışarı çıkıp bizim arkadaşa saldırdı. Ben ilk saldırı anını
görmedim ama başına vurmuş halini gördüm. Ben de oradan bir sandalye buldum. Hem
kendimi savunacağım hem de ona karşı kullanacağım. Emekli polis arkadaşımız yere
düşmüştü. Sandalyeyle onun üzerine giderken o da benim üzerime geliyordu. Tam o
esnada başka birisi ona tekmeyle müdahale etti. O anda dikkati dağıldı. Polis arkadaşı
kaldırdılar o arada. Ben polis arkadaşını arayıp yaralandığını söyledim. O saldırganın
evi de oradaymış. Darbeye karşı olan vatandaşların büyük çoğunluğu Fatih’e gittiği için
o saldırgan ve onun gibi olanlar kalmıştı orada sadece. O arada zaten komşular emekli
polis arkadaşın yaralandığını görmüştü. Bu olaylar olduğunda saat 01.40 civarıydı. Konuştuklarımın büyük kısmı zaten kamera kayıtları olarak internette de var.

Adem Tunoğlu, Cengiz Demir olarak izlenebiliyor.


Sonrasında ben de eve gittim. Benim yaram çok fazla değildi. Ne yapalım diye
düşündük. Evde tedbir alınması yönünde evdekilere telkinde bulundum ve hastaneye
gideceğimi söyledim. Ne olduğunu bilmiyorlardı. Sonunda eşime yarayı gösterdim.
Samatya Hastanesi’ne gittim. Emekli polis arkadaşımızı orada gördüm. Kafası ikiye
ayrılmış vaziyetteydi. O palayla kafasına vurduğunda beyin zarına kadar inmiş, 17-18
dikiş atılmıştı. Allah korumuş beyne değmemişti. 3-4 gün tedaviden sonra normale
döndü. Benim yaralandığım yere pansuman yaptılar. Kaburga üstündeki et kesilmişti.
Daha sonra daha fazla hasar olup olmadığını anlamak için film çekildi. O arada bir
sağlık personeli orayı dikmek için hazırlanıyordu. Saraçhane’de yaralananlar geldi o
anda ve hastanenin koridoru bir anda kan-revan oldu. Belki 30 kişi vardı. Zaten nöbetçi
doktorlar vardı. Sağlık personelleri seferber olmuştu adeta. Hastanenin içinde de
güvenlik sorunu vardı. Top sesleri, atış sesleri, mermi sesleri, uçakların sesleri gittikçe
artıyordu. Gelen personel ağır yaralılarla ilgileniyordu. Ben de o arada hem evdekileri
hem de camiyi merak ediyordum. Evdekiler de beni merak ediyordu tabi. “Ben evime
gitmek istiyorum, yürüme mesafesi evime gidilebilir” dedim. “Olmaz” dediler. Ben
ısrar ettim. Sonra “O zaman sen yarın buraya geleceksin ve tedavinin devamını
yapacağız” deyip “Tedavimi kendi isteğimle sonlandırıyorum” diye bir yazı imzalattılar
bana. Bir şekilde yarayı kapattılar. Ben önce camime gittim. Zaten insanlar hep
ayaktaydı. Orada konuştuk, durumu anlattık. Sabah 04.30 olmuştu. Ben camideydim
yaralı olduğum için bir başka arkadaşa namazı kıldırdım. Kısa bir zaman geçtikten
sonra tekrar hastaneye geldim. Hastane de biraz normale dönmüştü. Devlet kontrolü ele
almıştı. Herkes birbirinden korkuyordu çünkü kimin düşman dost olduğu belli değildi.
Hatta köprüde yaralanan ve tutuklanan askerler de vardı orada. Onların başında da polis
vardı. Orada ne olup bittiğini sorduğumda “Ben şoförüm, bizim silahımız bile yok.
Bize köprüde terör olayı olduğunu söyleyip 10.30’da kaldırdılar. Hepimiz gittik, biz
olayın ne olduğunu anlayamadan içinde bulduk kendimizi” demişti bana.
Benim tedavim yapıldı. Ardından bizi yaralayan şahıstan şikayetçi olduk. 1-2 gün
sonra hastaneden bir sağlık görevlisi bir polis, 2-3 kişi gelip olayı sordu bize. Biz de
anlattık. Bize saldıran kişi mahallede bir gün bir gece durdu. Ancak yanılmıyorsam
kaçtığı Silivri’de 4.günde yakalandı. Mahkeme oldu. 18 yıl ceza aldı. İstinaf’ta 12 yıla
düşürüldü. 12 yıla düşüren mahkeme heyetinin aynı gün akşamı görevden alındığını
öğrendik. Çünkü ikimizi de öldürme kastı vardı. Ancak o “Korkutma kastıyla hareket
ettim, öldürmeye teşebbüs etmedim” dediği için cezasını 6 yıl indirdiler. İstinaf
Mahkemesi bizim savunmamızı bile dinlememişti. Kendini savunmasıyla cezasını indirmişlerdi. Sonra bu dava Yargıtay’a gitti. Cevap gelmedi. 5 yıl falan yattı, şu anda da
dışarda. Ancak son durumu net bilmiyoruz. Şunu söyleyeyim, birçok kişinin köprüde,
havalimanında veya başka bir yerde saldırıya uğradığı karşısındaki düşmanları tanımı-
yorlardı. Bir şekilde onların davası bitti ama bizim davamız bitmedi. Onun akrabaları
sürekli olarak beni ve ailemi tehdit etti. Ben yer değiştirdim. Ama o anda değiştirmemiştim.
“Ölüm bir tane” diye düşünmüştüm. Ondan kaçıyormuş havası olmasın diye görevimizin
başında olduk. Bizim aradığımız kurum idarecilerin bir kısmı dahi saat 04.30-05.00’e
kadar telefonlara bakmadı. Her şey kontrol altına alındıktan sonra telefonlara baktılar.
O gece İstanbul ve Ankara’dakiler darbe girişimini çok daha ciddi yaşadı. İstanbul’da
da Emniyet Müdürlüğü’nün Fatih’te olması hasebiyle daha ciddi yaşadı.
Her kesimden insanın darbeye karşı o gece sokaklarda olması size ne hissettirdi?
Allah’a şükür devlet hepimizin. Benim Edirne’den Bursa’ya kadar Umreden arkadaşlarım var. İçlerinde farklı siyasi görüşleri olanlar vardı. Onlarla görüştüğümde her birisi bu işin haince olduğunu, devletimizin bizim olduğunun bilincindeydi. En güzeli
de buydu yani. Farklı siyasi görüştekiler de bu işin farkındaydı. Ciddi bir sıkıntı
yaşandığının farkındaydı. Orada siyasi saikle hareket etmediler. Hem o akşam hem o
akşamdan sonra da bu işin siyasi bir farklılık gözetmeden bir ihanet olduğunun
farkındaydı. Önemli olan da oydu zaten.
Eğer o hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı bugün nasıl bir durum olurdu?
Onu şu anda kestiremiyorum. Çünkü çok kötü olurdu. Ama ne kadar hazırlıkları
vardı, ne yapılacaktı, ne yapacaklardı, tam olarak onu kestiremiyorum ama iyi olmayacağı
garanti. İkincisi şöyle bir şey var. Ben 1980 darbesinde 7 yaşındaydım. “En kötü
demokrasi en iyi darbeden yani darbe yönetiminden iyidir” diye bir cümle vardı.
1980’li yıllarda bunu çok söylerlerdi. Demokrasilerde seçimle kazanılır, seçimle gelinir,
seçimle gidilir. Demokratik olarak insanlar söyleyebilir, eleştirebilir. Ama zorla kimse
iktidar sahibi olmaz, olamaz, olmamalı. Biz demokratik bir devlet olduğumuzu iddia
ediyoruz. Ki öyleyiz. O zaman birisi beğenmeyebilir, beğenmeyen kişinin ancak
seçimde oy atma hakkı var. Zorlamayla, farklı kanallarla, iktidar sahibi olma isteği o
zaman kavgadan beslenir. Güçlü olan kendisi iktidar olmak ister. O günden bugüne ne
olurdu bilemiyorum ama demokrasi bir defa yara aldı daha fazla yara alabilirdi. Ama
demokrasi daha da güçlendi. Neden güçlendi? Çünkü insanlar vatan sevgisinin farkına
vardılar. Devletin öneminin farkına vardılar. Çünkü bir günlük belirsizliğin bile çok
kötü olduğunu gördüler. Bu önemliydi bence.

ALİ AYRAN
Ali Ayran ülkenin geçmişte yaşadığı sıkıntıları
yeniden yaşamaması için hiç düşünmeden meydanlara çıktı, canını feda etti…
BİZ VATAN İÇİN
ÖLMEYİ
ŞEREF BİLDİK
O RUH DARBEYE
GEÇİT VERMEDİ
Kastamonu
Gazileri
- 16 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1976 senesinde Üsküdar Zeynep Kâmil Hastanesi’nde dünyaya geldim. Aslen
Kastamonu Tosyalıyız. Çanakkale Savaşı’nda da en fazla şehit veren illerden birisi
Kastamonu. İki kardeşiz, bir ablam var. Babam hafızmış. Çorum İskilip’te hocalık yaptı
bir dönem. Sonra İstanbul’a gelip yerleşti. Burada bir süre taksicilik yaptı. Bize de
İstanbul’da babaannem baktı. Küçük yaşlardan beri hayatım çalışarak geçti diyebilirim.
Pastanede, eczanede hemen her yerde çalıştım. Ancak ‘İyi ki çalışmışım’ diyorum.
Hayatı, paranın kıymetini öğrendik. En önemlisi insanları sevdik, saygıyı öğrendik,
ahlakı öğrendik…
Babam İstanbul’da 2.evliliğini yaptıktan sonra memlekette İnebolu’da 3.evliliğini
yaptı. Sağ olsun o eşi beni İstanbul’dan aldı ve İnebolu’ya götürdü. Orada beni meslek
lisesinde okuttu. Yatılı okumuştum. Sonra Kastamonu Meslek Yüksek Okulu’nda
elektrik öğretmenliği bölümünü okudum. Eğitim hayatım Kastamonu’da geçti. Sonrasında
tekrar İstanbul’a geldim. Burada bir fabrikaya elektrik teknisyeni olarak işe girdim.
2003 yılına kadar o işi yaptım. 2003 yılında da Trabzonlu bir abinin yanına pazarlamacı
olarak işe girdim ve elektrik malzemeleri satmaya başladım. İstanbul’dan çıkıyor her
yere gidiyordum. Orada başta satış teknikleri olmak üzere iş hayatına dair pek çok şey
öğrendim. Ekmeğimizi kazandık ve hayatımızı düzene soktuk. Aynı yıl da eşimle
evlendik. Üç oğlum var. İsimleri Yiğit Ali, Efe Ali, Muhammet Safa.
Bize o geceyi anlatır mısınız, nasıl öğrendiniz hain darbe girişimini?
İşim gereği söylediğim gibi elektrik malzemesi satıyordum. O günü Düzce’den gelmiştim. Eşim çocuklarla denize gitmişti, evin anahtarı yoktu üzerimde, o yüzden evin
önündeki bahçede yattım. Ancak içimde öyle bir sıkıntı var ki… Yorgunluk, bezginlik,
tuhaf bir ruh haliydi. “Bir şey olacak, çocuklar da denize gitti” diye düşünüyordum.
Ali Ayran darbe girişimini arkadaşının telefonuyla öğrendi. İlk etapta inanmak istemedi… Hatta inanmadı. Sonrasında otobanda geçen tankları görünce olayın ciddiyetini anlaması uzun zaman
almadı. Hiç tereddüt etmedi evden çıkmak için… Tıpkı diğer binlerce gazi
gibi… O büyüklerinden, kitaplardan öğrendiği, çocukluğunda hatırladığı
kadarıyla ülkesinde yeniden aynı senaryoları yaşamak istemiyordu.
Çünkü darbeler bu ülkeyi hep geriye götürmüş ve kaybeden halk olmuştu.
Ali Ayran bu hayat anlayışını da “Biz devlet için, millet için, vatan için,
bayrak için çalışan adamın yanında durduk her zaman. O yüzden ben
kendim televizyondaki çağrıları beklemeden çıkmıştım” sözleriyle dile
getiriyor. Ülkede yaşayan herkesin o gece gösterdiği birlik-beraberliğin
hiçbir yerde kolay görülemeyeceğini söyleyen Ali Ayran “Bizim
insanımız, milletimiz göremeyeceğimiz bir cesaret onur ve şeref sahibi
olarak o gece vatan için ölmeyi şeref bilerek çıktı meydanlara” diyerek
önemli bir konuya vurgu yapıyor.

Sonra eşim geldi. Yemek yedik, kahveye çıktım. Arkadaşlarla çay-sohbet derken. Saat
20-30-21.00 arasıydı. Eczacıbaşı’nın servisini yapan bir arkadaş karşıya geçiyordu o
esnada bizi aradı. “Ali darbe oluyor” dedi. “Hasan dalga mı geçiyorsun, en darbesi,
ülkede ne var ki darbe yapılacak?” diyerek telefonu kapattık. Sonra bir daha aradı
“Dalga geçmiyorum, darbe oluyor” dedi. Sona biz de televizyonu açtık “Köprüde
asker” diyor. Evim de hemen otobanın (Ümraniye Çakmak’ta) yanında. “Otobana
bakalım” dedik ve koşarak oraya gittik. Hakikaten iki tane tank gidiyor. Tekrar eve
döndük. Eşim oturuyor, çocuklar uyumuştu. Televizyonda TRT’yi açtık. Spikerin
‘sokağa çıkma yasağı’ ifadesini duyunca tüylerim diken diken olmuştu. Allah kalbimi
biliyor. Hiç kimse açıklama yapmadan “Bunda bir oyun var, ben eski günlerime
dönemem. Çok acı çektik, çok çile çektik. Ne darbeyi, ne sokağa çıkma yasağını kabul
ediyorum” diyerek evden çıktım. Çıkarken eşim hiçbir şey söylemedi. Sadece çocuklarımı
öptüm ve öyle çıktım. Arabaya binerken mahalledeki komşular “Nereye gidiyorsun?”
diye sordular. Ben de Tepeüstü’ne gideceğimi, oradan da köprüye geçeceğimi söyledim.
“Araba gitmiyor” dediler. Ben de “Gittiği yere kadar arabayla giderim” dedim. Arabaya
doluştular, sonra birkaç araba daha mahalleden çıktık. Tepeüstü’nün aşağı kısmında yol
kesilmişti. Epey bir kalabalık vardı. 1.köprüye inerken, iki köprü ayrımında polis
arkadaşlar gördü “Ali abi nereye gidiyorsunuz?” diye sordu. Köprüye gittiğimizi
söyledik. “Abi köprü çok kalabalık, köprüye gitmeyin, burada durun. Birazdan Türk
Telekom’a helikopter inecekmiş” dedi. Biz de “Tamam” deyip bekledik. Bir sigara
yaktık demeye kalmadan helikopter geldi. Türk Telekom’un üzerine inemedi, Casper’ın
binası var yanında, onun üzerine indi. Biz de koşarak oraya gittik. Güvenlikçiye kapıyı
açmasını söyledik. “Abi öldürürler sizi” dedi. “Yahu sen deli misin, benim askerim beni
mi öldürecek, saçma saçma konuşma, aynı bayrağın altında yaşıyoruz” dedim. Kapıyı
açtırdık, içeriye girdik. Henüz her şeyin bilinci kafamda oturmamıştı. Çatıya bir baktım
10-15 civarında asker. Kafalarına bir şeyler geçirmişlerdi, robot gibiydiler. Elimi
kaldırarak “Ne yapıyorsunuz, derdiniz ne?” diye seslendim onlara. Biraz da küfürlü bir
ifadeyle “Çıkın dışarı” dediler bize. “Ağzını bozma, derdin varsa aşağıya in, orada konuşalım. Devletten ne istiyorsunuz?” dedim. Öyle deyince silahlarını doğrulttular.
Ancak ben hala daha ihtimal vermiyordum. Adım atmaya başladım, yürüyüp çatıya çı-
kacağım, bir anda ateş etmeye başladılar. Öyle bir ateş ki sanki karşılarında düşman var.
Bizim orada akıl gitti adeta. Ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Orada taşa takıldığımı
sandım, yere düştüm. Meğer diz kapağımdan vurulmuşum. Anlayamamıştım… Sonra
vücudumu kaldıramadığımı fark ettim. Sağ olsun bir çocuk beni o pisliğin ortasından
aldı ve kıyıya çekti. Orada epey bir kan kaybetmiştim. Yaklaşık 15 dakika üzerimize
ateş ettiler. Mermilerin kolumun, kafamın yanından geçtiğini hissediyordum. Fakat
şunu özellikle söylemek istiyorum, vücutta kan kaybından kan kalmamıştı. Öyle olunca
da vücut, beyin uyuşuyor. Havaya baktım… Hava o kadar güzel ki… Kelime-i şehadet
getirdim. O anda üç çocuğum aklıma geldi. “Biz anasız-babasız büyüdük benim
çocuklarım da babasız büyüyecek” diye düşündüm. O anda içime bir huzur geldi.
Ölmenin, vatan uğruna, millet uğruna bu kadar güzel olabileceğini yaşadım… Ölümü
hissettik. Çünkü gökyüzüne baktığınızda Allah-u Teala’nın seni alacağını hissediyorsun.
Seni yaradan seni alacak artık. Ona kavuşacak olmanın mutluluğu, vatan için ölecek
olmanın huzuru var… Oradan sonrasını zaten hatırlamıyorum. Çünkü kan kaybından
bilincim gitmişti artık.
Orada polisler de ateş etmeleri halinde hainler daha çok ateş edecek ve daha çok
ölüm olacak endişesiyle ateş etmediler. Allah razı olsun Mustafa Çalışkan polislere o
emri verip halkı kırdırmadı.
Orada bir arabayı durdurmuşlar onunla beni hastaneye götürmüşler. O esnada eşimi
de aramışlar. Hastanede konuşmaları hayal-meyal hatırlıyorum. Doktor “Ayağını
kesebiliriz” diyor. Ben de konuşamıyorum ama içimden “Ayağımı kesme ben araba
kullanıyorum” diyorum. O geceyi sabaha kadar o şekilde geçirdik elhamdülillah. Beni
götürdükleri özel hastanede tedavimi yaptılar. Ayağımı alçıya aldılar. Bir gece yattıktan
sonra çıktı. Yaklaşık 6 ay evde yattım. Mermilerin yeri kapanmamıştı. O esnada
enfeksiyon kaptı derken evde tedavim oldukça uzun sürdü. Şuna şükrediyorum, rabbim
bize inşallah bu gazilik unvanını kendisi vermiştir, onunla gurur duyuyorum.


O gece hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı, size göre ülkenin durumu
bugün nasıl olurdu?


Biz aile olarak hiçbir zaman siyasi parti ayrımı yapmadık. Rahmetli babam da
öyleydi. Biz devlet için, millet için, vatan için, bayrak için çalışan adamın yanında
durduk her zaman. O yüzden ben kendim televizyondaki çağrıları beklemeden çıkmıştım.
Konuştuğumuz büyüklerimiz, İsrail, İngiltere gibi ülkelerin yanı sıra PKK, DAEŞ gibi
terör örgütlerinin hepsinin sınırlarda beklemede olduğunu anlattı bize. Eğer ki o hain
girişim başarılı olsaydı Suriye’den beter, Irak gibi bir dilim ekmeğe muhtaç olacaktık.
Ancak bizi hiç kimseye ülkesine almazdı. Zaten biz de kimsenin ülkesine gidemezdik.
İnsanımız içinde kalacağı durumu kabul etmez daha çok kaos olurdu. Ancak şükürler
olsun Allah buna müsaade etmedi. Osmanlı’dan beri inanıyorum ki Allah her zaman
bizim vatanımızı korumuştur. Çünkü bu ülkenin misyonu bitmemiştir.
O gece toplumun her kesiminden insanın meydanlarda olması size ne hissettirdi?
Bizim milletimizden Allah bin kere razı olsun. Göremeyeceğimiz bir cesaret, göremeyeceğimiz bir onur, göremeyeceğimiz bir şeref var. Vatan için ölmek hakikaten
bizim için bir şereftir. Bu konuda ilginç bir şey anlatacağım. Benim Doğu kökenli bir
arkadaşım var. Siyasi anlamda kendisiyle hiçbir zaman anlaşamıyoruz. Her zaman fikir
ayrılığı yaşıyoruz. O akşam o arkadaşım benimle beraberdi. Benimle beraber beni
sırtında taşıyan, üzerine şakır şakır kan akan adamdır. Orada “Benim kardeşimi
vuramazsınız, siz kimsiniz şerefsiziler” diyen Kürt bir arkadaşım… Diğer tarafta da
yine Kürt bir arkadaşım daha vardı. Bu millet böyle bir millet…
 

ALİ GEDİK


Ali Gedik yeni doğmuş çocuğu ve eşini hiç düşünmeden vatanı için hainlerin karşısında darbeye
karşı duran kahramanlardan sadece birisi.


EVLATLARIMIZ VE
GELECEĞİMİZ İÇİN
‘ÖNCE VATAN’ DERİZ

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1985 yılında Kastamonu Tosya’da dünyaya geldim. 2 kardeşiz ve benden
küçük bir kız kardeşim var. O zamanın koşullarında küçük yaşta İstanbul’a geldik ve
ailece İstanbul’da kendimize bir düzen kurduk. Ben de evliyim ve 3 çocuğum var. Şu
anda da özel bir sektörde operatör olarak çalışıyorum.


O gece yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz, ne yaptınız?


O akşam arkadaşlarımızla çay bahçesinde oturuyorduk. Yoldan geçen vatandaşlar,
‘Havaalanında askerler var… Belli noktalarda askerler var…” şeklinde söyleniyorlardı.
Bu söylentilerin ardından ben de eve gittim. Evdekilerle helalleşip sokağa çıktım.
Ancak ne yalan söyleyen çok korktuk. Kimse yoktu yanımda, tek başımaydım... O
akşam araçla sokağa çıkmak mümkün olmadığı için ben de motorla gittim. İlk olarak
havaalanına gittim. Ancak silah sesleri Orhanlı’dan daha çok geliyordu. Ben de Orhanlı
gişelere gittim.


Sizi o akşam sokağa döken unsur neydi?


Tek kelimeyle vatan ve evlatlarımdı beni o akşam bizi sokağa döken unsur. 15
Temmuz gecesi benim ikinci evladım Ömer Asaf 10 günlüktü ve eşimle birlikte
hastanede yatıyordu. O akşam ben onun yanına gitmedim, havaalanına gittim. Bunu
şunun için söyledim; bizim için vatan her şeyden öndedir. Biz de vatanımız için o
akşam sokağa çıktık. Allah da gaziliğimizi kabul ederse gazi olduk.
Gittiğiniz yerde nelerle karşılaştınız?


Hain darbe girişiminin yaşandığı gece hiç tereddütsüz sokağa çıkanlardan sadece birisi Ali Gedik... O’nun vatan aşkı öylesine büyük ki... Henüz yeni doğmuş çocuğu hastanede eşiyle birlikte
iken o vatanına koştu önce... Daha doğrusu “Önce vatan” dedi ve vatanı
için sokağa çaktı. Hainlere bırakmayacaktı vatanı, tıpkı diğer kahramanlar gibi... Zaten evlatlarının geleceği için “Önce vatan” denmiyor
muydu? O da sadece kendi evlatları için değil memleketteki bütün çocuklar için sokaktaydı.
Oldukça zor bir geceydi onun için 15 Temmuz... Zira o gece sokağa
çıkan pek çok insan gibi silahla değil yanarak yaralanmıştı. Onunkisi
başka bir acıydı... Ancak güçlüydü, diriydi, ayakta kalmayı başardı
yaşadığı bütün acılara rağmen... Öyle ki tedavi gördüğü günün ertesi
günü işinin başına giderek hainlerin olası bir düşüncesine mahal vermemek niyetindeydi.
Ali Gedik, Türkiye’nin çok güçlü bir ülke olduğunu ancak birlikberaberliğe daha çok ihtiyaç duyduğunu anlatırken, “O gece her
görüşten insan yan yana bu memleket, bu vatan için darbeye karşı durdu.
O gece gösterdiğimiz duruşu, birlik-beraberliği her zaman daha
fazlasıyla gösterebilmeliyiz ki sırtımızı asla yere getirmesinler” sözleriyle
de bir beklentisini dile getiriyor.

Gittiğim yerde çok fazla kalabalık yoktu. Asker de ateş açıyordu ve herkes sürünerek
ilerliyordu. Ben de çimenlerden sürünerek gişelerin beton bariyerlerine ulaştım. Orada
arkadaşım Onur Yılmaz’ı gördüm. Arkadaşım orada gördüğü manzara karşısında
ağlıyordu. Sonra bir arkadaş vuruldu orada. O esnada orada anahtarı üzerinde olan bir
araca yaralarımızı koyduk. Onur da onları hastaneye götürdü. Ben orada kaldım. Polis
araçları da dahil etrafta zaten bir sürü araç taranmıştı. Otobüsün içine, araçların içine
baktım silah bulabilir miyim diye. Etraf adeta kan gölü gibiydi.

Sonrasına mahallemizden
Oktay abiyi gördüm. Belinde silah vardı. Şehit polisimizin silahıymış. Silahı aldım.
Sipere yatıp ateş etmeye başladım. Ben ateş edince hainler de karşılık vermeye başladı.
O esnada arkamda sıcak asfalt döken emisyon TIR’ı bulunuyordu. Mermiler o TIR’a
isabet edince üzerime sıcak asfalt döküldü ve yandım. O an can havliyle silahı elimden
attım. Sağ olsun çevredekiler üzerime su döktü. Ancak asfalt olduğu için fayda etmedi,
üzerime yapıştı. Ben de kendi imkanlarımla TIR’ın deposunu patlatıp atletimle mazot
çektim. Üzerimdeki asfaltı çürütmek için her yerime mazot sürdüm. Acı vardı ama
elim-ayağım tutuğu için mücadeleme devam ettim sabaha kadar. Sonrasında görüşmeler
başladı, asker teslim oldu.

Ben
de olay yerinden uzaklaştım. Motoruma ulaştım ama üzerimde
hiçbir şey yoktu, üstüm çıplaktı.
Bulunduğum yerdeki bir inşaat
şantiyesinden bir mont buldum
ve hastaneye gittim. Doktor hemen müdahale etti. Merhem sürdü, yanıkları tedavi etti. Bana rapor vermek istedi ancak ben istemedim. O dönemde de Üsküdar
Belediyesi’nde iş makinesi personeliydim. Hastaneden çıkıp işime gittim. İş makinemi alıp askerlerin dışarıya çıkmaması için
Selimiye Kışlası’nın önüne park
ettim. Sonrasında da çocuğumu
ve eşimi görmek için Numune
Hastanesi’ne gittim Karım ve çocuğum hastanedeydi. Onlar benden çok korkmuştu. Hainlerin
kalkışması başlayınca onları da
güvenlik için hastanenin bodrumuna indirmişlerdi.
O geceye dair anlatmak istediğiniz başka bir şey var mı?
Biz işimize devam ettik. Sonrasında bizlere gazilik verildi…
O süreçte de Sultanbeyli Belediye
Başkanı beni aradı, ‘Sen neredesin’ dedi. Ben de ‘çalışıyorum’
deyince, ‘Sen nasıl çalışırsın”
dedi. Ardından da bize gazilik
unvanının verildiğini belediye
başkanının aramasıyla öğrendim.
Allah’a şükür yanık izlerimden
başka bir şey kalmadı. Ondan
sonra da Allah kabul ederse gazi
oldum.
Hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı, size göre bugün
ülkede nasıl bir durum olurdu?
Biz bir gün boyunca savaştık.
O gün çok şey gördüm ve öyle
korktuğumu da hatırlamıyorum.
Işık gitse, dolar yükselse korkan
bir yapıdayım. O nedenle o akşam
çok korktum. Ancak beni üzen en önemli konu ise ülkemizde tek yürek olamamamız.
Tek yürek olsak, birbirimize kenetlensek bu tür olaylar olmaz. Olmazdı ama hainlerin
kalkışması amacına ulaşsaydı bizim ülkemizde savaş hala devam ederdi. Bizim
ülkemizdeki iç savaş öyle hemen bitmez…
O akşam toplumun her kesiminden insanın sokakta olmas size ne hissettirdi?
Ben o gece motorla giderken dikkatimi çeken görüntüler de oldu. O görüntüler, “İşte
biz buyuz. Böyle olduğumuzda bizi kimse yıkamaz” dedirtti. Sağımda ve solumda
araçlar olduğu için de ben de motorumla ortadan gidiyordum. Bir tarafta aracın birinden
gençler çıkmış zafer işareti yapıyor, diğer taraftan ise araçtan dışarı uzananlar ülkücü
işareti yapıyordu. Tamamen farklı görüşte olmalarına rağmen o gece hainlere karşı bir
olduk. İşte bunu her zaman başardığımızda bizim sırtımız yere gelmez.


AYDIN AKYOL


Aydın Akyol hain girişim gecesi askerlerin
halka karşı tavrının kendisini sokağa döken en
önemli etken olduğunu anlattı
SEÇİMLE GELENE
DARBE VURULMASINA
İZİN VERMEDİK
YİNE VERMEYİZ

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?


Ben 1970 yılında Kastamonu Cide’de dünyaya geldim. 4 kardeşiz, ben evin ikinci
çocuğuyum. Henüz 1 yaşındayken ailemizle İstanbul’a gelmişiz. Evliyim ve iki çocuğum
var. Babam marangoz ustasıydı. Bu yüzden ben de iş hayatına genç yaşta atıldım
diyebilirim. Şu anda da dekorasyon işiyle uğraşıyorum
O geceyi anlatır mısınız bize, darbe girişiminden haberdar olduğunuzda neredeydiniz, ilk tepkiniz ne oldu?
Ben İstanbul Anadoluhisarı’nda oturuyorum. O gece bir arkadaşımla Üsküdar’da bir
restoranda yemek yiyorduk restoranda. Yemekten sonra araçla eve gelmek üzere
dolmuşa bindik. Dolmuşa bindiğimizde şoförün konuşması dikkatimizi çekti bir anda.
Anlaşılan o ki, arabayı süren kişi araçta şoför olarak çalışıyordu ve telefonun diğer
ucundaki kişi de patronuydu. Ona, “Ben erken çıkacağım” dedi önce. Patronu da
sebebini sormuş olmalı ki şoför bu kez “Asker yolu kapattı, ihtilal oluyor. O yüzden
erken bırakacağım” diye devam etti. Biz bu sözleri duyunca adeta şok olduk ve sağı-
solu aramaya başladık. Bir süre sonra arabadan indik ve eve gittim. Saat 22.00’yi
geçmişti. ‘Ne yapalım’ diye düşünürken o esnada arkadaşlarım aradı ve “Aydın durumlar
böyle böyle, biz arkadaşlarla Kavacık Köprüsü’ne çıkıyoruz. Seni de alalım mı?” diye
sordular. Ben de zaten ne yapacağımı düşünüyordum. “Tabi ki” dedim. Bir süre sonra
gelip beni aldılar ve arkadaşımızın minibüsüyle Kavacık Köprüsü’ne gittik. Bir süre
ilerledikten sonra yol kapalı olduğu için arabayı park edecek yer bulamadık. Tekrar
Anadolu Hisarı’na geri döndük. Kuleli’den gelen askerler yolu kapatmıştı. Orada epey
bir kargaşa olmuştu, biz de oraya geri döndük. O noktada halk ile askerler karşı karşıya
gelmişti. O arada bir arbede yaşandı. Başka bir yoldan gelen 4-5 kişilik bir asker grubu
da ateş etmeye başladı. Saat 22.30.24.00. civarıydı. O arbedede çoğu insan yaralanmıştı.
Ben de kafamdan ve kalçamdan vuruldum. Vurulunca duvar kenarına çekilip oturdum
ancak 7 arkadaşımdan hiçbirini yanımda bulamamıştım, o arbedede dağılmıştık. Ancak
onlar da beni arıyormuş. Yaklaşık 5-10 dakika duvar dibinde oturduktan sonra
arkadaşlarım yanıma geldi. Önce yarama tampon yaptılar sonra da beni hastaneye
Hain darbe girişimini haber alır almaz arkadaşlarıyla beraber sokağa çıkan Aydın Akyol çok erken saatlerde yaralanıp gazilik onuruna erişen isimlerden. Darbe olgusunun böyle bir çağda
halen daha düşünülmesinin anlamsızlığına vurgu yapan Aydın Akyol,
“Zaten darbe girişimini öğrendiğimde ‘Böyle bir şey olmamalı’ diyerek
arkadaşlarımızla soluğu sokakta aldık. Ancak yolda askerlerin yürümesini, insanlara karşı tavırlarını görünce öfkem daha da arttı. Bu yüzden
darbenin karşısında durdum” diyor.
Aydın Akyol, o gece Türk insanının bütün farklılıkları bir kenara koyup
topyekün, tek yürek sokağa çıkmasını ise “Bizi biz yapan en önemli unsur
da bu” diyerek ifade ediyor.
“Seçimle insanlara verilen hakları darbe ile elinden almak istediler”
diyen Aydın Akyol, “Biz o gece elimizde sadece bayrağımızla çıktık.
Bugün olsa yine çıkarız ancak bu kez daha tedbirli çıkarız” sözleriyle de
çok önemli bir mesaj veriyor...
- 29 -
götürdüler. Hastanede bir gün
tedavi gördüm. Çünkü inanılmaz bir yoğunluk vardı hastanede. Ben de tedavime evimde devam ettim.
Sizi o gece en çok etkileyen şey neydi?
Sayın Cumhurbaşkanımız
halka çağrı yapmadan önce
biz sokağa çoktan çıkmıştık.
Kavacık Köprüsüne giderken
Kuleli Askeri Lisesi’nin önünden geçiyorduk. O esnada gördüğüm bir manzara var ki, hayatım boyunca gözlerimin
önünden gitmez. Askerler iki
sivilin ellerini arkadan kelep-
çeleyerek diz çöktürmüş, yoldan geçen araçlara gösteriyorlardı. Bunu da akıllarınca halka
mesaj vermek için yapıyorlardı.
Ben o manzarayı gördükten
sonra böyle bir şeyin olmaması
gerektiğini yineledim sürekli
kendi kendime. Böyle bir zamanda, böyle bir tarihte böyle
bir şeyin olmaması gerekiyordu. Her şey seçimle demokrasiyle oluyorsa buna niye baş-
vuruyorlar. Seçimle başaramadıklarını silah zoruyla mı ba-
şaracaklardı? Elbette hayır.
Biz buna izin vermemeliydik
ve çok şükür de vermedik. O
gece elimizde sadece bayra-
ğımızla çıktık. Bugün olsa yine çıkarım ama bu sefer daha tedbirli çıkarım. Benim o
gece yaşadığım duygu, askerin böyle bir şey yapmaması içindi. Böyle bir şey olmamalıydı.
Darbe olmamalıydı. Ben 50 yaşındayım, 80 darbesini hatırlıyorum. Çocuk yaştaydım...
Ancak gözümün hala önünde o günler. Babamı işe göndermemişlerdi, yoldan geri
dönmüştü. Biz de uzunca bir süre evde kalmıştık. Askerlerin yolları kapattıklarını hatırlıyorum. Darbe verilmiş hakların vatandaştan geri alınması bence. Ve bu gerçekten çok
saçma bir şey.
O gece halkın sokaktaki o mücadelesi konusunda neler söyleyeceksiniz?
Ben o gece sokakta vatanını düşünen insanları gördüm. Görüş ayrılığı yoktu. Kimse
de o’cu bu’cu değildi. Herkes tek bir amaç için; vatanının selameti için sokaklara
çıkmıştı. Zaten bizi biz yapan en önemli unsur da bu değil mi? Biz farklılıklarımızla
güzeliz, farlılıklarımızla bu ülkenin mihenk taşıyız. O gece de her türlü farklılığa ve
ayrı düşünceye rağmen hepimiz oradaydık.
- 30 -
Peki bu darbe girişimi ba-
şarılı olsaydı, size göre bugün
ne olurdu?
Bunun düşüncesi bile hiç
hoş değil. Elbette normal bir
durum olmazdı. Bir kargaşa,
bir kaos olurdu. Kimin ne yaptığı, neyin ne olduğu belli olmazdı. Bugün gözümüzün önünde bölünüp-parçalanan pek çok
ülkeden belki daha kötü bir halde olurduk. Ancak o gece benim
unutamadığım bir olay daha
yaşadım ki... İlk olarak Paşabahçe Beykoz Devlet Hastanesi’nde tedaviye gittiğimde bir
hemşirenin öfkeli bir ses tonuyla
biz yaralılara “Gitmeseydiniz,
çıkmasaydınız, vurulmasaydınız.
Bizim için mi çıktınız?” sözleri
çok zoruma gitmişti. Bu olaylardan sonra bunu gerekli yerlere
ilettiğimde o hemşirenin ortadan
kaybolduğunu öğrendik.
- 31 -
Kastamonu
Gazileri
BARIŞ GİRGİN
Barış Girgin arkadaşlarıyla birlikte darbeye
karşı durmak için sokaktaydı.
VATAN AŞKIMIZ KOR
GİBİ... NE DARBE
DİNLER NE DE
BAŞKA BİR ŞEY...
- 32 -
Barış Girgin darbe girişiminin olduğu gece arkadaşlarıyla birlikte tereddütsüz sokağa çıkan isimlerden. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkı sokağa davet ettiği esnada dışarı çıkmak için evde
hazırlanmaya giden Barış Girgin arkadaşlarıyla birlikte askerin lehinde
slogan atarken, onlar tarafından vurulmanın kendilerini büyük bir üzüntüye sevk ettiğini anlattı. Girgin bu durumu da “Hiçbir şekilde askerin
bize sıkacağını düşünmedik. O gözle bakmadık olaya. Çünkü biz askerimize tezahürat yapıyorduk. Resmen pusuya düşürüldük” sözleriyle dile
getiriyor. Barış Girgin, ülkenin darbelerden geçmişte çok çektiğini ve
bunu aile büyüklerinden de sürekli dinlediklerini anlatırken “15 Temmuz’un bir askeri darbe olmadığını biliyorduk. Çünkü ben sürekli
araştırma yapıyordum. Fethullah örgütünün de farklı bir yapı olduğunu
söylüyordum” sözleriyle de bir tespitini dile getiriyor. Girgin o gece sokakta olmasını ise şu sözlerle özetlerken adeta tarihe de not düşüyor:
Bizim yaptığımız memleket sevdası içindir, bu yapılan ülkemizin
geleceğini kurtarmak içindir. Böyle bir olayda para söz konusu bile olamaz. Böyle bir şey yine olsa yeni koşarak giderim. Büyüklerimizin
anlattıklarına göre yaşadık biz. Önce dinimiz sonra vatanımız için sokağa
çıktık.”
Vatan aşkını da kor bir ateşe benzeten Girgin, “Şu unutulmasın ki
vatan ve millet sevgisi yüreğinde kor gibi yanan insanlar olduğu sürece
bu hainler hiçbir zaman emellerine ulaşamayacaktır.” diyor.
- 33 -
Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?
Doğma büyüme İstanbul Beykoz’dayım ama aslen Kastamonuluyum. Evli ve 3 çocuk babasıyım. 15 Temmuz öncesinde
kendi sektörüm olan ahşap dekorasyon işiyle uğraşıyordum.
15 Temmuz sonrasında ise kendi
işimi yapamadığımdan dolayı
devletimizin bize sunduğu imkân
çerçevesinde memur olarak çalışmaya başladım.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz,
ne yaptınız?
O akşam arkadaşlarımızla birlikte toplanmış çay ocağında oturuyorduk. O esnada da haberlerde
sürekli Başbakanımız Binali Yıldırım’ın ismi geçiyordu. Çay
ocağının önünde kulak kabarttı-
ğımızda Binali Yıldırım, “Bu bir
kalkışmadır” dediğini duyduk ve
bir süre ekranlardan onu takip
ettik. Yaz olduğu için de üzerimizde şort falan vardı. Ve o anda
arkadaşlarımızla karar verdik.
Sonra da arkadaşlarımızla birlikte
üzerlerimizi değiştirmek üzere
evlerimize gittik. Eve gittiğimizde
de bu kez Cumhurbaşkanımız
Recep Tayyip Erdoğan haberlerde
halkı meydanlara çağırıyordu.
Sonrasında ise arkadaşlarımız ile
birlikte aynı yerde toplandık ve
yaklaşık 10 kişi yola çıktık.
Mahalleden arkadaşlarım ve
sevdiğim abilerim vardı yanımda. İlk yola çıktığımızda da 10 kişiydik. Elimizde de
Türk Bayrakları vardı ve “En büyük asker bizim asker” sloganları atarak yürüyorduk.
Biraz ilerledikten sonra sayımız da artamaya başladı ve sanırım 500 kişi olmuştuk. Hep
birlikte ikinci köprüye çıkacaktık. Ama orada bizi durdurdular ve yaşlı ablalar bize
“Gitmeyin, askerler vatandaşları vuruyor” dedi. Biz de orada 5 dakika falan durduk.
Beklerken de “Kimse taşkınlık yapmasın” diye de herkes birbirini uyarıyordu. Meğerse
o esnada askerler Migros alışveriş merkezinin önünde pusuya yatmıştı. Askerler oradan
çıktılar. O esnada önlerinde de bir tane yarbay vardı. Hiç sorgu-sual olmadan direkt
üzerimize ateş etmeye başladılar. Açılan ateş sonrasında ilk vurulanlardan birisi de ben
olmuştum. Bağırsaklarımdan vuruldum. Daha sonra da iki ayağımdan vuruldum.
- 34 -
Şarapnel parçaları geldi ayağıma. Şu anda da ayaklarımda 90’a yakın şarapnel parçası
var. O ateş neticesinde o gruptan 20 kişiye yakın yaralanan oldu. Arkamı döndüğümde
ise vurulan ablaları, yerde yatanları gördüm. Sonrasında park girişine baktım ve ben de
parka gitmeye çalıştım. Ancak zoraki birkaç adım yürüdükten sonra yere düştüm.
Sonrasında bizim abiler beni tutup parkın içine çektiler. 3 kişi ağır yaralıydı. O esnada,
‘Bizi vuruyorlar yardım edin’ diye polisi aradık ama olumlu bir geri dönüş alamadık.
Karşılığında “Bize de ateş ediyorlar” dediler. Kan kaybım fazla olduğu için bir taraftan
bana da tampon yapıyorlardı. Daha sonra ambulansı aradım onlar da “Gelemeyiz, vuruyorlar…” dediler. Deyim yerindeyse ateş çemberinin içinde kalmıştık. Tüm bunlar ya-
şanırken mahalleden Gökhan isimli abimiz minibüsüyle oraya geldi. Eşimin abisi aldı
minibüsü ve 15 kişiyi minibüse doldurdu. Ancak hainler hastaneye giderken de ateş
ettiler bize. İstanbul Fatih Sultan Mehmet Eğitim Araştırma Hastanesi geldik ama orada
müdahale etmediler bize. Serum taktılar ve ardından da Medistate Kavacık Hastanesi’ne
gittik. Orada iyice kötü oldum ve ağırlaştım. Nefes alışlarım da çok yavaşlamıştı. O
esnada kardeşimden helallik istedim. O da ağlamaya başladı. Çünkü sonradan
öğrendiğimde bağırsak yaralanmaları zehirliyormuş…
Hastanede neler yaşandı, tedavi süreciniz nasıl devam etti?
Hastaneye gittiğimizde doktor benden önceki gaziyi ameliyata alırken beni görüyor
ve apar topar tomografi çektirdikten sonra “Hayati tehlikesi var” deyip hemen beni
ameliyata alıyor. Ameliyattan sonra 3 gün yoğun bakım sürecim geçti. Kendimdeydim
ama 3 gün yoğun bakımda geçti… Sonrasında da bağırsaklarımı diktiler ve 15 gün
hastanede tedavi sürecim devam etti. Yatalak haldeyken taburcu edildim ve eve geldim
ayaklarımın üstüne basamıyordum. 6 ay hastane ve ev arasında zar-zor yürüyerek fizik
tedavi süreci geçirdim. Sonrasında yürümeye başladım ama eski sağlığıma kavuşamsam
da kendi sağlığıma kavuştum.
Omuriliğimde de kırık oluştu o gece. Ağır iş olduğu için kendi işimizi de yapamadım.
Süreç içinde bize destek olan, ziyaretimize gelen ilgililerden de Allah razı olsun bizlere
memurluk verdiler.
O geceye dair başka neler hatırlıyorsunuz?
O gece hainlere karşı durmaya giderken eve 2 tane ekmek bırakmıştım ve eşim de
benimle gelmek istedi. Eşimden helallik aldım ve arkadaşlarımızla birlikte yola çıktık.
Hiçbir şekilde askerin bize sıkacağını düşünmedik. O gözle bakmadık olaya. Çünkü biz
askerimize tezahürat yapıyorduk. Resmen pusuya düşürüldük. Bunlar yaşanırken annem
ve babam da memleketteydi. Onların haberi yoktu. Bir akrabamız “Niye burada duruyorsunuz” dedi onlara. Sonrasında ise beni aradılar ve yarı baygın bir vaziyette “İyiyim”
dedim ama onlar paniklemesin diye öyle söyledim. Daha sonra geldiklerinde beni öyle
görünce ipler koptu tabi. Yaklaşık 1 sene sıkıntılı süreç geçirdik. 3 kere bağırsak
yapışması oldu ama Allah’a şükür hepsini atlattık.
Hain darbe girişimini öğrendikten sonra sizi sokağa çıkaran duygu neydi?
Ben o akşam kendi vatanım, kendi ailem için sokağa çıktım… Daha önce bizim bü-
yüklerimizin, sevdiğimiz abilerin anlattıkları hep aklımızdaydı. Darbelerde ülkenin 50
yıl geriye gittiğini anlattılar bizlere hep. Yaşanan zulümler, boş yere yanan canlar,
yitirilen, kayıp giden hayatlar. Ayriyeten bunun bir askeri darbe olmadığını biliyorduk.
Çünkü ben sürekli araştırma yapıyordum. Fethullah örgütünün de farklı bir yapı
olduğunu söylüyordum. Söyleyince de bana kızıyorlardı. Darbeyi de bunların yaptığını
biliyordum. Genel Kurmay Başkanı’nın emrinin olmadığını, yetkililerin imzasının
olmadığını duyunca topal bir darbe yapıldığına inandık.
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı şu anda Türkiye nasıl bir halde olurdu?
Darbe girişimi başarılı olsaydı bu ülke 50 yıl geriye giderdi. Tabi olacakları iyi
niyetli bir şekilde düşünmeye çalışıyorum ama darbe başarılı olsaydı o gün hastanede
sorguya alınırdık… En ufak bir şeyde saldıracakları insanlar o gün sokacağa çıkan
insanlar olurdu. Her şey sil baştan yapılırdı. Aslına bakarsanız bu ülke üzerindeki
planları da ortaya çıktı ama Allah onlara fırsat vermedi…
- 35 -
- 36 -
Şuna da değinmeden geçemeyeceğim. Bazı bakanların yanlış açıklamalarından
dolayı bizleri yanlış yorumluyorlar. Bu yapılan memleket sevdası içindir, bu yapılan ülkemizin geleceğini kurtarmak içindir. Böyle bir olayda para söz konusu bile olamaz.
Kaldı ki benim eski işimden kazancım şu anki memurluktan kazancımdan çok daha
fazlaydı.
Bu sürecin ardından eşim de işinden oldu…
Ancak yine böyle bir şey olsa yeni koşarak giderim. Büyüklerimizin anlattıklarına
göre yaşadık biz. Önce dinimiz sonra vatanımız için sokağa çıktık.
Toplumun her kesiminden insanın o gece meydanlarda olması size ne hissettirdi?
O gece benim yanımda karşıt görüşlü abilerim de vardı. O gün kimse ‘şu parti, bu
parti…’ demedi. Hepsi ülkesi için, vatanı için sokaktaydı. Şehit olanlara Allah rahmet
eylesin, yaralılara da Allah şifa versin İnşallah. Ömer Halisdemir ve onun gibi birçok
isimsiz kahramanın sayesinde hainler amacına ulaşamadı. Şu da unutulmasın ki vatan
ve millet sevgisi yüreğinde kor gibi yanan insanlar olduğu sürece bu hainler hiçbir
zaman emellerine ulaşamayacaktır.
- 37 -
Kastamonu
Gazileri
BARIŞ GÖÇMEN
Barış Göçmen 15 Temmuz gecesinde iman gücüyle
kuşatılmış bir aşkla meydanlara indiklerini anlattı
BİZDEN SONRAKİLERE
DESTANSI BİR MİRAS
BIRAKIYORUZ
- 38 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Aslen Kastamonu Tosyalıyım. Ancak 1993 yılı Temmuz ayının 27. gününde İstanbul
Esenler’de dünyaya geldim. 15 Temmuz öncesinde oto tamirhanesinde usta olarak çalı-
şıyordum. Sonrasında belli bir dönem daha orada çalışmaya devam ettim ve ardından
da Esenler İlçe Müftülüğüne atanarak çalışmaya başladım.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?
Hain kalkışmayı arkadaşlarımla beraber dışarıda otururken öğrendik. Arkadaşlarımızla
otururken sosyal medya hesaplarına bakarken bir hareketlilik olduğunu, Boğaziçi Köprüsü’nün Asya’ya geçişlerinin kapatıldığını duyduk ve hainlerin eyleminden bu şekilde
haberdar olduk.
Kalkışmadan haberdar olduktan sonra arkadaşlarımızla, “Evlere gidelim. Televizyonlara
bakalım. Ne olup bitiyor…” dedik. Sonrasında da eve gittik. Babam da namazdan yeni
gelmişti ve televizyon da açıktı. Biraz televizyona baktıktan sonra işin ciddiyetini
gördük. O anda dışarı çıkacağımı söylediğimde annem ve babam beni dışarı çıkarmadı.
1993 doğumlu olduğum için daha önce de böyle şeyleri hiç görmemiştim. O esnada telBarış Göçmen henüz 20’li yaşlarının başında iken yaşadı hain darbe girişimini. Genç yaşına rağmen darbe girişimini öğrenir öğrenmez sokağa çıkmak isteyen Barış Göçmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halkı meydanlara davet etmesi sonrası babasıyla birlikte
çıktı sokağa. Babasıyla çıkan Barış Göçmen önce Esenler Emniyet
Müdürlüğü’ne gitti arkadaşlarıyla. Babası da o esnada havalimanına
gitmişti. Emniyet Müdürlüğü’nün ardından vatandaşların “Atatürk
Havalimanı’na gidelim” çağrısına uyarak o yöne doğru hareket etmeye
başladılar. O esnada tankın halkın üzerine doğru sürerek insanları ve
araçları ezmeye başlamasıyla ortalığın bir anda savaş alanına
döndüğünü anlatan Göçmen, tankın üzerinden geçtiği bir aracın içindeki
yaralıya yardım ederken yaralandı. Ancak yine de mücadeleyi
bırakmadı... Tıpkı diğerleri gibi. Göçmen o anları, “Kolumdan, ayak
bileğimden ve bacağımdan yaralanmıştım. Buna rağmen durmadık ve
gidebildiğimiz yere kadar giderek yürüyüşümüzü tamamladık. Giderken
de yoldaki yaralı insanlara yardım ederek onları taşıdık. Benim de yaram
ve kanamam vardı ama o anda onu hissetmemiştim” sözleriyle ifade ediyor.
O gece hain darbe girişimine karşı durmak için meydanlara inerken,
onlarla mücadele ederken iman gücünün en büyük silahları olduğunu
söyleyen Barış Göçmen “Yolda yürüdüğümüzü hissetmiyorduk. Çünkü
vatan aşkı, iman gücü içimizi ısıtmıştı. 15 Temmuz bizden sonrakilere
büyük bir miras olarak kalacak. Dedelerimiz Kurtuluş Savaşı’nda nasıl
iman gücüyle savaştı ve bizlere destansı bir miras bıraktı… Bu da bizden
sonrakilere miras olacaktır. Biz bir avuç toprağımızı bile yedirmeyiz.”
sözleriyle ders niteliğinde mesajlar veriyor.
- 39 -
evizyondan Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar’ın rehin alındığını duyduk. Daha
sonra dönemin başbakanı Binali Yıldırım, hainlerin kalkışma girişiminde olduğunu
söyledi. Ardından da Cumhurbaşkanımız milleti meydanlara davet etti. O esnada da
babamla birlikte annemi dinlemedik ve ikimiz birlikte evden çıktık.
O gece dışarı çıktığınızda nelerle karşılaştınız?
Binamızda yaşayan vatandaşlarla bir birlikte dışarı çıktık. Apartmanın önüne
indiğimizde de komşumuz havalimanına gidiyordu ve aracında bir kişilik yer vardı.
Babam da onunla birlikte havalimanına gitti. Biz ise arkadaşlarımızla beraber 5-6 kişi
Esenler İlçe Müdürlüğü’ne gittik.
Esenler İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün giriş-çıkış bölümü vardı, oraya belediye
araçlarının çekildiğini gördük. Çok kalabalık bir haldeydi orası. Cumhurbaşkanımızın
çağrısını duyan herkes insan seli olarak Emniyet Müdürlüğü’nün önüne geldi. Diğer
yerlerden de insanlar akın etti. Oraya geldiğimizde bir şahıs elinde megafonla, ‘Burayı
emniyet altına aldık, havalimanına gidelim’ dedi. Çok kalabalıktık ve o çağrıdan sonra
Esenler’den Atatürk Havalimanı’na hareket etmeye başladık. Yolda da diğer vatandaşlarla
birleştik ve yol boyunca çok kalabalık bir şekilde yürümeye başladık. Birlik Mahallesi
kavşağına geldiğimizde bir ses geldi arkadan, “Tank geliyor, yolu boşaltın” diye. Biraz
zaman geçtikten sonra biz de tankın sesini duymaya başladık. Tank, Mahmutbey yolu
üzerinde sol şeritteki bütün araçların üzerinden geçerek geliyordu. Araçların içinde
insan var mı-yok mu bakmadan 15-20 aracın üstünden geçerek kalabalığı ezmeye
çalıştı. O esnada da vatandaşların kaçışmalarıyla birlikte tam bir kaos ortamı oldu
orada. Tankın üzerinden geçtiği araçların birinin içinde de bir vatandaşın kan-revan
içinde olduğunu gördüm. Hafiften hareket eden aracın içine girdim ve yaralı kardeşimizi
araçtan dışarı çıkarttım. Aracın hali de savaştan çıkmış gibiydi. Bu esnada camlar, kesik
sac parçaları araç hareket etmekte olduğu için ayaklarıma ve kollarıma saplandı.
Kolumdan, ayak bileğimden ve bacağımdan yaralandım. Buna rağmen durmadık ve gidebildiğimiz yere kadar giderek yürüyüşümüzü tamamladık. Giderken de yoldaki yaralı
- 40 -
insanlara yardım ederek onları taşıdık. Benim de yaram ve kanamam vardı ama o anda
onu hissetmemiştim.
Tedavi süreciniz nasıl geçti?
Olaylar yatıştıktan sonra arkadaşlarımızla birlikte evlerimize gittik. O esnada
hastaneye gitme taraftarı değildim. Çünkü daha ağır yaralılar vardı ve onların daha iyi
tedavi görmesini istiyordum. Ancak kanamam durmadığı için Esenler Medipol
Hastanesi’ne gitmek zorunda kaldım ve tedavim de orada yapıldı.
O geceye dair başka neler hatırlıyorsunuz?
Yolda yürürken, vatanımız için mücadele ederken yürüdüğümüzü bile hissetmiyorduk.
Hiçbir yorulma yoktu bizde. İman gücüyle özel olarak havaya kaldırılmış ve sürükleniyormuş gibiydim. Daha önce hiç görmediklerimizi, yaşamadıklarımızı 15 Temmuz’da
gördük ve yaşadık. Allah bu hainlere bir daha fırsat vermesin ama böyle bir olay yaşandığında bu millet yine bu cuntacıların karşısına çıkacaktır. 15 Temmuz bizden sonrakilere
büyük bir miras olarak kalacak. Dedelerimiz Kurtuluş Savaşı’nda nasıl iman gücüyle
savaştı ve bizlere destansı bir miras bıraktı… Bu da bizden sonrakilere miras olacaktır.
Biz bir avuç toprağımızı bile yedirmeyiz.
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı size göre şu anda nasıl bir durum olurdu?
Bu hainler din kisvesi altında vatana ihanet içindeydiler. Türkiye’yi yavaş yavaş ele
geçirmenin planını yapıyorlardı… Allah göstermesin, bizim bir tane ülkemiz var. Biz
başka bir yere gidemeyiz, yaşayamayız. Ülkemiz için kanımızın son damlamıza kadar
savaşmakla mükellefiz.
Halkın o gece meydanlardaki birlik-beraberliği konusunda neler söylersiniz?
Vatan sevgisi ile yanıp tutuşan, vatanı için kalbi atan insanlarla yürüdüğüm için
kendimi şanslı hissediyorum. Allah bizim birliğimizi bozmak isteyenlere hiçbir zaman
fırsat vermesin.
- 41 -
Kastamonu
Gazileri
BAYRAM KOŞ
Kavacık Köprüsüne birlikte gittikleri grubun en ön
safında yer alan Bayram Koş neyle karşılaşacaklarını
vuruldukları ana kadar bilmediklerini söyledi.
HİÇBİR ŞEY
DÜŞÜNMEDEN ÇIKTIK
ÇÜNKÜ BİZ VATANI
KARŞILIKSIZ SEVDİK
- 42 -
Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben 1987 yılında Kastamonu Cide’de dünyaya geldim. Dört kardeşiz ben evin 3.çocuğuyum. Ben 2 yaşında iken halamla
birlikte İstanbul Beykoz’da yaşamaya
başladık. İlk ve orta öğrenimimi Beykoz’da tamamladım. Sonra yatılı
Kur’an Kursu’na gittim. O yıllarda
aynı zamanda futbol oynuyordum. Çok
küçük yaşta hayata başlamak zorunda
kaldık. 16 yaşından sonra halamdan
ayrıldım, arkadaşlarla bekar evinde
yaşamaya başladık. Birkaç sene bir
mimarlık uygulama şirketinde çalıştım.
Bir dönem de aşçılık yaptım. Askerlik
görevimi tamamladıktan sonra da evlendim. Evliyim ve bir erkek çocuğum
var. Şu anda da kamu görevlisi olarak
çalışıyorum.
Bize o geceyi anlatır mısınız, nasıl
öğrendiniz darbe girişimini, ne yaptınız?
Akşam saatleriydi ve evdeydim,
eşimin tarafından misafirlerimiz vardı.
Televizyona haberlere yansımaya baş-
layınca dikkatimizi oraya verdik. Bir
Bayram Koş hain darbe girişiminin yaşandığı gece eşiyle helalleşip çıktı evinden. Hayat aslında Bayram Koş için sınavcını çok erken yaşta başlatmıştı. Zira o henüz 2 yaşında bir çocukken farkında
olmadan tanışmıştı hayatın acı yüzüyle… 16 yaşından sonra da kendisi
için başlayan mücadele dolu yaşantısına yelken açmıştı Bayram Koş…
Evlendikten sonra kendi halinde hayatını sürdüren Bayram Koş, 15 Temmuz gecesi televizyonlardan öğrendiği o hain girişim karşısında hiç
düşünmedi bile… Cumhurbaşkanı’nın halkı meydanlara davet etmesiyle
de soluğu sokakta alan Bayram Koş mahalleden arkadaşlarıyla yürüyerek gittikleri köprüde vuruldu. En öndeydi kalabalığın Bayram Koş…
Aslında o kalabalığın en ön safında giderken, tıpkı diğerleri gibi hiçbir
zaman askerlerin onlara ateş edeceğini düşünmemişti bile… Öyle ki hiç-
bir diyalog yaşanmadan üzerlerine mermi yağdıran hainlerin niyetini de
ancak o zaman öğrenebildiklerini anlattı Bayram Koş…
Bayram Koş, “Olsun… Vatan sağ olsun yeter ki… Biz her ne kadar
son dönemlerde hiç de hak etmediğimiz sözlere maruz kalsak da, bu vatan
için yine olsa yine hiç korkmadan çıkarız” sözleriyle de hem bir sitemini
hem de vatan aşkını yeniden ifade ediyor.
- 43 -
süre sonra da Cumhurbaşkanımız halkı meydanlara davet ettiğini gördük ve biz de o
anda dışarıya çıkmaya karar verdik. Ben o anda eşime ‘Hakkını helal’ et deyip çıktım.
Ancak biz işin o kadar ciddi olabileceğini düşünmemiştik. Hatta eşim çocuğu sarıyordu
‘Ben de geleyim’ dedi. Ben de ‘Hayır misafir var sen kal’ dedim. Onlar evde kaldı.
Önce arkadaşlarla mahallede toplandık. Yaklaşık 200 kişi olmuştuk. Zaten bizim vurulduğumuz yerde de 90 kişi gazi vardı. Bize askerin silah sıkacağını bırakın düşünmeyi
aklımızın ucundan dahi geçirmemiştik. Mahallede toplandık. Önümüzdekiler Kavacık’ta
toplanmamız gerektiğini söylediler. Biz de Kavacık Köprüsüne gitmek için yürümeye
başladık. Toplu bir şekilde ‘Allah-u Ekber’ ve tekbir sesleriyle yürüyorduk. Carrefour’un
orada 15-20 asker saklanmıştı. Bizi görünce çıkıp direkt silahlarını çıkararak mermileri
üzerimize yağdırmaya başladı. Hiçbir diyalog geçmemişti aramızda. “Durun” falan da
demediler. Biz kendi aramızda konuşuyorduk. Ancak askerlere hiçbir şey söylememiştik.
Sadece askerleri görmüştük, yaşları genç de değildi. Hepsi olgun yaşta insanlardı.
Kuleli’nin askerleri değildi.
Ben ve benim gibi 97 kişi orada yaralandık. Ben en önlerdeki 20 kişi arasındaydım.
- 44 -
O ateş açılması esnasında ayağımdan yaralanmıştım.
Nasıl bir ortam vardı, gözlemlerinizi anlatır mısınız?
Telaş, panik… Çok fazla yaralanan vardı ancak biz önce farkında değildik. Ben eve
gittiğimde ayağımdan kan aktığını gördüm. Önce yaralıları taşıyan arkadaşlardan bana
kan bulaştığını sandım ancak ayağım morarmaya başlayınca iki gün sonra hastaneye
gittim. Sonra da ağrılarım dayanılmaz hale gelince Beykoz Devlet Hastanesine gittik.
Yanık eti aldılar, içindeki parçayı çıkarmadılar.
Sizi o gece dışarı çıkaran duygu neydi?
Sayın Cumhurbaşkanımız ‘Sokağa çıkın’ demişse onu boşa söylememiştir. Onun
sözüyle ve vatan söz konusu olunca çıktık elbette. Biz ‘Vatan elden gidiyor’ şeklinde
bir düşünceye hiç kapılmadık. Çünkü işin ne boyutta olduğunu bilmiyorduk. İşin içine
girince neyin ne olduğunu anlamaya başlamıştık. Özellikle söz konusu vatan olunca ve
dışarı çıkmak gerekiyorsa da elbette çıkarız. Dün çıktık, bugün de çıkarız, yarın da…
Önemli olan şu; biz o askerlerle belki mücadele ettik. Hiçbir beklentimiz olmadan
çıktık meydanlara… Ancak son dönemlerde bazı kesimler ve zaman zaman da etrafımız
tarafından maruz kaldığımız durumlar bizi fazlasıyla üzüyor. Ben her şartta vatanım
için sokağa çıkmaya hazırım. Ancak bize karşı zaman zaman takınılan ve hoş olmayan
davranışlar da bizleri fazlasıyla deniden yaralıyor. Biz o darbe girişimine karşı durmak
için evimizden çıktığımızda durdurmaya çalışanlar da oldu… “Karışmayın” dediler
bize. Ancak karışmadan olur mu? Söz konusu memleketti, vatandı…
O gece toplumun her kesiminden insanın sokaklarda olması size ne hissettirdi?
Evet toplum olarak hep oradaydık. O gün tankın önüne yatmış, yaralanmış çok
arkadaşım var. Hepsi mücadele verdi. Vatan söz konusu olunca birlik beraberlik içinde
olabiliyoruz o çok güzel bir şey elbette. Ancak bunu sürekli hale getirebilir ve birbirimize
destek olursak bu ülkenin önünde kimse duramaz.
O hain girişim gerçekleşmiş olsaydı bugün size göre nasıl bir durum olurdu?
Elbette ülkenin durumu kötü olurdu. Çünkü amaçları, kime hizmet ettikleri belliydi.
Ancak bireysel anlamda baktığımızda da öncelikle biz meydanlara çıkan ve de gazi
olanlar vatan haini ilan edilirdi. Onların planlarına göre de muhtemelen kimin nereyi
yöneteceği belli olmuştu zaten. Amerika’nın esiri olacaktık. Ben böyle düşünüyorum.
Ancak bu ülke, bu ülke insanı onlara geçit vermedi, yarın da vermeyecektir.
- 45 -
Kastamonu
Gazileri
CEMAL YILMAZ
Cemal Yılmaz darbe gecesinde tek başına çıktığı
meydanlarda tanklardaki askerlerle mücadele ederken aklına ne korku geldi ne de ölüm geldi.
O GECE HALK
OLARAK “BU VATAN
SAHİPSİZ DEĞİL”
MESAJINI VERDİK
- 46 -
Öncelikle bize kendinizi tanıtır mı-
sınız?
Ben Cemal Yılmaz 1960 yılında Kastamonu Seydiler Çırdak Köyünde dünyaya
geldim. 3 kardeşiz, ben evin en büyüğü-
yüm. 10 yaşıma kadar orada yaşadım.
Anne-babam çiftçilikle uğraşıyordu. Babam sonra inşaat işçisi oldu. 10 yaşındayken de İstanbul’a geldik. İlkokulu
Kastamonu Çırdak Köyü okulunda okuyordum. İyi ve başarılı bir öğrenci oldu-
ğum için 2.sınıftan 4.sınıfa geçtim. Ancak
imkanlar olmadığı için de eğitim hayatım
devam etmedi. Sonra çalışmak için kö-
yümüzden birisiyle İstanbul’a geldim.
İlk önce Kadıköy’de bir pastanede çalış-
maya başladım. Orada yaklaşık 1,5 sene
çalıştım. Sonrasında dayımın lokantasına
gittim ve orada çalışmaya başladım. Yaklaşık 6-7 yıl da orada çalıştım. Evliyim,
1 kız, 2 erkek 3 çocuğum var. Kızımdan
4, oğlumdan da 1 tane torunum var.
Cemal Yılmaz, 15 Temmuz hain darbe girişiminin gerçekleştirildiği akşam evinden tek başına çıkarak yoldan geçen bir arabayla köp rüye gitmek istedi. 1980 darbesini çok iyi hatırlayan Cemal Yılmaz-
“Biz halk olarak, yeniden o günleri yaşamamak için meydanlardaydık.
Devletimize, devletimizin başındaki insana sahip çıktık” ifadelerini
kullandı. Cemal Yılmaz yolda karşılaştıkları tanklardaki askerlerin iki
tanesini ikna ederek teslim olmalarını sağlarken, teslim olmayan bir
asker ile girdiği mücadele esnasında yaralandı. O anlarda orada bulunan
gençlere “Benim iki çocuğum var ikisi de evli. Arkada düşüneceğim bir
şey yok” sözleri ise adeta ders niteliğindeydi.
Ve o yaralanmasını hiç düşünmeden “Büyükşehir’de olaylar var”
söylemini duyar duymaz soluğu orada aldı. Çünkü Büyükşehir’den emekli
olduğu için orayı çok iyi biliyordu. Polislere, oradaki halka her konuda
yardımcı olabilirdi… Öyle de yaptı. Büyükşehir’e desteğe giden polislere
yardım eden Cemal Yılmaz kendi yaralanmasını unutmuştu bile…
Cemal Yılmaz, “Vatansever herkes o gece sokaklarda,
meydanlardaydı. Toplumumuzun her kesiminden insanın o gece sokaklarda olması hainlere “Bu vatan sahipsiz değil” mesajını vermişti. Biz
her zaman özellikle de kötü zamanda birleşebiliriz. Biz aynı ekmekten
yiyip, aynı sudan içiyoruz. Birbirimizden ayrılmamız mümkün değil” diyerek de hem o gece girişimde bulunan hainlere hem de dışardaki
düşmanlara da mesaj veriyordu.
- 47 -
O geceye gelelim, darbe girişimini nasıl öğrendiniz?
O gece evdeydim. Eşim televizyonda haberlerden öğrenmiş. Öğrenince de bana
“Haberler iyi değil” dedi. TRT’yi açtık. Oradaki spikerin sesi titrek bir şekilde
konuşmaya başlamıştı. O zaman ben “Burada büyük bir sıkıntı var” diye düşündüm. Ve
hemen abdest aldım. Sonra da eşime “Ben çıkayım bir dolaşayım geleyim” dedim ve
abdestimi aldıktan sonra eşimle helalleştik. Oğlumla helalleşirken “Baba ben de
geliyorum” dedi. “Sen gelme oğlum” dedim. Eşime de “Ben artık ya gelirim ya
gelmem” diyerek çıktım. Çünkü biz o günü şehit olmak için o yola gittik. Ama maalesef
nasip olmadı bize şehitlik.
Evden çıktıktan sonra ilk olarak nereye gittiniz?
Evden çıktıktan sonra yolda bir araba gördüm. Nereye gittiklerini sorduğumda “Havaalanı tarafına gidiyoruz. Gelir misiniz bizimle?” diye sordu. Ben de “Gelirim” dedim.
Arabaya bindim iki tane baston gördüm. “Bu nereye gider” düşünürken dikiz aynasından
şoför beni görmüş “Ne diyorsun yani, ‘İki bastonla geliyor’ diye mi düşünüyorsun.
Gidemez miyiz, bir topal sinekte mi olamayız?” dedi. Topal sinek bilindiği gibi
firavunun burnuna girip kafayı vurdura vurdura öldüren sembol…
Ondan sonra dedim ki “Keşke öyle olabilsek” Yolda konuşarak gidiyorduk. Sonra
bir baktık ki Atışalanı Kavşağı’ndan giderken önümüzde tanklar gidiyor. Birisi arabaları
eze eze gidiyordu. Tanklar önümüzde kimseye acımadan arabaları önüne alıyordu.
İnsanlar da tankı durdurabilmek için arabasını tankın önüne çekiyordu. 3-4 arabayı
ezdi. Biz o esnada yaklaşmıştık. Bir ara arabayı kullanan kişiye “Durun, şu tanka
çıkmak nasıl oluyor bir görün” dedim. Yıllar önce bir Rus lider tanka çıkmıştı, ben o
zaman tanka çıkacağım diye ahdetmiştim. Arka taraftan çıkmak çok zordu. 5-6 tane
genç vardı orada. Onlara “Beni yukarıya atın” dedim. Onlar benim bu sözlerim üzerine
- 48 -
“Babaya bak” diyerek birbirine bakıp güldü önce. Bu kez onlara “Benim geride hiçbir
şeyim yok. İki çocuğum evli zaten. Siz durun burada ben yukarıya çıkayım” dedim.
Attılar bizi tanka. Tankta 3 tane asker var. Ön tarafa doğru ateş ediyorlardı. Geriye
döndüler beni görünce 3’ü de tüfekleri doğrulttular bana. Dedim ki “Şu anda babanız da
bir tanka çıkmış Askerler de ona silahlarını doğrultmuş olabilirler. Babanızın öldürülmesini
ister misiniz? Siz ne yapıyorsunuz, ya bizim evladımız değil misiniz? Tank bizim, uçak
bizim, tüfek bizim… Her şey bizim. Siz bize ateş etmeye çalışıyorsunuz. Bu nasıl iş.?”
Sonra 2 tanesi “Abi ne yapalım?” dedi. “Verin tüfekleri bana, teslim olun. Ben sizi
bırakacağım, söz” dedim. Ben herkese de söyledim, “Bunları bırakın gitsin”. 2’si teslim
oldu. Onları ellerinden tutup tanktan aşağıya indirdim. Birisi teslim olmadı tabi. Bu
arada beni de götürür, öldürür diye korktum. Yani pisi pisine ölmek var dövüşerek
ölmek var. İki askeri indirdikten sonra diğerinin yanına gittim “Yaklaşma bana” dedi.
Sonra bir şeyler anlatıyorum ona. Bir ara “Ön tarafa bak, millet çıkıyor tanka” dedim.
Tabi yalan söyledik kimse çıkıyordu tanka. O sırada ben bunu kavradım. Zaten gücümüz
yerindeydi elhamdülillah. O bana tüfeği doğrultana kadar yaklaşıp belinden kavramıştım
zaten. Judo’da Türkiye 7.liği ve İstanbul 4.lüğüm vardı benim. Öyle bir sarıldım ki,
kurtulmasına imkân yoktu. O sırada tepemizden bir uçak geçti. O biraz kulaklarımızı
zedeledi. Hatta ondan sonra kulaklarımda biraz ağır işitme oldu. O esnada asker
kaçmaya çalışıyor, ben tutuyordum. Ben de tekim o da tek. Ancak tankı süren bir asker
daha vardı. O mücadele esnasında O hemen tanktan atladı, atlayınca ben de tek ayak
üstüne onunla düştüm. O kucağımdaydı o düşme esnasında. Tek ayak üstüne düşünce
ayak topuğum patladı. Ancak düştüğümüzde de ayaktaydık. Yaklaşık 2.5 metre vardı
yüksekliği herhalde.
Ayağım patlamış, dizim tamamen yaralanmış. Birkaç gün sonra da omuzumun zede
lendiğini fark etmiştik. Hala ameliyat olmam gerekiyor. Bende sara olduğu için orada
askerin üzerinde bayılmışım. 5-10 dakika ne kadar geçti bilmiyorum. Altta kalınca epey
uğraşmışlar onu çıkarmak için. İyice sarmıştım onu ellerimle. Ben ayılıp da kendime
geldikten sonra askere “Seni tankın arkasın koyalım” dedim. Tank durunca da tankın
arkasına koydum onu. Tankın içine baktığımda çok sayıda mermi ve sandık dolusu
tüfek gördüm. O askeri tankın arkasına bıraktıktan sonra polisi çağırdık. Biz askeri
tankın arkasına saklayınca bazıları tepki gösterdi. Onlara “Senin oğlun olsaydı saklamamı
istemez miydin?” dedim onlara. Ancak ne yazık ki o asker vukuatlı çıktı. Mahkemelere
gittiğimizde bize “Buradan çıkayım, senin işin bitti?” diye tehditler savuruyordu.
Sonrasında neler yaşandı?
Polisler gelinceye kadar o yaralı halimizle bekledik ve o askeri teslim ettik. Ben
hastaneye gitmek için ambulansa bindim. O sırada “Büyükşehir’de olay var” dediler.
Saatin kaç olduğunu tam hatırlamıyorum. Ambulanstan indim ve oradan Büyükşehir’e
gittim. Polis ve asker birbirlerine silah sıkıyor, çatışma yaşanıyordu orada. Ben de bir
yandan o anların görüntülerini çekmeye başladım bir yandan da kapıya yaklaşıyorum.
Çünkü ben belediyeden emekli olduğum için orayı iyi biliyordum. Bir olumsuzluk durumunda polislere “Nerede ne olduğunu söyleyebilirim” diye düşünüyordum. Çünkü
belediyedeki sığınaklara kadar her şeyin yerini biliyordum. Ondan sonra iyice yaklaştım,
“Kapıyı kırın” dedim. O sırada bir albay bir askeri vurdu. “Eğer teslim olursan kurşun
sıkarım” demiş ona. Çünkü asker çocuğun teslim olacağını anlamıştı. Tabi biz onunla
oyalanmak istemedik, içerde askerler dolu dediler. “İçerde personel ne haldedir?” diye
düşündük. Büyük bir cam var o camı kırarak içeriye girdik. Biraz sonra da polis geldi
ve onlar da içeriye girdi. Vatan Caddesi’ndeki emniyetten gelen polislerden tanıdıklar
da vardı. Dediğim gibi Büyükşehir’i iyi bildiğim için “Şurada şurada olabilirler” diye
yerlerini gösterdim polislere. Merdivenin altında bir yer vardı. Oraya birkaç el ateş
ettikten sonra “Kim var, dışarı çıkın” dedi polis ve 3 tane asker çıktı oradan. Öyle öyle
topladık. Hepsi arabaya bindirildi. Tabi ben yaralarımı o sırada hiç hissetmiyordum.
Çünkü sürekli yeni olaylar olduğu için ben ayağımın patladığının farkında değildim.
Sabah 05.00 olmuştu. Fatih İşkembecisine çorba içmeye gittim. O sırada ağrılarım
da başladı. Ayağıma bir baktım topuk patlamış, diz gitmiş. O hengamede cüzdanım da
düşüp kaybolmuştu. Sağ olsun işkembe yediğim yerin sahipleri yardımcı oldu bana ve
hastaneye gittim.
Sizin dışarı çıkmanızı sağlayan o duygu neydi?
Biz cumhurbaşkanımızın çağrısını beklemeden çıkmıştık. Ancak yolda giderken de
halkımızı meydanlara davet etmesini işitmiştim. Benden önce de bastonla çıkan vatandaş
çıkmıştı. Biz 1980’lerde yaşadığımız o darbe dönemlerinin yeniden yaşanmaması için
çıkmıştık. Allah bize gaziliği nasip etti ancak şehit olmayı çok isterdim. Şehitlik
temizliktir. Şehitlik çok güzel bir nimettir.
Hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı size göre bugün ülkede nasıl bir
durum olurdu?
Tabi ki. Daha sonra duyduğumuza göre o darbe girişimi öncesinde bütün ülke
taksim edilmiş zaten. 7 bölge 7 yere verilmiş. Ancak Allah fırsat vermesin onlara. Bu
can bu bedende olduğu müddetçe her zaman hazırız. Cumhurbaşkanımız zaman zaman
“Tek kaldım” diyor. Havalimanında onu bir program sonrası karşılamaya gittiğimizde
bizimle tokalaşırken kendisine “Yalnızım deme, daha biz ölmedik” demiştim.
Liderimiz çok büyük bir lider. O gece bütün ailesi ve torunuyla gelmesi bizim için
- 49 -
- 50 -
büyük bir nimettir. Başkası olsa kaçar, bir başka ülkeye sığınırdı. O torununu alıp geliyor… 1980 darbesinden hatırladığımız sokağa çıkma yasağında gerçekten çok üzüldü-
ğümüzdü. Her darbe girişiminde memleket en az 10 sene geri gider. Biz de bu yüzden
tam ilerleyecekken adım atamıyoruz. Elhamdulillah AK Parti geldiği günden beri kendi
silahımızı kendimiz yapıyoruz. Belki ben AK Partili görüşten olabilirim. Ancak bir
gerçek var. Liderimiz dünyaya meydan okuyor. Gerçekten savaş uçakları, denizaltılar,
uçan İHA’lar, SİHA’lar… Biz tankların lastiğini dışardan alan bir ülke konumundaydık.
Biz lokantacıydık. Geceden de beklediğimiz olurdu ama sabahın köründen itibaren
tüpü bekle, yağ kuyruğunu bekle… Çağlayan’dan Eminönü’ne gider yağ kuyruğunda
beklerdik saatlerce.
O gece her kesimden insanın sokakta olması size ne hissettirdi?
Vatansever herkes o gece sokaklarda, meydanlardaydı. Bazıları da banka kuyrukları,
benzin kuyruklarındaydı. Ancak toplumumuzun her kesiminden insanın o gece sokaklarda
olması hainlere “Bu vatan sahipsiz değil” mesajını vermişti. Biz her zaman özellikle de
kötü zamanda birleşebiliriz. Biz aynı ekmekten yiyip, aynı sudan içiyoruz. Birbirimizden
ayrılmamız mümkün değil.
Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Tanka koşarken birisi arkamdan “Koş oğlum koş… Koş oğlum hızlı koş” diyordu.
Tanka çıktığımda bir baktım babaannem. Rahmetlik babaannem İsmet Yılmaz… Ölü
kadın… Resmen bana görünmüştü. Allah razı olsun kendisinden bin kere. Çok akıllı bir
kadındı. Askerlik görevimi yaptığım dönem 3 ay hava değişimi alacaktım. Bana
“Gelme” dedi. Herkes benim için ‘Gelsin’ diye bekler o rahmetlik “Hakkımı helal
etmem, sakın gelme” dedi ve hava değişimi aldırmadı bana. Askerliğime devam ettim.
O kadın orada gözüktü bana. Babaannem çok akıllı bir kadındı söylediğim gibi. Ben
askerden geldikten sonra 1973 yılında çalıştığım yere geldi “Buna para vermeyin, ben
bakarım ona. Ama sigortasını muhakkak yapın. Para vermeseniz önemli değil” demişti.
O kadar akıllı, öngörü sahibi bir kadındı.
15 Temmuz’un benim üzerimde bıraktığı izler ise benimle yaşıyor. Özellikle
psikolojik açıdan neredeyse her gece rüyamda tanka çıkıyorum, tanktan düşüyorum. 4-
5 yıl bunu çektim. Dizimden yıllarca secdeye eğilemedim. Allah bunun hesabını
onlardan sorsun. Çük şükür şu anda secdeye eğilebiliyorum.
- 51 -
Kastamonu
Gazileri
CEMİL AKAY
Cemil Akay, ülkeyi kaosa sürükleyecek hain
darbe girişimine karşı durmak için sokağa ilk
çıkanlardan oldu.
BİZ BURADAYIZ
BİR YERE DE
GİTMEYECEĞİZ
- 52 -
Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?
Aslen Kastamonu Şenpazarlıyım. Ancak 1978 yılında İstanbul’da dünyaya geldim.
5 erkek 1 kız olmak üzere 6 kardeşiz, ben evin en küçüğüyüm. Evliyim bir oğlum var.
Çengelköy’de kahvehane işletiyorum.
Bize o geceyi anlatır mısınız, hain darbe girişimini nasıl öğrendiniz?
Benim bir arkadaşım vardı. O gece beni arayarak darbe söylentileri olduğunu
söyleyerek nerede olduğumu sordu. Ben de evde olduğumu söyledim. Beni ilk olarak o
aramış ve bir şeyler olduğunu söylemişti. Biz de “Terör saldırısı falan olabilir mi?” diye
sorduğumuzda “Yok, darbe girişimi diyorlar” dedi. Sonra da birlikte çıkmaya karar
verdik. Arkadaşlarla sokağa çıktık ve meydanda buluştuk. Hatta ilk başlarda abilerimden
de dışarı çıktığımı saklamıştım. Eşimin haberi vardı ancak onlara söylememiştim.
Çünkü biz annesiz büyüdük, babamız da daha sonra rahmetli olmuştu. Büyük abim bize
hem annelik hem babalık yaptı. O bana “Geri gel” deseydi onun sözüne karşı çıkamazdım.
Caydırırlar düşüncesiyle habersiz çıkmıştım. Bir süre sonra abim beni aradığında
etraftaki kalabalığın sesini duyunca çıktığımı söyledim. O da “Beni de alın” dedi. Abim
öyle söyleyince çok sevindim. Ortanca abimi, büyük abimi aldım ve 3 kardeş çıktık.
Diğer abim Çorum’daydı, onun küçüğünün ayağı sakat olduğu için o çıkamadı. Ona da
“Sen şimdi gelme, sonra gelirsin” demiştik. Buluştuktan sonra abime bir telefon geldi
ve Çengelköy karakolunun basıldığı ve oradaki askerlerin rehin alındığı söylendi. Hatta
polislerin şehit edildiği söylendi. Ancak o anda söylenenler doğru değildi. Tabi biz
bunları duyunca ilk olarak Çengelköy Karakolunun önüne gittik. Gittiğimizde 3-4 kişi
vurulmuştu. Orada bulunanlar o kişileri bize askerlerin vurduğunu söylediğinde ise
Cgirişimini. Olayın basit bir şey değil bir darbe girişimi olduğunu öğrenince hiç tereddütsüz birlikte sokağa çıkmaya emil Akay, arkadaşının haber vermesiyle öğrendi hain darbe
karar verdiler. Ancak abilerine kendisini caydırırlar endişesi taşıdığı için
haber vermemişti Cemil Akay. Bir süre sonra en büyük abisi başta olmak
üzere diğer abileri de çıkmak için Cemil Akay’ı arayarak meydanlarda
buluştu. O saate kadar askerlerin halka kurşun sıktığı yönündeki söylemlere inanmak istemediklerini söyleyen Cemil Akay, “Kendim vurulana
kadar bile ihtimal vermek istemiyordum buna. Hatta ‘askerimiz bize ateş
etse dahi biz onlara mı ateş edeceğiz’ diye de kendi kendimize sorup tuhaf
duygulara kapılıyorduk” sözleriyle de darbe gecesinde yaşadığı duygu
yoğunluğunu dile getirdi. Darbe girişiminin başarılı olma ihtimalinin ülkeyi sonrasında kaosa sürükleyeceğini düşündüğü için de hiç tereddüt etmeden çıktığını söyleyen Cemil Akay, “Ne olursa olsun biz buradayız,
gidecek başka bir yerimiz de yok. Bir yere de gitmeyeceğiz. Allah’ın izniyle memleketimizi hiçbir zaman bırakmayacağız” dedi. Halkın bütün
kesimleriyle o gece meydanlarda olmasının ise gurur verici olduğunu
ifade eden Cemil Akay, gaziliğin kendisi için apayrı bir anlam taşıdığını
belirtti.
- 53 -
“Asker değildir, asker silah çekmez”
dedik. Çünkü “İnsanlar kafalarından ve
göğsünden vuruldu” diyorlardı. Ancak
biz yine de askerlere konduramıyor terör
yanlılarının bunu yaptığını düşünüyorduk.
Hatta bazı arkadaşlarımız “Askerimiz bize
ateş ederse ne yapacağız?” dediğinde “Ne
yapacağız, bir şey yapamayız ki, sonuçta
asker. Askerimize ateş mi edeceğiz, taş
mı atacağız” diyorduk.
Cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara
çağıran açıklamasını biz duymamıştık.
Zaten biz sokağa ilk çıkanlardanız. Cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara çağırdığını da yaralandıktan sonra öğrendik.
Sonrasında neler yaşandı?
Biz orada bayağı bir kalabalık olmuştu.
Herkes birbirini çağırıyordu. Askerlerin
ateş ettiğini biz göremedik. Çünkü ben
yaralanmıştım. Zaten çatılara konuşlanmışlardı. Çengelköy’de bir meydan var,
ışıklar var bir de mezarlığa çıkan bir yol
var. O yukarıdaki yoldan ateş etmişler.
Fazla yaklaşmamışlar kalabalığa. Onların
ateş ettikleri esnada çekilen videolar da
var. Benim büyük abim de video çekiyormuş. Hatta “Asker ateş açıyor” diye
uyarıyor. O videolara da halen duruyor.
Abim “Asker ateş açıyor” dedikten sonra
ben boynumdan yaralandım. Biz o esnada
karakolun biraz gerisindeydik. Boynumun
sol tarafında çenemin altından girip enseme
doğru 10-15 cm’lik bir parçalanma oldu.
Elimde telefon vardı sağ kulağıma dayamıştım, kafamı da hafif eğmiştim, tam
döndüğüm esnada gelmişti kurşun bana.
Eğer telefonla konuşurken düz tutsaydım
muhtemelen yüzüme gelecek ve parçalayacaktı. Yaralandığımda şah damarım patladı sandım. Herkes o sırada panik yaptı.
Abilerim “Cengiz vuruldu” diye bağırıyordu. Araba baktılar sağa sola. Elim titremeye
başlamıştı. Sağ elimle boynumu tutuyorum, sol elimden vurulmuşum. Bir yandan elime
bakıyorum. Sonra “Abi şah damarım galiba parçalandı” dedim. Aklıma ilk gelen oğlum
oldu ve “Oğluma iyi bakın” dedim. Yakınımızda motorun üzerindeki arkadaşın
vurulduğunu gördüm. Hatta ben vurulduğumda döndüğüm esnada yanımdakinin yerde
olduğunu gördüm. Olaydan yaklaşık 1 ay sonra oraya gittiğimde durduğumuz yerde
dükkanların kepenklerin delik-deşik olduğunu gördüm. Telefon kulübesinde belki 50
tane mermi vardı, demir direklerde delikler var. Enteresan bir şey söyleyeceğim. O
zaman çok fazla röportaj da yapmıştık ancak bu söyleyeceğimi o zaman bilmiyorduk.
Bunu ilk defa dile getireceğim. Benim kafamda 6 tane saçma çıktı. 11 ay sonra baş
- 54 -
ağrısından hastaneye gittim. Sağ tarafımda 6 tane saçma çıktı. Kimisi alnıma yakın,
kimisi kulak arkasından... Şöyle söyleyeyim, o sırada karakolun az gerisinde ışıkların
ve telefon kulübesinin olduğu yerden bahsediyorum. Hemen sağ tarafta Kuleli Askeri
Lisesinin rütbelileri oturuyormuş. Yukarıdan aşağıya bize pompalıyla ateş etmişler. O
saçmalardan abimde de var. Hatta o anda kafamızda bir yanma oldu. Ateş ediyorlar,
ağaç yaprakları dökülünce o yaprakların kafamıza geldiğini düşünmüştük. Bu benim
yaralanmamdan 3-5 dakika önce olmuştu. Abim “Kafan yandı mı?” diye sormuş ben de
“Evet yandı” diye cevap vermiştim. Sonra da “Ağaç yaprakları kafamıza geldi galiba”
dedik. O esnada acı olarak hissetmemiştik bunu. O akşam öyle bir maneviyat vardı ki
belki de o yüzden hissetmedik onu.
Tedavi süreciniz nasıl gerçekleşti?
Yaralandıktan sonra abilerim beni arabayla Medivia hastanesine götürdüler. Büyük
ihtimalle ilk müdahaleleri onlar yaptılar. Sağ olsun onlar herkesle çok ilgilendiler. Anababa günü gibiydi orası, yer yoktu. İnsanlar yerlerde, sandalyelerin üzerinde tedavi gö-
rüyordu. Sürekli vurulan geliyordu. Bana da ilk müdahaleyi orada yaptılar. Orada bir
hocamız bana “Seni Allah korumuş. Şah damarın patlamamış, korkma” dedi. “Ama
damarını görüyorum” diye de ekledi. Elbette takdir-i ilahı.
Medivia Hastanesi’nden beni Ümraniye’ye sevk ettiler. Orada ilk gün sağ olsun o
zamanki bakanımız Naci Ağbal aradı beni. Hayati tehlikem olmadığı için sadece elimi
alçıya aldılar. Boynuma müdahale ettiler. Pansumanlar falan yapıldı. İlk bir hafta çok
ziyaretler olduğu için enfeksiyon kapmıştım. Allah razı olsun sevilen bir insanım. O
yüzden çok insan merak etmişti beni. Bakanımız beni aradığında “Bakanım ben iyiyim,
çok kötü bir durumum yok. Ama çok ağır yaralı arkadaşlar var. Bir gelseniz, onlarla ilgilenilse” dedim. Sağ olsun geldi bakanımız. O da bildiğim kadarıyla Çengelköy’de
oturuyordu. O zaman gelmiş ve ilgilenmişti. Onun ziyareti de hastalarımıza moral
olmuştu. Ardından cumhurbaşkanımızın danışmanları geldi. Devlet erkanı geldi, sağ
olsunlar, eksik olmasınlar. Tabi o ziyaretler bize büyük moral olmuştu. Sol baş
parmağımda küçük bir sıkıntı kaldı ancak çok büyük sorun değil. Çünkü mermi elimi
de delip geçmişti. Sol işaret parmağı ile baş parmağın arası. Boynumuzda bir iz kaldı.
Onunla ilgili de bir hastane estetik ameliyat yapmak istedi. Sonra ben estetik ameliyat
olmaktan vazgeçtim. Gerek duymadım.
Sokağa çıkmanızı sağlayan duygu neydi?
Darbe girişimini öğrendikten sonra farklı bir duygu yoğunluğuna kapıldık. Artık
“Bundan sonrası kaos, bundan sonrası sıkıntı, bir şeyler yapmamız lazım” gibi bir hisse
kapıldık. Arkadaşlarımın çoğu da teşvik etti. İlk başlarda “Benim kardeşim de asker,
hükümetin şöyle yanlışları var” diyenler de destek olmaya karar verdiler. Çünkü baktılar
ki durum çok farklı. O akşam beni sokağa çıkaran şey ise sonrasının kaos getirecek
olması düşüncesiydi.
Size göre hain darbe girişimi başarılı olsaydı şu anda ülkede nasıl bir durum
olurdu?
Türkiye büyük ihtimalle Suriye’den farksız olurdu. Yine biz büyük ihtimalle vatan
haini ilan edilir ve idam edilirdik. Cumhurbaşkanımız için de aynı şeyi yaparlardı.
Ancak ne olursa olsun biz buradayız. Gidecek başka bir yerimiz yok. Biz Allah’ın
izniyle memleketimizi hiçbir zaman da bırakmayacağız. Benim bir tane oğlum var. Onu
da Allah’ın izniyle yetiştiriyoruz. Belli bir yaşa geldikten sonra ona da öğreteceğim. O
da mücadele edecek, o da bırakmayacak. Davasına sadık bir adam olacak. Allah’a iyi
bir kul, vatana-millete hayırlı bir insan olacak inşallah.
- 55 -
- 56 -
Her kesimden insanın o gece meydanlarda olması size ne hissettirdi?
Gerçekten o akşam toplumun bütün kesimleri meydanlardaydı. Ve biz bundan çok
gurur duyduk. İnsanımız da çok gururluydu. Özellikle bu bölgede bizim hemşerilerimiz
de çok kalabalıktı. Ben o gece en uç diye nitelendirdiğimiz siyasi görüşteki arkadaşları
gördüm. Onlar da “Darbeye hayır” dediler ve onlar da vuruldular. Ben kendimi bildim
bileli Milliyetçi Hareket Partiliyim. O gece onları gördüğümde açıkçası şaşırdım.
Tedavi sürecinin ardından zaman zaman bizi tanıyıp da fotoğraf çektirmek isteyenler
oldu. Tabi bundan çok gurur duyuyor insan. Bir gün yeni taşındığım eve elektrik
aboneliğini açtırmak için elektrik idaresine gittim. Orada gazi olduğumu beyan ettim.
Oradaki hanımefendi sağ olsun ayağa kalktı ve teşekkür etti. Orada da çok gurur
duyduk. Güzel duygular. Allah bir daha böyle şeyler yaşatmasın. Benim oğlum şu anda
6 yaşında. Gazilikle ilgili sohbetler olduğunda “Benim gazi babam, aslan babam” diyor.
Bunlar çok güzel duygular.
- 57 -
Kastamonu
Gazileri
CENGİZ DÜZ
Hain darbe girişiminin olduğu gece abisiyle birlikte
sokaklara çıkan Cengiz Düz, çok anlamlı sözlerle o
geceyi özetledi.
O GECE YA
BAYRAĞIMIZA
SAHİP ÇIKACAKTIK
YA DA HİMAYELERİNE
GİRECEKTİK
- 58 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Aslen Kastamonu Pınarbaşı’ndanız.
Ben 1973 yılında İstanbul Bakırköy’de
dünyaya geldim. Biz 3 kardeşiz ben evin
ortanca çocuğuyum. İlkokul 5.sınıfı bitirdikten sonra 11 yaşındayken Kapalı-
çarşı’da kuyumcu çırağı olarak çalışmaya
başladım. Babam Atatürk Havalimanında
Havaş’ta çalışıyordu. Biz de bu yüzden
Florya’da büyüdük. Askerlik görevimi
1993 yılında Ağrı Komando Birliği’nde
19 ay yaptı. Terör olaylarının yoğun olduğu dönemde çok sayıda arkadaşım
şehit olmuştu o dönem. Evliyim ve iki
kızım var. 15 Temmuz’da çok fazla yara
aldım. O yüzden şu anda emekliyim
ancak yine de çalışmayı çok seviyorum.
Bu yüzden de girişimcilik için KOSGEB’e
müracaat ettim.
Bize o geceyi anlatır mısınız, nasıl
haberiniz oldu, ne yaptınız?
Anadolu Hisarı Yenimahalle’de aile
apartmanında oturuyoruz. O akşam da
abim Murat Düz ile birlikte abimin evinde oturuyorduk. Sohbet ederken bir yandan da
televizyonda haberlere bakıyorduk. Bir ara haberlerde “Darbe girişimi oluyor” diye
yazılar geçmeye başladı. Saat 22.30 civarlarıydı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk
ki Cumhurbaşkanımızın halkı sokaklara davet etmesiyle abimle birlikte abdestimizi
alıp bayraklarımızı da elimize alıp çıktık. ‘Ya bugün bu bayrağa vatana sahip çıkacağız
Cengiz Düz, 15 Temmuz hain darbe girişiminin olduğu gece abisiyle birlikte hiç tereddütsüz sokağa çıkan isimlerden... Askerlerin olmaları gereken yerde yani kışlada olması gerektiğini yola çıktığı
mahalleliyle birlikte slogan atarak yürüyen Cengiz Düz sokağa çıkma
sebebini ise çok anlamlı sözlerle dile getirdi. O “Ya bugün bu bayrağa
vatana sahip çıkacağız ya da başkalarının himayesi altına gireceğiz’ diyerek abdestini alarak soluğu sokakta almıştı. Kuleli Askeri öğrencileri
ile karşılaştıklarında öğrencilerin hepsinin ağlamaklı olduğunu anlatan
Cengiz Düz, “Başlarındaki o iki rütbeli attığımız sloganlara karşı her
seferinde ateş ederek karşılık verdi” sözleriyle anlattı yaşadıklarını...
Üç kez... Evet evet tam üç kez yaralandı o rütbelilerin ateş açmasıyla...
Önce sağ kolu, ardından karnından ve bu kez de sol kolundan... Oluk oluk
kan akarken vücudundan bir ara kelime-i şehadet getirmeye başladı.
Çünkü o anın geldiğini düşünmüştü... Ta ki mahalleli çocukların gelip de
onu bulmasına kadar. Sonrasında hastanede tedavi süreci ve yaklaşık 1.5
yıl süren iyileşme dönemi...
Düz, darbe girişiminin üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen
o geceyi dün gibi hatırladığını
ifade ederek, "Bir buçuk sene
evde yattım. 4 ameliyat geçirdim. AllAah devletimizden razı
olsun. Bu süreçte yanımızda
oldu. Bugün tüylerim diken
diken oldu. Burada tekrar o
günü yaşıyorum. Yanımızda
vurulan, ölen arkadaşları
hatırlıyorum. Ben hastanedeyken doktor oradan
başkaları için ex oldu diyor,
ölen ölene. Allah şehadetlerini
kabul eylesin." dedi.
YANIMIZDA ÖLEN
ARKADAŞLARIMIZ OLDU
- 59 -
ya da başkalarının himayesi altına gireceğiz’ diye düşündük. Ve dışarıya çıktık. O
esnada benim kızlarım da ellerine bayrakları alarak yukarıya doğru yürümeye başladılar.
Yukarıdan gelen 5-6 kişi vardı, onlarla birlikte ‘En büyük asker bizim asker, asker
kışlaya’ sloganlarını da atmaya devam ediyorduk. Aşağıya gidene kadar 100-150 kişi
olmuştuk bile. Hisara doğru giderken. Yarımız Kuleli tarafına yarımız da Fatih Sultan
Mehmet Köprüsü’ne doğru döndük. Biz FSM tarafına dönerken aşağıda Migros’un
önünde Kulelinin askerlerinin yarısı FSM’ye takviyeye gidiyorlarmış. Bir anda onlarla
karşılaştık. Kuleli’de öğrenci olan çocuklar ve başlarında iki rütbeli vardı, kafalarında
kasketler vardı. Onlarla karşılaşınca ‘En büyük asker bizim asker’ sloganını yinelemeye
başladık. Başlarındaki komutan ‘İhtilal oldu evinize gidin’ diye sert bir şekilde seslendi
bize. Biz de ‘Asker kışlaya’ diye slogan atınca bu kez rütbeliler havaya ateş açmaya
başladı. Ben vurmayacaklarını düşünmüştüm. Ancak en önde olduğum için direkt bana
doğru ateş etti. Gözümü kapatınca kolumu parçalandığını fark ettim. O acıyla “Kolum
parçalandı” dedim. O anda herkes yerlere yığıldı. Ve bu kez karnımın patladığını
hissettim. Öldürmesinler beni diye geriye doğru kaçmaya çalıştım. Geriye giderken bu
kez sol kolumdan vuruldum, sinirlerim kopmuştu o anda. Oradaki tretuvardan aşağıya
düştüm. Bir aile gelip beni kucaklarına alıp arabalarına bindirdiler. Benim Kavacık
Dörtyol’da dükkanım olduğu esnaf olmamız hasebiyle çok insan bizi tanır. Beni
arabalarına alan o aile Kızılay Tıp Merkezi’ne götürdü beni. Herhalde ilk müdahaleyi
yaparlar bana diye düşündüm. Saat 23.30 civarıydı. Ancak Tıp Merkezi kepenklerini
kapatmıştı. Her gün gece 24.00’e kadar açık olan Tıp Merkezi erkenden kapatmıştı. O
ara kendimdeydim. Ancak benden bir kan akıyor akıllara zarar, oluk oluk... Çok şükür
ki spor yapan bir insan olduğum için ayakta kaldım. Oradan yürüyerek benim dükkanımın
biraz ilerisindeki karakola kadar gittim. Çünkü polisler beni görüp hastaneye götürür
diye düşündüm. Kapıda uzun saçlı birisi vardı, polis miydi neydi seçemedim. “Abi
- 60 -
Allah aşkına beni hastaneye götür” dedim ona. Ancak o beni kanlar içinde görünce
kapıyı kilitleyip kaçtı. Beni adeta ölüme terk etmişti. Dizlerimin üzerine çöktüm, dilim
arkaya dönmüştü. Ve artık kurtuluşumun olmayacağını düşündüğüm için kelime-i
şehadet getiriyordum. O esnada bizim mahallenin çocukları karakolun önüne toplanmaya
başlamıştı. Bir anda arkadan birisi saçımdan tuttu, “Aaa bu bizim Cengiz abi” deyince
herkes yanıma toplandı. Sonrasında beni apar-topar bir arabaya attılar. Önce FSM Tıp
Merkezine götürdüler beni ve ilk müdahaleyi orada yaptılar. Kanı durdurup serum
taktılar o ara işkembesi yere dökülen bir çocuk geldi. Benim için de ‘İç kanama
geçiriyor. Tam teşekküllü bir hastaneye götürün’ dediler. İlk önce Kavacık’ta Medistate
hastanesine götürdüler. Orada sabaha kadar tomografi ultrason çektiler... O esnada
hastaneye gelenlerin büyük çoğunluğu hayatını kaybediyordu. Bir tek ameliyathanesi
vardı hastanenin ve durumu daha ağır bir arkadaşı ameliyata aldıkları için ben sıra bekliyordum. Çok sıra olduğu için bana bir türlü sıra gelmiyordu. Sabah 06.30’da
amcaoğlu beni devlet hastanesine götürdü. Orada da “İç kanama geçiriyor” dediler ve
beni hemen ameliyata aldılar. Ameliyattan çıktım yoğun
bakıma aldılar beni.
Ben orada eşime ilk
önce “Darbeyi ger-
çekleştirdiler mi?”
diye sordum. Çok
şükür darbe gerçekleşmemiş... Milletin
iradesi üstün gelmiş-
ti. Eğer “Evet” deseydi bunlar önce
bizden başlar sonra
herkesi tek tek öldürürdü herhalde...
Allah fırsat vermesin.
Size göre o gece
hain darbe girişimi
gerçekleşseydi bugün ne olurdu?
Az önce de dediğim gibi herhalde
beni ve benim gibi
o gece sokağa çıkan
ve yaralananları asarlardı. Ülke olarak da
sanıyorum 1980 öncesine dönerdik.
Hiçbir şeyimiz olmazdı. Ama Allah
razı olsun Cumhurbaşkanımızdan o dik
durdu, dirayetini hep
korudu ve biz de sokakları hiç terk etmedik.
O darbeyi yapamadılar ancak şu
anda da ekonomik
darbe yapmaya çalışıyorlar. Dört bir
taraftan ejderha gibi sarmış çevremizi hainler. Allah devlete-millete zeval vermesin.
Ben şimdilerde zaman zaman sempozyumlara katılıyorum. Yine bir gün bir okulda
böyle bir sempozyuma katıldım. İlkokul 5.sınıf öğrencisi bir çocuk bana bir soru sordu
ki çok ilginç geldi bana. Bana, “O gece vatanımız mı namusunuz mu önemliydi” dedi.
Açıkçası o yaştaki bir çocuğun böyle bir soru sormasına şaşırmıştım. Ancak cevabım da
“Vatan olmazsa namus da olmaz” şeklinde oldu. Allah kimseyi vatansız bıraksın.
- 61 -
- 62 -
Biz gazi olduk ancak devletimiz sağ olsun, var olsun bizi hiçbir zaman bırakmadı.
Desteğini her zaman yanımızda, yanı başımızda hissettik.
O gece sokakta gördüğünüz birlik-beraberlik için neler söylersiniz?
O gece ülkemizin her kesiminden insan olarak sokaklardaydık. Bu bizim için gurur
verici bir şey. Bununla sonuna kadar övünmekte de haklıyız. Ve aynı mahallede
yaşadığımız Ağrılı, Karslı arkadaşlarla beraber sokaktaydık biz. Doğu-Batı ayrımı gibi
bir şey yapmak da doğru değil. Biz biriz ve biz bütünüz. Hepimiz bu bayrak altında ya-
şıyorsak bizim bayrağımız bizim vatanımız ortak noktamız ve onun için o gece hep
birlikte sokaktaydık.
- 63 -
Kastamonu
Gazileri
CENGİZ ÖZDEMİR
Cengiz Özdemir hain darbe girişiminin olduğu gece
elinde bayrağı, yüreğinde vatan aşkıyla çıktı sokağa
ve hainlere en net mesajını verdi.
İÇİMİZDEKİ
VATAN AŞKI
BÜTÜN HAİNLERİ
YAKMAYA YETER
- 64 -
Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben 1965 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Aslen Kastamonu Çatalzeytinliyiz. 2
erkek, 1 kız olmak üzere 3 kardeşiz, bir kardeşimiz de rahmetli oldu. Babam senelerce
Almanya’da çalıştı. 1989 yılında rahmetli oldu. Biz 1960’lı yıllarda İstanbul’a gelmişiz.
Abim Çatalzeytin’de, ablam ve rahmetli abim ile üçümüz İstanbul’da dünyaya geldik.
Ortaokula kadar Eminönü bölgesinde oturuyorduk. Evimiz İMÇ Bloklarının orada, Sü-
leymaniye caminin altında idi. Mimar Sinan ilkokulunda okudum. Evliyim, iki kızım
bir oğlum var. Konfeksiyon atölyesinde ve satış mağazasında çalışıyordum. Gazi
olduktan sonra yaralandığım Büyükşehir Belediye’sinde çalışmaya başladım.
O hain darbe girişiminin olduğu geceden nasıl haberiniz oldu, neler yaşandı?
O gece Aksaray Yavuz Selim’den Vatan Caddesi’ne inen yolda, (Emniyet Müdürlüğü’nün
oraya inerken) Koyunbaba Parkı’nın oradaki MHP binasında arkadaşlarla oturuyorduk.
Bir anda hareketlenmeler, koşuşturmalar oldu. Birisine ne olduğunu sorduğumuzda
darbe girişimi olduğunu söyledi. Bir polisin koştuğunu gördüm, “Bilader ne oluyor”
diye sordum. “Arkadaş darbe gerçekleşiyor, ülkede darbe var” diye cevap verdi. “Allah
Allah bu neyin darbesi” dedik şaşkınlıkla. 1980 darbesini gördüm... Ben o dönem 14
yaşındaydım ve okulu yeni bitirmiştim. O gece “Böyle bir darbe olmaz, bu ülkeye bir
suikast girişimi” dedi. Ne olup bittiğini daha iyi anlayabilmek için de yere gidip
televizyonu açtık. Televizyonda bütün haber programlarında Köprüde askerler dizilmiş
haldeydi. O anda hiç tereddüt etmeden eve geçip bayrağımızı alıp dışarı çıktık. O
esnada kızım ve oğlum da “Biz de geliyoruz” dediler. Onlar Havalimanı’na Cumhurbaşkanımızı karşılamaya gittiler. O zaman kızım 19, oğlum 17 yaşındaydı. Ben de Türk
Cengiz Özdemir hain darbe girişiminin olduğu gece elinde Türk bayrağıyla sokağa çıkan isimlerden. En stratejik yerlerden Sara çhane’deki valilik ve belediye binalarının bulunduğu bölgeye gid- -
erek burada darbeye karşı duran Cengiz Özdemir arkadaşlarıyla birlikte
hem helikopterden hem de askerlerden açılan ateş sonucu yaralandı.
Şarapnel parçalarının vücuduna isabet etmesiyle yaralanan Cengiz Özdemir askerlerin önünde durup emir veren albayları ise hiç unutmuyor.
Hatta ismini dün gibi hatırladığı Satı Demir isimli albayın “İndir o
bayrağı” şeklindeki söylemine “Sıkıysa gel sen indir” şeklinde verdiği
karşılığı bugün gururla anlatıyor.
Cengiz Özdemir, 1980 darbesinde henüz 14 yaşında olmasına rağmen
bazı şeyleri çok iyi hatırladığını anlatırken, “O zaman sağcı-solcu
kavgasını bitirmekti bahane. Ancak bugün neyin darbesiydi bu? Ne
amaçlıyorlardı?” diyerek tepkisini dile getiriyor.
O gece halkın büyük bir kararlılıkla darbeye karşı durduğunu anlatan
Cengiz Özdemir, “O gece belki 2-3 milyon insan dışardaydık. Ancak
böyle bir şey olursa bu kez en az 50 milyon insan çıkar. Çünkü artık
herkes her şeyi anladı. Ben bu sakat bacağımla çoluk-çocuğumu hiç
düşünmeden sekerek de olsa yine çıkarım” sözleriyle de önemli bir mesaj
veriyor.
- 65 -
bayrağını alarak Vatan
Caddesi’ne gittim. Emniyet Müdürü Mustafa
Çalışkan, “Arkadaşlar burada olayları yatıştırdık
en büyük sıkıntı Saraç-
hane’deki valilik ve belediye binasında. Oraya
gönüllü gitmek isteyen
arkadaşlar var mı?” diye
sordu. “Biz gönüllüyüz”
dedik. Yaklaşık 70 kişilik
bir grupla ya Allah ya
Bismillah elimizde Türk
bayraklarıyla Saraçhane’ye belediye ve valilik
binalarının olduğu yere
doğru ilerledik. Saatler
geçerken ilerliyorduk. O
sırada Cumhurbaşkanımız
da halkımızı meydanlara
davet etmişti zaten halk
da meydanlara dökülm-
üştü bile. Biz Saraçhane’ye yaklaştıkça yavaş
yavaş karşıda askerler dizili olduğunu gördük.
Başlarında Satı Demir
isimli bir albay vardı. Satı
Demir askerlere, “Bir tane
merminiz boşa gitmeyecek, hepsini vurun’ diye
emir verdi. Aramızda çok
bir mesafe yoktu artık.
Onlar belediye binasının
önündeydi. Biz Bisiklet-
çiler Çarşısının oraya gittik. Ben bir kamyonun
üstüne çıkıp Türk bayra-
ğını sallıyordum. O esnada o komutan bana “İndir o bayrağı” diye çıkıştı. “Sıkıysa gel
sen indir” dememle ateş etmeleri aynı anda oldu sanki. O zaman bir de yukarıda
helikopter belirdi, havai fişek gibi bir şey attı üzerimize. Ben kamyonun üzerinden ters
takla yere düştüm. Ayağım kan içindeydi. Helikopterden açılan ateş sonucu şarapnel
parçaları ayağıma gelmişti. Tahsin Gerekli isimli Giresunlu arkadaş ile Erkan Pala
isimli Siirtli bir diğer arkadaşım yanımda şehit olmuştu. Zaten Erkan Pala isimli
arkadaşımızı almak için hamle yaptığımızda açılan ateş sonucu vurulmuştuk. Yani önce
onlar vuruldu, biz onları almaya koştuğumuzda bize de ateş açılmıştı. Ben yaralanınca
hemen ambulans geldi ve aldı beni. Ambulansla beni Medical Park Hastanesi’ne
götürdüler ve benim ilk tedavimi orada yaptılar. İlk müdahalenin ardından da Haseki
Hastanesine kaldırıldım.
- 66 -
Biz orada bayağı bir mücadele etmiştik. O gece yaralandıktan sonra artık sekerek
yürüyorum. 4 şarapnel parçası halen daha bende ve ben onları o gecenin hatırası olarak
gururla taşıyorum.
O geceye dair unutamadığınız bir şey var mı?
Ben o gece evden çıkarken eşimle helalleşmiştim. Kastamonu’da yaşayan ablamla
da telefonla konuştuk. Ablam “Çok kötü şeyler oluyormuş” dedi. Çok korkmuştu. Ben
de ona “Anasız-babasız kaldık büyüdük ama vatansız büyüyemeyiz. Şu anda vatana
darbe var” dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Biz aslında en başta bu işin FETÖ’nun işi
olduğunu bilmiyorduk. “PKK’lılar yaptı bunu, ülkemize saldırı yapıyorlar” diye dü-
şünmüştük.
Hain darbe girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben 1980 darbesinde her ne kadar çocuk olmuş olsam da bazı şeyleri hatırlıyorum.
Dediğim gibi çocuktuk, kapının önüne çıktık o anda askerleri gördük. Abimler de
“Ülkede darbe oldu” diye anlatıyordu. O zaman pek bir şeyi idrak edemiyorduk ama o
zaman sağ-sol kavgası vardı ondan olmuştu darbe. O kavgaları bitirmekti belki amaç.
Ancak şimdi bir kavga yoktu ortada. Sen bizim ülkemize darbe yapıyorsun, neyin
darbesi bu? Başımızdaki insan iyi niyetiyle mücadele ediyor. Destek vermek gerekirken
yapılana doğru demek akla ziyandır.
- 67 -
- 68 -
1960 darbesinde dünyada yoktuk Adnan Menderes’i astılar. 1980 darbesinde
çocuktuk, daha sonrasında Turgut Özal’ı zehirlediler. Ancak şimdi... Evet şimdi yetişkin
birer birey olarak 15 Temmuz’da Recep Tayyip Erdoğan’ı yedirmemeye kararlıydık ve
yedirmedik. Yarın olsa yine çıkarız ancak daha temkinli çıkarız. Bunun çok iyi
bilinmesini isteriz.
Şunu özellikle belirtmek isterim, bu hainlerin unuttuğu bir şey vardı. Biz ilkokulda
okurken, henüz 7 yaşlarında okul bahçesinde, kışın o soğuklarında tir tir titreyerek
İstiklal Marşı’nı okurken ne şaka yapıyor ne de oyun oynuyorduk. Biz o esnada vatan
sevgisini ve ay yıldızlı bayrağımızı içimize işliyorduk. O yüzden içimize işleyen vatan
aşkının ateşi sadece onları değil ‘En güçlüyüm’ diyen bütün düşmanları yakacak kadar
büyüktür...
Her kesimden insanın o gece meydanlarda olması size ne hissettirdi?
Vatanını seven insan herkes o gece sokaktaydı. Bunun sağcısı-solcusu olmaz.
İçimizde o gece Suriyeli gaziler de oldu. Ben kamyonun altına düşüp yaralandığımda
beni oradan çıkaran Hakkarili Mehmet isimli bir arkadaştı. Ülkesini seven sonuna
kadar da mücadele eden bir arkadaş... Elinde Türk bayrağıyla darbeye karşı durdu.
Size göre o hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı bugün nasıl bir durum
olurdu?
Abartısız söylüyorum Suriye’den daha kötü bir durumda olurdu... Önce ve ilk
olarak Cumhurbaşkanımızla bürokratları alıp öldürürler sonra bize sıra gelirdi. Ülkemizi
dağıtırlardı... Ülkenin ne birliği kalırdı ne de bütünlüğü... Ancak biz Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı olarak kararlıydık... Ya ölecektik ya da geri dönmeyecektik. Ben bugün olsa
yine çıkarım. Şunu söyleyeyim eminim insanların büyük çoğunluğu hatta o gece
çıkmayanlar bile böyle düşünüyordur. O gece belki 2-3 milyon insan dışardaydık.
Ancak böyle bir şey olursa bu kez en az 50 milyon insan çıkar. Çünkü artık herkes her
şeyi anladı. Ben bu sakat bacağımla çoluk-çocuğumu hiç düşünmeden sekerek de olsa
yine çıkarım. Şehit olan arkadaşlarımıza Allah cennetini nasip eyledi, bize de gaziliği.
- 69 -
Kastamonu
Gazileri
EMİN OĞUZ AYANOĞLU
Emin Oğuz Ayanoğlu hain darbe girişiminde gazi
olurken, ağabeyi Onur Ayanoğlu ise şehit olmuştu...
HAİNLER BU MİLLETİN
İMAN GÜCÜNÜ VE
ALLAH’IN KUDRETİNİ
HİÇ HESAP ETMEDİ
- 70 -
Emin Oğuz Ayanoğlu, hain darbe girişimini değerlendirirken “Ayağa Emin Oğuz Ayanoğlu, “Bu milleti kimse diz çöktüremez, 15 Temmuz’da bunu bir kez daha bütün dünyaya gösterdik. Çünkü ümmetin umudu Türkiye-
’dir.” Bir memleket düşünün, o memlekette bir ailenin iki evladı da vatan için
meydanlara çıkıyor, hain darbeye karşı direniyor... Gecenin sonunda kardeşlerin
birisi şehit diğeri gazi oluyor...
Evet Emin Oğuz Ayanoğlu ve abisi Onur Ayanoğlu’nun öyküsü bu.
Emin Oğuz Ayanoğlu 15 Temmuz hain darbe girişiminin olduğu gece gazi
olurken, kendisinden 1 yaş büyük ağabeyinin şehadetine giden yola birlikte
çıktılar. Darbe girişimini iş çıkışı arkadaşlarıyla birlikte öğrenen Emin Oğuz
Ayanoğlu hiç tereddütsüz yine arkadaşlarıyla çıktığı meydanlarda ağabeyi ile
aynı ortak tutku için... Vatan aşkı için meydanlarda buluşuyor... İkisi de birbirini
kollamak, kol-kanat germek istedi o gece. Ancak Emin Oğuz “Öne atılmayı,
yardım etmeyi, kendini feda etmeyi seven” bir insan olarak tarif ettiği ağabeyi
Onur’un karakterine büründü o gece... O anları “Köprüde vurulan insanları gördükçe sanki birisi beni ileri itiyor, gitmem gerektiğini söylüyordu... Kendimi
kaybetmiştim...” sözleriyle tarif ediyor... Yaralandığında onu hastaneye götürmeden önce yatırdıkları yerde yanına yatıracakları bir diğer yaralının çok sevdiği
evet canından bile çok sevdiği Onur ağabeyinin olduğunu bilmeden darbecilerle
mücadele ediyordu... Ancak içindeki o korku, o kuşku hiç bırakmıyordu onu.
Ağabeyinin atılganlığı, cesareti onu onlardan koparacaktı...
Yan yana yatan iki kardeş... Birisi şehadete yürürken, diğeri “Kardeşimi
kurtarın” diye feryat ediyordu... Oysa onun durumu da çok ağırdı... Hatta kendinden geçene kadar yine aynı cümleler çıkıyordu ağzından... “Ağabeyimin durumu ağır, onu kurtarın”
Bu nasıl bir sevgiydi, bu nasıl bir bağlılıktı... Tıpkı vatana olan sevgi, vatana
olan bağlılık gibi... O gece çok sevdiği ağabeyi ve vatanına öylesine sıkı hatta
sımsıkı sarılmıştı ki Emin Oğuz Ayanoğlu... Ancak ne var ki ağabeyi adeta
kollarının arasından kayıp giderken, vatanına sımsıkı sarılmıştı... Ve ağabeyinin
şehadetini öğrendiği an dünyayı yıkacakmış hissine kapılmasına rağmen Allah’ın
verdiği sabırla “Vatan sağ olsun” sözleri dökülüverdi ağzından... Evet... Bir
memleket düşünün... Nice savaşlara, nice hain darbelere direndi onun yağız vatan
evlatları. Onur ve Emin Oğuz Ayanoğlu da o vatan evlatlarından sadece ikisiydi...
Kardeş olan ikisiydi... Birisi şehadetle, diğeri gazilikle şereflendi bu vatan
toprakları için... Vatan sağ olsun... Vatan evlatları sağ olsun...
Ez cümle... Emin Oğuz Ayanoğlu, hain darbe girişimini değerlendirirken
“Ayağa kalkmaya çalışan bir Türkiye olduğunun herkes farkında. Eğer o hain
girişim gerçekleşmiş olsaydı bir daha ayağa kalkmayalım diye bulunduğumuz
durumdan daha beter ederlerdi bizi. Ama onlar bu imanlı milleti ve Allah’ın kudretini hiç hesap etmedi. Allah’a şükürler olsun ki, yine galip geldik. Bu milleti
kolay kolay diz çöktüremeyeceklerini, Türkiye’nin eskisi gibi olmadığını bu millet
onlara bir kez daha gösterdi. Çünkü ümmetin umudu Türkiye’dir. “ sözleri de
yaşananların en güzel açıklaması...
- 71 -
Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben 24 Aralık 1990 İstanbul doğumluyum ancak aslen Kastamonu Cideliyim. Ailem
ben doğmadan önce İstanbul’a geldi ve burada kendimize bir hayat kurduk. 3 kardeşiz.
Devletimizin 15 Temmuz gaziliğinden ötürü bize tanımış olduğu hak sonrasında İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı’nda çalışmaya başladım. Daha öncesinde ise özel sektörde çalışıyordum. Evliyim ve bir kızım var.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?
O akşam işten çıktık eve gitmekteydik. Metrobüse gittiğimizde metrobüslerin çalış-
madığını söylediler. Biz de niye çalışmadığını sorunca oradaki görevliler ‘teknik bir
arıza’ var şeklinde bir cevap verdi bize. Ondan sonra otobüsle Üsküdar’dan yolumuzu
uzatıp eve gitmeye çalıştık. Yolda giderken tabi birtakım haberler aldık. Haberde
askerlerin köprüyü kapattığını duyduk. Ondan sonra da sürekli haberleri takip etmeye
başladık. İlk başta bir terör olayı olduğunu düşünmüştük. Bu esnada da eve doğru
gitmeye devam ediyorduk. Sonunda mahalleye geldik. Mahalleye geldiğimizde markette
haberleri takip etmeye devam ettik. O esnada Genel Kurmay Başkanı’nın hainler
tarafından alındığını duyduk. O zaman kendi kendimize ‘darbe yapılıyor’ dedik. Kendi
aramızda ‘bir şeyler yapalım’ diye fikir alış-verişinde bulunduk. Dönemin başbakanı
Binali Yıldırım'ın yaşananları ‘kalkışma’ olarak nitelemesinden sonra durumun ciddiyetini
daha iyi anladık ve mahalleden arkadaşlarla Kısıklı'ya gitmeye karar verdik. Çünkü biz
- 72 -
hemen Cumhurbaşkanı’nın mahallesinde oturuyorduk.
Ortalık karışık olduğu için babam da sürekli bizi ‘eve gelin’ diye arıyordu . O esnada
biz mahalledeydik ve arkadaşlarla istişare yapıyorduk. Arkadaşlarla istişarede sonuncu
Cumhurbaşkanımızın evinin önüne gitmeye karar verince benden 1 yaş büyük olan
abim Onur’u arayarak yanımıza çağırdım. Abim vinç operatörü olarak çalışıyordu.
Abim de geldikten sonra bize 3-4 dakika mesafede olan Cumhurbaşkanımızın evinin
bulunduğu yere gittik. Kısıklı’ya vardığımızda ne yolda ne de evin önünde kimse
yoktu. Sadece özel harekât polisleri ve meydanda da 20-30 kadar insan vardı.
Cumhurbaşkanımızın halkı sokağa çağırmasının ardından neler yaşandı?
Biz oraya geldik ama Cumhurbaşkanımızdan herhangi bir haberimiz yoktu. Sonrasında
ise kalabalık yavaş yavaş artamaya başlamıştı. Saat 00.30 civarlarına gelince Cumhurbaşkanımız halkı meydanlara çağırınca inanılmaz bir kalabalık olmaya başladı. İnsanlar
açıklamayı coşkuyla karşıladı ve adeta sokaklara akın etti. O sırada Onur da babamla
konuşup şarj aleti istedi. Çünkü telefonlarımızın şarjı bitmek üzereydi. Babam da şarj
aletini getirdi ve Onur onu babamdan aldı. Onur orada babama sarıldı. Babamla
görüştüğü en son yer orasıydı. Sonra da benim yanıma geldi. Bulunduğumuz yerde
bunlar yaşanırken köprüden kötü haberler gelmeye başlamıştı. Herkes ‘köprüye gidelim’
dedi ve köprüye gitmeye karar verdik. Ardından ben de “Köprüye gidelim” diye
Onur’u aradım. Ama o bize haber vermeden gitmişti oraya. Onur, öne atılmayı seven
bir insandı. Yolda defalarca onu aradım. Çünkü tanıyordum abimi. İnsanlara yardım
etmeyi, öne atılmayı severdi. Ben de telaşlanmaya ve Köprüye doğru hızlanmaya
başladım. Amacım Onur’u gözetimim altına alıp, koruyup kollamaktı. O benim bir yaş
büyüğümdü ama daha çok ben ona ağabeylik yapardım. Çünkü, çok iyi niyetliydi. Tam
köprü yoluna girdiğimizde benim telefonumu açtı. Telefonu açınca ona bağırdım,
‘neredesin, merak ettim…’ diye. O da telefonda bu sözlerim üzerine epey sitem etti
bana. ‘Meşgul etme beni, burada insanlar ölüyor onlara yardım ediyorum’ dedi ve
telefonu kapattı.
Sonrasında neler yaşandı, ne yaptınız?
Ben bunları duyunca iyice panikledim ve onun olduğu yere gitmeye çalıştım. Çünkü
tanıyordum kardeşimi, ‘kendini vurdurur’ dedim. Yanımdaki arkadaşları bırakıp koşarak
Köprüye doğru gitmeye başladım Onur’u bulmak istiyordum. Köprünün oraya geldiğimde
kansızlar sürekli ateş ediyordu. Şu anki Şehitler Anıtı’nın olduğu yerin oradaki yolda
Onur ile birbirimizi bulduk. Onur’un üstü başı kan içindeydi. ‘Ne oldu, iyi misin, bir
şeyin var mı?’ diye sordum. O da ‘İyiyim, bir şeyim yok insanları vurdular’ dedi. Sonra
tam konuşurken, kansızlar yine ateş etmeye başladı. Hemen yanımızdaki arabanın
yanına doğru siper aldık. İşin enteresan yanı ise ben oraya Onur’u gözetim altına almak
için gitmiştim ama oraya gittiğimde işler tamamen değişti. Kendimi kaybettim orada.
Sanki arkadan bir kuvvet beni itiyordu. Kalabalığın içinde de biri çıkıp tekbir getirdi ve
insanları etrafında toplamaya çalıştı. ‘Hep beraber gidelim, bunların ne kadar mermisi
var…’ deyip insanları toplamaya çalışıyordu. Ben o adamın bağırışını görünce orada
kendimi kaybetmeye başladım, kendi irademle hareket etmedim. ‘Siz de gidin, siz de
gidin…’ der gibiydi biri. Ben de Onur’a ‘gel gedelim, beraber hareket edelim’ dedim.
Onur da ‘ateş ediyorlar’ dedi, ben de ‘olsun, gel beraber gidelim, katılalım onlara’
- 73 -
- 74 -
deyince Onur da ‘tamam’ dedi.
Kalabalığa katıldıktan sonrası nasıl gelişti?
Biz yolun kenarındaydık ve ortaya doğru kalabalığa katılmaya başladık. Ardından
da hep beraber bu karsızların üzerine doğru kalabalık bir şekilde yürümeye başladık.
(Eskiden gişelerin olduğu yere doğru ilerlemeye başladık) Gişelerin altında ise, ‘teslim
olun, hainlik yapmayın…’ diye bağırıyorduk o kansızlara. O sırada vatandaşın biri tek
başına ellerini kaldırmış bir şekilde bu hainlerin üzerine yürümeye başladı. Vatandaşın
kızı da bizim yanımızdaydı. Kız babasının yürüdüğünü görünce feryat etmeye başladı,
birkaç defa peşinden gitmeye çalıştı. Onur kızı çekip, 'Bacım yapma, vururlar seni'
diyerek engel oldu. O esnada kızın babasını vurdular ve adam bir anda yere yığıldı. Kız
bu durumu görünce kendini kaybetti ve tekrar gitmek istediğinde Onur onu kenara
çekerek, 'Bacım sen dur burada. Biz babanı alacağız' dedi. Ben de o sırada olan-biteni
videoya çekiyordum. Bir baktım Onur yaralıyı almaya gidiyor. Ben de telefonu kapatıp
arkasından koştum. Yaralıya yaklaştığımızda o hainler de tam karşımızdaydı. Yaralıyı
almaya giderken o hainler bizi taramaya başladılar. Yaralıların alınmasına ve taşınmasına
da izin vermiyorlar, ateş açıyorlardı. Onlar o kadar hain, o kadar alçaklar, şerefsizlerdi
ki...
Sizin yaralanmanız da o esnada mı oldu?
Zaten o ateş gelince ben ne yapacağımı şaşırdım. O anki refleksle bir anda yere
uzanmak, siper almak istedim. Bu esnada kurşun sol kalçamdan girdi ve kasığımdan
çıktı. Kurşunu yiyince1-2 metre fırlattı beni. Ben neye uğradığımı şaşırdım ve
vurulduğumu bile anlamamıştım. Ayağa kalktım, kendimi kenara çekmek istedim. Sonrasında baktığımda sol kasığımdan kan boşalıyordu. Olayın şoku ile vurulduğumun
farkında bile değildim. 5-6 dakika boyunca ateşe devam ettiler, o esnada da çok kişi
vuruldu. Ben vurulmadan önce Onur ile göz teması yaptık ama sonrasında kaybettim
kendisini. Sonrasında gişelerin altına doğru sürüne sürüne kendimi çekmeye çalıştım.
Gişelerin altına gelince vatandaşlar bana yardım etmeye çalıştı. O esnada ateş hala daha
- 75 -
devam ediyordu. Ateş kesilince vatandaşlar beni arabaların olduğu yere taşımaya
çalıştı. Orada bulunanlar yaralıları çok hızlı bir şekilde
hastaneye götürüyorlardı.
Beni de oraya getirip, yere
bıraktılar. Aradan 10-15 saniye geçmişti ki önüme sırt
üstü Onur’u bıraktılar. Hareketsiz bir şekilde yerde
yatıyordu, boynundan vurulmuştu. O anda kendimi
kaybettim, feryat ettim, ‘kardeşim ölüyor, yardım edin…
’ diye. Sonra sağ olsunlar
Onur’u arabaya taşıdılar, bir
arabanın arka koltuğuna koydular. Ben de sürüne sürüne
kendimi ön koltuğa attım.
Bizimle birlikte sonradan
adını öğrendiğim ve tanış-
tığım Metin abi de aynı araç-
la hastaneye geldi. Hastaneye giderken Onur'un yanındaki Metin abiye sağlı-
ğıyla ilgili sürekli sorular
sordum, o da beni teskin
edici şeyler söyledi. Ben de
Onur’u görmek için arkaya
dönemiyordum, kan kaybediyordum ve nabzım da düşüyordu. Hastaneye geldiğimizde
‘kardeşim ölüyor, yardım edin, sedye getirin…” diye bağırıyordum. Ardından ben de
yardım etmek istedim. Sağ ayağımı atınca olduğum gibi yere düştüm. Çok kan
kaybetmiştim. Acilde bana hemen müdahaleye başladılar. Hemşirelere 'ben iyiyim
lütfen kardeşime yardım edin…' diyordum. Çünkü hastaneye geldiğinde nabzı yoktu.
Şehit olmuştu Onur… Sonrasında Onur’u bir sedyeye, beni bir sedyeye aldılar... Onur’u
en son gördüğüm yer orasıydı.
Gerçekten inanılmaz şeyler yaşadınız... Sonrası... Sonrasında neler oldu?
Sonrasında da beni ameliyata aldılar, durumum çok ağır ve ciddiymiş. ‘Beni bırakın,
kardeşime yardım edin’ diye çok bağırmışım. Doktorlar kardeşim için hep, “iyi”
diyerek, bana telkinde bulunuyorlardı. Sonra bir doktor geldi, ‘kardeşinin yanından geliyorum. Durumu iyi, ben de seni iyi etmek için geldim’ dedi. Ben de onun sözüne
inandım ve biraz daha sakinleştim. Sonrasında tedavi olayım diye ben de saldım
kendimi. Durumum ciddi olduğu için beni de apar-topar ameliyata aldılar. Orada da çok
bağırdım, ‘kardeşime bakın…’ diye. Orada da ‘kardeşin iyi, sen de iyi olacaksın’
dediler bana ve narkozu verince iş bitti tabi. Sabaha karşı 06.00 gibi ameliyattan
çıkmışım. Narkoza rağmen ilk çıktığımda babama, ‘Onur nasıl?’ diye sormuşum.
Babam da “İyi oğlum merak etme sen de iyi olacaksın” demiş. Sonrasında ise odamıza
yerleştik. Yaram büyük olduğu için kapanmıyordu. Bu nedenle yaram 1 hafta kadar
- 76 -
açık kaldı ve sürekli pansuman yapıldı. Onur’un şehit olduğunu da
kimse söylemiyordu. Gidip görmek
istedim, izin vermediler. Kurşun ana
damarı 1 milimle sıyırmış, kalça kemiğine de zarar vermişti. Doktorlar,
'Ayağı kımıldarsa kemiğin damarını
kesme riski var. Oğuz’u da kaybedebilirsiniz. O yüzden söylemeyin'
demişler. Tepki vermemem için de
kimse Onur’un şehit olduğunu söylememişti bana.
Onur’un şehit olduğunu nasıl
öğrendiniz?
Hastanede yattığım ikinci gece
bir rüya gördüm. 15 Temmuz’dan
sonra Onur’un evdeki yatağının üzerinde Türk Bayrağı asılıdır. Rüyamda
da yatağı aynı şekilde Türk Bayraklı
bir şekilde gördüm. Ben bunu ikinci
gece gördüm ama Onur’a konduramadım, kimseye de anlatamadım.
Hastanede kaldığım süre içinde de
ne telefon veriyorlar ne de haber izletiyorlardı bana. 5. gece ise yanımda
refakatçi olarak kalan arkadaş dışarı
çıkmıştı. Ben de onun telefonunu alınca mesajlarda ‘Onur’un cenazesi yarın…’ diye
mesaj gördüm. Ben mesajı görünce kendimi kaybettim, feryat etmeye başladım. “Bana
nasıl yalan söylediniz” diye hastaneyi ayağa kaldırdım. Bizim arkadaş da hemen
babamlara haber vermiş. Babamlar da o esnada 15 Temmuz nöbetinde meydanlardaydı.
Ben ise önüme gelene sayıp, sövüyordum. Babama da bağırdım, çağırdım sonrasında.
Ben o anda yıkılmışım ve doktorlar gelmiş… Bir sakinleştirici yaptılar yetmedi, 1 tane
daha yaptılar yine sakinleşmedim, sonrasında uyku ilacı verdiler ve o şekilde uyuttular
beni. Sonra sabah kalktığımda hepsi yanımdaydı, ‘vatan sağ olsun’ dedim. Bir gün
öncesi ve bir gün sonrasında yaşadıklarım… Allah onun hidayetini veriyor bir şekilde.
Ben o gün 1 milim ile hayatta kalmış bir insanım. Allah bize nasip etmedi şehadeti.
O geceye dair başka neler hatırlıyorsunuz?
Onur’un vefatını öğrendikten sonra 33 gün hastanede yattım. Yaramın kapanması
için sürekli vakumlu bir makine ile müdahale yapıyorlardı. O vakum yarayı eme eme
toplamaya, kapatmaya çalıştılar. O esnada da vatandaşın biri sosyal medyadan ‘kardeş
numaranı verir misin, acil seninle görüşmem lazım’ diye yazdı bana. Adamın adı
Murat’tı. Aradığında, ‘Başın sağ olsun’ dedi, “Eyvallah Allah razı olsun’ dedim ve
sonrasında ‘Ben abin vurulduğunda yanında olan kişiyim’ dedi. Daha sonra da orada
olanları anlatmaya başladı. ‘Abin vurulduğunda benim yanıma düştü. Durumu çok
ağırdı, boynundan yara aldığı için can çekişiyordu. Sonra ölüm anında abine kelime-i
şehadet getirtmeye çalıştım. Dediklerimi abine tekrar ettirmeye çalıştım. Ancak abin
dilini oynatıyordu fakat gücü yetmiyordu. Sonra ellerimi gökyüzüne açtım. ‘Allah’ım
ben bu kulunun şehadetine şahidim, sen de şahit ol yarabbi’ dedim. Tam o sırada abinin
- 77 -
kafasının oynadığını gördüm, benim dediğimi onaylar gibiydi” diyerek yaşadıklarını
anlattı. Ondan sonra da ‘Allah’ın izni ile abinin şehitliğine şahidim onun için, için rahat
olsun’ dedi. Ben de ‘vatan sağ olsun’ dedim ve kapattık telefonu.
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı size göre ülkemizde şu anda nasıl bir
durum olurdu?
Biz bu süreçte çok şeyler gördük. Devletimizin organizasyonları ile çok da programlar
yaptık. Türkiye’nin hemen hemen her yerine gittim. Hatta yurt dışında gittik ve 6 ülke
gezdik… Bu hain girişim başarılı olsaydı Suriye’den farksız olurduk. Şu unutulmasın
ki, tüm ümmetin umudu Türkiye’dir. O yüzdün dört koldan bizi sıkıştırıp üzerimize saldırıyorlar. Zaten darbe başarılı olsaydı yüzde 99 bizim de gelip kafamıza sıkarlardı.
- 78 -
Sokağa çıkanların hepsini cezalandırırlardı. Suriye’den bin beter olurduk. Çünkü ayağa
kalkmaya çalışan bir Türkiye olduğunun hepsi farkında. Bir daha ayağa kalkmayalım
diye bulunduğumuz durumdan daha beter ederlerdi bizi. Ama onlar bu imanlı milleti ve
Allah’ın kudretini hiç hesap etmedi. Allah’a şükürler olsun ki, yine galip geldik. Bu
milleti kolay kolay diz çöktüremeyeceklerini, Türkiye’nin eskisi gibi olmadığını bu
millet onlara bir kez daha gösterdi.
Toplumun bütün kesimleriyle o gece sokakta olması size neler hissettirdi?
Kısaca o gece bize kim olduğumuzu yeniden hatırlattı. O gece; Türkü, Kürdü,
Çerkezi ve Lazı ortak paydada toplayan bir gece oldu. Birlikte hareket edersek neleri
başaracağımızı gördük. Bunları unutmuştuk, unutturulmuştu. Ancak yine hatırladık ve
hatırlattık.
Son olarak bize biraz Onur’u da anlatır mısınız?
Onur, özellikle bu hainleri hiç sevmezdi. Cumhurbaşkanı açıklama yaptıktan sonra
Onur'u kimse tutamazdı. Çünkü Onur Cumhurbaşkanımızı çok seviyordu. Şehadeti
bize çok büyük bir gurur yaşattı. Hani hep söylüyoruz ya 'bayrağımızda hep şehitlerimizin
kanı var' diye. Elhamdülillah o bayrakta benim de kardeşimin kanı var. Ben de gazi
oldum çok şükür. Şehadete de beraber yürüdük ama şehitlik kardeşime, gazilik bana
nasip oldu. Onur'un yokluğunu, acısını çok hissettik. Yokluğunu ciddi anlamda hissettik
ama çok şükür ki Rabbim bunun sabrını da verdi. Hiçbir şekilde isyan etmedik.
Yaptığımız şeylerden en ufak bir pişmanlığımız yok. Yine olsun, yine çıkar, vatan için,
bu millet için, bu bayrak için canımızı seve seve feda ederiz. Bir Onur, bir Oğuz değil
binlerimiz feda olsun bu vatana.
- 79 -
Kastamonu
Gazileri
EMRE DEMİRBAŞ
Emre Demirbaş o dönem henüz 16 yaşında olmasına
rağmen hiç gözünü kırpmadan meydanlara çıkmıştı.
BİZ NE OLDUĞUNU
ANLAMAYA
ÇALIŞIRKEN HAİNLER
ÖLDÜRMEK İÇİN
SIKIYORDU
- 80 -
Öncelikle bize kendinizi tanıtır
mısınız?
Ben 1 Temmuz 2000 yılında İstanbul Fatih’te dünyaya geldim. İki
kardeşiz, ben evin büyük çocuğuyum.
İlk ve ortaokulu İstanbul Gültepe’de
okudum. Liseyi de İstanbul’da tamamladım. Açıköğretim Fakültesi
Makine Bölümü mezunuyum. Ailemle
yaşıyorum.
Kastamonu Taşköprülüyüz. Ailemle İstanbul’dan tekrar memlekete
döndük.
Hain darbe girişimini nasıl öğ-
rendiniz, sonrasında ne yaptınız?
Biz o dönem Gültepe’de oturuyorduk. O saatlerde babam işteydi
annem de ablamlardaydı. Darbeden
önce Akmerkez’de garsonluk yapı-
yordum. O günü saçımı kestirmiştim.
Rahmetli öz abim gibi sevdiğim birisini
görmüştüm. Onu gördüğümde elinde
mum vardı. “Mehmet Ali abi nereye”
diye sordum ona.15-16 yaşındayım.
“Darbe var ben gidiyorum Kâğıthane’nin oraya” diye cevap verdi. “Ben
de geleceğim” dedim, ona ve beraber
Kâğıthane’ye kadar indik. Karakolun
Emre Demirbaş, henüz 16 yaşındaydı darbe girişimi gerçekleştiğinde. O, aynı mahallede yaşadığı ve kendisinden yaşça büyük olan Mehmet Ali isimli bir ağabeyi ile gözünü kırpmadan
meydanlara inmişti. Kalabalığa karıştığında ise hayatının o döneme
kadar olan bölümünde belki hiç aklının ucuna dahi gelmeyecek şeyler
yaşamaya başlamıştı. Hainlerin direkt olarak insanların üzerine silah
sıktığını gördüğünde ise kendisinin de bir an ölümle burun buruna
geldiğini düşünmüştü. Oysa Emre Demirbaş daha çocukluk çağından
daha yeni çıkacağı yaşlardaydı… Bir ülke düşünün çocukları, gençleri
böylesine bir yüzyılda kendi geleceğini kurmanın hayalleri peşinde değil,
darbe girişimlerinin içinde buluyor kendisini…
Yaşadığı o sahneler bugün bile hala gözünün önünden gitmiyor… Hele
ki hastanede gördüğü o yaralılar… “Ben kalçamdan vurulmuştum ancak
oraya gelenlerin halini gördükçe ‘Ben iyiyim’ diyebilen bir genç Emre
Demirbaş…
- 81 -
önüne geldiğimizde orada
fazla polis yoktu. Biz de
onlarla orada kaldık. İnsanlar çoğalınca Mehmet
Ali abi “Ben 1.Köprüye
gideceğim” dedi. “Ben
de geleceğim” dediğimde
ise “Ben seni götürmem”
dedi. “Abi ben seni bırakamam, bu yola beraber
çıktık sabahtan beri beraberiz” dedim ve ısrar
ettim. Öyle söyleyince de
“Tamam” dedi. Bünyamin
isimli bir abi bizi arabayla
bıraktı. O abimiz zaman
28 yaşındaydı. Gittiğimiz
yerde tellerden atladığı-
mızda kalabalığın ileriye
doğru gittiğini görünce
onlara katıldık. Onlarla
birlikte ilerlemeye başladık. Biz çok ileriye gidince darbeci askerlerin
orada olduğunu gördük.
Erler yere yatmıştı. Rütbeli olan birisi öndeydi
geride de askerler yere
yatmıştı. Rütbeli erlere
komut veriyordu. Biz de
topluluğun yanına indik.
Adamlar baktık karşımızda silahlı. Bir süre onlarla
sıcak temas yaşadık. Polisler bile gelemedi oldu-
ğumuz yere. Tankı bize
doğru çevirdiler. Orada
epey beklemiştik. Ateş etseler kendileri de denize doğru aşağıya uçacaktı. Biz o anki
psikoloji ile önlerine doğru geçince ondan sonra bizi ön tarafa aldılar ve ateş etmeye
başladılar. Mehmet Ali abimle biz öndeydik, bana “Geri çekil” dedi. Çapraza çekildim
rütbelilerden birisi bana tek attı ve o atışla beni indirdi. Birinci köprünün ayağının
altında vurulmuştum.
Mermi sol kalçamdan girdi çıktı, kalçamı parçalamasa bacağımı keseceklerdi.
(Halen daha üç ayak parmağımın olduğu yer işlev görmüyor zaman zaman da uyuşuyor.
Şimdi fizik tedavi ile daha iyi oldum.)
Mehmet Ali abim öylesine mücadele ediyordu ki bir an bile bırakmıyordu orayı….
Hatta “Milletin anası bacısı var nasıl bırakayım burayı” diyordu. Ben yaralandıktan
sonra kan kaybından öleceğimi düşündüm. Okan abi tek koluyla tuttuğu gibi beni
motorla ambulansa götürdü beni. Bacağım koptu zannettim bilincimi kaybettim. Bizim
olduğumuz tarafta ambulansı sokmuyorlardı arabaların arasından beni ileriye götürüp
- 82 -
ambulansa koydu ve Şişli Etfal Hastanesi’ne kadar götürdü. Sabah saat 06.00’da bir arkadaşın babasını aradım ve hastaneye gelerek aldı beni. Hastanedeki o ortamı ise hiç
unutamıyorum. Yüzlerce yaralı geliyordu… Gelenlerin bazılarından benim yaram o an
belki hafif kalıyordu onları gördükçe.
Mehmet Ali abim o gece şehit olmuştu. Okan abi de bizimle aynı semtte yaşıyordu.
O da birkaç yıl sonra bir motor kazasında hayatını kaybetmişti.
Eklemek istediğiniz başka şeyler var mı?
Biz Mehmet Ali abiyle oraya giderken hiç böyle bir şey düşünmemiştik aslında.
Köprüye doğru giderken “Yavaş yavaş ilerleyelim yanlarına gideriz” diye düşünmüştük.
Ancak onlar sadece öldürmeye gelmişti… O gece gördüklerim, yaşadıklarım, şahit olduklarım… Özellikle masum halkın üzerine gözü kapalı ateş edenlerin caniden farkı
yoktu. Bütün mermilerini öldürmek için sıkıyorlardı…
- 83 -
Kastamonu
Gazileri
ENDER DEMİRTAŞ
Ender Demirtaş 15 Temmuz gecesi Çengelköy’de yaralanan
ilk isimlerden. O “Devlet-millet aşkı için meydanlara indim”
sözleriyle Türk halkının devlet ve millet sevgisinin kelimelerle
tarif edilemeyeceğini anlattı.
BİZDEKİ VATAN
AŞKI SIRTIMIZI
YERE GETİRMEZ
- 84 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben, 4 çocuklu bir ailenin 3. çocuğu olarak dünyana geldim. 2 kız, 2 erkek kardeşiz.
47 yaşındayım, evliyim ve 20 yaşında bir oğlum, 10 yaşında da bir kızım var. Doğma
büyüme İstanbul Çengelköylüyüm ama aslen Kastamonu Cideliyim. 15 Temmuz’daki
hain kalkışma öncesinde gümrük komisyoncusu olarak çalışıyordum. 15 Temmuz’un
ardından ise bir süre daha tedavim ile geçti. Daha sonra da 1 yıl daha aynı işime devam
ettim. Ardından da devletin bize memurluk hakkı tanımasının ardından Devlet
Hastanesi’nde çalışmaya başladım.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?
Hain kalkışma gecesinde Çengelköy’de bir abimizin bahçesinde oturuyorduk. Televizyondan altyazı geçmeye başladı. “Köprü kapatıldı, köprüde askerler var…” diye.
Bu haberleri görünce Çengelköy Meydanı’na indim. Biz Devlet, millet aşkı için
meydanlara çıktık o gece.
Gittiğiniz yerde nelerle karşılaştınız?
Çengelköy Meydanı’nda çok büyük kalabalık vardı. İnsanlar sokaklardaydı ve ne
olduğunu öğrenmeye çalışıyorlardı. O sırada Kuleli Askeri Lisesi’nden geldiklerini
söyleyen 2 subay bize yaklaştı, ellerinde de otomatik silahlar vardı. Şu anki karakol
meydanının oraya gelip, insanlara bir darbe olacağını ve herkesin evlerine gitmesi
gerektiğini söylediler. Kalabalık içinden insanlar, “Böyle bir şey olamaz, yapamazsınız”
yönünde tepki gösterince itiş-kalkış oldu. Daha sonra ortam kalabalıklaşınca subaylar
havaya ateş açıp araçla geri kaçtılar. Biz de arkadaşlarla beraber karakolun yakınına
Ender Demirtaş, o gece televizyon ekranlarından öğrendiği hain darbe girişiminin önünde durmak için hiç düşünmeden meydan lara indi. Çengelköy’e gidip kendi mahallesinden insanların-
çoğunlukta olduğu o alanda önce ne olduğunu anlamaya çalıştı.
Ardından askerlerin bulundukları yere geldiği haberini alır almaz o da
onların bulunduğu Askeri Lisesi’ne doğru yürümeye başladı... Vurulmayı
göze alarak ilerlerken askerlerle arasında kalan kısa mesafede
yaşananları ise dün gibi hatırlıyor Ender Demirtaş. Askerlere “Kışlanıza
dönün” çağrısını yaparken onların sorgusuz-sualsiz ateş açması ile ilk
yaralanan kişi oldu Demirtaş. O hainlerin sokak aralarında insanları
yine aynı şekilde ateş açarak vurmasını ise “O gece hainlerin sokak
aralarında insanları vurduklarını, sorgusuz, sualsiz ateş edildiğini gördük. Nasıl bir hırs yapılmışsa ellerini kaldıran insanlara ateş ettiklerini
gördük. İçlerinde keskin nişancılar bile vardı. Karşılarındaki insanların
hepsi silahsızdı. Devletin onlara verdiği silah ve üniforma ile insanlara
saldırdılar. Ama rabbimiz izin vermedi onlara, oyunları tersine döndü”
sözleriyle özetliyor. Ender Demirtaş, hainlerin Türk insanının ne kadar
sağlam temeller üzerinde kurulu olduğunu unuttuğunu ifade ederek,
“Türk insanı, devletini, milletini seven, esir olmayacak tek millettir” diyerek de o gece hainlere karşı duruşu ve geçit verilmemesinin en önemli
nedenini anlatıyor.
- 85 -
doğru bir barikat kurmamız gerektiğini düşündük
ve elimize ne geldiyse
barikat yapmaya başladık.
Kilise yoluna doğru barikat kuruldu. Ondan sonra herkesi burada tutmamız gerektiğini, burayı
teslim etmememiz gerektiğini söyledik birbirimize.
Zaman geçtikçe de daha
çok insan toplanmaya
başlamıştı. Daha sonra
Kuleli Askeri Lisesi’nden
birkaç çocuk, ‘silahlı askerler buraya geliyor’ diye
hem bağırıyor hem de ko-
şarak bize doğru geliyordu. Ben ise Askeri Lisesi’ne doğru yürümeye
başladım. Birkaç arkada-
şım daha vardı yanımda.
Arkamdan da ‘gitme…’
diye bağırıyorlardı. Ama
ben gitmek istediğim için
gittim ve Çengelköy’ün
çıkışındaki petrol istasyonunun oraya kadar ilerledim. O esnada karşıdan
3 tane silahlı subay geliyordu. Aramızda mesafe
ise yaklaşık 60 metre idi.
Ellerimi havaya kaldırıp
bağırmaya başladım, ‘buraya gelmeyin, kışlanıza
dönün’ diye seslendim
onlara. Ancak onlar yü-
rümeye devam ettiler. Ben
de tekrar ‘gidin buradan’
diye bağırdım. O sırada içlerinden biri yere yatıp, nişan alarak ateş etmeye başladı.
Sonrası nasıl gelişti, o esnada mı yaralandınız?
Ateş ettikleri anda da aramızdaki mesafe yaklaşık 50 metreydi. O anda bir kurşun
ayağıma geldi ve yere düştüm. Kurşun, ayağımın altından girip üstünden çıkmıştı. Yere
düşünce bir arabanın arkasına saklandım. İnsanlar da geri geri kaçmaya başlayınca ben
de bir binanın girişine sığındım. O sırada hainler ise ateşe devam ediyordu. Sonra bir
ara durunca karşı köşeden bir vatandaş gelip beni aldı bulunduğum yerden. O esnada
tekrar ateşe başlayınca ben elimdeki telefonu düşürmüştüm. Telefonu da alamadan
arkadaşlar beni hemen kucakladılar ve bir araba bulup beni arabaya koydular. O esnada
hainler de kalabalığın üzerine doğru geliyordu. Ben ise arkadaşların arabasıyla Çengelköy’deki özel bir hastanenin acil servisine getirildim ve acil servise girdikten sonra
- 86 -
müdahale etmeye başladılar. O hain kalkışma gecesinde Çengelköy’de vurulan ilk kişi
de bendim. Benim acil servise gelmemden 10 dakika sonra ise çok sayıda insan
gelmeye başladı hastaneye. Gelenlerin hepsi tanıdıklarımdı ve içlerinde rahmetli olan
arkadaşlarım da vardı. Sonrasında ise beni devlet hastanesine yönlendirdiler ve Ümraniye
Devlet Hastanesi’ne getirdiler. Çünkü orada büyük bir can pazarı yaşanıyordu. Ümraniye
Devlet Hastanesi’nde müdahale edildi bana. Daha sonra sabaha karşı eve götürdüler
beni ve tedavim de 3-4 ay kadar sürdü.
O geceye dair başka neler hatırlıyorsunuz?
O gece telefonumu da düşürdüğüm için uzun süre çocuklarımla ve eşimle görüşememiştim. Benden uzun zaman haber alamadılar. Vurulduğum anda ise yanıma kardeşim
Sabri gelmişti. Sabri, yanıma gelir gelmez, ‘abi seni götürsünler biz burada kalmak zorundayız’ dedi ve orada kaldı. O gece hainlerin sokak aralarında insanları vurduklarını,
sorgusuz, sualsiz ateş edildiğini gördük. Nasıl bir hırs yapılmışsa ellerini kaldıran
insanlara ateş ettiklerini gördük. İçlerinde keskin nişancılar bile vardı. Karşılarındaki
insanların hepsi silahsızdı. Devletin onlara verdiği silah ve üniforma ile insanlara
saldırdılar. Ama rabbimiz izin vermedi onlara, oyunları tersine döndü.
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı size göre şu anda nasıl bir durum olurdu?
Hain girişimin başarılı olma imkânı yoktu ama başarılı olmuş olsaydı şu an en
azından 10 milyon insan yoktu. Özellikle de o gece sokakta olanlar. Ancak Allah fırsat
vermedi o hainlere.
Toplumun bütün kesimlerinden insanın o gece meydanlarda olması size ne hissettirdi?
Türk milleti her zaman sağlamdır. Devletini, milletini seven, esir olmayacak tek
millettir. Türk halkının devlet ve millet sevgisi kelimelerle tarif edilmez. Bu sevgi de
bizim sırtımızı yere getirmez, getirmeyecek. Çünkü o akşam insanların çıplak elleriyle
silahlı ellere müdahale ettiğini gördük. İşte bunun bir açıklaması olamaz. Bu milletin
sevgisi bambaşka bir şeydir. Bu da hiçbir millette yoktur.
- 87 -
Kastamonu
Gazileri
ERDEM ARMAN
Erdem Arman hain darbe girişiminin hem dış güçlerin hem
de içerideki düşmanların işbirliği ile gerçekleştirildiğini
ifade etti.
SÖZ KONUSU
VATAN OLUNCA
ARKAMIZA DAHİ
BAKMAYIZ
- 88 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1975 yılında İstanbul Beykoz’da dünyaya geldim. Ancak Kastamonu Cideliyim.
Ailemiz çok eskiden İstanbul’a göç ettiği için burada dünyaya geldik. 4 kardeşiz ben
evin 3. çocuğuyum. İlk ve orta okulu İstanbul Beykoz’da okuduktan sonra Üsküdar
İmam Hatip Lisesi’ni bitirdim. Dışarıdan da Açık Öğretim’de İşletme Bölümünü
okuyup mezun. Evliyim 3 çocuğum var. En büyüğü 21 en küçüğü 8 yaşında.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?
O gece evde oturuyorduk. Televizyon ekranlarında haber programlarından kalkışma
olduğunu öğrendik. Duyar duymaz sokağa çıktık. Evde ailemizle hiçbir diyalog olmadı
desem yanlış olmaz. Sokağa çıkınca mahallede de arkadaşlar toplanmıştı. “Ne yapalım,
ne edelim” diye düşünmeye başladık. Arkadaşlardan bir tanesi “Köprüler kapandığı
için Kavacık’a çıkalım” dedi. Biz de oraya doğru yürümeye başladık. 10-15 kişi iken
aşağıya doğru yürürken bayağı bir kalabalıklaşmıştık. En az 150 kişilik bir kalabalık olmuştuk. Slogan atarak yürüyorduk. Ancak biz işin ciddiyetinin çok farkında değildik.
Yolun yarısına gelmiştik o sırada telefonlar da gelmeye başladı. Hatta bize Beylerbeyi’nde,
Çengelköy’de ölenlerin olduğunu söylüyor ve durumun vahametini anlatıyorlardı.
“Gelmek istemeyen şimdiden dönsün” şeklinde seslenmeler oldu. Çünkü iş gerçekten
ciddiydi. Ancak biz askerin kurşun sıkacağını hiç düşünmüyor ve buna ihtimal
vermiyorduk. Onca kalabalık içinde hiç geri dönen olduğunu görmedim ki bu çok gurur
verici bir durum. Kavacık’a çıkmak için aşağıdan bağlanan bir ana yol var orada yolu
kesmişlerdi. Yol kenarlarında demirlerin arka tarafında çok sayıda asker, yolun ortasında
da o yolu kesen iki rütbeli vardı. Biz oraya varırken rütbelilerle münferit birkaç kişi tartışıyordu. Biz kalabalık olarak gelince konuşma ya da diyalog ortamı olmadı direkt
üzerimize ateş etmeye başladılar. Attıkları mermi de dağılıp parçalanan bir mermi idi.
Tek kurşun attığı yerde dağılıyordu. Hatta Barış Girgin arkadaşımız diz kapağından
göbek üstüne kadar birçok saçma vardı. O bayağı ağır yaralanmıştık. Rütbelilerin
üzerimize ateş açması sonrası kalabalık komple dağıldı. Çünkü elimizde hiçbir silah
Erdem Arman hain darbe girişiminin evinde televizyon haberlerinde öğrenir öğrenmez sokağa çıktı. Aslında yaş itibariyle darbe yaşamamış ancak babasından 80 darbesini dinleyerek ne anlama
geldiğini çok iyi bilen Erdem Arman, “Eşimle dahi helalleşmeden çıktım”
diyerek o gece nasıl bir ruha itesine sahip olduklarını anlattı. Mahalleli
olarak Kavacık’a gitmek için 15 kişi çıktıkları yolda ilerlerken sayılarının
150’yi bulduğunu söyleyen Erdem Arman, askerlerin yol kenarlarında,
rütbelileri ise yolun ortasında gördüklerinde kendilerine ateş edeceklerini
hiç ihtimal vermediklerini ifade etti. Erdem Arman, “Rütbelilerin direkt
üzerimize ateş açması yaşadığımız şokla her birimiz bir tarafa dağıldık.
Çünkü direkt üzerimize ateş açılacağına hiç ihtimal vermemiştik.
Aramızda, yanı başımızda çok yaralananlar oldu. Ancak o ilk şokun
ardından mücadeleyi hiç bırakmadık, meydanı hiç terk etmedik” dedi.
O gece meydanlarda her görüşten insanın aynı ortak duyguyla
bulunduğunun da altını çizen Erdem Arman, “Milliyetçilik
duygularımızın yoğunluğuyla hiç bir şey düşünmeden biz o meydanlara
çıktık” sözleriyle de gecenin özetini yaptı.
- 89 -
yoktu. Örneğin Barış arkadaşımız 2-3 adım attıktan sonra “Ben vürudum” diyerek yere
yığılmıştı. Onu kaldırdıktan sonra ufacık bir aradan parka doğru attık kendimizi. Ancak
onlar hala ateş etmeye devam ediyorlardı. Olayın sıcaklığı ile ben yaralandığımı fark
etmemiştim. Barış arkadaşımız kadar yaralanmamıştım ama bir şarapnel parçası da
bana gelmişti. Dağıldıktan sonra oradakilerin beni uyarması sonrası vurulduğumu
öğrendim. Çok ağır bir yaram yoktu. Sabaha kadar dışardaydık. Arkadaşlarımızı
hastaneye ziyarete gidince benim yarama da baktırdım. Ve ayakta tedavi edildim. Bir
çok arkadaşımız adeta hastane hastane dolaştı, büyük ameliyat geçirenler oldu.
Sizi o akşam sokağa döken unsur neydi?
Yaş olarak darbelerin ülkeye ne kadar zarar verdiğini az-çok biliyoruz. Anlatılanlardan
da aklımızda kalmış. Babam 80 darbesinde neler yaşadıklarını hep anlatırdı. “Ekmek
almaya çıkamazdım, askerler bağırıp-çağırıyor, çıkamıyorduk” şeklinde bize anlatıyordu.
Darbe demek ülkenin en az 20 sene geri gitmesi demekti. Biz de bunu kabullenmemek
için sokağı çıktık. Bir de bizde Milliyetçilik duyguları da çok yoğun olduğu için
kayıtsız kalmamız imkansızdı bu duruma.
O geceye dair hatırladığınız, eklemek istediğiniz bir şey var mı?
O gece evden çıkıp da Kavacık’a giderken yürüdüğümüz yarım saatlik yolu geri
dönmemiz 3 saati buldu. Çünkü vücutta direncimiz bitmişti. 50 metre yürüyüp durmak
zorunda kalıyorduk. O geceki o hali unutmam mümkün değil.
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı şu anda nasıl bir durum olurdu?
- 90 -
Daha sonradan asıl planları ortaya çıktı zaten. Ülkemizin her sınırından köşe bucak
bütün düşmanlar ülkeye girecekti. Zaten bu işin içinde dış güçler de vardı, onların da
müdahalesi ile ülkemizde tam bir kaos yaşanacaktı. Ancak biz o gece hainlerin planlarını
bozduk. Yine olsa yine bozarız.
Toplumun her kesiminden insanların o gece meydanlarda olması size ne hissettirdi?
Oturduğum mahallede ülkenin her bölgesinden insan yaşıyor. Hiç ummadığımız
mahalleden insanlar, farklı parti ve görüşteki insanlar da meydanlardaydı. Çünkü onlar
da bazı şeyleri çok iyi biliyor. Hatta darbenin bu ülke için ne anlama geldiğini, nasıl
sonuçlar doğuracağını tahmin ediyorlardı. O yüzden hiç kimse ayrım gözetmeksizin tek
bir amaç için, vatanın birliği, dirliği için o gece meydanlardaydı.
- 91 -
Kastamonu
Gazileri
ERGİN YAPICI
Ergin Yapıcı darbe girişiminin olduğu gece
elinde bayrağı ile hainlerin karşısına dikildi...
Hem yaralılara yardım etti, hem de vurulana
kadar mücadele etti...
ÇANAKKALE
RUHUNU BİLEN
O GECE BAYRAĞI
BIRAKAMAZDI
- 92 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1 Eylül 1976 yılında İstanbul Eyüpsultan’da dünyaya geldim. Aslen Kastamonu
Bozkurt Merkez Mahallesindeniz. Babam çok eskiden İstanbul’a gelmişti. Annem ise
Samsunlu. Ben 1.5 yaşında babamı kaybettim. İki kardeşiz bir ablam var. Annem
hayatta. Evliyim ve iki çocuğum var. Ben 15 Temmuz öncesinde tekstil işiyle
uğraşıyordum. Osmanbey’de tekstil atölyem vardı. O gece daha dükkanımı yeni
kurmuştum. Hatta 17-18 Temmuz’da dükkanıma mal koyup çalışmaya başlayacaktım.
Ben belki atölyemde çalışmaya fırsat bulamadım. Yaptığım bütün yatırımlarım heba
oldu. Dükkanımı açamadım, bütün elimdeki sermayem her şeyim aldığım borç gitti, o
dönem senetlerim tefecinin eline kadar gitti. Hatta ben 15 Temmuz’da vurulduktan
sonra bile beni arayıp “Senedin var ödemen lazım” dediler.
Ancak bu vatanıma harcadığım 250 bin lira helali hoş olsun.
Bize o geceyi anlatır mısınız, darbe girişimini nasıl öğrendiniz, ne yaptınız?
O gece yeni açmış olduğum dükkanımdaydım. Oğlumla yeğenim cuma günü saat
20.00-20.30 gibi beni arayıp “Baba Gezi Parkı olayları oluyor, eve gel” demişti. Dışarı
çıktım bir sessizlik duydum sonra dükkâna geri döndüm. Son dakika haberlerine
baktığımda köprüdeki tankları gördüm. Tekrar dışarı çıktım. Dışarı çıktığımda saat
21.00 olmuştu. Şişli, Osmanbey, Taksim, Nişantaşı gibi insanların yoğun olduğu
yerlerde o gece büyük bir sessizlik görünce tuhaf olmuştum. Birilerinin aşağıya doğru
bağırarak yürüdüğünü görünce ne olduğunu sordum. Yol bomboştu araba falan da geç-
miyordu. Ben de yolda yürüyenlere katıldım ve 15 kişilik bir grup olduk. Elimde sadece
bir Türk bayrağı vardı. Çünkü bizim tek bayrağımız var. Aşağıya indiğimizde İstanbul
Ergin Yapıcı tekstil sektöründe kendi işini kurduğu bir dönemde meydana gelen darbe girişiminden maddi olarak belki de en fazla etkilenen isimlerden. Ancak o her şeyden önce “Vatanın birliği”
anlayışından hareket ettiklerini anlattı. Darbe girişimini öğrenir
öğrenmez en stratejik noktalardan birisi olan TRT binasının önüne gittiklerini söyleyen Ergin Yapıcı burada kendisi yaralanıncaya kadar hem
darbeye karşı durdu hem de yaralananlara yardım etti. İki kez
kurşunların teğet geçtiği Ergin Yapıcı üçüncü seferde bacağından
vurulduğunda ise askerlerin tıpkı diğer yaralılara olduğu gibi ona da
yardım edilmesini engellemek için ambulanslara dahi ateş ettiğini dile
getirdi. Ergin Yapıcı ülkenin darbelerden çok çektiğini ve gelecek neslin
bunları yeniden yaşamaması için de o gece birilerinin mutlaka meydanlarda olması gerektiğini anlattı. Yapıcı, “Tek bayrağımız, tek kitabımız
var. Bizim bütün mücadelemiz onlar için” sözleriyle de önemli bir mesaj
veriyor. Darbe girişiminin yaşanmasından kısa bir süre önce 15
günlüğüne gittiği Çanakkale’de 45 gün kaldığını dile getiren Ergin
Yapıcı, “Çanakkale Şehitliği’ni ziyaretimde o ruhu yeniden yaşadım. Ben
o dönem o ruhu yeniden yaşamışken, bu vatanı, bu bayrağı nasıl
bırakabilirdim o gece?” diyerek de o gece meydanlara çıkan pek çok
insanın adeta tercümanı oluyor.
- 93 -
Harbiye’deki askeri müzenin oradan bir askerin bize bağırmasını duyduk. Asker bize
“Gelmeyin, gelmeyin” diye bağırıyordu. Ve on dakika sonra o askerin sesi kesildi. Bu
kez biz iyice şüphelendik. TRT binasının önüne gitmeye karar verdik. “Taksim tarafı da
kapalı” dediler. Biz yolun ortasından gidiyorduk. Sonra TRT binasının önüne giderken
karşılaştığımız emniyet müdürüne ne olup bittiğini sorduk. Emniyet müdürü bize “TRT
binasında bomba eylemi var” dedi. Bu ifadeye karşı biz de “İyi de tankların köprüde ne
işi var” diye sorduk. Memurlarla ağız dalaşı yaparken emniyet müdürü “Darbe oluyor”
dedi bir anda. O esnada TRT binasına 50-100 metre kala üzerimize silahla ateş edilmeye
başlandı. TRT binasının önüne bariyerler koymuşlardı, emniyet müdürü de onlarla çatı-
şıyordu. Biz de bu sefer gerçekten darbe olduğuna kanaat getirdik. Ben 12 senedir
orada çalışıyordum oraya nasıl gidip nasıl içeriye gireriz diye düşünürken TRT
binasından birkaç kişiyi çıkarmaya başladıklarını gördük. Çıkanlara ne olduğunu sorduğumuzda öğrendiğimiz tek şey; Kameraman ve spikerlerin kafasına silah dayayıp
canlı yayına girmesini istemişler. Ancak çalışanlar onlara, “Burası radyo kanalı, canlı
yayın yapamayız” demişler. Böyle söyledikleri için de onları bırakmışlar. O esnada
polisle hainler çatışırken mermiler bize doğru gelmeye başlamıştı. Duvara duvara
geliyordu mermiler, biz de TRT binasının tam karşısındaki otelin köşesinde bekliyorduk.
Ve hatta ilk merminin beni nasıl teğet geçtiğini hiç unutamam. Elimde sigara vardı
dumanını çekip kafamı kaldırıp yukarı üflemesem direkt kafamı parçalayacaktı o
mermi. O anda merminin basıncıyla kendimi yere attım ve bütün dişlerim gitti o
esnada. Şu anda da bütün dişlerim takma.
O yere kendimi atma esnasında da yüzümden darbe almışım. Sonra orada bulunan
abiler beni otelin arasına çektiler. 15-20 dakika orada kaldıktan sonra bir an silah sesleri
durmuştu. Biz yine TRT binasının olduğu yere koşarak gitmeye çalıştık. O esnada
birden sol bacağıma kramp girdiğini hissettim. Ansızın eğildiğimde ikinci mermi
- 94 -
kafamın üzerinden geçti. Direkt öldürmek için atıyorlardı. Oysa sen benim askerimdin
ve beni kendi silahımla neden öldürmeye çalışıyorsun? Diye düşündüm.
İlk mermide sol tarafıma düşmüştüm, ikinci mermide ise sağ tarafıma düşmüştüm.
Tekrar otelin arasına geçtik. Yine bir 5-10 dakika dinlenelim dedik ve suç içtik. O
esnada eğilip koşarak gidelim diye konuştuk kendi aramızda. Otelin köşesine çıktığımız
gibi hızlıca bir koşmaya başladık ancak mermiler bu sefer üstten değil belden aşağıya
gelmeye başladı. Biz koşarken önümüze geliyordu mermiler. Ben en öndeydim sağ
tarafımda bir abi vardı. Mermi onun göğsüne geliyordu, sağ elimle onu çektim, sol
tarafımda da iki kişiyi çektiğimde direkt mermi dizimden girip bacağımı parçaladı.
Onlara da geliyordu, onları çekmemle direkt alttan doğru vurmaya başladılar. Sol
ayağımı attım, sağ ayağımı atamadım, havada G3 mermisi bacağımı parçaladı geçti.
Yarım saat boyunca bacağımdan akan kanlarla orada kaldım.
Kimse müdahale edemiyordu. Çünkü ayağımın uçlarına doğru mermi atıyorlardı.
Diğerleri koşarak gittikleri için ben orada kalmıştım, kimse yardıma gelemiyordu.
Çünkü sürekli ateş edilmeye devam ediliyordu. En sonunda Feriköy emniyet müdürü
yerde emekleyerek ve sürünerek yanıma geldi, beni geriye doğru çekti. Bacağımdan
fazla kan akmasın diye kemerini bağladı, o sırada vatandaşın biri de gömleğini çıkarıp
bacağımı bağladılar. Vurulduktan ve geriye çekildikten sonra ambulans çağırdılar ama
ambulans gelemiyordu, yaralılar kan kaybından ölsün diye gelen ambulans ve polis
araçlarına sürekli ateş ediliyordu. O esnada tesadüfen sivil bir araç geldi. 15 kişi önünü
kesti, emniyet müdürü, polisler genç bir arkadaş “Bu vatandaşımız vuruldu onu
hastaneye yetiştirin. Ramada Otelin oraya kadar da götürsen yeter” dedi ama çocuk
“Ben eve gidiyorum anne-babam
evde” dedi. Korkmuştu ancak beni
15-20 metre ilerideki ambulansların
oraya kadar götürüp bıraktı. Ve
oradaki kabalığın içinde kaldım.
Çünkü oradaki insanlar TRT binasının önüne inemiyorlardı, mesafe
500 metreydi ve onlar da ilerlemesin diye sürekli ateş ediliyordu.
Ambulansa beni bindirirlerken geri
dönüp baktığımda ellerinde bayraklarla yere düşen insanları gördüm. Ambulans beni Şişli Etfal
Hastanesine götürdü. Beni vurulmuş halde gören insanlar daha çok
aşağıya koşarak inmeye başladılar.
Çünkü öfke ve sinir artmıştı. Bacağım iki santim tutuyordu diz kemiğinin üstünden mermi girmiş
parçalamıştı. Vurulanları, düşenleri
gördüm, orada 4-5 şehidimiz vardı.
Bir siyahi vatandaşın vurulduğunu
da gördüm o anda. Direkt kırmızı
alana aldılar beni. Sonra da ameliyata. Doktorlar gelemediği için
karşıdan tekneyle Engin isimli bir
damar cerrahi doktoru beni ameliyat
etti. Allah ondan razı olsun, baca-
ğımı o kurtardı 2 santimlik bacağım
kopmak üzereydi... ilk ameliyathaneye girdiğimde hayatımın o
onanı kadar yaşadıklarım, okuduklarımız, eski dönemler hep kafamda
canlanmaya başladı. O anlarda
ameliyathanenin önünden birileri
geçtiği zaman kapı açılıyor ve koridorları kan içinde görüyordum. Hastanede 40-45 gün kaldım ve tedavi oldum. 1.5
sene boyunca da evde tedavi oldum. Sağlık bakanlığı her sabah eve ekip gönderiyordu,
haftada iki kez de hastanelere gidiyordum.
Sizi o gece dışarı çıkaran duygu neydi?
O gece birçok tesadüfün de yaşandığı bir geceydi benim için. Ben o temmuz ayının
1’inde Çanakkale’den gelmiştim. Yaklaşık 45 gün kalmıştım orada. Aslında 10 günlüğüne
gitmiştim. Hem tatil hem de şehitlikleri gezme amaçlı gitmiştim oraya. Ancak bu
ziyaretim 45 günü bulmuştu. Ve o gece yaşadığım tek duygu Çanakkale ruhuydu.
Çanakkale Şehitliğini ziyaret ettiğimde sadece dedelerimiz, akrabalarımız değil 14
yaşındaki çocuklarımızın da şehit olduğunu öğrendim. Hala da o mermileri orada
gördüm. Gazeteler, kitaplar yazar Conkbayırı’nın yağmur yağdığı zaman denize
kıpkırmızı aktığını... Ben onu yaşadım, ben bu vatanı bu bayrağı nasıl bırakabilirdim o
gece? Bir daha olsa bu vatan için bir bacağım değil iki bacağımı da seve seve veririm.
- 95 -
- 96 -
Peki size göre o hain darbe girişimi başarılı olsaydı, bugün ülkenin durumu ne
olurdu?
Bize hiçbir kapı açılmazdı. Bu ülkeyi parçalarlardı bir Suriye, bir Afganistan kadar
olamazdık, çünkü bizi kimse istemez. Müslümanları kimse hiçbir yerde istemiyor.
Bizim derdimiz Müslümanlığımız, tek bayrağımız, tek kitabımız var. İnsan namus,
şeref bayrak ve Kur’an için yaşar. Biz de bunları bırakmayız. Bu ülke darbelerden çok
çekti. Adnan Menderes’i gördük, Kenan Evren zamanını gördük. Ben 1.5 yaşında
babamı kaybettim, o zamanlar annemin, ablamın ve benim elimizden tutup tüp kuyruğuna
girdiğini, hastanelerde ilaç kuyruğunda beklediğini Alibeyköy’den Okmeydanı’na kadar
yürüyerek gittiğimizi biliyorum. Bir ilaç alabilmek için nelere katlandığımızı çok iyi
hatırlıyorum. Allah’ımıza şükürler olsun şimdi her şey var. Bu arada son iki yılda bütün
insanlığın başına musallat olan korona virüs büyük ders oldu diye düşünüyorum.
Eminim ki Müslümanlar bunu çok iyi anladı, tüm dünya da iyi anladı. Yaradan Allah,
veren de Allah... Bir anne çocuğunu emziremiyor. Bundan kötü bir şey olabilir mi?
Evlat annesinin yanına, anne evladının yanına gidemiyor. İnşallah en kısa sürede bu sı-
kıntıdan da kurtuluruz.
O gece toplumun bütün kesimlerinden insanların meydanlarda olması size ne
hissettirdi?
Ben Gezi Parkı olaylarını da yaşadığım için oradaki insanları da gördüm. Biz dükkanımızın önüne kumaş parçalarını attığımızda onları yakan insanları da gördüm ve
hatta sopalarla dövdüm onları. Vitrinlere sapanlarla taş atanları da dövdüm ben...
Bunları orada yaşadığım için bazı şeyleri çok iyi biliyoruz. Orada mücadele etmişim
ben... O dönemleri yaşamışım. Sen benim devletimi bayrağımı nasıl indirebilirsin.
O gece meydanlarda sağcısı da solcusu da sakallısı da türbanlısı da vardı. Atletle
geleni de vardı. O geceki ruh çok farklı bir şeydi. İnsanların birbirine yardım etmeleri
koşturmaları çok farklı bir şeydi. Benim halen daha görüştüğüm insanlar var. Hayatını
kurtardığım insanlar yakınlarına “Bu çocuk beni kurtardı bunu bana bul” diyerek darbe
girişiminden 6 gün sonra gelip beni hastanede bulanlarla da çok iyi dost olduk...
- 97 -
Kastamonu
Gazileri
ERSOY DİLER
Ersoy Diler ülkenin artık darbelerden kurtulması, gelecek neslin bu tür olaylarla bir daha
karşılaşmaması için o gece tereddütsüz meydanlara çıktı.
SON KALE TÜRKİYE
CANIMIZLA KANIMIZLA
HER ZAMAN BEDEL
ÖDEMEYE HAZIRIZ
- 98 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1978 yılında İstanbul Kadıköy’de dünyaya geldim. Maltepe’de oturuyorum,
doğma büyüme buralıyım. Aslen Kastamonu Doğanyurt Yukarımescit köyündenim. Biz
5 kardeşiz, ben en küçükleriyim. İlk, orta ve liseyi Maltepe’de okudum. Şu anda Açık
Öğretimde yüksekokul son sınıftayım. Evliyim 2 kız, 2 erkek olmak üzere 4 çocuğum
var. Daha öncesinde 112’de ambulans şoförüydüm. Şu anda ambulans kullanamadığım
devletin bize tanıdığı hak sonrasında DMO’da memur olarak çalışmaya başladım.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?
Akşam evde televizyon izlerken kanalları dolaşıyordum. Bir anda haber programlarında
önce alt yazı sonrasında da olayla ilgili gelişmeler aktarılıyordu. Daha sonrasında en
garanti TRT diye TRT’yi açtım. Açtığımda da bir baktım ki spiker darbe girişimi
olduğunu ve askerin hükümete el koyduğunu söyledi. Bunun üzerine hemen çocukluk
arkadaşım olan Ümit Uluocak’ı aradım, (Onunla yaralandık ve birlikte gazi olduk)
“Elimizden ne gelir, çıkalım bakalım ne oluyor ne bitiyor?” dedim. O da hemen çıktı
geldi. O gelirken de cumhurbaşkanımız insanları meydanlara davet ediyordu. İlk olarak
birlikte E-5’e çıktık. Polisler yolları kapatıyordu. “Niye kapatıyorsunuz yolları, açın”
derken meğer tanklar Cevizli’deki zırhlı tugaydan çıkıyormuş ve onların çıkıp, köprüye
gitmelerini engellemek içinmiş. Biz 10-15 dakika orada kaldık. Küçük abim, yeğenlerim
de o arada geldiler. Arkadaşıma Burada yapacak bir şey yok, cumhurbaşkanımızın da
havalimanına geleceğini duyduk bari oraya gitmeye çalışalım.” Diyerek arkadaşla yola
çıktık. Ambulans şoförlüğünün verdiği yol bilgisiyle bütün yol girişleri, sapakları, her
Ersoy Diler, darbe girişimini öğrenir öğrenmez en yakın arkadaşı ile soluğu meydanlarda alan isimlerden. O 112’de çalışan bir am bulans şoförü olduğu için de özellikle yollar konusunda kazandığı -
tecrübe o gece işine çok yaradı. Arkadaşı ile birlikte yaşadıklarını,
bulunduğu ortamları anlatırken de ilginç tespitlerde bulunuyor. Ersoy
Diler “Tam siper sürünerek ilerlerken o anlarda ortalık bir düğün yeri
gibiydi. İnsanlar vuruluyor, yaralanıyor, şehit oluyor ancak kimsede bir
korku sezmek mümkün değildi. Allah insana öyle bir güç, öyle bir cesaret
vermişti ki tarifi mümkün değil...” sözleriyle o anları iletiyor... Diler,
arkadaşıyla vurulmalarından saniyeler önce kendi aralarında espri dahi
yapabilecek kadar korkusuz olduklarını ifade ederken, “Tın diye bir ses
duydum ve ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim. O anda
vurulmuşum” ifadeleriyle de vurulma anını anlatıyor.
Baldırı bacağından ayrılsa da o ve onun gibi niceleri terk etmiyordu
meydanları... Ersoy Diler tam da bunu yaptı... Arkadaşıyla vuruldular,
yaralandılar ama terk etmediler meydanları... Sabahın ilk ışıklarına
kadar. Çünkü onlar çok iyi biliyordu ki geçmişte ülke ne çektiyse darbelerin olumsuz sonuçlarından çekti diye... “Bizden önceki neslin ve bizlerin
az da olsa hissettiği o olumsuz sonuçlardan bırakın etkilenmeyi, o günleri
bizim çocuklarımız yaşamasın. Bir daha o günlere geri dönmeyelim”
İşte bu sözlerle ifade ediyordu Ersoy Diler o gece meydanlarda
oluşunun gerçek sebebini...
- 99 -
yolun nereden nereye çıkacağını biliyordum. Altunizade’ye kadar arabamızla gidebildik. Aracı orada bıraktık.
Müthiş bir kalabalık vardı
köprüde. O arada üzerimizde
bir uçak sorti yaptı. Tam
üzerimizden… İnanılmaz bir
basınç ve bütün insanlar
sağa-sola dağıldı. Köprüye
vardığımızda gece 02.30 olmuştu. Aşağıya kadar inmeye
başladık. Askerlerin tam kar-
şısına geçtik. Ancak yürü-
menin imkânı yok, bir tarama
yapıyorlar inanılır gibi değil...
Yardım ediyorsun sürünerek
gitmeye çalışıyorsun o esnada. “Bunlar bize vuracaklar
biraz daha karşı tarafa ge-
çelim” dedik. Tam menzillerindeydik aramızda karşı
karşıya 50 metre vardı. “Yara
almadan karşıya sürünerek
geçelim” dedik. Sürünerek
gidiyorduk. O arada polisler
geldi. Sonra bir ara veriyorlar, sonra tekrar taramaya
başlıyorlar. Kaç kişi vuruldu haddi-hesabı yok... Ortalık kan revan.
Biz önce köprünün Anadolu’dan Avrupa istikametindeydik. Daha sonra Avrupa’dan
Anadolu istikametine geçtik. Ancak tam siper sürünerek geçiyorduk. O anlarda öyle bir
şey ki sanki düğün bayram gibiydi ortalık...İnsanlar vuruluyor, yaralanıyor havası
yoktu. İnsanların şehit olduğunu görüyorsun ancak kimsede bir korku yoktu. Allah
insana öyle bir güç, öyle bir cesaret vermişti ki orada hemen ufak ufak arkadaşlıklar
bile başlamıştı. Uzun bir süre sonra sabaha karşı yine bir tarama yaptılar. Bir jeep vardı
yolda kalmıştı, onun tam arkasına geçtik. O esnada ortalık yeniden bir karıştı. Bir
arkadaş geldi yanımıza. “Az önce aşağıdaydım yanımızdakileri vurdular” dedi.
Konuşurken espri yaptığımız da oluyordu. Yanımıza gelen o arkadaşa bize söylediklerinden
sonra, “Yahu bizi de vurduracaksın hemşerim, uzak dur” dedikten yaklaşık 2 dakika
geçti bir patlama sesi... Tank atışı yapmışlar ‘tınnn’ diye bir ses duydum. Ayaklarım
yerden kesildi havaya uçtum. Bir baktım sağ ayağım baldırımdan aşağıya parçalanmış
açılmış, kemiklerim kırıldı, etlerim parçalandı. Yere düşünce toparladım. Baldırımdan
20 cm yukardan aşağıya baldırım kopmuştu. Sürünmeye devam ediyoruz. Yanımdaki
arkadaş bir sürünüyor sanki sıfır geçiyor mazgalları. Hatta ona “Bu şekilde aşağıya akacaksın” diye de şaka yapıyordum. Ben havaya uçarken yere düştüğümde arkadaşım
“Ayağın parçalandı” diyor ama kendisinden haberi yok. Bir bakıyor ki onun da sol
ayağını parçalıyor şarapnel. Onunki karpuz gibi dağılıyor. Ne ayak, ne bacak, ne diz bir
şey kalmıyor. İlk etapta farkına bile varmıyor. “Ne oldu Ümit” diyorum. Çünkü sırt
sırta düşmüştük. Ancak kımıldayamıyorum. “Benim da ayağım parçalanmış” diye
karşılık verdi bana. 10 metre ilerimizde paramparça olan insanları da görüyorduk.
- 100 -
Kanlar akıyor ne olduğumuzu bilmiyoruz şehadet getiriyoruz. Ama inanın korku yoktu
o anda bizde…112’de çalıştığım için hemen ambulansı aradım, kendimi tanıttım ve
“Gelin alın” dedim. Ancak sağlık bakanlığı hiçbir ambulansın çıkmasına izin vermemiş.
Zaman geçiyordu. Tanımadığımız birisi Allah razı olsun benim ve Ümit’in ayağını kemerlerini çıkarıp bağlamışlar. O anlarda çok şükür ki bilincimizi hiç kaybetmedik. 112
tecrübesi ile sürekli konuşuyordum onunla. Hatta ona moral vermek için “İyileşip
gideceğiz” diyordum. Ancak ambulanslardan gelen yoktu. O kadar vurulup yaralanan
insanların şahsi arabalarıyla motorlarla götürdüler hastanelere. Biz orada yaralıyken
tanık olduğumuz bir olay da çok etkilemişti bizi. Genç bir çocuk geldi “Üzerlerine gideceğim” dedi öfkesinden. “Oğlum gitme” dediysek de bizi dinlemedi ve motorun
gazına basarak son sürat üzerlerine gitti... Ne yazık ki taradılar ve öldürdüler onu.
Biz sabaha karşı vurulmuştuk ve o saate kadar vurulanları görüyorduk. Havada helikopterler geziyor kim olduklarını bilmiyoruz. Hiç kimsenin kim olduğunu bilmiyorsun.
Daha sonra köprüye gelen rütbeli askerleri kaçırmak için gelen helikopter olduğunu
öğrendik. Hatta helikopteri kullananın da bir bayan pilot olduğunu daha sonra öğrendik.
Hastaneye gitme ve tedavi süreciniz nasıl gelişti?
Bizi top mermisi ile vurmuşlardı ve şarapnel parçası olduğu için parçaladı
bacaklarımızı. Üsküdar Belediyesi hasta nakil ambulansını yardım olsun diye oraya
göndermiş. İlk ambulansla götürülen şanslılar biz olmuştuk. Bizi taşıyıp ambulansa
koydular ancak her yer deyim yerindeyse kan-revan olmuştu. Ambulansta bir arkadaş
gelip bize “İyileşeceksiniz merak etmeyin” diyordu. Ancak az önce de söylediğim gibi
ben bilincimi hiç kaybetmemiştim. İlk vurulduğumda hiçbir şey hissetmemiştim ama
daha sonra dayanılamayacak bir acı duymaya başladım. O ambulans bizi Başkent Üni
versitesi Hastanesi’ne götürdü. Ve
beni ameliyata aldılar. Gözümü aç-
tığımda sağ ayağım bileğimden kasığıma kadar sarılı. 3 ayaktan daha
fazla bir sargı vardı bacağımda. Sinir
yaralanması yaşamıştım. Bundan dolayı düşük ayak oldum. Buna bağlı
ağrılarımdan dolayı yaklaşık bir ay
hastanede yattım. VAK isimli kas
ve etleri bir araya toplayan cihazla
beni tedavi ettiler ve sonrasında da
taburcu oldum. O cihaz 3 ay daha
ayağımda kaldı. Ben nereye o orayaydı. Elektriğe bağlı 2-3 metrelik
bir hortumu vardı. Her üç günde bir
pansuman yapmak için eve geldiler.
Bu arada ağrılarım ve ayağımın yanması geçmiyordu. Sürekli bir uyu-
şukluk hissediyordum. Halen daha
kullandığım ağrı kesici bir ilaç verdiler ve biraz da olsa ağrılarımın
geçmesine yardımcı oldular.
Sizi o gece dışarıya çıkaran duygu neydi?
Vatan, millet, iman duygularını yoğun yaşamamız. Bizim için en büyük gerekçe; biz
taassup insanlarız. Bugün yaşadığımız hayatın elimizden alınacağı endişesi, yaşantı tarzımızın bir daha olmayacağı, çoluk-çocuğumuzun sıkıntılar yaşayacağını düşündük.
Geçmişte yaşanan darbelerde insanların Kur’an okumasına bile izin verilmiyordu.
Bütün bunların yeniden yaşanmaması için “Elimizden ne gelir” diye çıktık biz.
Hükümetin bir sıkıntısı yok, bu kadar güzel giden şeyi niye bozsunlar, niye 20 yıl daha
geriye gidelim?” diye düşündük. En büyük nedenimiz elbette iman şuuru, İslam, çoluk
çocuğumuzun ve ailemiz için meydanlara çıktık.
Yine bir hain darbeyle düzmece sebeplerden dolayı merhum Adnan Menderes’i
astılar. Tarihi okuyup, o bilince eriştikten sonra bir daha bunlara imkân vermemek için
elimden o an ne gelirse yapabilmek için çıktım. Yakın tarihimizde yaşadığımız postmodern darbelerini de biliyoruz, Ankara’da tank yürütmeleri, ablalarımızın okumak
için başörtüleri yüzünden yerlerde süründüklerini baş örtüsü yüzünden okullara alınmadıklarını biliyoruz. “Eşime, çocuklarıma aynısı olmasın, başörtüsüne elleri uzanmasın”
diye çıktım.
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı size göre şu anda nasıl bir durum olurdu?
Bu hain darbe girişimi sonrası biraz araştırma yaptık ve ülkemizin hemen her
tarafındaki sınırlarından içeriye girişlerin planlandığını öğrendik. Amerika’nın hain
planlarına maşalık yapan bir örgüt... Yapılmadık ihanet kalmamış. Her yere kendi
adamlarını yerleştirmişler, devletin bütün kademelerine sızmışlar hainler. Ancak onların
en büyük planı ülkemizi, bu güzel memleketi bölüp-parçalamaktı. Rahmetli Necmettin
Erbakan’ın bir sözü vardı. “Önce Irak’a girecekler, oradan Suriye’ye, sıra Türkiye’ye
gelecek” diyordu. Her şey ortada. Az bir mantıkla bakılırsa herkes bunu görür. Halen
daha bu ülkeyle uğraşıyorlar. Eğer o hain girişim başarılı olsaydı, bizde iç savaş çıkardı.
- 101 -
- 102 -
Çünkü bu ülke insanı Suriye insanına
benzemez. Herkes birbirini kırardı...
Bunların hesapları çok önceden yapılmıştı. Ancak hainler bu milletin
ferasetini ve Allah’ın planının onların
planından üstte olduğunu hesap edemediler.
Son kale Türkiye... Canımızlakanımızla her zaman bedel ödemeye
hazırız. Hiçbir zaman korkup kaç-
mayız Allah’ın izniyle. Bu dün böyleydi, bugün de böyle, yarın da
böyle olacak.
O akşam halkın her kesiminden insanın meydanlarda olması
size ne hissettirdi?
Sadece bizim toplumumuzun de-
ğil, ülkemizde yaşayan yabancı insanların da o gece meydanlarda olduğunu gördük. Onlar bile ‘Son
kale Türkiye düşmesin’ diye meydanlardaydı. Hiçbir siyasi görüş
yoktu o gece meydanlarda. Mevzu
vatan olunca, herkesin orada oldu-
ğunu gördüm ben. Açığı da kapalısı
da sakallısı da küpelisi de meydanlardaydı. Bizim son bağlanma yerimiz İslam davasında, vatan davasında
hepsi aynı çizgi ve doğrultuda gidebiliriz.
Sizin eklemek istediğiniz başka
bir şey var mı?
Biz arkadaşımla sokağa ilk çıktığımızda bazı insanların marketlerde
adeta yağma yaptığını gördük... Bazıları marketlerde bazıları ATM’lerde
bazıları da benzinliklerde kuyrukta
iken biz meydanlara çıktık. Belki
canımızı da verebileceğimizi biliyorduk. Öleceğimizi bile bile çıkmıştık o yola. Hatta yola ilk çıktı-
ğımızda Altunizade’den giderken “Nereye gidiyorsunuz? İnsanları vuruyorlar, gitmeyin”
diyenlerle karşılaştık. Ancak bizim hiçbir korku ve endişemiz yoktu. Hiç pişman da
olmadık. Şu anda bile o geceden kalan yaralanmadan dolayı ağrılarım devam ediyor,
devam etsin... Yeter ki şu anki birlik-beraberliğimiz ilelebet sürsün.
- 103 -
Kastamonu
Gazileri
EYÜP TEKİN
Darbeyi durdurmanın yolunun meydanlara inmek
olduğunu siyaset hayatının tecrübelerinden edindiğini söyleyen Eyüp Tekin o gece dışarı çıkan
herkesin birer kahraman ve gazi olduğunu ifade
etti.
BİZ O GECE
DEVLETİMİZİN
BÖLÜNMESİNİ
ENGELLEDİK
- 104 -
Öncelikle bize kendinizi tanıtır mı-
sınız?
Ben 6 Haziran1956 yılında Kastamonu
merkezde dünyaya geldim. Kastamonu’da
birçok kuruluşta yöneticilik yaptım. Ayrıca
Kastamonu Ticaret Sanayi Odası Meclis
Üyeliği, Adalet Partisi İl Başkanlığı yaptım.
1983’de Anavatan Partisi’nin Kastamonu
İl kurucusuyum. 2001 yılında AK Parti
İstanbul Fatih İlçe kurucusuyum. Halen
daha aktif olarak hizmetim devam etmektedir. 3 çocuğum var. Büyük oğlum
İstanbul’da doktor, diğer oğlum Kara
Kuvvetleri Komutanlığı’nda yarbay. En
küçük oğlum ise 12 yaşında…
15 Temmuz gecesi yaşananlardan
nasıl haberdar oldunuz?
İstanbul Fatih Fındıkzade’de oturuyorum ve o akşam da evde haber seyrediyordum. Saat 22.10 civarlarında iş adamı
bir arkadaşım beni aradı. ‘Neredesin’ dedi.
Ben de ‘Evdeyim’ dedim. Sonrasında
‘Darbe mi oldu?’ diye sordu. Ben de ‘Ne
Eyüp Tekin, hayatının büyük bölümünü siyasetle yoğrulmuş olarak geçiren, darbe dönemlerini yaşayan bir isim. 15 Temmuz gecesi ise darbe söylentilerini farklı anlamlandıran Eyüp Tekin, olayın
netleşmesi sonrası tecrübeleri ile geçmişte yaşadıklarını birleştirerek
meydanlara çıktı. Tekin, en yakın 1980 darbesine ilişkin dönemin darbeci
generali Kenan Evren’in “Halk o dönem sokaklara inseydi ülkeyi terk
edip yurt dışına kaçacaktık” şeklinde verdiği röportajı hatırladı bir an...
Ve “Biz ne kadar kalabalık olursak bu hainler kaçar” düşüncesiyle hiç
düşünmeden çıkmıştı... Aksaray’da Emniyet Müdürlüğü’nün önünde
kalabalıkla birlikte hareket eden Eyüp Tekin, “Büyükşehir Belediyesi
işgal altında” anonsu ile büyük bir kalabalıkla oraya gitti. Burada askerlerin direkt olarak kalabalığın üzerine ateş açması sonrası yaralananlara yardım etti. Aynı tarama gecenin ilerleyen saatlerinde devam edince
de bacağından yaralanan Eyüp Tekin, o anın sıcaklığı ile çok fazla hissetmese de bir tuhaflık olduğunu anlamıştı. Ancak yine de meydanı
bırakmak istemiyor, direniyor, direniyordu... Aradan geçen süre sonrası
ise arkadaşlarının yardımı ile hastaneye kaldırıldı. Yaklaşık 2.5 ay süren
tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşan Eyüp Tekin o geceyi “O
gece yaptıklarımızla devletimizin vatanımızın bölünmesini engellemişiz.
O gece yaptığımız iş kelimelerle anlatılacak gibi değil” sözleriyle ifade
etti.
- 105 -
darbesi saçmalama’ diye karşılık verdim. Bunun üzerine o da ‘Abi ben eve gidiyorum
ve şu anda Boğaz Köprüsünün girişindeyim. Burada tanklar var geçirmiyorlar kimseyi’
dedi. Ben de bu sefer ‘Şüpheli paket vardır, intihar vardır, tedbir almışlardır’ dedim. O
da ‘Haklısın’ dedi ve telefonu sonlandırdık. Aradan 3-4 dakika geçti... Arkadaşım
yeniden aradı beni. “Buraya komutan geldi, ihtilal oldu, geçiş yok. Herkes evine gitsin”
dedi. Bu sefer ben telefonu kapattım ve televizyonda kanalları dolaşmaya başladım.
Fakat hükümete yakın kanalların hiçbirinde bir şey yoktu. Diğer kanallarda da bir şey
yoktu. Ondan sonra vekilleri aramaya başladım. 2 vekilim ile görüştüm ama net bir
cevap alamadım. Sonradan A Haber de alt yazıda “Kalkışma” diye geçti. Muhtemelen o
zaman saat 22.20 civarlarıydı…
Darbe girişimini öğrenince ne yaptınız?
1990 yılı ilkbaharında rahmetli Mehmet Ali Birand, Kenan Evren ile bir söyleşi
yaptı. Kenan Evren de dobra dobra yalan söylemeden kendine sorulan sorulara cevap
- 106 -
vermişti. Birand o söyleşide can alıcı bir soru sordu Kenan Evren’e; ‘Peki halk sokağa
dökülseydi bir programınız var mıydı’ diye sormuştu. Evren de ‘Vardı… Genel Kurmayın
bahçesinde helikopterimiz vardı. Komuta kademesi ile birlikte helikoptere binecektik
oradan Etimesgut Havalimanı’na gidecektik. Oradan da uçak ile yurt dışına gidecektik”
cevabını verdi. Birand, ‘Hangi ülkeye gidecektiniz’ deyince Evren de ‘O bende’ kalsın
demişti. Bu söyleşi ve Evren’in verdiği cevap benim beynimde yer etmişti. Ben sokağa
çıkarsam ve ne kadar çok kişi olursak bunlar kaçar diye düşündüm. Böylelikle de hem
demokrasiyi kurtarırız hem de Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a yapılması planlanan operasyonu önlemiş oluruz diye meydanlara indim.
O akşam dışarı çıktığınızda nereye gittiniz, yanınızda kimler vardı?
Evden çıkarken, birkaç telefon trafiği de yapmıştım. Son olarak Hayati Yazıcı
bakanım aradı ve Cumhurbaşkanımızın güvende olduğunu söylemişti. Ben de Vatan
Caddesi’ndeki AK Parti İlçe Binası’na geldim. Orada 30-40 kişi vardı ve saat 22.40
civarıydı. Cumhurbaşkanımızın güvende olduğunu orada bağırarak herkese tebliğ ettim.
Eşim de beni arayıp saat 23.04’de başbakanımızın televizyona çıkıp halkı sokağa
çığırdığını söyledi. Bu çağırmadan sonra sokaklardan insanlar akın akın Vatan Caddesi
Meydan’a gelmeye başladı. Bir müddet sonra eşim tekrar aradı. Cumhurbaşkanımızın
canlı görüntülü olarak CNN’e bağlandığını söyledi. Daha sonra çok büyük bir alkış
koptu bulunduğumuz yerde.
Sonrasında neler yaşandı bulunduğunuz yerde?
Askeri helikopter tepemizde dönmeye başladı. Sonra dikey bir iniş gerçekleştirdi.
Zemine 6-7 metre varken havada asılı kaldı. Sonrasında da kalabalığı taramaya başladı.
Bir kıyamet koptu orada. O esnada bir polis arkadaşımız 16’lı silahıyla helikoptere ateş
etti. O ateş edince helikopter havalanıp gitti. Eğer o olmasa belki de daha çok şehit
olacaktı. Ancak o taramanın ardından 3 şehit ve 6 gazimiz vardı. 1 dakika sonra tekrar
yine atışa başladı. O zaman da İl Emniyet Müdürlüğü’nü taramış. Ondan sonra İl
Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan beyefendi polislere talimat verdi, ‘Halkı emniyet
müdürlüğüne getirin ve emniyet müdürlüğünü koruma altına alın’ dedi. Polisler de
anons etti, ‘Emniyet müdürümüzün ricasıdır. Emniyeti korumaya gidiyoruz’ dendi ve
300 metre ilerideki Emniyet Müdürlüğü’nün etrafını cevirdik. 10 binler toplandı orada.
Bu arada bir anons daha geçildi, ‘Ulubatlı’dan tanklar geliyor, tankları durdurmaya
gidiyoruz’ diye. Bu sefer de oraya yöneldik. Aksaray Ordu Evi’nin önüne geldiklerinde
tankları durdurduk. Orada askerlere konuşma yaptım. O zaman benim oğlum da
binbaşıydı. ‘Yapmayın, etmeyin…’ diye bir şeyler söyledim. 2 tane askeri silahları ile
birlikte teslim aldım ve onları yüzlerinden öptük. Daha sonra da onları polise teslim
ettik. Ardından da Emniyet Müdürlüğü’nün önüne geldik. Orada 1 saat kadar daha
kaldık. Sonrasında bu kez, “Büyükşehir Belediyesi işgal edildi’ diye bir anons geldi. Bu
sefer oraya gitmek için yola çıktık. Sonrasında polis yolumuzu kesti. İki guruba ayrıldık
ve bir gurup belediyeye gitti, bir gurup da emniyet müdürlüğünde kaldı. Ben gidenler
arasında oldum. Büyükşehir Belediyesi’ne sloganlar atarak gittik. Tam sınıra geldiğimizde
orayı kapatmışlardı. Orada Büyükşehir Belediyesi’nin çaprazında yer altı geçiş
köprüsünün üzerinde 15 kadar asker vardı. Onlar sıra sıra dizilmişler, başlarında da bir
albay vardı. Bize ‘Gelmeyin, dağılın…’ diye bağırdılar. Ama biz dağılmadık. Sonrasında
nişan aldılar, hedefe atar gibi bize ateş etmeye başladılar. Ateş ile birlikte bir kargaşa
oldu. Vurulanları hastanelere gönderdik. Kısa bir süre sonra tekrar aynısı oldu ve bu 8
kez tekrarlandı. Bu 8 taramanın sonucunda vurulanlar olduğu için sayımız da azaldı.
100-150 kişi falan kaldık. O taramalarda saat 03.25 civarlarında ben de bacağımdan vuruldum ve yüz üstü asfalta düştüm. Sonrasında kalktığımda bacağımda bir tuhaflık
vardı ama ağrı, sızı yoktu ve direnmeye devam ettim. Meydanı bırakmadım fakat 15
dakika geçtikten sonra çok derin bir sızı başladı bacağımda. Olduğum yerde oturdum
ve bir daha kalkamadım. Oradaki kardeşlerimizden 2 kişiyi çağırdım. Beni karşıya
geçirdiler ve Oruç Gazi İlkokulu’nun önüne getirdiler. Ağrım çok şiddetlenince yolu
kapatıp bir taksi durdurduk ve hastaneye gittim. Hastanede film çekildi, pansuman
yapıldı...
Yaralanmanız sonrası tedavi süreciniz nasıl geçti?
- 107 -
- 108 -
Mermi küçük bir parça koparttı ayağımdan ve yaklaşık 2.5 ay sürdü tam olarak iyileşmem. Şu anda sorunum yok çok şükür. Ama o gece 47 gazi, 17 şehit oldu
Saraçhane’de. Bu acı ise hala içimizde…
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı şu anda nasıl bir durum olurdu?
Biz o gece Recep Tayyip Erdoğan’ı kurtarmak için sokağa çıktık ve hainlerin kalkış-
masını önlemiş olduk. Her darbede girişiminde ülke 30-40 sene geri gidiyor... Darbeden
sonra Temmuz ayının sonlarına geldiğimizde hainlerin ifadeleri Türkiye üzerinde nasıl
planlar yapıldığını da gözler önüne serdi. Bunlar Türkiye’yi 5’e bölmüşler. Amerika,
İngiltere, Almanya, Fransa, Yunanistan ve İtalya, Sakarya’dan itibaren Marmara bölgesi
üzerinde anlaşamamışlar. Bunu da hainlerin ifadelerinden öğrendik. Çünkü Bunlar
ülkemizi 5’e bölecek ve büyük Ermenistan, Büyük İsrail gibi projelerini hayata geçireceklerdi. O gece yaptıklarımızla devletimizin vatanımızın bölünmesini engellemişiz. O
gece yaptığımız iş kelimelerle anlatılacak gibi değil.
O gece halkın bütün kesimlerinin meydanlarda olması size ne hissettirdi?
15 Temmuz gecesi sokağa çıkan her kardeşimiz kahramandır ve gazidir.
- 109 -
Kastamonu
Gazileri
EZİ KARAGÖZ
Ezi Karagöz sonucu felaketle bitebilecek, ucunun
nereye gideceği belli olmayan hain bir girişimi
halkın birlik-beraberliğinin önlediğini anlattı.
TÜRK’ÜN GÜCÜNÜ DE
BİLEĞİNİN
BÜKÜLEMEYECEĞİNİ DE
O GECE BİR KEZ DAHA
GÖSTERDİK
- 110 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben İstanbul 1969 yılında İstanbul
Şişli’de dünyaya geldim. Şu an Ümraniye’de yaşıyorum. Kısacası doğma bü-
yüme İstanbulluyum. Ancak aile olarak
Kastamonuluyuz… Babam Küreli, annem
Devrekanili. 2 erkek ve 3 kız olmak
üzere 5 kardeşiz. Benim de biri evlatlık
2 oğlum var.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan
nasıl haberdar oldunuz?
O dönemde Beşiktaş'ta bir inşaat firmasında çalışıyordum. İşten çıkmış servis
minibüsüyle evimize gidiyorduk. O gece
köprüden geçerken her şey normaldi.
Normal bir cuma akşamı, normal bir
trafik vardı. Geçmiş günlerin aksine trafikte o akşam daha az yoğunluk vardı
sanki. İstanbul'un cuma akşamı meşhurdur. Çok fazla dur-kalk yapmadan iyi bir şekilde
gidiyorduk. O dönem eşimden ayrıldığım için Sancaktepe’de kardeşimle birlikte oturuyordum. Dediğim gibi o akşam 19.30 gibi biz köprüden geçerken herhangi bir anormal
durum yoktu. Trafik gayet iyi akıyordu. Sonrasında eve gittim. Her zamanki gibi o
akşam da eve gelişimde üzerimdekileri rahat kıyafetlerle değiştirip haberlere bakarım.
O akşam da televizyonda kanalları geziyordum. Saat 21.00 gibi ‘köprüde inanılmaz bir
trafik var, araçlar ilerleyemiyor’ gibi haberler yapılıyordu. Daha bir-iki saat ancak
Ezi Karagöz darbe gecesi yaşananlardan yavaş yavaş haberdar olmasına rağmen ihtimal vermek istemediği için inanmamıştı. Çünkü haklı olarak “Bu zamanda neyin darbesi, ne amaçla
yapılabilir ki?” soruları kafasında hemen oluşmuştu bile… Ancak çok
geçmeden gerçekler ortaya çıkınca da hiç beklemedi bile… İşten gelen
kardeşi Mehmet Ali’yi arayarak “Darbe oluyor hadi dışarı çıkıyoruz”
diyerek birlikte meydanlara çıktı Ezi Karagöz… Ellerinde sadece Türk
bayrakları ile soluğu sokaklarda almışlardı… Ancak onlar da hiç tahmin
edemiyordu askerlerin insanların üzerine acımasızca silah sıkacağını…
Uzun bir gece için yol alıyorlardı… Ancak o vurulduğunda dahi kendisine
isabet eden o merminin havaya sıkılmış bir mermi olabileceğini
düşünüyordu. Aslında belki de en fazla öyle olmasını temenni ettiği içindi
o düşüncesi.
O gece halkın gösterdiği birlik-beraberliğin belki de sonu felaketle sonuçlanacak bir olayı engellediğini vurgulayan Ezi Karagöz, “Ucu nereye
gideceği belli olmayan bir hareketti. Ama biz bir olduğumuzda Türk’ün
bileğinin bükülemeyeceğini dünyaya bir kez daha gösterdik” sözleriyle
de o gecenin başarısızlığındaki en önemli etkeni özetliyor.
- 111 -
geçmişti, ‘Ne olmuştu da akan trafik bir anda kilitlenmiş olabilir’ diye habere dikkat
kesildim. Haber spikeri kamerasıyla birlikte motosikletin arka koltuğunda trafiğin
neden akmadığını izleyicilere aktarmak için çekim yapıyor, eskiden köprü gişelerinin
olduğu bölüme doğru ilerlemeye çalışıyordu. Araçların durduğu noktada askerlerin bulunduğunu ve trafiği akıtmadığını naklediyordu. O anda anormal şeylerin olduğunu
sezdim ama darbe olasılığı hiç aklıma gelmemişti. Hiçbir mazeret yoktu ki askerî
darbeyi meşru kılsın. Keza o geceye kadar ülkemizde darbeyi çağrıştırabilecek benim
bildiğim en ufak bir emare dahi yoktu. Bu yoğunluk ve askeri hareketlilik, terörist
faaliyet veya bomba şüphesi gibi bir şey olursa mazur görülebilirdi ancak. İnsanları ve
köprüyü emniyete almak için böyle bir şeyin yapıldığı düşünülüyor, TV haberlerinde de
bu yönde yorumlar yapılıyordu. O esnada büyük yeğenim işten gelmişti, "Amca biliyor
musun darbe oluyormuş, haberin var mı?... Sosyal medyadan öğrendim. " şeklinde bir
şeyler söyledi. Kızcağızı terslediğimi hatırlıyorum. Darbenin nasıl bir felaket olduğunu
bildiğim için söylentisine dahi tahammülüm yoktu. Ancak yeğenim haklıymış...
Biraz vakit geçtikten sonra Başbakanın bir ‘kalkışma hareketi’ sözünü duydum. ‘Bu
kanunsuz hareketi yapanlar en ağır cezayı görecekler…’ gibi konuşma yapmıştı
Başbakan Binali Yıldırım. Başbakan bu konuşmayı yaparken dışarı çıkma gibi bir
düşüncem olmamıştı. Kanunsuz bir hareket varsa devletin askeri, polisi, güvenlik
güçleri vardı. Aradan bir vakit geçtikten sonra Cumhurbaşkanımızın, ‘Bu bir darbe hareketidir. Vatandaşlarımızı sokaklara davet ediyorum…” sözleri bizi sokaklara döktü.
Demek ki vatandaş olarak onu bekliyormuşuz. Üstelik Cumhurbaşkanımızın normal bir
şekilde değil, spikerin cep telefonu üzerinden vatandaşa çağrıda bulunması bende
heyecan yaratmıştı. Az önce de söylediğim gibi o dönemde kardeşimin evinde
- 112 -
kalıyordum. Kardeşim Mehmet Ali işten gelince ona “Darbe oluyor, hadi dışarı
çıkıyoruz” dedim. Hemen onu aldım. Onunla birlikte eşi de geldi. Yengemin mahalleden
bir bayan komşusu da bizimle geldi. Bayraklarımızı aldık ve hep birlikte arabama
doluştuk.
Gittiğiniz yerde nelerle karşılaştınız, neler yaşandı o anlarda?
Şile Otobanından köprüye doğru yola çıktık. O zamanki Boğaziçi Köprüsü'ne. Bir
müddet sonra inanılmaz bir trafik oluştu. Şile Otobanı’ndan gitmenin mümkün olmadığını
anladık. Ne ileri ne geri hareket edemediğimizden yaklaşık yarım saatimiz kaybolmuştu.
Baktık olacak gibi değil, ilk fırsatta sokak aralarına, oradan da çevre yolu üzerinden
köprü istikametine gitmeye niyetlendik. TEM Yolu açıktı. Kısa zamanda yolumuzun
üzerindeki Kısıklı’ya kadar geldik. Cumhurbaşkanımızın evinin olduğu tarafta büyük
bir kalabalık toplanmıştı, uzakta olmamıza rağmen sesleri bize kadar geliyordu. Biz de
bekleyenlere, “Ne oluyor” diye sorduk. Cumhurbaşkanına destek amaçlı gösteri
yaptıklarını söylediler. Ancak Cumhurbaşkanımız o sırada İstanbul’da bile değildi. Biz
de “Burada niye bekliyorsunuz. Köprüye gidin, köprüyü kapatmışlar” dedik ve tekrar
aracımıza binip köprüye doğru yol almaya başladık. Bir müddet sonra trafik ilerlemez
duruma gelince aracımı yol kenarına bırakıp yaya olarak ilerleyişimize devam ettik. Gidiş-geliş bütün şeritler insan seliyle doluydu. Yol kenarında ambulans içinde bir yaralıya
müdahale edildiğini gördüm. Ne olduğunu merak etmedim, sormadım. Sormadım
çünkü kurşun yarası olduğu belliydi. Ben köprüye ulaşmaya şartlanmıştım. Yaralıyı
görünce adımlarım daha da hızlanmıştı. Köprüye yaklaştıkça heyecanım da artıyordu...
500-600 metre kadar kalmıştı, artık köprünün ayaklarını görebiliyordum. Bilenler bilir,
köprü çıkışından sonra Altunizade sapağı vardır. Biz oraya tersten yaklaşıyorduk.
Sapağa yaklaştığımızda ateş edildiğini duydum. Açıkçası ben havaya uyarı ateşi
açıldığını düşündüm. Silah sesleri geliyor ama hiç kimse sağa-sola kaçışmıyor, yere
yatmıyordu. O an bir şeyin vücuduma çarptığını hissettim. Elimi göğsüme götürdüğümde
ıslaklık vardı ama kan değildi. Ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda kendimi
yerde buldum. Yere düştüğümde vurulduğumu hemen anlayamadım. Ne bir acı sızı hissetmiş, ne de kan görmüştüm. Ne var ki, yerden doğrulmaya çalıştım, o zaman bir
gariplik olduğunu anladım. O kara geceye kadar hiç kurşun yarası tatmamıştım. Yerden
doğrulmak istiyordum fakat kalkamıyordum. Tüm gücüm bir anda kesilmişti. İşte o
zaman vurulduğumu anladım. Sürünerek yol kenarına çekilmeye çalışırken çevredekiler
yetişti.
Yaralanmanız ve tedavi süreciniz nasıl gelişti?
Göğsümün sağ tarafından vurulmuşum. Kurşun sağ mememin hemen altından girip
kürek kemiğine değmeden sırtımdan çıkmış. Kurşun biraz sola veya yukarı gelseydi
şehit olabilirdim, nasip olmadı. Kardeşim ve diğer vatandaşlar ben yerdeyken müdahale
ettiler. Ancak ben hâlâ yarayı görmüyor, soluk almada zorluk hissi ve baş dönmesi
haricinde acı duymuyordum. Vurulduğumu da onlar söyledi. Şansıma orada bulunan
vatandaşlardan biri revirciymiş. Üstümü çıkarıp atletimle yara olan yerlere tampon yapıyordu. O esnada bir motosikletli geldi ve beni motora bindirdiler. Sonradan öğrendim
ki, benden önce ve sonra pek çok yaralıyı hastaneye götürmüş o motorcu. Sonra da
şehit olmuş. Allah şehadetini kabul etsin. Ben, o şehit motorcu ve arkamda revirci
arkadaşla birlikte en yakın hastaneye doğru gidiyorduk ki ters istikametten gelen bir
araba gördüm. Aracı durdurup beni ona naklettiler. Malatya’dan geliyorlarmış. O
kargaşada yollarını kaybedip çıkışı bulamamışlar. Başımı kaldıramıyorum ama neler
konuşulduğunu duyuyordum. Hatta hastane yolunu ben tarif ettim. Arabam yol kenarında,
anahtarı cebimde, kardeşim, eşi ve komşusu ortada kalmışlardı. Telefonla kardeşimi
aradım, Haydarpaşa Numune Hastanesi' ne götürüldüğümü söyledim, kardeşim de daha
sonra hastaneye geldi. Tedavim burada yapıldı. Yara yerlerime pens attılar.
Hastanede nasıl bir ortam vardı o anda?
Hastaneye geldiğimde çok fazla yaralı, şehit ve kargaşa vardı. Beni tomografi
- 113 -
- 114 -
cihazına soktular. Etraf kan gölüydü. Tomografi cihazının her yeri kandı. Kurşun
akciğerimi delip geçtiği için nefes almakta zorlanıyordum. Gerekli müdahaleler
yapıldıktan sonra beni odaya çıkardılar. Bulunduğum odada başka yaralılar da vardı.
Beni ameliyat etmediler. Akciğer kendini yenileyebilen bir organ olduğu için ameliyata
gerek duymadıklarını iletiler. Müşahade altında 3 gün hastanede kaldım. O uzun ilk
gece boyunca çığlıklar, feryatlar hiç kesilmedi. Sonradan öğrendim ki, odam morgun
hemen üstündeymiş. Şu an kurşunun girdiği ve çıktığı yerlerdeki madalyaya benzettiğim
iki yara izi dışında olumsuz durumum yok. Psikolojik olarak da gayet iyiyim Allah’a
şükür. Hatta o dönemler bize ne madalya ne de başka bir şey verilmişti. Arkadaşlarım
da, “Gazi sayılmıyor musunuz? Madalya vermediler mi size?” diyorlardı. Ben de onlara
“Vermezlerle vermesinler. Benim 2 tane madalyam var zaten” diyordum. Biz o gece ne
maaş ne madalya ne de başka bir şey için çıktık sokağa. Vatanımızı savunmak için
çıkmıştık. Yine olsa yine çıkarız. Ben her ortamda kendi şahsıma böyle söylüyordum.
Ama devlet büyüklerimiz bunun altında kalmadı ve herkese bir takdirde bulundular.
Allah razı olsun hepsinden.
Hain darbe girişimi amacına ulaşsaydı size göre şu anda Türkiye nasıl bir
halde olurdu?
Ben hastanede yatarken bir taraftan da telefonun radyosundan haberleri dinlemeye
çalışıyordum. Darbe teşebbüsü devam ediyordu ve sonuç henüz belli olmamıştı. Devlet
Bahçeli’nin vatandaşları sokağa çağırması ve hükümete destek açıklamasından sonra
bende bir rahatlık oldu. Yoksa darbe başarılı olsaydı ilk önce hesabını soracakları kişiler
bu darbeye karşı çıkanlar olacaktı. Bunlardan biri de bendim. Çünkü hastanedeki
insanlar darbe girişimine kayıtsız kalan insanlar değildi. O nedenle bir tedirginlik vardı
bende. Ancak Bahçeli’nin karşı duruşu benim gibi darbe karşıtı herkesi rahatlatmıştı
muhakkak. CHP ve diğer partilerden ise herhangi bir destek açıklaması duymadım. Ne
zamanki darbe bitti, olay tersine döndü, Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığını
duydum. Yani iş işten geçtikten sonra açıklama yaptı. Benim anladığım buydu. Örtülü
bir şekilde bu darbeye destek verdiğini düşünüyorum.
Toplumun her kesiminden insanının o gece meydanlarda olması size ne hissettirdi?
Sağcısı, solcusu, Sünnisi, Alevisi diye bir ayrım yoktu o gece. Kimse kimsemin
nereli olduğunu, Fenerbahçeli mi, Galatasaraylı mı olduğunu sormuyordu. Tek amaç bu
hukuksuz hareketi durdurmaktı. Çünkü o gece sokakta vatandaşı koruyacak bir tek
polis bile yoktu. Evden köprüye varana kadar hiç polis görmedim ben. Sadece vatandaşlar
vardı sokaklarda. Ne şekilde nereye gittiği bilinmeyen bir kalabalık vardı. Vatandaşın
hissiyatıyla bu darbe bertaraf edildi. Toplumun bütün kesimleri darbecilere karşı tek
yumruk olup, felaketle sonuçlanabilecek bir hareket sonlandırıldı. Ucu nereye uzanacağı
belli olan bir hareketti bu. Türkiye Cumhuriyeti’ni köleleştirmek için yapılan bir
hareketti. Aynı gece, Doğu ve Güneydoğu sınır birliklerindeki namlular dışarıya değil
içeriye çevrilmişti. Bu yapının nasıl bir ihanet çetesi olduğunu siz düşünün. Tabi
bunları sonradan öğreniyoruz. Ama biz bir olduğumuzda Türk’ün bileğinin bükülemeyeceğini dünyaya bir kez daha gösterdik. Başta şehitlerimiz olmak üzere gazilerimizden,
darbeye karşı duran herkesten, hatta TV ekranlarından destek çağrıları yapanlara, minarelerden salâ okuyanlara, doktoruna hemşiresine kadar bu vatanı savunan herkesten
Allah razı olsun.
- 115 -
Kastamonu
Gazileri
FURKAN VURGUN
Furkan Vurgun genç yaşına rağmen darbelerin demokrasiye vurulan bir darbe olduğu düşüncesinden
hareketle hiç düşünmeden meydanlara çıktı..
HERKES VATAN
İÇİN SOKAKTAYDI
TÜRKLÜĞÜMÜZÜ
İLİKLERİMİZE
KADAR YAŞADIK
- 116 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1998 yılında dünyaya geldim. İstanbul’da Kartal’da ikamet etmekteyim, aslen
Kastamonu Cideliyim ve 2 kardeşiz. Adalet Bakanlığı’nda memur olarak çalışmaktayım.
Darbe girişimi gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?
O zaman arkadaşlarımla Ümraniye’de evimizin önünde oturuyorduk. Bu hain kalFurkan Vurgun o dönem henüz 18 yaşındaydı ve darbenin ne olduğunu bilmiyordu. İşte darbe girişimini öğrendikten sonra da yaptığı ilk iş internet üzerinden darbenin ne anlama geldiğini sorgulamak oldu. Araştırması sonrası darbeyle alakalı öğrendiklerine istinaden köprüye çıkmaya karar verdi… O genç yaşında belki de
kendisinden beklenenden daha fazla bir sorumluluk hissederek çıkmıştı
Furkan Vurgun meydanlara… Çünkü demokrasiye yapılan darbe kabullenilir değildi. “Aileme dahi haber vermeden komşumuz olan bir
arkadaşım ve onun babası ile birlikte 3 kişi hainlere karşı durmaya gittik”
sözleri yüreğinin ne kadar kocaman ve vatan sevgisiyle dolu olduğunu
anlatmaya yeterliydi aslında.
Furkan Vurgun’un “İnsanlar o gece vatanı için cesurca mücadele etti.
Ve halk olarak gösterdiğimiz birlik-beraberlik sonrası Türk olduğumu
iliklerime kadar hissettim” diyerek de o gece halkın direnişini en güzel
özetleyen ifadeleri kullandı.
- 117 -
kışmadan ise sosyal medya sayesinde haberimiz oldu. Yaşımız küçük olduğu için
hiçbirimiz darbenin ne o olduğunu bilmiyorduk. Hemen internet üzerinden darbenin ne
olduğunu araştırdık. Daha sonra da kötü bir şey olduğuna kanaat getirip, İstanbul’da
sembol olan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne doğru yola çıktı.
Sizi o akşam sokağa döken duygu neydi?
Demokrasiye yapılan darbe bizim sokağa inmemizde en önemli etkendi. Bu nedenle
evdekilere bile haber vermeden mahalleden komşumuz olan bir arkadaşım ve onun
babası ile birlikte 3 kişi hainlere karşı durmaya gittik.
Gittiğiniz yerde nelerle karşılaştınız, kalabalık mıydı?
Gittiğimiz yer çok kalabalıktı. Zaten belli bir mesafeye kadar insanlar yaklaşabiliyordu.
O noktadan sonra da ateş edildiği için azalmaya başlıyordu insanlar. Biz de o kalabalığın
arasındaydık ve hainleri protesto ederek üzerlerine doğru gidiyorduk. Onları birebir net
olarak görmesek de ara ara üzerimize doğru ateş açıyorlardı.
O ateş esnasında mı yaralandınız? Tedavi süreciniz nasıl geçti?
- 118 -
Evet… Hainleri protesto ederken ve kolum havadayken, kolumda bir ağrı hissettim.
Sonrasında da yere düşütüm. Ben yere düştükten sonra bir vatandaş gelip ‘Ben
doktorum” dedi ve kolumu bayrakla sarıp tampon yaptı. Sonrasında ise ters yönde
duran bir araca bindirip hastaneye götürdüler beni. Hastaneye acilden giriş yaptık,
sonrasında ilk müdahale yapıldı ve dikiş atıldıktan sonra odaya alındım. Ameliyatta
koluma platin takıldı. İlk 1-2 yıl aksaklıklar yaşadım ama Allah’a şükür şu anda
herhangi bir olumsuz dururum yok. Yaralarım tamamen iyileşti.
O geceye dair başka neler hatırlıyorsunuz?
İnsanlar o gece vatanı için cesurca mücadele etti. O gece için hatırlanacak, söylenecek
tek kelime bu olsa gerek.
Hain darbe girişimi amacına ulaşsaydı, bugün ülkenin durumu size göre nasıl
olurdu?
Suriye’yi örnek verebilirim. Darbe girişimi başarılı olsaydı Suriye gibi olurduk.
Yaklaşık 30 yıl geriye giderdik. Bu zihniyet, demokrasiyi ortadan kaldırırlardı, ülke tek
kişi tarafından yönetilmeye başlanırdı. Ama Türk halkı bunu kabul etmezdi. Etmeyeceğini
de 15 Temmuz akşamı herkese gösterdi.
O gece halkın gösterdiği birlik-beraberlik size ne hissettirdi?
O akşam Türk olduğumu iliklerime kadar hissettim.
- 119 -
Kastamonu
Gazileri
HAKKI KÖMLEKSİZ
Hakkı Kömleksiz o gece meydanlarda olan
milyonlarca insanın tek bir amaç için
buluştuğunu anlattı
VATAN İÇİN
BAYRAK İÇİN
ÇOCUKLARIMIZ İÇİN
MEYDANLARDAYDIK
- 120 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1971 yılında dünyaya geldim. Aslen Kastamonuluyum ama ailemle birlikte İstanbul’da yaşamaktayız. Evliyim, 2 kız, 1 erkek olmak üzere 3 çocuğum var.
Küçükçekmece Belediyesi’nde minibüs şoförü olarak çalışıyorum.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?
Belediyede minibüs şoförü olduğum için o gece servisteydim ve Sultangazi’ye gidiyordum. Saat 22.00 civarlarımda kızım aradı, “Darbe oluyor” dedi. Ben de ihtimal vermediğim için anlık refleksle “Ne darbesi” dedim. Daha sonra radyoyu açtım.
Hakkı Kömleksiz darbe girişimini öğrenir öğrenmez havalimanına doğru gitmek için yola çıktı. Binlerce insan arasında yalnız başına sokağa çıkanlardan belki birisiydi o. Ancak onun da ifade
ettiği gibi, “O binler dışarıda tek bir amaç için buluşmuştu sanki… Vatan
için herkes kardeşti o gece” diyerek sokağa çıkmadaki amacını anlatıyor.
Vatanımızı, bayrağımızı korumak, çocuklarımın geleceği için sokağa
çıktım. Bayrak olmayınca vatan olur mu? Olmaz elbet” derken bile sadece kendi çocukları için çıkmamıştı Hakkı Kömleksiz.. Bu ülkenin milyonlarca çocuğunun geleceği için çıkmıştı… Onların vatansız kalmaması
adına çıkmıştı… Çünkü o da çok iyi biliyordu ki vatansız hiçbir şey
olmazdı…
- 121 -
Başbakanımızın ‘kalkışma’ söylemini duydum ve o anda darbe olduğunu anladım.
Hemen ardından servisi attım, geri döndüğümde ise havalimanı yolu kapalıydı. Araç
resmi araç olduğu için eve geldim ve aracı kapının önüne bıraktım. Eşim de komşudaydı
onu da alıp eve bıraktım. Sonrasında onların engellemesiyle karşılaşmamak için eve
bile girmeden dışarı çıkıp havalimanının yolunu tuttum.
Tek başıma sokağa çıkmıştım ancak hainlere karşı sokakta herkes kardeş olmuştu.
Sefaköy de ise polis yolu kesmişti. “Biz karar verince geçersiniz…” dediler ama biz
aradan kaçtık gittik.
Sizi o akşam sokağa döken duygu neydi?
Vatanımızı, bayrağımızı korumak için sokağa çıktım. Bayrak olmayınca vatan olur
mu? Olmaz…Çocuklarımın geleceği için sokağa çıktım.
Gittiğiniz yerde nelerle karşılaştınız?
Aşırı kalabalıktı. Sefaköy’den yürüme gittik. Düşünün yollardan ambulanslar bile
gidemiyordu. “Köprüyü kurtaralım” diye dışarı çıktık ama gidemedik. Bunun üzerine
biz de havalimanına yöneldik. Biraz ilerleyince hainlerin panzerlerle geldiklerini gördük.
Bir anlık refleksle panzerlerin geçişine engel olmak için panzerin üzerine çıktım. Yol
vermedik hinlere. O esnada başarı sağlamanın coşkusu ile dengemi kaybedip panzerin
üzerinden düştüm. Ancak düştükten sonra herhangi bir ağrı-sızı hissetmedim. Hainlere
geçit vermemek için mücadeleye devam ettim. Biraz daha gidince ayağımda ıslaklık
hissettim. Baktığımda ise ayağımda kanama olduğunu gördüm. Kanama da oldukça
fazlaydı. Mecburen hastaneye gitmeye karar verdim. Sonrasında eve kadar yürüme
geldim ve belediyenin arabası ile hastaneye gittim. Hastaneye gittiğimde doktora,
- 122 -
“Benim kanamamı durdurun. Tekrar gideceğim” dedim. O da “Sen polis misin?” dedi.
Ben de “Yok polis değilim ama vatanımın bekçisiyim” dedim. Sonrasında pansuman
yapıp ayağımı sardılar. Ardından da belediyeden bize görev çıkmıştı. Cumhurbaşkanımız
havalimanına gelecekti ve biz de destek hizmetlerinde olduğumuz için iki araba ile su
getirdik havalimanına. Saat 15.00’a kadar havalimanına gittik ve sonra tekrar döndük.
Daha sonra ise hastaneden başhekim geldi ve kırık olur diye beni tekrar hastaneye
getirdiler. Ancak kırık yoktu ve çatlak vardı. Sonrasında 1,5 ay tedavi süreci geçirdim.
O geceye dair başka neler hatırlıyorsunuz?
Şu an bile olsa hainlere karşı durmak için yine sokağa çıkardım. Ama bu kez o
geceki gibi olmaz, farklı olur. Biz o zaman anlamadık ne olduğunu. Daha önce darbeleri
duymuştuk ama karşılaşmamıştık. Biz Şerife Bacı’nın torunlarıyız, affetmeyiz…
Hainlere karşı durmak için meydana giderken de Şerife Bacı’nın mücadelesi gözümün
önüne gelmişti…
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı size göre şu anda nasıl bir durum
olurdu?
Allah o hainlere böyle bir şeyi göstermezdi ancak darbe başarılı olmuş olsaydı
Türkiye diye bir şey olmazdı. Suriye’den beter olurduk. Başkaları gibi bizim gidecek
yerimiz de olmazdı. Biz canımızı veririz, vatanımızı vermeyiz., Bir Hakkı ölür ama
geriden bin Hakkı gelir. Bizi yaşatan bu anlayış ve inanıştır.
O akşam halkın bütün kesimleriyle birlik ve beraberlik içinde olması size ne
hissettirdi?
Biz o akşam meydanlarda tanımadığımız insanlarla kardeş olduk. Ancak öyle
ortamlarda vardı ki bankamatiklerin önünde kuyrukların olduğunu da gördüm. Böyle
bir dönemde en son şey para olsa gerek. Önce bayrağını savunacaksın, yere düşürmeyeceksin. Biz de onu yaptık vatan sevdası olan insanlar ile.



HAMZA GAZİOĞLU


Hamza Gazioğlu, darbe girişimine karşı Genel
Kurmayın olduğu yerde verilen mücadelede adeta
bir destan yazıldığını anlattı.
KİMSE GERİ
GİTMEYİ DÜŞÜNMEDİ
HEP İLERİYİ
DÜŞÜNEREK
DİRENDİK
- 124 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1985 yılında dünyaya geldim. Aslen Kastamonu Araç İlçesi’ndenim, Ankara’da
yaşıyorum. 3 erkek kardeşiz. Evliyim ve 2 kız çocuğum var. Memuriyetten önce cam
alüminyum işleri ile uğraşıyordum. Şu anda ise Milli Eğitim Bakanlığı’nda memur
olarak çalışıyorum.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?
O gün evdeydim, kardeşim ile beraber oturuyorduk. Havadan jetlerin geçtiğini
duydum. O zaman Türkiye’nin Irak tarafına bir çıkarması vardı. İlk olarak o çıkarma ile
ilgili bir uçuş olduğunu düşündüm. Birinci uçağı gördüm, yakın geçmişti. Ancak ikinci
uçak çok daha yakın geçti. Bu uçuşların normal olmadığını düşünerek, odaya gidip televizyona baktım. Televizyonu açtığımda TRT’de bayan spikerin darbe bildirisini
okuduğunu gördüm. Ondan sonra sokakta hareketlenmeler başladı. Bunun ardından
ben de samimi olduğum arkadaşlarımı aradım kardeşimi de alarak hep birlikte sokağa
çıktık.
Sizi o akşam sokağa döken duygu neydi?
Darbeye karşı durmak için, vatanımız için sokağa çıktık.
Gittiğiniz yerde nelerle karşılaştınız?
Cumhurbaşkanı’nın bildirisini duyduktan ve halkı sokağa çağırmasından sonra
darbeden iyice emin olmuştuk. Sonrasında arabamızla Kızılay’a gitmek istedik. Ancak
kalabalıktan girilmiyordu ve arabayı bırakarak ilerledik. İnsanlar adeta sokaklara akın
etmişti. Sonrasında ise sokaklarda tankları gördük. O gecenin refleksiyle gücümüzün
yettiğince müdahale etmeye çalıştık. Tanklar araçları çiğnenip üzerlerinden geçiyordu.
Biz daha sonra Genel Kurmay binasına kadar yürümeye devam ettik. O sırada ateş
edilmeye de devam ediyordu. Yol kenarlarında askerlerin ateş ederek vurduğu yaralılar
vardı. İlerlerken bir taraftan da onlara yardım ediyorduk, araçlara taşıyorduk onları. En
son Genel Kurmay’ın önüne kadar yürüdük. Orada ortam çok kalabalık ve öfkeliydi.
Ankara’da yaşayan Hamza Gazioğlu, jetlerin uçuşu sonrasında adeta bir şeyleri hissetmişti. TRT’deki spikeri izledikten sonra ise hiç düşünmeden arkadaşları ve kardeşleriyle birlikte hiç
düşünmeden sokaklara çıktı… Tek amacı vardı, halkın iradesine karşı
gerçekleştirilen böylesine bir girişimin karşısında durmak… Başkent’in
en stratejik noktalarından olan Genel Kurmay’ın bulunduğu yere giden
Hamza Gazioğlu oradaki vatandaşlarla birlikte alana inmek isteyen helikopterlerle mücadele ediyordu… Olanca güçleriyle verdiler o mücadeleyi, olanca güçleriyle direndiler… O gece Genel Kurmayın bulunduğu
yerde verilen mücadelede adeta bir kahramanlık öyküsü yazılıyordu.
Yaşanan bütün o mücadeleler esnasında orada bulunanlardan hiçbirisi
geri gitmeyi, geri dönmeyi hiç düşünmemişti… Aksine hep ileri, hep ileriye doğru gitmek istiyorlardı. Çünkü yaşanan korkuya rağmen öfke daha
büyüktü… Ve o öfkenin selinde hain darbe girişiminde bulunanları
boğdular.
- 125 -
Kimi öfkeli, kimi ise korkulu
ve ne yapacağını bilmiyordu.
Ama kimse de geri dönmü-
yordu. O meydanda bunu
da gördüm o akşam. Herkes
ileriyi düşündü. En son Genel Kurmay Başkanı’nın esir
alındığı haberi duyuldu.
Daha sonra Genel Kurmay’ın bahçesine helikopter
inmeye çalıştı. Vatandaşlarla
beraber helikopteri taşladık.
Helikopterin oraya hangi
amaçla inmek istediğini bilmiyorduk ama içgüdüsel olarak onu taşladık. Helikopter
daha sonra 3 sefer inmeyi
denedi ama aynı eylemle
karşılaşınca inmedi. O helikopterden sonra arka taraftan
başka silahlı bir helikopter
geldi ve alçalarak halka ateş
etmeye başladı. Bu ateş, korkutma atışı değildi, insanların
üzerine sıktı. İlk ateş etiğinde
ben de hedef küçültmek için
kendimi yere attım. Arkadaşlarım da aynı şekilde yere
yattı. Sonrasında mermilerden kurtulmak için helikopterin altına doğru süründük.
Bu esnada yanımdaki bir arkadaşımın şarapnellerden yaralandığını fark ettim. Ona
orada herkes kendi imkânıyla
yardım etti. Sonrasında ağır
yaralı arkadaşımı aracın birine koyduk. Hangi hastaneye gideceklerini öğrenmek için
de araçtakilerin telefonun numarasını almıştık. Onlar gittikten sonra biz de helikopterin
olduğu bölgeye ilerledik. Helikopter oradaydı ve orada ölen, şehit olan arkadaşlarımız
vardı. Helikopter mühimmatı insana sıkılacak mühimmat değildi. Çünkü helikopterler
ağır silahlarla donatılmıştı. Helikopterden açılan ateş sonucunda Genel Kurmay’ın
dışındaki demirler kâğıt gibi yırtılmıştı adeta. Geri dönünce ben de yaralandığımı
hissettim.
Yaralanmanız ve tedavi süreciniz nasıl gelişti?
O anda çok terlediğimi hissettim ve yanımdaki arkadaşıma çok fazla terlediğimi
söyledim. Arkadaşım da “Olabilir, ben de terledim” dedi. Üstümde de koyu bir elbise
vardı ve kan olduğu da anlaşılmıyordu. Daha sonra helikopter uzaklaştı. Bu olaylar olduğunda yavaş yavaş gün ağrıyordu. Biz de arkadaşımızı merak etik ve nerede olduğunu
öğrendikten sonra hastaneye gitti. Hastanede beklerken, bir taraftan da gelen yaralılara
- 126 -
yardım ediyorduk. O esnada ben tam dışarı çıkarken doktorun biri durmamı söyledi ve
yaramı fark etti. Elini uzattığında parmağı yaraya girdi. Meğerse şarapnel parsası
girmişti. Kolumdan ve sırtımdan yaralanmıştım. O anda bayıldım. Ben uyandığımda
yaram dikilmişti. 2-3 gün hastanede kaldıktan sonra taburcu oldum ve tedavimi evde
sürdürdüm. Çok şükür bir olumsuzluk kalmadı. Sadece kolumda küçük bir şarapnel
parçasının izi kaldı. Sırtımda da iz kaldı. Ama bir olumsuzluğu yok.
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı şu anda Türkiye nasıl bir halde olurdu?
Daha öncede darbeler oldu. Ancak bu darbeler hep bizi geriye götürdü. Haksız yere
ölen, öldürülen insanlar oldu. Bu hain kalkışma başarılı olsaydı o darbe dönemlerinden
iyi olmazdık.
O akşam halkın birlik ve beraberlik içinde olması size ne hissettirdi?
Genel Kurmay’ın önüne yürürken Kızılay’da metro girişi vardı. Girişin üzerinde bir
adam vardı ve Sela okuyordu. İnsanların, o adamın yanına kadar gelip, o Selayı
duyduktan sonra daha da hızlandığını fark ettim. İnsanların samimiyeti çok belliydi.
Silah seslerini duyup da dönmemek, bir de üstlerine yürümek, korkak insanların işi
değildi.


HASAN ZAN


Hasan Zan arkadaşıyla birlikte Çengelköy’den Köprüye
gittikçe hem yapılmak isteneni öğreniyor hem de
olayın vahametini daha çok anlıyordu. Ancak onlar
meydanları terk etmemekte kararlıydı.
HAKSIZLIK VE ZULMÜN
HER ZAMAN
KARŞISINDA
OLDUK OLMAYA
DEVAM EDECEĞİZ
- 128 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1996 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Ailem ben dünyaya gelmeden
İstanbul’a göç etmişti. Daha doğrusu anne-babam burada evlendi. Aslen Kastamonu
Tosya Yukarıdikmen Köyündeniz. Üç kardeşiz, bir abim, bir ablam var, ben evin en kü-
çüğüyüm. İlk, orta ve liseyi Üsküdar’da okudum. 2020 yılında Kırklareli Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldum. Okurken de değişim öğrencisi olarak
iki dönem de Portekiz’de okudum. On ay boyunca orada okudum. Şu anda da İstanbul
Teknik Üniversitesi’nde çalışmaktayım. Ailem şu anda memlekette kalıyor.
O geceyi anlatır mısınız, nasıl öğrendiniz darbe girişimini, neler yaptınız?
Haberi aldığımda arkadaşımla Çengelköy’de çay bahçesinde oturuyorduk. Sosyal
medyadan haberler duymaya başladık. Köprünün kapatıldığı yayılıyordu. Saat henüz
21.00 civarlarıydı. Daha sonra birlikte yaralandığımız Salih Gök isimli Kastamonulu
arkadaşım beni arayarak, “Yanına geleyim, birlikte çay içeriz” dedi. Bir süre sonra
yanıma geldi. Saat 22.00’yi geçiyordu ve darbe girişiminin olduğunu öğrendik. Durum
ciddileşmişti. Biz de bakmak amaçlı bir araca binip gittik. Kuleli Askeri Lisesi’nin
önünden geçerken oradan askerlerin çıktığını gördük. Hatta sağda-solda birkaç kişiyi
rehin aldıklarını gördük. Bazıları orada yere yatırılmış, etrafında bekliyorlardı. Aslında
birçoğu çocuk yaştaydı. Hatta bazı çocukların ellerindeki silahlar kendilerinden büyük
kalıyordu. Bu arada sosyal medyadan takip etmeye devam ediyorduk. Ve olayın
gerçekten bir darbe girişimi olduğu konusunda hiçbir soru işareti kalmamıştı. Hatta
darbe girişimini FETÖ’nün yapmaya çalıştığına dair derin bilgiler vardı. Henüz cumhurbaşkanımız halkı sokağa davet etmeden önce biz bu hain darbeye karşı durmaya
Hasan Zan, kendisinden yaşça büyük olan en samimi arkadaşlarından birisiyle haber aldığı darbe girişimine karşı dur mak için hiç düşünmeden meydanlara çıktı. Hasan Zan, Köprüdeyaşananlardan haber aldıkça oradaki durumun vahameti bir yana,
yapılmak istenenin gerçek manada bir darbe girişimi olduğunu da anlamaya başlamıştı arkadaşıyla birlikte... Ve daha çok şey öğrendikçe geri
değil ileriye doğru gitmeye devam etti Hasan Zan... Sabahın ilk ışıklarına
kadar hiç terk etmediler meydanları... Çünkü ne yapılmak istendiğini biliyor ve ona karşı durmak için mücadele ediyorlardı.
Hasan Zan, o gece sokağa çıkan insanların ruh halini öylesine güzel
özetliyordu ki... “İnsanların büyük çoğunluğu evdeki halleriyle... Tişörtü,
terliği, şortuyla çıkmıştı meydanlara... Ellerinde de hiçbir silah yoktu.
Bazılarının ellerinde çocukları ile gelmişti meydanlara... O gece çok
farklı bir ruh hali vardı insanlarda...”
İşte bu şekilde anlatıyor Hasan Zan o gece yaşananları...
Haksızlık ve zulüm... Hasan Zan’ın hayat felsefesinde hiçbir zaman
yeri olmayan bu iki olguya karşı durmak için meydanlara çıktığını
anlattı... O, “Zulme, haksızlığa uğrayan kim olursa olsun biz zalimin, zulmedenin karşısında, mazlumun yanında olmayı öğrendik ailemizden...
Öyle gördük, öyle okuduk, öyle biliyoruz” sözleriyle de kendisinin meydanlarda olma gerekçesini en güzel sözlerle ifade ediyordu.
- 129 -
karar verdik. O esnada Kısıklı’ya gidilmesi gerektiği söyleniyordu. Biz de Salih Gök
isimli arkadaşımla Kısıklı’ya doğru yola çıktık. Aracı orada bıraktık ve yaklaşık 00.24’e
kadar orada kaldık. Çok sayıda insan yoktu ilk başlarda. Daha çok polisler vardı. İETT
otobüsleri ve kamyonlar yolları kapatmıştı. Biz orada beklerken başta Cumhurbaşkanımız
olmak üzere halk sokaklara davet edilmeye başlanmıştı. O sırada benim telefonumun
şarjı da bitmişti. Ailemle en son bir görüşme yapmıştım şarjım bitmeden önce. Bir gün
önce memleketteydik ve ben o darbe gecesinin olduğu günün sabahı gelmiştim
İstanbul’a. Aslında üzerimizdeki yorgunluğu da atamamıştık. Babamla görüşmemizde
endişelenmemesi için de ona yemekte olduğumu söylemiştim. Arkadaşım Salih Gök’ün
telefonundan durumun ne olduğunu baktık ve Köprüde bize daha çok ihtiyaç olduğunu
düşünüp oraya gitmeye karar verdik. O esnada ilginç bir şey oldu. Stres yapmasın diye
arayıp görüştüğüm babam, bir komşuyu da yanına almış orada bekliyordu. Yani babam
da o gece oradaydı. Sonra biz Köprüye doğru inmeye başladık ve Altunuzade’ye geldik.
Altunizade Köprüsü’nün üzerinden geçerken insanların yollardaki taşları söküp yolları
kapattıklarını gördük. Çünkü başta tanklar olmak üzere araçların geçişine izin vermemek
için yapmışlardı bunu. Biz tam oradan geçerken Altunizade’de Köprüye girmeye çalışan
iki tank gördük. O esnada insanlar da o tankların üzerine koşmaya başladı. Tanklar
kaçmaya çalışırken de park halindeki bir aracı ezdi. Sonra tekrar Bağlarbaşı’na doğru
- 130 -
kaçmaya devam etti o iki tank. Biz de bir müddet tankların arkasından koştuk ancak yetişemedik. Daha sonra Köprüye doğru ilerlemeye devam ettik. Gece 01.00-01.30
civarlarıydı. Ön taraflara doğru ilerlerken artık insanlar da akın akın gelmeye devam
ediyordu. Aynı anda özellikle Köprünün ön kısmından inanılmaz yoğunlukta kurşun
sesleri de geliyordu. Buna karşın insanların kararlı bir şekilde yine akın akın gidiyordu.
Hatta ve hatta vurulanlar, yaralananların olduğunu görmelerine karşın insanlar bu hain
darbeye karşı direniyordu. Bu arada biz de yürümeye devam ediyorduk. Biz de ön
taraflara doğru yaklaştıkça silah seslerinin arttığını fark ediyorduk. Köprünün zemini
düz olduğu için zemine, sağa-sola çarpan kurşunlar inanılmaz bir ses çıkarıyordu aynı
zamanda. Üstelik de yerden seken kurşunlar insanlara isabet ediyordu. Bu esnada biz
Köprünün en ön tarafına gelmiştik. Bir itfaiye aracı vardı, tam askerlerin karşısında
kalıyordu. Biz de onun arkasına geçerek kendimize siper edindik onu. Oradan sonrası
zaten gişelerdi ve o tarafa geçmek mümkün değildi. Çünkü geçeni direkt olarak ateş
edip vuruyorlardı. Bizim olduğumuz taraf ve karşı taraf vardı artık. Biz orada sabah
05.40’a kadar orada durmuştuk. Askerlerin bazılarında uzun mesafeli silahlar vardı
ayrıca 4 tane de tank vardı. O yüzden çok fazla yaklaşamıyorduk. Ancak hiç kimse
orayı terk etmiyordu. İnsanlar vuruldukça sanki sayımız daha da artıyordu. Sabaha
karşı yanımızda çok sayıda insan vurulmuştu. Ambulanslara da izin vermiyordular. O
sırada moto kuryeler, motosikletler adeta ambulans görevi görüyor, her dakika yaralı ta-
şıyorlardı. Yanımızdan birisi vurulduğu zaman yaralanma durumuna göre taşınıyordu
hastanelere. Gerçekten çok farklı bir ortam vardı orada. Çoğu insan belki hayatında o
silahları görmemiş, o kadar kurşun sıkıldığını görmemiştir. Çünkü bu ülke çok şükür
savaş görmemişti. Ben o zaman 19 yaşındaydım ve askere henüz gitmemiştim. Benim
gibi çok insan vardı orada.
Yaralanmanız nasıl oldu, anlatır mısınız bize?
Bizim orada kalma sebeplerimizden en önemlisi güvenlik güçleri içindi. Çünkü
onlara daha fazla ateş ediyordu darbeciler. Ben bir ara top atışı şeklinde 4 defa tank atışı
saydığımı hatırlıyorum. Hatta bir tank atışı TOMA’yı delip geçmiş ve arka tarafta
patlamıştı. Motosikletli bir abimizin yanına düşen bir başka tank atışı daha olmuş ve o
motorun sahibi kardeşimiz şehit olmuştu. Çok sayıda insanın bulunduğu metrobüs
durağının oraya isabet eden tank atışı sonrası da çok sayıda insan yaralanmıştı.
Arkadaşımla yine hep aynı yerdeydik. Saat 05.40 gibi sanki sesler bir an kesilmiş gibi
olmuştu. Sonra yeniden silah sesleri geldi. Kendimde bir dalgalanma hissettim ancak
çok anlayamamıştım. Karnımın sol üst tarafında tişörtümün parçalandığını gördüm,
arka tarafı da aynıydı. Saatlerce orada olduğumuz için artık normallikten de uzaklaşmıştık.
Çünkü yanımızda onlarca insan yaralanıyor, şehit oluyor, mermiler havada uçuşuyordu
adeta. Arkadaşım Salih Gök de muhtemelen benden çıkan kurşunla vuruldu. Benden
çıkan kurşun onun göğsüne yan taraftan girdi sanırım. Ancak onun durumu benden
daha iyiydi. Çünkü kurşun kemiklere değmeden kaburgaların arasından çıkmış. Ben
yere de düşmedim, bilincimi de kaybetmedim. Sadece ‘Vuruldum’ bağırdığımı
hatırlıyorum. Salih Gök de “Ben de vuruldum” gibi bir şey demişti. Salih Gök’ün bir an
yere düştüğünü de hatırlıyorum. Ben sendelediğimde de insanlar gelip beni tutmuştu.
Daha sonra benim önüme bir motosikletli geldi ve beni motora bindirdi. Ben de ona
sarıldım ve bir elimle de yaramı tutuyordum. Salih Gök’ün önüne de bir araç geldi.
Yola çıktığımızda da zig-zag çizerek ilerliyorduk. Çünkü yine edilen ateşlerden yine
bize isabet etme durumu vardı. Beni taşıyan motosiklet Altunizade’nin yan yoldan
Üsküdar Devlet Hastanesi’ne götürdü beni. Sanıyorum Köprüden hastaneye gitmemiz
10 dakika sürmemişti. O gün orada doktorlar hep hazırlıklıydı. Özel-devlet hastanesi
demeden bütün hastaneler yaralı ve şehitlerle doluydu adeta. Beni motordan indirdiklerinde
hemen bir sedye getirdiler. O an anlık “Yürüyebilirim” dediğimi hatırlıyorum. Bir adım
attıktan sonra beni sedyeye bindirdiler. Ve yaklaşık 5 gün tedavi oldum. Kurşun
boşluğumdan girip-çıkmış, organların koruma çeperini almış sanırım biraz. Tedavi
sürecimin ardından iyileşme sürecim 2 ayı buldu.
Yaralanmanızdan ailenizin haberi oldu mu?
Abim, o dönem TRT’de çalışıyordu ve bir eğitim için İngiltere’deydi. Abim de Salih
Gök ile yakın arkadaşı olduğu için onun aracılığıyla bizimle iletişim kuruyordu. Salih
vurulduğunda cüzdanı ve telefonu yere düşmüştü. Abim de Salih Gök’ü aradığında
telefonu alan kişiye ne olduğunu sormuş. “O vuruldu, onu hastaneye götürdüler” diye
cevap vermiş abime. Sonra “Yanındaki kişi” diyerek beni de soruyor. Ancak telefonun
ucundaki kişi bu konuda bir bilgisi olmadığını söylemiş. Hatta Salih Gök’ün tek başına
vurulduğunu söylemiş. Sonra da adresini veriyor telefon ve cüzdanı teslim etmek için.
Abim de bu durumu telefonla arayıp babama söylemiş. Babam da Salih Gök’ün bir
akrabası aynı zamanda bir komşumuzu alıp hastaneye gitmek üzere yola çıkmış. Ben de
hastanede tedavi olurken bir doktordan telefonunu rica etmiştim. Çünkü babamın
merak edeceğini iyi biliyordum. Ve arayıp babama durumu söyledim. Hayati tehlikemin
olmadığını anlattım. Annem de o dönem umredeydi. Hatta darbe gecesi umrenin son
gecesiydi. Babamlar önce anneme bir şey söylememişti. Benim hastanede yattığımın
ikinci akşamı geldikten sonra yaralandığımı söylemişler. Fakat annem biraz soğukkanlı
- 131 -
- 132 -
olduğu için daha sonra yanıma geldiler.
Darbe girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Açıkçası tamamen siyasi bir darbeydi. Askeri bir darbe değildi bana göre. Çünkü askeriyenin içindeki bütün askerin değil bir örgütün yapmaya çalıştığı bir darbeydi.
Yıllardır o askeriyenin içine çöreklenmiş bir örgüttü bu. Türkiye’nin darbeler tarihinde
bir örneği yok. Darbeler genelde siyasi olarak yapılır ve gelenler yönetimi değiştirir ve
devam eder. Ancak o hain girişim gerçekleşmiş olsaydı durumların çok daha kötü
olacağını düşünüyorum. FETÖ’nün iç kargaşa ile kendilerinin yöneteceği bir ülke
kurmak istediler. Ancak onlardan olmayan, onlara inanmayan herkesin bu ülkeden
kaçacağı bir sonuç doğururdu bu hain girişim. Ülkede bana göre gelecek vaat eden
kimse kalmayacaktı. Ve bir kaos ortamı oluşacaktı.
O gece toplumun her kesiminden insanın meydanlarda olması size ne hissettirdi?
İnsanlar meydanlara çağrıldıktan sonra gelenlerin sayısı binleri bulmuştu. Çünkü
akın akın geliyordu insanlar. Herkes evinden nasılsa öyle çıkmıştı... Tişörtü, terliği,
şortuyla çıkmıştı insanlar. Ellerinde silah değil, kolundan tuttukları çocukları vardı...
Enteresan bir ruh hali vardı o gece insanlarda. Yaralanan çok insan vardı ancak sokağa
çıkan milyonlarca insan yaralanabilirdi. Çünkü insanlar buna hazırlıklıydı. Onun için
çıkmıştı... Yaralanmaya, ölmeye, vatanı için canını vermeye gelmişti insanlar meydanlara...
Bizde de hiçbir şey yoktu. Sadece bir cep telefonumuz vardı, onun da şarjı bitmişti...
İnsanlar eğer askerlerin kendilerine ateş edeceğini bilseydi belki onlar da evlerinden silahlarıyla çıkardı. Ancak o zaman durum gerçekten çok daha vahim olabilirdi. Karşı
tarafın da şiddeti artar ve bir iç çatışma yaşanabilirdi. Ancak askerin içinde sağduyulu,
namuslu ve vatansever insanlar vardı. Biz halen devam eden mahkemelerde de
öğreniyoruz ki sabaha kadar direnen komutanlar ve askeri birlikler sayesinde çözülme
başlamış. Kalan birlikler güçsüz kaldığı için her bölgeye yetişemediler ve başarılı
olamadılar. Mesela Köprüdeki darbeciler hiçbir yerden yardım gelemeyecek halde
yalnız kaldılar ve sabaha karşı mermileri de bittiği için teslim olmak zorunda kaldılar.
Çünkü kendi içinde de çok direndi...
Sizi o gece dışarı çıkaran his, duygu neydi?
Ben zaten genel yapı itibariyle haksızlık ya da zulüm karşısında sessiz kalmayan birisiyim. Kayıtsız kalamıyorum bu durumlara. O gece de aynısı oldu aslında. Ben henüz
19 yaşındaydım... Böyle bir olay var. Ben farklı şekilde yaralansaydım bütün geleceğimi,
hayatımı değiştirecekti. Darbe tarihlerinden biliyoruz, darbelere karşı çıkan insanların
akıbetinin ne olduğunu... Her darbe sonrası yaşanan şeyleri biz de yaşayacaktık. Çünkü
biz normal hayatımızda da bu örgüte karşıydık. O gece çıkmasaydık da bunları yaşayacaktık... Artık dünyada yerleşmiş bir sistem var. Türkiye hala Orta Doğu’nun en kötü
ülkesiymiş gibi... Askeri ya da herhangi bir örgütün artık istediğini yapamaması lazım.
Benim istediğim de bu... Bu sistemin önüne geçilmesi benim istediğim... Umarım da
bundan sonra hiçbir zaman bir daha olmaz. Çünkü seçim var. İstemiyorsan seçimle
gönderemiyorsan kabul edeceksin. Kaldı ki bütün dünyadaki geçerli sistem de bu.


HÜSEYİN BAŞKUT


Hüseyin Başkut, 15 Temmuz gecesi meydanlarda
olan binlerce genç gibi büyük bir heyecan ve
vatan aşkıyla hiç düşünmeden dışarı çıktı ve
hain darbeye karşı durdu
O GECE MEYDANLARA
İNEN NESLİN DURUŞU
ÜLKEYİ GÜLLÜKGÜLİSTANLIK YAPAR
- 134 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1 Ocak 1954 yılında Kastamonu’da dünyaya geldim. Cide Soğuksu Köyündeniz.
7 kardeşiz. Ben 4 yaşında iken 1964 yılında Çengelköy’e gelmişiz. Babam İstanbul’a
ilk geldiğinde kapıcılık yapmıştı. Biz de burada çalışarak ayakta durduk. Babam da
annem de rahmetli oldu. Benim rahmetli dedem İstiklal Savaşı’na girmişti. Ben dedemle
29 yaşına kadar yaşadım. Ben bu ülkenin nasıl kazanıldığını dinledim. Çarıklı devir...
Atın eritemediği çıkardıklarını yediklerini... Rahmetlik dedem Atatürk’le de tanışmış.
Hatta Atatürk dedeme ‘Müdür’ lakabını takmıştı. Ben burada ilkokul 3.sınıfa gittiğim
zaman rahmetli dedem rahmetli babama “Bir zaman gelecek hainler, kanı bozuklar bu
ülkede türeyecek” derdi. Babam da “Kayınpeder niye böyle söylüyorsun?” derdi.
Dedem de yaşadıklarını anlatıyordu.
Hüseyin Başkut arkadaşının haber vermesiyle öğrendi darbe girişiminin olduğunu… Nice genç vatan evlatları gibi o da hiç düşünmeden sokaklara çıktı o gece… Belki gençlerden çok daha
fazla şey yaşadı, çok şeye şahit oldu memlekette… Özellikle de darbeler
konusunda çok daha fazla şey biliyordu. Ancak o sadece ülkesindeki bu
gelişmelerden-yaşananlardan değil, dünyada ne olup bittiğinden de
haberdardı. Zira iş hayatında çok kez başta Amerika olmak üzere birçok
ülkeye de gitme fırsatı bulmuştu. Oralarda sadece işini yapmakla
kalmadı, uzun zaman Türkiye ile ilgili insanların bakışını-düşüncesini de
gözlemleme fırsatı bulabilmişti… Yaşadığı o tecrübeler çok şey katmıştı
ona…
O gece… 15 Temmuz gecesi de yaşadığı-öğrendiği tecrübelerden yola
çıkarak büyüklerinin ifadesiyle “Kanı bozuklar, hainler türeyecek” sö-
zünün gerçekleşmesiydi adeta… Ancak Hüseyin Başkut hiç tereddüt etmeden soluğu meydanlarda alırken bir yandan da 12 Eylül 1980
darbesinde yaşananlar, kendi yaşadıkları film şeridi gibi geçiyordu
zihninden…
Meydanlarda yaşadıkları ise anlatılsa dahi yazılara dökülemeyecek
kadar uzun bir geceye sığdırılmıştı o gece…
Yere düşen Türk bayrağını almak istemişti vurulduğunda… Amacı sadece “Bayrak yerde olmaz, yere düşmez” düşüncesinden hareket etmekti… Öyle ya, bayrağı gören asker ateş etmez, edemezdi… Ancak öyle
değildi… O akşam çok başkaydı… O esnada vurulduğunda ise çoğu gazimiz gibi ölümle-yaşam arasındaki ince çizgideydi artık… Şehadete
ereceğini düşünerek kelime-i şehadet getirmeye çalışırken bile tek
düşüncesi memleketin bekasıydı…
Dedik ya… Belki yazmakla bitmeyecek bir öykü bir geceye sığıvermişti
o gece…
İşte o gecenin kahramanlarından birisi daha Hüseyin Başkut’un 15
Temmuz gecesinde yaşanan öyküsü…
- 135 -
Nasıl öğrendiniz hain darbe girişimini, neler yaptınız?
“Vatanı sevmek imandandır” Hadis-i Şerifini biliyoruz. Allah için Cihad’ın farz
olduğunu da biliyoruz. O geceye gelince... Evimin kapısında her zamanki gibi oturdum
dinleniyordum. Televizyon kapalıydı. Marangoz bir arkadaşım var. Ağlayarak geldi...
”Ne oldu?” diye sordum. “Vatan elden gidiyor” dedi... “Ne diyorsun, vatan nasıl elden
gider?” diye karşılık verdim. Bu meyanda ben Allah’ıma hamd olsun... Dünyanın
gözünün burada olduğunu biliyorum. Arkadaş öyle deyince televizyonu açtım. Ülke
TV’yi açtım, o esnada insanlar meydanlara çağrılıyordu. “Allah bizi imtihan ediyor”
diye düşündüm ve hemen köprüye gitmek için çıkma kararı aldım. O zaman 19
yaşlarında olan oğlumu da kaldırdım. “Vatan beklemez, vatan size emanet, arkamdan
hemen çık” dedim ona. Biz çıktık, aşağıya doğru yürümeye başladık. Evden çıktık
rampa aşağıya giderken ana yolun tam ekmek fırınında kuyruk, benzin istasyonlarında
kuyrukları gördük. O esnada kendi kendime “Vatan elden gidiyor, bunlar ne yapıyor?
- 136 -
Sabaha çıkacağın belli de-
ğil...” diye düşündüm. Aşa-
ğıya doğru inerken “Çengelköy’e girilmiyor” dendi. Yanımdaki arkadaşın oğlunun
hısımları arabayla Güzeltepe’den geldiler. Biz orada
arabaya bindik. Güzeltepe,
Küplüce derken yola devam
ettik. O esnada camilerden
“Bu gece Müslümanların yatması haramdır, vatan elden
gidiyor” şeklinde anonslar
yapılıyordu. Beylerbeyi’nde
indik ve halı sahanın olduğu
yere arabayı bıraktık. Köprüde gelişmeler henüz yeniydi, kalabalık çok yoktu. Beylerbeyi Lisesi’nin önünde bir
rampa var. Rampaya yukarı
çıkarken bazıları “Bizi de
bekleyin” diyordu. Çünkü
kimse kimseyi beklemiyordu.
Ben o rampayı çıkarken bir
ara tıkandım ancak “Ölsem
de geri dönmek yok” dedim.
Köprüye çıktık karşımızda
asker... Yolun Avrupa tarafı
açıktı. Allah’ın hikmetine bakın ki yolun bir tarafı açık,
bir tarafını kapatmışlar. Hani
deriz ya planların üstünde
plan vardır ya... Biz daha sonra öğrendik ki Kuleli Askeri Lisesi’nden çıkmış öğrenciler.
Aşağıda kaymakam ve koruma polisinin silahını almışlar. Dışarda eski, boyasız bir
TOMA, içeride de bir itfaiye arabası var. Eskiden orada gişeler vardı, orada yerde bir
bayrak vardı. İnsanları seçemiyorsun tabi... “Bu bayrağın orada ne işi var?” diye
düşündüm. Bir bacımız çıktı... Allah’a kasem ederim ki bugün çok erkeğim diyenden
daha erkek... Gençliğine, fiziğine rağmen “Sizi analar doğurdu, sizin burada ne işiniz
var? Sizin yeriniz kışla” dedi. Birisi bariyerlere çıktı polis olduğunu söyledi. “Sık”
diyoruz ona sıkmıyor, “Ver silahı” diyoruz, vermiyor. Gitmeyin, gece 03.00’te bu işler
bitecek, giderseniz katliamlar olacak” diyor. Yani gözdağı da veriyor. Ben 12 Eylül darbesinde işyerim vardı. Sabah 06.30’da dışarı çıkacağım beni silah dipçiği ile içeri sokmuşlardı. Gece yaptılar darbeyi. ‘Bu nasıl bir şey’ diye kafanızda yorum yapıyorsunuz.
“Askerse, askerin burada ne işi var? Vatanı koruyacaksa biz düşman değiliz.”
O esnada dedemin söyledikleri aklıma geliyor, o zaman bunla kanı bozuklar...
Bunun daha başka bir alternatifi yok. 3 tane motosikletçi vardı. Allah’ın rahmeti
üzerine olsun bir tanesi şehit oldu herhalde. Bunların üzerine son sürat bir sürdü
motorunu... İşte halkın kıyama kalkması öyle oldu. Bismillah, Allah-u Ekber sesleriyle
bir baktım bayrak elde yürünmeye başladı... Aşağı-yukarı 500-600 metre bayrağa
koştum. Kafamda siyah bir takkem vardı. Bayrağı sağ alt köşeden yakaladım. Biz o
esnada askere 75 metre yaklaşmış, onları seçmeye başlamıştık. İçimden “Eğer bu asker
bizim askerse bayrağı görünce durur” diye düşünüyordum. Ancak öyle olmadı. Biz
yaklaştıkça yaylım ateşine tuttular. Ben hedef küçülteyim diye Kuleli’ye doğru büküldüm.
Ayağımın dibi pıtır pıtır etti. Bir şey patladı ama anlayamadım. Ağzımdan kan geldiği
an vurulduğumu anlamıştım. Tam yere düşüyordum arkadan bir delikanlı beni sırtına
aldı. O esnada nefesim kesildi. “Bırak beni ben ölüyorum” dedim ona. O esnada bir
müddet bilincim kayboldu. Ancak o delikanlı beni bırakmadı. Bir bağırma “Ambulans,
yaralıyı götürün” diye. O da dışarıda... Ben kuledeki sniperciyi görmemiştim. Sonra
Avrupa yakasından bir taksiyi çevirdiler ve beni ona koydular. Sırtımdan vurulmuştum.
Tam büküldüğüm ana rast gelmişti vurulma anım. Atılan kurşunlardan iki tanesi isabet
etmiş bana, iki tanesi de merdiven gibi iz yapmış. Kaburgalar kırılmış, akciğer
parçalanmış. Mermi girmiş çıkmış yani... Hastaneye giderken de sadece ‘Allah’ diyebiliyordum. Pamuk ipliğine bağlıydım o anlarda. Bağlarbaşı’nda yolu kesmişler. Yayaların
geçtiği bir yer vardı, oradan geçmişiz. Numune Hastanesi’ne gittik. Beni taksiden hangi
ara kaldırıp sedyeye koydular hiç hatırlamıyorum. Gözümü açtığımda acildeydim.
Acilde ilk gördüğüm yerde ölmüş birisi... Kafamı sadece kaldırıp bakabiliyordum.
Daha sonra öğrendim ki o merminin özelliği insan vücudunu yakıp şişiriyormuş. Ben
şiştim ve şiştikçe vücudum sedyenin demirlerine batıyordu. Sonra birisi geldi ismini
sordu ve fotoğrafımı çekti. Sonra da dua etti. Bir taraftan hastaneye yaralılar gelmeye
devam ediyordu. Beni o arada tomografiye gönderdiler. Tekrar geri getirdiler. Beni bı-
raktılar... Bir ara “Beni yere bırakın rahat rahat öleyim” dedim. Sonra genel cerrahiye
çıkardılar. Orada 4.kişiydim ancak feryadım çoktu. Oradakiler ayağından vurulmuştu.
O esnada bile uçaklar havadaydı. Ben vurulduğumda saat 23.00-23.30 civarlarıydı.
Genel cerrahiden tekrar beni acile indirdiler. ‘Sık sık’ dediklerini duydum. Orada bir
şeyleri diktiler galiba. “Bu gece bu eve gitsin, sonra Süreyyapaşa’da ameliyata girsin”
dediler. Beni tekrar ambulansa bindirdiler. Otobandan gidemiyorsunuz... Sanki Süreyyapaşa
bizden kaçıyordu biz onu kovalayacaktık. Ambulans öyle yollardan gidiyordu ki
hendeklere girip çıktığını fark ediyordum. Düşmemem için de görevli beni diziyle des-
- 137 -
- 138 -
tekliyordu. Ön tarafta oturan arkadaşım bir müddet sonra şoförün yanından camı açarak
“Nasılsın?” diye sordu. “Şevki
usta belki ben yetişemeyebilirim,
sen bana Yasin okumaya başla”
dedim. Sonra hastaneye vardık
ve beni ameliyathaneye aldılar.
Kelime-i şehadet getirdim. Bir
müddet sonra ayılıyorum, iki
cam görüyorum. Birisinde kurumuş yaprak görüyorum... Sonra kendime gelmeye başladım.
Öncesinde benimle çok konuş-
muşlar... “Size hizmet etmek
şereflerin en büyüğüdür” denildiğini hatırlıyorum. Sonra yemek
getirdiler. O esnada su istedim...
Ama ne isteme... Yalvardım adeta... Belli bir saate kadar beklemem gerektiğini söylediler bana.
Biraz su verdiler... Bir süre sonra
biraz daha biraz daha derken
1.5 litreye yakın su içtim. Kahvaltı getirdiler ve yemem gerektiğini söylediler. Ancak aşağıya
gitmiyordu sanki. Ardından komposto getirdiler ve ardından servise çıktım. Serviste bir haber
geldi Cumhurbaşkanımızdan,
Allah razı olsun... “Onlar benim
misafirimdir” demiş... Hastanedeyken birileri sürekli gidip geliyordu.
Hastanede tedavim 6 gün sürdü. Şu anda sırtımda ciğerime doğru bir hortumla yaşı-
yorum.
Siz 1980 darbesini de yaşadınız ve çok iyi hatırlıyorsunuz... O dönemi anlatır
mısınız bize neler yaşandı sizin gözünüzden?
Şimdi 1980 darbesinde benim işyerim vardı. Sivil iradenin yaptığı her şey feshedildiği
için gelip yıkmışlardı. Bir gün Kuleli’den subaylar geçiyordu. Benim yaşım da 29...
“Albayım ben devlete vergi veriyorum. Ruhsatlı yerimi yıktınız. Ben ne yapayım?
Ekmek paramı nereden kazanayım?” diye sitemde bulundum. O albay bana bir kart
verdi. Kurmay Albay... Kartta verdiği adrese gittim. Oradaki kişiye ruhsatımı ve vergi
levhamı gösterdim. “Benim suçum ne?” dedim. Adam “Senin suçun yok. Ama açılırsa
(Sivil iradenin yeniden açılması söz konusuydu) tercih sizindir” dedi. “Peki bu tercih
zamanına kadar ben ne yiyip-içeyim?” dedim.
12 Eylül’de benim gördüğüm... Top sahası vardı, 24.00’ü 1 dakika geçse alıyorlardı
insanları, dipçikle bir sağdan bir soldan vuruyordu...
- 139 -
Asker için savaşın anlamı, vatanı korumak-kollamak içindir. Atatürk’ün fotoğrafını
arkana koy, sonra git bir sürü oyun çevir. Sen askerlik görevini yapacaksın, ben
marketçiysem marketçilik, demirciysem de demircilik görevini yapacağım. Sen “Kulak-burun boğaz doktoruyum, kalbe de kafaya da bakarım” dersen bu çorba olur. Ve
hiçbir şeye de faydan olmaz.
O hain girişim başarılı olmuş olsaydı, size göre bugün ülkenin durumu ne olurdu?
Biz bugünkü Suriye’den daha kötü durumda olurduk bir kere... Ülkemize bir bakın...
Altın çıkıyor, petrol çıkıyor... Herkesin gözü bu ülkede. Böyle olunca da herkesin hesabı-kitabı bu ülkenin üzerinde bitmiyor. Eğer bu hain girişim gerçekleşmiş olsaydı
bugün ülkenin durumunu konuşmak bile istemeyiz.
Toplumun her kesiminden insanın o gece meydanlarda olması size ne hissettirdi?
O geceki nesil bu ülkede hakim olursa dünya güllük-gülistanlık olur. Öyle bir nesil
gelirse çok şey düzelir. Herkesin yaşantısı kendisine... Kimsenin içindeki Allah sevgisini
kimse bilmez. Beşir Hafi’nin hikayesi vardır... Çok okunası, örnek bir hikayedir bu...
Çok şükür o gece biz de o tabloyu gördük meydanlarda.
- 140 -
Bu devlet benim hayatta kalabilmem için her gün hemşire, doktor, ambulansı
gönderdi.
O geceye dair eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
O gece sabaha karşı 06.00’da yaşlı bir teyze Beylerbeyi Sarayı’nın önüne gelip
“Evlatlar ne duruyorsunuz, peygamber ordusuyla geliyor” dedikten sonra kalp krizi
geçirip hayatını kaybediyor. O gece Medine’de bir teyze bu ülkenin kurtuluşu için bir
valiz parayı sadaka olarak dağıtmış... Ben Silivri’de mahkemelere gittim. Kürsülere
çıktım... Bu konuda biraz dertliyim aslında.
Bir tanesine dönüp “Beni tanıyor musun?” diye sordum. “Tanımıyorum” dedi.
“Senin postalını veren benim, silahını veren benim, doktorla sana hizmet ettiren benim,
okulunu okutan benim. Sen beni tanımıyorsan, ben seni hiç tanımıyorum. Sen o gece
söyleyeceğini söyledin. Bugün sen konuşamazsın, bugün ben konuşacağım” dedim.
Eğer o gece bizler ve bu halk teslim olsaydı, onlar kazansaydı biz vatan haini olacaktık.
İbret olsun diye bizleri top sahalarında kurşuna dizeceklerdi. Bunlarda yalanın biri bin
para... Hala daha yalan söylemeye devam ediyorlar...


HÜSEYİN YILMAZ


Hüseyin Yılmaz darbe gecesinde üst üste aldığı
yaralara rağmen hem ayakta kalma konusunda
hem de meydanı terk etmeme konusunda sonuna
kadar kararlı kaldı.
O AKŞAM HERKES
ÖLMEYİ GÖZE
ALARAK VATANI
İÇİN ÇIKMIŞTI
- 142 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz, bize kendinizi anlatır mısınız?
Ben 2 Kasım 1976 Göztepe’de dünyaya geldim. 4 kardeşiz, ben evin 3.çocuğuyum.
Aslen Kastamonu Devrakaniliyiz. Ailemiz yaklaşık 100 yıl önce İstanbul’a göç etmiş.
Dedemin babası Üsküdar’a gelmiş. Ben doğma büyüme Ümraniyeliyim. Sürekli orada
ikamet ettim. Ortaokulu orada okudum, Ümraniye Endüstri Meslek Lisesi’nde okudum.
Evliyim 3 kızım var. Servis taşımacılığı ve ticaretle uğraşıyorum. Kandıra’da çiftliğim
var oradan İstanbul’a yumurta sevkiyatı yapıyoruz.
O geceye gelelim, nasıl öğrendiniz darbe girişimini, neler yaptınız?
Haberi ilk aldığımda evimdeydim, hatta o akşamı misafirlerimiz vardı. Misafirlerimizin
telefonuna gelen mesajla o hain girişimi öğrendik. Televizyonu açtığımızda sokaklara
çıkmamız gerektiğini düşündük. Gece saat 24.00 civarlarıydı. Cumhurbaşkanımız bizi
meydanlara davet ediyordu. Misafirlere “Kadınlar evde kalsın erkekler benimle gelebilir”
dedim. Ve çıktım. İlk etapta Ümraniye Emniyet Müdürlüğü’nün önüne gittim. Orada
bir kalabalık vardı. Biz de oraya yakın bir yerde oturuyoruz. Oradaki kalabalığı gördüm
ve anonslardan sonra Kısıklı’ya gittim. Polislerden birisi “Burayı biz emniyete aldık,
burada durmanıza gerek yok. Kısıklı’ya gidebilirsiniz” dedi. Biz de Cumhurbaşkanımızın
Hüseyin Yılmaz 15 Temmuz gecesi evine gelen misafirlerinin tele fonla aranması sonucu darbe girişiminden haberdar oldu. Hiç düşünmeden meydanlara çıkmak için de misafirlerine de dışarı -
çıkma teklifinde bulundu. Soluğu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kısıklı’daki
evinin önünde alan Hüseyin Yılmaz, o saatlerde herhangi bir hareketlilik
olmaması nedeniyle bu kez yönünü köprüye doğru çevirdi. Köprüye doğru
giderken de ne yapmak istediğini kafasında şekillendiriyordu. Amacı sadece ateş eden askerlerin ellerindeki silahları almaktı… Helikopterlerin
yoğun uçuşu çok farklı duygulara bürümüştü Hüseyin Yılmaz’ı… Belki
de o saate kadar yapılmak istenen olayın boyutunun bu kadar ağır
olduğunu düşünmemişti…Sabahın ilk ışıklarına kadar köprüde yaralı
taşıdı kah ambulanslara, kah motosikletlere… Ta ki o tank atışına
kadar… Aslında onun öncesinde bir kez kolundan yaralanmıştı ancak
kararlıydı, hastaneye gitmeyecekti. Ve o tank atışıyla ikinci kez bu kez
bacağından yaralanmıştı Hüseyin Yılmaz… Yine kararlıydı ayakta
kalacaktı… Çünkü orada olmak, o mücadelenin içinde olmak onun için
tarifi imkansız bir duygu, en şerefli duruştu…
Çoluk-çocuk köprüye giden bir aileyi uyardığında aldığı “Biz zaten bu
yola ölmek için çıktık” cevabı ise Hüseyin Yılmaz’ın “Biz zaten ölmeye geldik, hiçbir sıkıntı yok” diye karşılık vermesi yaşadığı duygu yoğunluğunu
daha da artırmıştı. Yani o gece herkes ölümü göze alarak vatan savunması
yapmak üzere meydanlardaydı.
O gece meydanlarda halkın bütün kesimlerinden insanların birlik-beraberlik içinde olmasını öylesine güzel özetliyordu ki Hüseyin Yılmaz…
Sanıyoruz bunun üzerine söylenecek başka söz de kalmıyor.
“O gecenin özeti; oradaki tablo her kesimden insanıyla Türkiye idi.”
- 143 -
evini emniyete almak için Kısıklı’ya gittik. Yürüyerek gitmiştik oraya. Oraya gittiğimizde
de yoğunluk ve kalabalığa rağmen bir hareketlilik yoktu. Boğaz Köprüsü’nde sıkıntılı
bir durum olduğu konuşuluyordu. Oradan ayrıldım ve yürüyerek Boğaz Köprüsü’ne
doğru gittim. Yolda yürürken 10-12 kişilik arkadaş grubuyla giderken bayağı kalabalıklaşmıştık. Özellikle Kısıklı’ya kadar insan seli vardı ancak Boğaz Köprüsü’ne doğru
biraz tenhalık vardı. Çok aşırı bir insan seli yoktu ama yoğunluğa doğru bir gidiş vardı.
Köprünün belli bir yerine geldiğimizde tam köprüye inmeden 300-400 metre geride
silah seslerini ve yaralıların aşağıdan gelmeye başladığını gördük. Bu esnada yanımızdakilerden devam etmeyenler oldu. Ancak ben dönmedim ve devam ettim.
Sadece ateş edenlerin ellerindeki silahları almak için gidiyordum. Askerin elinden
- 144 -
silahı nasıl alabilirim düşüncesiyle gidiyordum. Darbe girişimi olduğunu anlamıştık.
Ancak uçak ve helikopterlerin o kadar yoğun uçuşlarında tuhaf duygulara bürünmüştük.
Ateş eden askerlere yaklaşmak çok fazla mümkün değildi. Beylerbeyi tarafından bir
zırhlı taşıyıcı geliyordu. Onu durdurmak için mücadele ettik. Bize vurup geçti
durduramadık bile. İlk etapta orada bir yara aldım. Kolumun kırıldığını hissettim. Yine
de bekledim. Gece 03.30’a kadar hastaneye gitmeme adına karar vermiştim. Çatışmalar
devam ediyordu. Yaralıları taşıdık, kucağımızda şehit düşen kardeşlerimiz oldu. Motosikletlilerle hastaneye sürekli yaralı gönderiyorduk. Hatta dizinden kurşun giren bir
kardeşimizi sırtladım 150 metreye kadar taşıyıp motosiklete verip hastaneye gönderdik.
Kim olduklarını dahi bilmiyorduk. Sabaha karşı tankın ateş ettiğini gördüm. Şarapnelle
vücudumuza isabet etti. Benim de ayağıma isabet etmişti ancak yine ayaktaydım.
Onları teslim alana kadar meydandaydım.
O gece yaşadığım belki de en enteresan olay, sabah namazını kılmak için küçük bir
şişede su bulup onunla abdest almamdı. Bunu kendimce söylüyorum. Çünkü en azından
‘abdestsiz ölmeyeyim’ diye düşünüyordum. Vaktin girdiğini öğrendim ve sabah namazını
kıldım. Bir aile çocuklarıyla yanımdan geçiyordu. Ben o esnada selam veriyordum.
Onlara seslendim, “Üstadım yenge ve çocuklar aşağıya gitmesin, orada durumlar iyi
değil” dedim. “Biz zaten ölmeye geldik, hiçbir sıkıntı yok” diye karşılık verdi bana.
Aşağıdan askerler yeniden ateş yapmaya başladı. Ben de namazı kılıp aşağıya doğru
yürümeye başladım.
Beş gün önce umreden geldiğim için farklı bir feyz ve
duygudaydım. Biz gazi olduk
ve madalyamızı aldık ama orada
yaralanmayan insanlar vardı.
Ancak yaralanmayanlar da en
az bizim kadar değerli. Çünkü
orada durmak ayrı bir şerefti.
Orada çekildiğim fotoğrafa “O
gün oradaydım demek bile çok
önemli. Köprüde durabilmek…
Bir yaralıyı taşımak çok mü-
kemmel bir olaydı” diye yazdım.
Bugün bir yere gittim bir
spor salonunda bir gazi karde-
şimle karşılaştım. Aaa sen de
mi oradaydın, sen de mi Boğaz
Köprüsü gazisisin diye, karde-
şim…” dedik birbirimize. Bu
duygunun inanılmaz, tarif edilmez bir duygu olduğunu düşü-
nüyorum.
Tank atışıyla atış yaptıkları
zaman bir şehidimiz oldu. Arkadaşlarımız üzerini örttü. Şehidin yanından sürekli kan akı-
yordu. Ambulans gelip alamadı
onu, birkaç saati bulmuştu. Çünkü ateş edildiği için ambulans
yaklaşamıyordu oraya onlara
da ateş ediliyordu. Teslim alındıktan sonra o şehidimizin yanından geçerken, şehidimizin
kanının hala aktığını gördüm.
O şehit değildi… Çok duygulanmıştım. Çünkü birisini kesseniz kanı saatler sonra bile
hala o şekilde akmaz… Bu mümkün değil.
Peki siz ne zaman hastaneye gitmeye karar verdiniz?
Olay tamamen bitti, teslim hainler alındı, sonrasında ben vücudumdaki ağrıları hissetmeye başladım. Ağabeyim beni almaya geldi. Ona beni hastaneye götürmesini
söyledim. Beni Ümraniye Devlet Hastanesi’ne götürdü. Ve orada tedavi oldum. Tedavim
ayakta yapıldı. Koluma alçı yaptılar. Ayakkabımı çıkardığımda içinden kanlar akıyordu.
Sadece o günkü tişörtümü saklıyorum, bugün de ‘Keşke o tişörtü yıkamasaydım” diyorum.
Sizi o gece dışarı çıkaran duygu neydi?
Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilme hikayesini çok dinlemiştim. Beni dışarı çıkaran
ruh da oydu. Fatin Rüştü Zorlu’nun hayatın, yaşaması, beni en fazla etkileyen hayat il-
- 145 -
- 146 -
kelerimden birisi olmuştur. Onun yaşadıkları bir insan ölüme ancak böyle yürüyebilir
dedirtecek cinsten. Bence ölümü korkutan insandı o. Celladının eli titrerken onu teselli
edebilecek ruhaliteye sahip bir insandı.
Hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı size göre bugün nasıl bir durum olurdu?
Bir Libya, bir Suriye gibi, hatta biz Suriye’den daha kötü durumda olurduk. Ancak
bizim gidecek bir yerimiz yok. Biz ülkemize gelenleri alıyoruz ancak bizi kabullenecek
bir ülke, bir toplum olduğunu düşünmüyorum. Çünkü biz burada doğduk, burada ölmek
zorundayız. Bugün kucak açtıklarımız bile bize kucak açmaz. Çevremizde de bize
kucak açabilecek kimse yok.
O gece meydanlarda her kesimden insanın olması size neler hissettirdi?
Oradaki tablo Türkiye idi. Sarıklı, cübbeli, açık, kapalı kısacası herkes oradaydı,
hepimiz oradaydık. Aşırı açık olan insanlar da oradaydı. Mesela gece saat 03.30’da
eşimi arayıp helallik istediğim zaman “Hüseyin saçmalama hiçbir şey olmayacak ama
orası açılmadan geri gelme” demişti bana. Arkadaş grubumuzla giderken bazılarının
eşi, babası arayıp ‘Geri gel’ diyordu. Ancak eşim sağ olsun, hatta bana moral vermek
için ‘Dirayetli ol’ diye de telkinde bulunmuştu.
- 147 -
İBRAHİM AKIN
İbrahim Akın “O gece ülkemize, vatanımıza sahip
çıkmamız gerekiyordu ve öyle yaptık. Bunu yaparken
de hiç tereddüt etmedik” sözleriyle özetliyor geceyi...


KİMSE MEYDANLARI
TERK ETMEDİ
VATANIMIZA HEP
BİRLİKTE SAHİP
ÇIKTIK


Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1990 yılında Kastamonu Cide’de
dünyaya geldim. 3 kardeşiz ben kardeşlerin
en büyüğüyüm. Ben doğduktan bir-iki
ay sonra ailecek İstanbul’a Gaziosmanpaşa’ya gelmişiz. İlk ve orta ve liseyi
Gaziosmanpaşa’da okudum. İstanbul Üniversitesi Emlak ve Emlak Yönetimi mezunuyum. Anadolu Üniversitesi İşletme
lisans mezunuyum. Sonrasında da Anadolu
Üniversitesi Yerel Yönetimler Bölümünü
bitirdim. Hem okul hem çalışma ikisini
birlikte yürüttük... Darbe gecesinden önce
amcamızla aile şirketinde çalışıyordum.
Evliyim ve iki çocuğum var.
Bize o geceyi anlatır mısınız, darbe
girişimini öğrendiğinizde ne yaptınız?
Sultangazi’de oturuyorum. O akşam
eşimle beraber evimize giderken bir arkadaşım telefonla aradı beni. Sanıyorum
sosyal medyada askerlerin köprüyü kapattığına dair bir haber okumuş, bunu
söyledi bana. Ben de ‘Askerin köprüde
ne işi varmış’ diye sordum. Çünkü eğer
bu olay bir bomba olayı ise, o tür olaylara
normalde polis bakar. Sonra aklıma daha
İbrahim Akın o gece en yakın 5 arkadaşıyla çıktı meydanlara... Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Atatürk Havalimanı’na ineceği haberini aldıktan sonra oraya yöneldiklerini anlatan İbrahim Akın, o esnada
karşılaştıkları tanklarla mücadele ettiler adeta. Araçları önüne katarak
ezmeye çalışan tankın üzerine çıkan İbrahim Akın, ileri-geri giden tankın
üzerinden savrularak düştüğü anda yaralandı ancak o yine
arkadaşlarıyla yola devam etmekten geri durmadı. “Tankların hiç
acımadan arabaları ve insanları ezerek yoluna devam etmesi ise nasıl
bir hainlik içinde olduklarını gösteriyordu” diyen İbrahim Akın, kendisi
gibi yüzlerce, binlerce insanın onlara geçit vermediğini ifade etti. Polislerin halka o gece “Meydanları terk etmeyin, bizleri yalnız bırakmayın”
diye sürekli olarak telkinde bulunduğunu ve halkın da bu söylemlere
riayet ettiğini anlatan İbrahim Akın, “Çoluk-çocuk, yaşlı-genç, kadınerkek kimse meydanları terk etmedi. Eğer bu böyle olmasaydı, hainler
amaçlarına ulaşabilirdi” sözleriyle de o gece ortaya konan birlikberaberliğin önemine vurgu yapıyor.
- 149 -
önce izlediğim filmlerden ve okuduğum kitaplardan darbeler geldi ve darbe olabileceğini
düşündüm. Eve çıktığımda dönemin başbakanı Binali Bey kalkışma olduğunu beyan
etti. Gaziosmanpaşa’da birlikte büyüdüğümüz 5 arkadaş birbirimizle iletişime geçip
siyaset yaptığımız AK Parti binasına gitmek için karar kıldık. Sonra birlikte yola çıktık
ve ilçe binasına gittik. İlçe binasına gittiğimizde orada askerler olduğunu gördük. İl
binasında da yoğun bir hareketlilik olduğu söylendi. Biz de bu kez oraya yöneldik.
Oraya giderken Cumhurbaşkanımızın Atatürk Havalimanına geleceğini söylediler. Biz
o haberi aldıktan sonra havaalanına yöneldik. Orada da bir tane tank havaalanından
çıkış yapmış, önündeki arabaları ezerek bariyerlere sıkıştırmıştı. O sırada biz de yolun
üst tarafındaydık. Yolun üst tarafından tankın sivil aracı ezdiğini görünce yolun üst
tarafından yolun alt tarafında olan tanka atladım. Tank o esnada sivil aracı bir kez daha
ezmeye kalktı, o esnada da ileri doğru gittiği için ben yere çakıldım. Sol bacağım iki
yerinden kırılmıştı. O anda iki saniye ile canımı kurtardım diyebilirim. Tank aracı ileri
bariyere sıkıştırırken tekrar geri gelebileceğini düşünerek bariyerin arasına geçtim. Ve o
sırada düşündüğüm gibi oldu ve tank geri geldi. Ondan sonra arkadaşlarımın yardımıyla
havaalanına devam ettik. Ancak ben o sıcaklıkla ayağımın sadece incindiğini düşünmüştüm.
Arkadaşlarımızın yardımıyla havalimanına giriş yaptık. Ne zaman ki durduk bir
zonklama hissettim ve yaralandığımı anladım. Arkadaşlarımın da yardımıyla Yenibosna’da
bir hastaneye gittik. Hatta Adli Tıp’ın önüne kadar beni önce sırtlarında taşıdı, sonrasında
bagaj arabasına koyup hastaneye taşımışlardı. Hastanede önce bir röntgen çekildi ve iki
yerden kırık olduğu söylendi. Bir ağrı kesici iğne yapıldı, krem sürüldü ve sargı yaptılar
bacağımı. Ardından da bir ortopedi hastanesine gitmem gerektiğini ifade ettiler. Hastane
çıkışında da Halkalı meydanda bulunan kendi aracımıza doğru giderken neredeyse kafamızdan F16’lar geçmişti. O esnada önümüzdeki insanlar yerlere yattı. İlk başta
bomba sanmıştık. Alev topu yukarıdan dikine aşağıya iniyordu sanki. Meğer F16 imiş.
O olayın şokunu atlattıktan sonra aracımızla Gaziosmanpaşa’ya geldik ve orada bir
ortopedi hastanesine gittik. Ayağımı alçıya aldılar. Sabah 20.30-21.00 gibi eve geldim.
Ancak olayı sürekli takip halindeydik. Bir sonraki akşamdan itibaren de nöbetler
- 150 -
başladı... Alçılı ayağımızla da hep o meydanlarda olduk yine...
Sizi o gece sokağa çıkaran duygu neydi?
Darbenin ne olduğunu biliyorduk. Şehir
merkezlerine hitap eden birim polistir. Eğer
bir asker şehir merkezine çıkıyorsa bunun
bir kalkışma olabileceğini anlamak güç olmaz.
Biz de öyle düşünerek hareket ettik ve Binali
Bey de kalkışma olduğunu söyleyince bizim
sokağa çıkmamız gerektiğine karar verdik.
Çünkü ülkemize vatanımıza sahip çıkmamız
gerekiyordu ve öyle de yaptık. Bunu yaparken
de hiç tereddüt etmedik. Yaşadığım bir ilginç
olay da benim üzerine atladığım tanka ben
atladıktan sonra bir sivil vatandaş silahını çı-
karıp takır takır saydı. Abartısız bir şarjör
mermi saydı tanka... Tanka değen merminin
çekirdeğinin nereye gittiği belli değildi.
Peki darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı
size göre bugün durum ne olurdu?
Aslında ne olacağını tahmin etmek zor
değil. Biz bugün Suriye’den daha kötü olabilirdik. Bu hain darbe girişiminde amacın
ülkeyi teslim almak olduğunu biliyoruz ki
bu da gayet açık. Zaten ülkeyi yöneten onlarmış... O kadar hain varmış ki bu darbede
bir kez daha görmüş, öğrenmiş olduk.
O gece herkesin sokakta olması size ne
hissettirdi?
Kesinlikle bu çok farklı bir duygu... Biz
o gece şunu da duyduk; bir vatandaş meyhanede içerken, “Ne oluyor?” diye sokağa çıkıp
darbeye direnmek için orada oldu. Vatan-millet aşkının o kişinin içinde olduğunu ve o
anda da dışarı çıktığını anlıyoruz bundan. Elbette üzüldüğümüz şeyler de olmadı değil.
Tanklar geçerken onları alkışlayanlarla bankamatik ve bakkal kuyruğundaki kişiler
gerçekten o gece adına en üzüntü verici görüntülerdi. ‘Allah onlara akıl fikir versin’ diyebiliyoruz. Vatan gittikten sonra ekmek yemek mi düşünülür? Bütün bunlar bir yana o
gece gerçekten toplumun her kesiminden insan sokaktaydı. Polis kuvvetleri bile halkın
dışarda olmasından çok memnundu. Hatta “Gitmeyin, bırakmayın, terk etmeyin sesleri”
hala kulağımdadır. O kadar çatışma yaşandı...Tanklar arabaları, insanları eziyor. Polisler
“Aman gitmeyin yanımızda durun sahip çıkın” diyor...Nitekim de öyle oldu. Çoluk-
çocuk, yaşlı-genci herkes sokaktaydı. Eğer bu böyle olmasaydı bu kalkışma gerçekleşebilirdi
de. Allah göstermesin bir Suriye gibi olurduk. Mesela benim üzerine atladığım tankın
içinde yüzde 90 rütbeliler vardı. Kılıçdaroğlu’na yol açan tank bizim önümüzdeki
arabayı ezip geçen tanktı. Arabaları-insanları ezerken bir saniye bile düşünmediler.


İBRAHİM AKMANOĞLU


İbrahim Akmanoğlu geçmişte yaşananların yeniden yaşanmaması için oğluyla birlikte çıktığı
meydanlarda sanki tarihe not düşen bir mücadele
veriyordu.


BİR BABA VE
OĞLUNUN
KAHRAMANLIK
ÖYKÜSÜ BU…


Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?


Ben 12 Kasım 1969 yılında Kastamonu’da dünyaya geldim. Üç kardeşiz, iki kız
kardeşim var. Ben evin büyüğüyüm. İlk, orta ve lise eğitimimin ardından inşaat
mühendisi olarak üniversiteden mezun oldum. Özel bir şirkette çalışıyorum. Aynı
zamanda 29 Mayıs Üniversitesi’nde de Yapı İşleri Daire Başkanı olarak görev yapıyorum.
Bize o geceyi bize anlatır mısınız, darbe girişimini öğrendiğinizde ne yaptınız?
O gece ailece evde oturuyorduk. Televizyonda haber kanallarında bir şeyler olduğunu
gördük. Cumhurbaşkanımızın televizyonda telefonla canlı bağlantısını izledik. Babam
eski oturduğumuz yerde “Bağlarbaşı Meydanı’na bir bakayım” diye çıktı. Silah sesleri
evimizden duyuluyordu o esnada. Sonrasında benim içime sinmedi. Babamı telefonla
arayıp “Baba ne yapıyorsun, neredesin, ben de geleyim” dedim. Babam Bağlarbaşı’ndayım.
Burası zaten kalabalık” dedi. Evden çıktım ve babamın yanına gittim. Bağlarbaşı’nda
Meydanda bir kalabalık vardı. Yaklaşık 150 kişiydiler. Bir yandan da darbe karşıtı
sloganlar atılıyordu. O kalabalıktan bir kişi, “Burada ne yapıyoruz, hadi gidip Köprüde
kendimizi gösterelim” diye bağırdı. Biz de kalabalıkla birlikte Köprüye gitmek için yü-
rüyerek yola çıktık. Altunizade Köprüsü’nden aşağıya doğru kalabalık birlikte indik.
Yolda yürürken babam bana darbeyi anlatıyordu. Geçmişte yaşanan darbelere ilişkin
İbrahim Akmanoğlu, 8 Mayıs 2020 tarihinde yakalandığı covid hastalığı nedeniyle yaklaşık 2 ayı aşkın bir zamandır yoğun bakımda tedavi görmekte. Uzun süren yoğun bakım ve entübe sürecinin
ardından iyileşme adına tedaviye cevap veren İbrahim Akmanoğlu’nun
15 Temmuz gecesi yaşadıklarını kendisiyle birlikte meydanlarda olan
oğlu İlhan Akmanoğlu’ndan dinledik. İbrahim Akmanoğlu da tıpkı diğer
gaziler ve meydanlardaki binlerce insan gibi askerlerin kendilerine direkt
ateş açabileceğine hiç ihtimal dahi vermemişti… Nasıl versin ki, “En
fazla zaman zaman olaylar karşısında polislerin kalabalığı dağıtmak için
yaptığını yapar, havaya sıkarlar” diye düşünüyorlardı. Ancak öyle
olmadı… O gece hiç akıllarının ucundan dahi geçiremeyecekleri şeyler
yaşayacaklardı. Baba Akmanoğlu bir babanın yaşayabileceği en büyük
korkuyu yaşayacaktı o gece belki… Biricik oğlu İlhan Akmanoğlu ile birlikte yaralandılar ancak oğlunun durumu ondan daha ağırdı. Onu hastaneye götürürken kollarının arasında adeta ölümle-yaşam arasındaki o
ince çizgideydi oğlu… Büyük bir metanet ve inançla içinde yakan o büyük
volkana rağmen oğluna kelime-i şehadet getirtecek kadar da güçlü kalabiliyordu. Üstelik kendisi de yaralı olmasına rağmen.
Önce oğlunun tedavisi ve ardından kendi tedavisinin tamamlanması
sonrası baba-oğul gazilik şerefine birlikte nail oldular. Onlar hiç korkmadan vatan için ölümü göze alarak çıkmıştı meydanlara. Ve o meydanlardan hiç geri dönmeyi düşünmeden sonuna kadar mücadele ettiler.
Bir baba ve oğlunun 15 Temmuz gecesi birlikte yazdıkları tarihe de
altın harflerle yazılacak bir kahramanlık öyküsü bu…
- 153 -
bana bilgi veriyordu. Çevremizde de bayağı bir kalabalık oluşmuştu. Yürürken bir
yandan da yeni insanlar katılıyordu aramıza. Yani her taraftan gelen insanlar vardı. Yanımızdan motosikletli insanlar ve bebek arabasıyla Köprüye doğru inen insanlar ve 4-5
yaşındaki çocuklarıyla gidenler de vardı. Köprüde metrobüsün olduğu hizada kalabalık
toplanmış askerleri izliyordu. Askerler de Köprüde hizalanmıştı. Ben bir yandan da arkadaşlarıma olanları anlatmak için bulunduğumuz yeri mesaj atıyordum. Babam da telefonuyla etrafta olup bitenleri video çekiyordu. Fakat biz babamla kalabalığın arkasındaydık. Babama “Ön tarafa geçelim” dedik. Biz kalabalığı yarıp öne geçtiğimizde ateş
açılmıştı. Ne olduğunu anlayamamıştık. O zamana kadar insanlara doğrultulmuş silah
olmasına karşı ateş edilmemişti. O ateşin açılmasıyla da ilk vurulanlardan olduk.
Babamla birlikte yaralandık. Benim durumum daha ağırdı ve o gece zor da olsa
zamanla yarışarak hastaneye gittik.
Babanız neresinden yaralanmıştı?
Açılan ateş sonucu babam da yaralanmıştı. Babamın kaba etinden ve sırtından kesik
olacak şekilde sıyrık yaralanması vardı. Az önce de söylediğim gibi aynı anda
yaralanmıştık. Babam da beni götürdükleri hastanede tedavi oldu. Babamın durumu
benim kadar ağır olmasa da büyük bir kesik olduğu için sırtında 7-8 cm yırtık vardı ve
kan kaybı riski çok yüksekti. Hastaneye bilinci açık gittiği için ilk müdahaleyi orada
yapmışlar. Babam hastanede kısa bir süre yattı. Sanıyorum 2-3 günlük bir süre tedavi
oldu.
Ne düşünüyordu o gece babanız meydanlara çıkarken, bunları sizinle paylaştı
mı?
Elbette… Aslında çoğu insanda olduğu gibi babamda da aynı düşünce hakimdi.
Neydi o düşünce derseniz, askerlerin kendi halkına mermi sıkması tabi ki… Hatta askerlerimizin hiçbir zaman bize ateş edebileceklerine ihtimal vermemiştik. Babam bir
ara “En fazla kalabalığı dağıtmak için havaya ateş açarlar” demişti. Tıpkı polisin bir
olay karşısında kalabalığı dağıtmak için attığı sis bombası misali… “Öyle bir şey
olabilir en fazla” diyordu babam. Ancak askerin üzerimize direkt ateş edebileceğini
aklımızın ucundan dahi geçirmemiştik.
Darbelerle ilgili babanızın size zaman zaman ve özellikle de o gece bazı şeyler
- 154 -
anlattığını söylediniz, neler söyledi babanız size?
Evet… Babamla zaman zaman sohbet ettiğimizde darbelerin ne kadar kötü bir olay
olduğunu ve ülkeyi her zaman geri götürdüğünü anlatıyordu. O gece de köprüde
birlikte mücadele ediyorduk. O esnada babam bana yine hem darbenin kötü bir şey
olduğunu anlattı hem de kendi çocukluğunda yaşadıklarını… Eğer o hain darbe girişimi
gerçekleşmiş olsaydı da ülkemizin Suriye’den daha kötü bir durumda olacağını söylemişti
bana babam. O geceden sonra da bana “Darbe gerçekleşmiş olsaydı ülkemiz Allah
korusun Suriye’deki iç savaşa benzer bir tabloya bürünürdü.
Aranızda geçen başka diyaloglar oldu mu o gece?
Evet… Mesela hiç unutmuyorum Nakkaştepe’den havaya ateş edildiği zaman bana
ateş edilen mermileri anlatıyordu. Babam bana “Bak o kırmızı renk veren mermiler iz
mermileri. Biz askerdeyken öğrenmiştik onu” diyerek de tecrübelerini paylaşıyordu
benimle.


İBRAHİM KARACA

Gözden kaçırmayın

“Söz konusu vatansa gerisi teferruatt"- Mustafa KILIÇ “Söz konusu vatansa gerisi teferruatt"- Mustafa KILIÇ


İbrahim Karaca ülkenin geçmişte yaşanan kötü
günlere geri dönmemesi için, vatanın bekası için
meydanlara çıktığını söyledi.
ELİ SİLAHLI
HAİNLERE KARŞI
ELİMİZDE SADECE
BAYRAĞIMIZ VARDI

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1980 yılında dünyaya geldim. Doğma büyüme Ankaralıyım. Aslen Kastamonu
Azdavay Zümrüt Köyü’ndenim. 2 erkek, 1 kız, 3 kardeşiz.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?
Akşam saat 20.00 gibi evde otururken, kız arkadaşım aradı. Onun oturduğu bölge
uçakların geçiş yaptığı alana çok yakın olduğu için korktuğunu söyledi. Sonrasında televizyonu açıp haberlere baktım. Çünkü o saatte eğitim uçuşu da olmazdı. Haberleri
takip edince askerin içinde bir gurubun darbe teşebbüsünde bulunduğu söylendi. Ve biz
de sokağa çıkmaya karar verdik.
Sizin o akşam sokağa çıkmanızı sağlayan duygu neydi?
Öncelikli olarak vatanımız için sokağa indik… Ayrıca daha önce Gezi olaylarında
çok zarar görmüştük, batmıştık. Şimdi de aynı durumla karşı karşıya kalacağımız dü-
şüncesiyle bu hainlerin karşısında durmak için sokağa indik. Benim 2 tane büyük
bayrağım vardı onları da yanımıza alarak sokağa indik. Yani elimizde sadece bayrağımızla
çıkmıştık meydanlara…
O akşam dışarı çıktığınızda nereye gittiniz, neler yaşandı?
Kuzenim, kardeşim, diğer kuzenim ve amcam ile birlikte iki araçla sokağa çıktık.
İlk olarak Külliye’ye gitmeyi düşünüyorduk. Ama emniyetin önündeki köprünün orada
yol darbeciler tarafından tank ile kapatılmıştı. Trafik yoğun olduğu ve geçiş olmadığı
için biz de aracı köprünün altına bıraktık. O esnada emniyete birinci bomba atışı yapıldı
ve emniyet binası yanmaya başlamıştı. Bulunduğumuz yerde de itfaiye vardı. Onlara
İbrahim Karaca, kardeşi, kuzenleri ve amcası ile o gece çıktı meydan lara. Gezi olaylarında ülkenin zarar gördüğünü düşündüğü ve yine aynı olayların yaşanabileceği ihtimaline karşın o gece sokağa çıkmıştı -
İbrahim Karaca… Tıpkı diğer binlerce insan gibi o da eline sadece Türk
bayrağını alarak çıkmıştı. Eli silahlı hainlere karşı Türk bayrağı ile
çıkanlar gibi direkt kendilerine ateş edilebileceğini de düşünmemişlerdi
onlar… Hainlerin o gece ateş ederken insanların biblo gibi yere
düştüğünü anlatan İbrahim Karaca yaşanan can pazarını, yerlerde akan
oluk oluk kanları dün gibi hatırlıyor.
O gece sadece bütün unsurlarıyla Türk insanının değil, ülkede yaşayan
yabancı uyruklu pek çok vatandaşın da ellerinde bayrakla sokaklarda
olduğunu söyleyen İbrahim Karaca, “Biz o gece meydanlarda kimin ne
olduğunu da gördük” diyerek birlik-beraberliğin önemine bir kez daha
vurgu yapıyor.
Emniyet binasının bulunduğu yerde açılan ateş sonucu çok fazla yaralanmalar olduğunu söyleyen İbrahim Karaca, “Emniyet binasına gitmek gerekiyordu. Kendi kendime ‘Bekarım kaybedecek hiçbir şeyim yok.
En fazla canımızdan oluruz’ dedim ve oraya doğru yürümeye başladım”
şeklindeki ifadesi ise o gece yazılan kahramanlık, fedakarlık öykülerinden
sadece birisinin nakledilmesiydi…
- 157 -
‘Araç çıkaramaz mısınız” dedik. Oradaki ortamdan dolayı çıkaramayacaklarını söylediler.
O arada köprünü üstünde epey yaralanmalar oldu. Çünkü çok ateş açılmıştı orada.
Köprünün altında ise emniyete giden yol vardı. O esnada kendi kendime, “Bekarım,
kaybedecek hiçbir şeyim yok. En fazla canımızdan oluruz” dedik ve sonrasında emniyet
binasına doğru yürümeye başladık. Sonrasında köprünün üzerindeki 4 asker bize ateş
etmeye başladı. Sivil bir polis askerlere teslim olmalarını söyledi ama o askerler ateş
etmeye devam etti. Bu ateş esnasında şarapnel parçaları çenemin altına geldi ve
yaralandım. Sonrasında ise Dışkapı Hastanesi’ne gittik. Şarapnel parçalarının bir
bölümünü aldılar, bir bölümü ise içeride kaldı. Herhangi bir şey olup olmadığına dair
vücudumu da kontrol ettiler. Sonra hastaneden çıktık ve tekrar Külliye’ye gittik. Ancak
bu kez kardeşimi eve göndermiştik. Gittiğimizde ise emniyetin önü de açılmıştı.
O geceye dair başka neler hatırlıyorsunuz?
Köprünün üstü çok kötüydü. Vurulan insanlar adeta birer biblo gibi yere düşüyordu.
- 158 -
Genelde de bel altı vurdukları için kötü bir görüntü vardı orada. Ayrıca hastane ortamı
çok kötüydü. Adeta can pazarı yaşanıyordu ve her yer kandı.
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı size göre şu anda nasıl bir durum olurdu?
Biz şu anda hayatta olmazdık diye düşünüyorum. Ayrıca başka milletler gibi bizim
gidecek başka bir yerimiz de yok. Bana kalsa idam getirilmeli. Hırsızlık, rüşvet, cinsel
olaylar ve devlete karşı suç işleyenler direkt asılmalı…
Halkın o gece gösterdiği birlik-beraberlik görüntüsü size ne hissettirdi?
O dönemde benim kız arkadaşım yabancı uyrukluydu. O bile sokaktaydı. Sonrasında
bizimle çalışan Özbek uyruklu bulaşıkçılar vardı, onlar bile sokaktaydılar. Biz o
meydanlarda o gece kimin ne olduğunu gördük. Bizi ayakta tutan birlik ve beraberliğimizdir.
Biz bir olduğumuzda da birliğimizi kimse bozamaz.


İLHAN AKMANOĞLU


İlhan Akmanoğlu babasının hemen ardından çıktığı meydanlarda en ağır yaralananlardan birisi
oldu... Ölümle-yaşam arasındaki o ince çizgiden
son anda dönen Akmanoğlu’nun yaşadıkları tarihin en özel sayfalarında yer alacak cinsten.
BU YAŞANANLAR
TARİHE ALTIN
HARFLERLE
YAZILACAKTIR

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1997 yılında İstanbul Kadıköy’de dünyaya geldim. İki kardeşiz, bir küçük
erkek kardeşim daha var. Babam inşaat mühendisi. Aynı zamanda 29 Mayıs Üniversitesi’nde
Yapı İşleri Dairesi Başkanı. Ben ilkokulu Altunizade Hafize Özal İlköğretim Okulunda
tamamladım. Liseyi Ahmet Keleşoğlu Anadolu Lisesi’nde okudum. Kocaeli Üniversitesi
Makine Mühendisliği’nden mezun oldum.
Bize o geceyi anlatır mısınız, darbe girişimini öğrendiğinizde ne yaptınız?
Evimiz Üskadar’daydı. O gece ailece evde oturuyorduk. Televizyonda haber
kanallarında bir şeyler olduğunu gördük. Cumhurbaşkanımızın televizyonda telefonla
Hain darbe girişiminin olduğu gece meydanlara çıkan onlarca baba-oğuldan sadece birisiydi İlhan Akmanoğlu ile İbrahim Akmanoğlu... Önce baba Akmanoğlu çıktı evden, ardından oğlu...
Annesi ve küçük kardeşini evde bırakarak babasının yanına giden İlhan
Akmanoğlu köprüde buluştu babasıyla... O ana kadar köprüde hizalanıp
beklemede olan askerler, baba-oğulun kalabalıkta ön saflara doğru ilerlemesiyle ateş açmaya başladı kalabalığın üzerine... Ve ilk yaralananlardan oldu baba-oğul Akmanoğlu... Oğul İlhan Akmanoğlu öyle bir
yaralanmıştı ki... Adeta her yerinden kan fışkırıyordu vücudunun... Önce
akciğerinden, ardından boynundan... Ve sendeleyerek yere düşen baba
İbrahim Akmanoğlu o halde yaralanan oğlunun yanında aldı soluğu...
Oğlunun boynundan gelen kanı gören baba şoka girdi adeta... Ve oğlunun
nefes alabildiğini görünce de “Hadi oğlum birlikte kelime-i şehadet getirelim” diye telkin etmeye başladı onu... Bir baba düşünün oğlunun gözlerinin önünde şehadete yürüdüğünü görünce onu kelime-i şehadet
getirmeye teşvik ediyor... Sonra birlikte kelime-i şehadet getirmeye
başlıyorlar...
Nasıl bir duygu seliydi bu Allah’ım... Nasıl bir vakur duruştu? Akan o
kanlar vatan toprakları içindi ya... Kelime-i şehadet getirirken gözleri,
yüzü gülüyordu adeta gencecik İlhan Akmanoğlu’nun... Zaten bu bayrağı
bayrak yapan da şehitlerin kan rengi değil miydi? Çanakkale’de toprağa
düşen nice genç delikanlılar gibiydi İlhan Akmanoğlu...
Yaşamla-ölüm arasındaki ince çizgiyi geçmek üzereydi genç vatan
evladı... Zaman zaman bilinci gidip gelirken neler geçiyordu o kısacık
yaşantısına dair gözlerinin önünden. Tüm bunları yaşarken kendisini ve
babasını hastaneye götüren o sivil araç sahibinin 12 yaşındaki oğlunun
ona söyledikleriyle de güç toplamaya çalışıyordu... “Abi iyileşeceksin,
birlikte basketbol oynayacağız”
Aman Allah’ım... Bu nasıl bir inanç, bu nasıl bir yürekti?
İlhan Akmanoğlu o ince çizgiden geri döndü ve hayata tutundu.
Biz bu yaşanmışı dinlerken duygu yoğunluğunu en üst noktada
yaşadık... Şimdi söz okurlarımızda...
- 161 -
canlı bağlantısını izledik. Babam eski oturduğumuz yerde “Bağlarbaşı Meydanı’na bir
bakayım” diye çıktı. Silah sesleri evimizden duyuluyordu o esnada. Sonrasında benim
içime sinmedi. Babamı telefonla arayıp “Baba ne yapıyorsun, neredesin, ben de
geleyim” dedim. Babam Bağlarbaşı’ndayım. Burası zaten kalabalık” dedi. Annem ve
küçük kardeşim de gelmek istediler. Ancak onlara “Siz evde oturun” dedim. Evden
çıktım ve babamın yanına gittim. Bağlarbaşı’nda Meydanda bir kalabalık vardı. Yaklaşık
150 kişiydiler. Bir yandan da darbe karşıtı sloganlar atılıyordu. O kalabalıktan bir kişi,
“Burada ne yapıyoruz, hadi gidip Köprüde kendimizi gösterelim” diye bağırdı. Biz de
kalabalıkla birlikte Köprüye gitmek için yürüyerek yola çıktık. Altunizade Köprüsü’nden
aşağıya doğru kalabalık birlikte indik. Yolda yürürken babam bana darbeyi anlatıyordu.
Geçmişte yaşanan darbelere ilişkin bana bilgi veriyordu. Çevremizde de bayağı bir
kalabalık oluşmuştu. Yürürken bir yandan da yeni insanlar katılıyordu aramıza. Yani
her taraftan gelen insanlar vardı. Yanımızdan motosikletli insanlar ve bebek arabasıyla
Köprüye doğru inen insanlar ve 4-5 yaşındaki çocuklarıyla gidenler de vardı.
Köprüde metrobüsün olduğu hizada kalabalık toplanmış askerleri izliyordu. Askerler
de Köprüde hizalanmıştı. Ben bir yandan da arkadaşlarıma olanları anlatmak için bulunduğumuz yeri mesaj atıyordum. Babam da telefonuyla etrafta olup bitenleri video
çekiyordu. Fakat biz babamla kalabalığın arkasındaydık. Babama “Ön tarafa geçelim”
dedik. Biz kalabalığı yarıp öne geçtiğimizde ateş açılmıştı. Ne olduğunu anlayamamıştık.
O zamana kadar insanlara doğrultulmuş silah olmasına karşı ateş edilmemişti. O ateşin
açılmasıyla da ilk vurulanlardan olduk. Babamla birlikte yaralandık. Benim iki akciğerim
delinmişti. Mermi içeride kaldı ve ancak 10 ay sonrasında alınabildi. Elimi de delip
geçen bir mermi oldu. (Avucumun tam ortasında da bir delik oldu. Daha sonra o delik
kapandı.) Sadece akciğerimden değil boynumdan da vurulmuştum ve oradan da kan
geliyordu. Yaralandığımda yere düştüm kulak çınlaması gibi ne olduğunu anlayamamıştım
ilk etapta... Babamın da sendelediğini gördüm. Eğile eğile yanıma geldi. Asfalta dayalı
yerdeyken kanımın asfalt taşlarının arasından akıp gittiğini dahi gördüm. Babam yanıma
geldi sırtımdaki deliği gördüğünde sırtıma elini bastırdı. Bana baktı boynumdan gelen
kanı görünce şoka girdi. Sonrasında konuşabildiğimi nefes alabildiğimi görünce babam
- 162 -
bana “Oğlum kelime-i şehadet
getir” dedi. Ben de kelime-i
şahadet getirmeye başladım.
Sonra babamla birlikte sesli
sesli kelime-i şehadet getirmeye
başladık. Sonrasında babam
etraftakilere “Yardım edin oğ-
lum yaralı” diye seslendi. Sü-
rekli ateş edildiği için bir süre
gelen olamadı. Babam seslenmeye devam edince bir kadın
ve bir adam geldi ve beni karga tulumba arabaya koydular. Sivil bir arabaydı. Arabanın
sahibi, babam yan koltukta beni de arkaya şoförün oğlunun kucağına yatırdılar. Çocuk
da 12-13 yaşlarındaydı. O ana kadar bilincim açıktı. Bir süre sonra kan kaybından
bilincim kaybolmuştu.
O gece Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçiş hainler tarafına kapalı, ters yöne
açıktı. O sivil araç beni askerlerin yanından geçerek Avrupa yakasına götürdü. Ama
araca hiçbir şekilde askerler ateş etmedi. Ters istikamette gidiyordu araç. Tam olarak
neresi olduğunu bilmiyorum ama üstümüze gelen arabalar varmış ona rağmen hızlı bir
şekilde 5-10 dakika içinde Okmeydanı Araştırma Hastanesine yetiştirmişler beni.
Aracın içinde de bir süre bilincim açıktı. Aracın ne kadar hızlı gittiğini bile
hatırlıyorum. Tüm camlar açıktı. Ciğerlerime kan dolduğu için nefes alamamaya başlamıştım. Babama ‘Nefes alamıyorum’ demiştim o yüzden camlar açık gidiyorduk. Onun
dışında kelime-i şehadet getirmeye devam ediyorduk. Ben
o esnada araç sahibinin oğlunun
kucağında yatıyordum. Bir ara
elimi açıp baktığımda avucumun içinin delik olduğunu gördüm. Artık ciğerlerim kan dolduğu için kan öksürmeye de
başlamıştım. O küçük çocuk
ağlıyordu “Abi iyi olacaksın
iyi olacaksın” diye beni teselli
ediyordu. Basketbol oynuyordum ve çok seviyordum oynamayı. “Artık basketbol da
oynayamayacağım” diyordum.
O çocuk bana “Yok abi iyi
olacaksın ve beraber oynayacağız” diyordu. Öleceğim diye
düşünmeye başlamıştım, durumumun ağır olduğunu biliyordum. Babama “Baba hakkını helal et seni çok seviyorum” deyince “Helal olsun oğ-
lum ben de seviyorum” dedi
bana ve bir yandan elimi tutmak istedi. O esnada benim
elim yerine araç sahibinin oğlunun elini tutmuş. “Elin çok soğuk” diyerek bir anda
panikledi babam. Sonra benim elim olmadığını anlayınca bu kez benim elimi tuttu ve
sıcak olduğunu görünce sevindi. Sonrasında bilincim kapandı. En son bir kez daha
gözüm açıldı hastanede sedyeye koymuşlardı beni. Acil servisteydim. İlk müdahaleyi
yapmak için gömleğimi kesiyorlardı ve o sahneyi dün gibi hatırlıyorum. Ardından
ameliyata aldılar beni. 1.5 gün bilincim yoktu, yoğun bakımda yattım. Cuma gecesi vuruldum Pazar günü öğlen saatlerinde gözlerimi açtım. 5 gün yoğun bakımda 8 gün
serviste yattım. Toplam 13 gün hastanede kaldım ve eve çıktım. İyileşme sürecim
birkaç ay sürdü. Elimin düzelmesi için fizik tedavi aldım çünkü iki parmağımı da kullanamıyordum. Daha doğrusu elimi kullanamıyordum. Elimde bağ doku kaybı sinir
kaybı olmuştu. Ameliyat oldum. Sonrasında 5-6 ay fizik tedavi gördüm ve iyileştim.
- 163 -
- 164 -
Size göre o gece hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı, bugün nasıl bir
durum olurdu?
Biz o gece darbeye karşı çıkmak ve demokrasimizi savunmak için sokağa çıkmıştık.
Büyüklerimizden dinlediğimiz ve kitaplarda okuduklarımızdan öğrendiğimiz; bu ülke
çok zor günler atlattı. O yüzden babam da evden çıkarken “Böyle bir zamanda bu neyin
darbesi yahu” deyip sinirlenerek çıkmıştı. “Bu dönemde darbe olur mu?” sözleriyle
darbeye karşı durmak için çıkmıştı. Biz köprüde giderken babamla konuşuyorduk.
Babam, “Ne olabilir ki üstümüze ateş etmezler” diye düşünmüştü. “Biber gazı atılabilir,
ondan kaçarız” diye düşünmüştük ama ateş edebilecekleri hiç aklımızdan bile geçmemişti.
Eğer o hain girişim gerçekleşmiş olsaydı ülke olarak çok bölünürdük. Zaten dış güçler
tarafından yapıldığı için ülkeyi satmış olurlardı.
O gece halkın her kesiminden insanın sokakta olması size ne hissettirdi?
O gece yaşananlar, o hain darbe girişimi siyasi bir olay değildi. Toplumun her
kesimi orada olmalıydı ve öyle de oldu. Çoluk-çocuğu ile gidenler vardı şehit olan
polisimiz de vardı. Siyasi amaç güdülebilecek bir olay değildi. Ortak amaç demokrasimiz
için, milletimiz için, vatanımız, milletimizin birliği-bütünlüğü için o gece çıktık.
Babam evden çıkmaya daha erkenden niyetliydi. Cumhurbaşkanımız televizyondan
canlı bağlantıya çıktığında üstü giyinik izliyordu babam... Cumhurbaşkanımızı izler
izlemez, “Başkanımız da çıkın diyor ben çıkıyorum” dedi ve dakikalar içinde evden
çıktı.


İLHAN YILMAZ


İlhan Yılmaz yaralılara yardım eden ekipte can siperane koştururken, kendisinin vurulduğunu yoğun
ateş nedeniyle anlayamamıştı… Bir gecede iki kez
hayata dönüşü yaşadı, hem kendisinin hem de bir
kahramanlığın hikayesini yeniden yazdı.
GAZİLİKLE
NİŞANLANDIM
ŞEHİTLİKLE
EVLENİRİM

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben 1971 yılında Kastamonu Çatalzeytin’de dünyaya geldim. Henüz 2 yayandayken
de İstanbul’a göç ettik. 5’i erkek, 3’ü kız 8 kardeşiz. Evliyim 1 kız, 2 erkek 3 çocuk babasıyım. İstanbul Üsküdar’da ikamet ediyorum. Şu anda da İstanbul Teknik Üniversitesi’nde
gazilikten dolayı memur olarak görev yapıyorum.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz, ilk olarak ne yaptı-
nız?
Çocuklarım yüzme bilmiyordu. 15 Temmuz günü de çocuklarımı denize götürmüştüm.
Çocukları yüzdürdüm ve o gün onlarla keyifli bir gün geçirmiştim. Eve döndüğümüzde
de günün yorgunluğu ile istirahate çekilmiştik. Televizyon da kapalı olduğu için
hainlerin kalkışma girişimini yengem bana haber vermişti. Benim 10x20 metre büyüklüğünde Türk bayrağı vardır. Şehidimiz olduğunda o bayrak ile cami hocamız ile
beraber tekbirlerle dualarla onları yad ederdik. O gece ilk olarak Cumhurbaşkanımızın
oturduğu Kısıklı bize yakın olduğu için ilk olarak oraya gitmek istedik ve 150 kişilik
gurupla oraya gittik. Amacımız orayı kontrol altına almak ve oraya kimseyi yaklaştırmamaktı.
Gittiğiniz yerde nelerle karşılaştınız?
Biz oraya yaklaştıktan sonra ‘köprüye gidin’ diye bizi uyardılar, ‘oraya destek
lazım’ dediler. Altunizade’den E-5’e girdik. Zaten silah sesleri de başlamıştı. Avrupa
yakasından Anadolu yakasına gidişler kapalıydı. Anadolu yakasından Avrupa’ya gidişler
İlhan Yılmaz darbe girişimini öğrenir öğrenmez Türk bayrağını eline alarak meydanlarda aldı soluğu. Kısıklı’nın ardından daha fazla yoğunluk olduğunu öğrendiği köprüye giden İlhan Yılmaz burada
artık yaralılara yardım etmek için kurulan ekibe dahil oldu bir anda. Bir
doktorun yaralılara yardım etmek için oluşturduğu gruba sağlıkçı kimliği
ile katılan İlhan Yılmaz 8 şehit ve 17 yaralı vatandaşı taşımanın manevi
ağırlığına rağmen yine meydanda kaldı. Gişelerin bulunduğu yerde yine
bir yaralıya yardım etmeye çalışırken yoğun ateşin altında kalan İlhan
Yılmaz sol bacağından vuruldu. Öylesine yoğun ateş altında kalmışlardı
ki o hengamede kendisini vuran mermiden dahi haberi olmamıştı. Vücudu
kan kaybedip de dengesini kaybetmeye başladığı an yaralandığını anlayan İlhan Yılmaz’ın yardımına yine oradaki vatandaşlar yetişti.
“Ben vatanı için mücadele edenleri hastaneye gönderirken ben de
onların yanına gelmiştim” diyen İlhan Yılmaz belki de hastaneye götü-
rüldükten sonra hayatının kırılma anlarını geçirecekti. Bir an bayılıp kendisinden geçtiği anda da ‘Öldü’ sanılarak şehitlerin olduğu yere koyulan
İlhan Yılmaz sağ elinin 3 parmağının oynaması ile adeta hayata tutunuyordu. Hastanede birisinin fark ettiği bu durum sonrası yeniden tedavisine devam edilen İlhan Yılmaz’ın öyküsü farklı bir boyuta taşınıyor.
Yaklaşık 27 günlük tedavi sürecinin ardından da hayatının içinde peş
peşe kırılmalar ve yeni öykülere imza atıyor İlhan Yılmaz…
- 167 -
- 168 -
ise açıktı. O anda köprü gişelerinde durum buydu. Köprüye gelen bütün metrobüs ve
araçları geri çeviriyorlardı. O arbedede bayrağımı kaybettim ve sonrasında da kalabalık
dağıldı. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nde sağlıkçı olarak çalıştığım için, ‘vurulanlara
nasıl yardımcı olabilirim’ diye düşündüğümde kendimi gişelerde buldum. O gece sivil
vatandaşlardan biri ‘ben doktorum, bana yardımcı olun” deyip 8 kişiden oluşan 2 grup
istedi. ‘Yaralıları bana getirin. Ben burada boş olan araçlar ya da ambulanslarla onları
hastaneye göndereceğim’ dedi. O gece 8 tane şehit, 17 tane yaralı taşıdım. Hava çok
sıcaktı ve üzerim hep kandı…
Yaralanmanız sonrası tedavi süreciniz nasıl gelişti?
En son bir yaralı vardı gişelerde. Omuzundan vurulmuştu ve şehit olmak üzereydi.
Onu almaya gittiğimde yoğun bir ateş sonucu sol bağımdan vurulmuşum ama vuruldu-
ğumdan haberim yoktu. Yakın ateşten vurulmuştum yaklaşık 40 metreden vurulmuştum.
İnanılmaz şekilde silah sesleri geliyordu. Kan kaybından topallıyordum ancak o hastayı
da taşıdık. Sonrasında asfalta düştüm ve kan kaybından bayılmak üzereydim. Sol arka
baldırımda büyük bir ağrı hissettim. Elimi oraya getirdiğimde büyük bir delik açıldığını
gördüm. Akan karlar bana aitti ve hareket edemiyordum. Silah seslerini duyuyordum
ama hareket edemiyordum. O anda tek aklıma gelen Kelime-i Şehadet getirmekti.
Yerdeyken elimi kaldırdığımda etraftakiler “abi yaşıyor” deyip elimden tutup aldılar ve
yoldan geçen bir motorsikletliye verdiler beni. Yarı baygındım konuşulanları duyuyordum
ama komutlara uyamıyordum. Motordan birkaç kez düştüğümü de hissettim sonrasında
beni bir araca koydular. Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne gittiğimde her taraf kan
gölüydü. Oraya giderken bulunduğum araca da ateş açtılar. Orada beyninden vurulanlar,
bağırsakları dışarıda olan insanları gördüm. Ben vatanı için mücadele edenleri hastaneye
gönderirken ben de onların yanına gelmiştim…
Orada benden daha ağır yaralılar olduğu için tedaviyi hep reddettik. Olay esnasında
da telefonum yanımda değildi, kaybetmiştim. Hemşirelerden biri bana, ‘bir yakınınızın
telefonunu verin de haber verelim’ dedi ama kimse yok. Eşimle irtibat kuramıyordum.
Sabaha kadar beklerken ve Fetih Suresi’ni okurken uyuyakalmış. Eşim de benden haber
alamıyordu, merak ediyordu. En sonunda eşim haber alınca feryat-figan kendini dışarı
atıyor. O sırada mahallemden yine hastaneye giden, çocuğunun vurulduğunu söyleyen
biri eşimi araca alıyor. Hastaneye giderken de onlara 7-8 el araca ateş edildi. Ama bir
şey olmadı şükür.
Tüm bunlar ben bayıldıktan sonra oluyor. Ben bayıldığımda da beni öldü sanıp
şehitleri topladıkları yere koyuyorlar. O esnada sağ elimin 3 parmağı oynuyor ve bu da
birisinin dikkatini çekiyor. Gözümü açıp, parmağını gözüme batırıyor ve ben o anda irkiliyorum. 27 gün boyunca o hastanede kaldım. O esnada bakanlar, bürokratlar, Üsküdar
Belediyesi’nden geldiler ziyaretime. Meğerse gazi olmuşuz haberimizi yok. Allah bize
de bunu nasip etti.
Darbe girişimi amacına ulaşsaydı size göre şu anda nasıl bir durum olurdu?
Hayal bile edemiyorum... Rabbim emretseydi her şey olurdu. Rabbim inanların
yanında. O sahtekar, şarlatanın arkasından gidenler düşünsün. Yine olsun yine giderim.
Bu can benim değil, Allah’ındır. Gazilikle nişanlandım. Şehitlikle evlenirim. 3 çocuğum
var feda olsun bu vatana.
Halkın o gece gösterdiği birlik beraberlik size ne hissettirdi?
- 169 -
- 170 -
Normalde canı çok tez bir insanım. Ömrümde ilk kez öyle bir kimliğe bürümdüm.
İğne batsa korkarım. Rabbim o akşam nasıl bir kimliğe büründürdü beni. Yaşım şu anda
50. Şu ana kadar bunu hiç yaşamadım. Bundan sonra bir daha yaşar mıyım onu da
bilemem. Rabbim o mermiyi bana hissettirmedi, o havayı teneffüs ettirdi…
ONBEŞ TEMMUZ
O Gece Milletçe Birlik Kardeşlik Var Edildi
Namertlere Şafakla Her Yer Dar Edildi
Bölünmedi Bu Necip Millet Tek Yürekti
Edipler Edepsizlere Edebi hemen öğretti
Şehitlerimiz Şahlanarak ölümsüzleşti
Tanımadı Bu Millet Mabedine El Uzatanlara Hak
Ezdi Geçti Tank Top Jet Seslerini Ezan Okuyarak
Menfur Ellere Teslim Edilmedi Bu Vatan Bu Toprak
Mazimiz Hep Muzafferdi Ebedi Muzaffer Kalacak
Unutmayacağız 15 Temmuz’u Unutturmayacağız
Zilleti Ta Mahşere kadar Kovalayarak


İSMAİL AKGÜN


İsmail Akgün, hiç bilmediği darbeyi, binlerce insanın arasına katıldığı meydanlardaki mücadele
esnasında öğrenmişti.


DEVLETİMİZİN
BEKASI İÇİN
MEYDANLARDAYDIK
BİRLİK
BERABERLİĞİMİZLE
GURUR DUYDUK

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mı-
sınız?
Ben 1979 yılında dünyaya geldim.
Aslen Kastamonu Cide İshakça Köyü’ndenim, İstanbul Çengelköy’de oturuyorum.
2 kız, 1 erkek olmak üzere 3 kardeşiz.
Evliyim, 1 kız ve 1 oğlum var. Şu anda
Adalet Sarayı’nda memur olarak çalış-
maktayım.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan
nasıl haberdar oldunuz?
Biz o akşam eşimle birlikte kayınpederime oturmaya gitmiştik. Televizyon
izlerken köprüde terör olayı olduğu söylendi. Sonrasında eve geldiğimde ise hala
daha ne olduğundan habersiz bir şekilde
dışarı çıktım. İnsanların akın akın meydanlarda bir yerlere gittiğini gördüm.
Yaşlı bir insana sordum, “Ne oluyor”
diye. O da bana, “Allah’ını seven dışarı
çıksın, devlet elden gidiyor” dedi. Tabi
ben de o ana kadar darbenin ne olduğunu
bilmiyordum. Sonrasında tekrar eve döndüm. Üzerimi değiştirdikten sonra eşime
dışarı çıkacağımı söyledim. O ise gitmemi
istemedi. Bunun üzerine ben de ona,
“Benden şerefsizce yaşamamı bekleme.
Ölürsem hakkım size helal olsun” dedim ve çıktım. Benim dışarı çıkmamdaki en
önemli etkenlerden birisi de Cumhurbaşkanımızın televizyondan insanları meydana ça-
ğırmasıydı.
İsmail Akgün televizyon haberlerinden öğrendiği tuhaf durumun ne olduğunu anlamak için soluğu sokakta aldı. Akın akın yürüyen insanları görünce çok bir anlam veremese de yaşlı bir vatandaşın
“Vatan elden gidiyor, Allah’ını seven dışarı çıksın” sözleri çok etkilemişti
onu… Eşiyle helalleşip meydanlara çıkan İsmail Akgün, darbenin ne
olduğunu da sokaktaki kalabalığa karışıp mücadeleye başlayınca
anlayacaktı. Çengelköy Meydanında askerlerle karşı karşıya geldiklerini
anlatan İsmail Akgün, “Vatandaş geri gitmeyince bu kez ateş etmeye
başladılar ve ben de o esnada en önlerde olduğum için ayağımdan, kaburgamdan ve kolumdan vurulmuştum” diyerek anlatıyor o anları.
“Tek amacımız devletimizin bekasıydı” diyerek de o gece meydanlarda olmalarının en önemli gerekçesini dile getiriyor İsmail Akgün…

Dışarı çıktığınızda nereye gittiniz, yanınızda kimler vardı?


Evden tek başıma çıktım. Ana cadde zaten bizim evin hemen altındaydı. Ben de insanların arasına karıştım ve onlarla birlikle Çengelköy Meydanı’na indik. 23.30 gibi
hainler karakolu esir almışlardı. İnsanların arasından tek başıma o kadar yaklaştım ki
50 metre gibi bir mesafe vardı askerlerle aramızda. Ben tek gittiğim için diğer
vatandaşlarda tek tek gelmeye başladı benim bulunduğum yere. Binanın arkasında olduğumuz için de onlar bizi görmüyordu. Fakat insanlar çoğalınca bizi fark ettiler ve
korkutmak için asfalta ateş etmeye başladılar. Ancak o ateş bizi yıldırmadı. Biz
ilerlemeye devam edince bu kez halkın üzerine sıkmaya başladılar.
Yaralanmanız nasıl oldu, sonrası nasıl gelişti?
Üzerimize ateş ettikleri anda vurulmuştum. Ayağımdan, kaburgamdan ve kolumdan
vurulmuşum. Büyük bir ihtimalle de seken mermiler o şekilde vücuduma gelmişti.
Sonrasını ise hiç hatırlamıyorum. Çünkü bilincimi kaybettiğimden, beni alıp bir
hastaneye getirdiler. Ameliyat olduktan sonra uyandım. Zaten vurulduğumda çok kan
kaybetmişim ve benim öldüğümü düşünmüşler. Durumum öylesine ciddi olduğu için de
hastanede doktorlar da benim için “Her şeye hazırlık olun” demişler.


O geceye dair başka neler hatırlıyorsunuz?


Bütün amacımız ve mücadelemiz; Devletimiz elden gitmesin, Cumhurbaşkanımızın
kılına zarar gelmesin diyeydi. Namus ve devlet elden gittikten sonra sen yaşasan ne
olur, yaşamasan ne olur?
Darbe girişimi başarılı olsaydı, size göre bugün nasıl bir durum olurdu?
Allah göstermesin Filistin’den daha beter olurduk. Bizim insanımız ölür ama
memleketini terk etmez. Çünkü biz çok farklıyız. Kendi memleketimize herkesi kabul
ederiz ancak bizi kimse kabul etmezdi. Tabi bütün bunların yanında biz öyle bir milletiz
ki, bizde bu inanç, bu vatan aşkı varken bu darbeler başarılı olmaz.

O gece halkın bütün kesimlerinin sokakta olması size ne hissettirdi?
O gece gerçekten çok farklıydı. Gördüğüm manzara, ülkemizin o akşam gösterdiği
birlik-beraberlik ve bütünlük bana çok büyük gurur verdi. Ben o zaman da çok iyi
anladım ki bizim insanımızın başına bir şey geldiğinde sımsıkı kenetlenebiliyoruz. Yani
ihtiyaç olduğunda biz anında bir ve bütün olabiliyoruz. İyi ki Müslüman’ız, iyi ki
Türk’üz. O gece ülkemizin gücünü bir kez daha anladım.

KAAN ÇORBACI


Kaan Çorbacı o gece halkın gösterdiği
birlik-beraberliğin bu ülkenin en önemli
duruşu olduğunu anlattı.
HAİNLERE
VERİLECEK
BİR KARIŞ
TOPRAĞIMIZ YOK

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?


Ben 26 Temmuz 1999 İstanbul Üsküdar doğumluyum. Aslen Kastamonu Araçlıyım.
9 Eylül Üniversitesi Tarih Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. 1 kız, 2 erkek olmak üzere 3
kardeşiz.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?
Ben o zamanlar 16 yaşındaydım. Evde televizyon izliyorduk. Televizyonda garip
olaylar vardı. Önceden yaşamadığım, görmediğim olaylardı. Sonrasında sosyal medyada
paylaşılan videolar önüme düşmeye başladı. Ben de tarihe meraklı olduğum için darbe
olaylarını araştırdım. O gün de sonra iyi ya da kötü olarak Türkiye’nin kaderinin
değişeceğini biliyordum. Aradan biraz zaman geçtikten sonra babam geldi. Babam
Florya’da çalışıyordu, biz de Sultanbeyli’de oturuyorduk. Babam geldikten sonra televizyonda kanalları gezerken, TRT’de spikerin sözde bildiriyi okuduğunu gördük.
Daha sonrada Cumhurbaşkanımızın CNN’deki konuşmasına denk geldik. Cumhurbaş-
kanımızın halkı meydanlara çağırmasının ardından sokakta kornalar çalmaya ve sloganlar
atılmaya başladı. Biz de annem, babam, amcam ve yengem ile “Ne yapabiliriz?” diye
düşündük. Kardeşim de yanımdaydı ve sonrasında sokağa çıkmaya karar verdik. İlk
başlarda olayların bu kadar büyüyeceğini de tahmin etmiyorduk ancak babam, “Bunlar
darbe yapmaya çalışıyor” demişti bize.
Sokağa çıkmanızdaki en önemli etken neydi?
Bu ihanet çetesinin eylemiyle insanların olumsuzluk yaşamamasını istedik. Çünkü
bu ülke böyle hainlere, teröristlere teslim edilemezdi. Ayrıca Cumhurbaşkanımız Recep
Tayyip Erdoğan’ın konuşması da bizim sokağa inmemizde tetikleyici bir unsur oldu.
Gittiğiniz yerde nelerle karşılaştınız, neler gözlemlediniz?
İlk olarak Sabiha Gökçen Havalimanı’na gitmeyi düşünüyorduk. Ama gidişler
kapalı olduğu için rotamızı Orhanlı gişelerine çevirdik. Gişelere gittiğimizde silah
sesleri duymaya başladık ve orada da kalabalık vardı. Trafik de kilitli olduğu için
Henüz 16 yaşındaydı 15 Temmuz gecesi Kaan Çorbacı… Tarihe olan ilgisi nedeniyle sosyal medyada o geceyle alakalı yayılan söylentilere ilişkin kısa bir araştırma yapmıştı. Ailecek oturup ne
yapmaları gerektiğine karar verdiklerinde de Cumhurbaşkanı’nın halkı
meydanlara çağırmasına kayıtsız kalmamışlardı. ‘İhanet Çetesi’ olarak
nitelendirdiği hain darbecilerin niyetini de ilk olarak babasının kendilerine söylediğini anlattı Kaan Çorbacı. O, “Bu ülke hainlere, teröristlere
teslim edilemezdi” sözü ile aslında o gece meydanlarda olan herkesin
duygularının tercümesi de oluyor bir bakıma.
Kaan Çorbacı’nın en büyük hayallerinden birisi de o hain girişimin
yapıldığı gece halkın gösterdiği birlik-beraberliğin her zaman olması.
Çorbacı, “Böyle birlik olmamız için bu tarz önemli durumlar yaşamamız
mı gerekiyor. Farklılıklarımız olsa da ortak yönlerimiz çok. Birlik-beraberlik ve sevgi-saygı içinde yaşayabildiğimiz bir Türkiye en büyük arzumdur.” Sözleriyle de bu düşüncelerini dile getiriyor.
arabadan inip gişelere doğru yürümeye ve kalabalık arasından ilerlemeye başladık.
Amcam bir ara kısa bir süre bizden ayrıldı ama biz hep babamın yanındaydık. Ben o
zaman 16, kardeşim ise 14 yaşındaydı. Gişelere yaklaştığımızda ise birkaç polisle
karşılaştık ve bulunduğumuz noktada 50 kişi falan vardı. Sonrasında ise bir anda
kendimizi ateşin içinde bulduk. Babam “Eğilin” dedi ve yere yatmaya başladık. O
esnada vatandaşlar, “Silahlarınızı bırakın, teslim olun…” tarzında sloganlar atıp,
Tekbirler getirdi. Ateş sonrasında vurulanların yerde yattığını görünce şok geçirdim. O
an kendimden çok kardeşim ve babamı düşündüm, onlara bir şey olmasın diye. Sonra
bir fırsat bulup ateş edilen yerin ters tarafında bir aracın arkasına yerleştik. O anda
orada 10 kişi vardık galiba. Ancak biz oraya girdikten sonra bizim olduğumuz yere
yoğun bir ateş başladı. Biz ‘Durun” desek de durmadılar o sırada. Silahsız insanlara
ateş ediyorlardı. Gözümün önünde orada birkaç kişi vuruldu.
Yaralanmanız nasıl oldu, sonrası nasıl gelişti?
Babam benim yanımda, kardeşim ise arkadaydı. O esnada birden ‘çat’ diye silah sesi

duydum. Ondan sonra bir süre hiç ses duyamadım. Sonrasında babam yüzüme baktı ve
yüzümden kan geldiğini söyledi. Ben şuursuz bir şekilde kelime i şehadet getirdim, öldüğümü zannettim. Çünkü ellerimi, yüzümü temizliyordum ama tekrar her tarafım kan
oluyordu. Etrafımdaki insanların durumu da benim gibiydi. Her tarafları kan içindeydi.
O an kardeşime bir şey oldu diye çok korktum. Dönüp baktığımda ona bir şey
olmadığını görünce çok rahatlamıştım. Sonrasında ise bayılacak gibi oldum ve babama
söyledim. Babam da “Geldiğimiz arabanın olduğu yere koşalım, hastaneye gidelim”
dedi. Arabası olanlar yaralı olanları, direkt hastaneye götürüyordu. Orada tam bir birlik,
bütünlük vardı. Sonrasında amcamın olduğu yere doğru gittik. Orada da yaralılar ambulanslarla hastaneye taşınmaya çalışılıyordu. Araca ulaştıktan sonra hastaneye doğru
yol aldık ve Sultanbeyli’de hastaneye geldik. Orada beni hemen arabadan indirdiler ve
yatırdalar. Bilincim de tam açık değildi ve olanları tam hatırlamıyorum. Yüzümde,
kafamda şarapnel parçaları vardı ve tek tek çıkartılıp pansuman yapıldı. Tedavim tamamlandıktan 1 saat sonra eve gittim tedavim bir hafta boyunca o şekilde devam etti.
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı size göre şu anda nasıl bir durum olurdu?
Bunun cevabını aslında önceki darbelerden de biliyoruz. 1960’dan ve 1980’den
sonra olan darbelerde insanların nasıl kutuplaştırıldığını ve her gün sokaklarda insanların
öldürüldüğünü biliyoruz. Darbe başarılı olsaydı ülke kısa yoldan teröre teslim edilmiş
olacaktı. Tüm insanlar zarar görecekti bundan. Fethullah Gülen’in hem ülkemizde hem
de yurt dışındaki okullarını, oluşumlarını biliyoruz. Bu doğrultuda, günümüzdeki
şartlarda Amerika’nın desteklediği oluşumun Türkiye’yi yeni bir Suriye ya da
Libya yapmak istediği bir
hareketti bu.
O gece halkın meydanlardaki birlik-beraberliği size ne hissettirdi?
O akşamki ortam gü-
nümüzde çok göremediğimiz bir ortamdı. Böyle birlik olmamız için bu tarz
önemli durumlar yaşamamız mı gerekiyor. O ortamı
gördükten sonra bunları da
sorguluyorum. Aslında her
zaman birlik olacak bir halkız. Farklılıklarımız olsa
da ortak yönlerimiz çok.
O anı görmek güzeldi ama
her zaman böyle olsak,
bunları hiç yaşamasak. Birlik-beraberlik ve sevgi-saygı içinde yaşayabildiğimiz
bir Türkiye en büyük arzumdur.