15 Temmuz gecesinin seyrini değiştiren olay!

15 Temmuz gecesi bir darbe girişimi olduğunu ilk nasıl öğrendiniz?

Mustafa SEYDİOĞLU: Saat 21.00 sularıydı. Arkadaşlarım

aradı. Bir karışıklık olduğundan söz ettiler. Televizyonu açıp, ne

olup bittiğine bakmaya başladım. Bir yandan da arkadaşlarla istişare

ediyoruz. Ne oluyor, ne bitiyor, konu ne diye tartışıyoruz.

Gece 23.00 gibi kafamda bir şeyler netleşti. Hatta sosyal medya

hesabımdan direniş mesajı attım. “Namlusu milletine dönmüş

her kimse ona karşı itaat etmeyeceğim. Boyun eğmeyeceğim.”

dedim. Eşime, çocuklarıma belli etmeden hazırlık yaptım. Abdestimi

aldım. Tam çıkacakken, önümü kestiler. Cumhurbaşkanı

henüz açıklama yapmamıştı. Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın

“Meydanlara çıkın!” çağrısını sokakta duydum. Tabii bu çağrı

bizi daha da coşturdu. Bu da ayrı bir konu…

Ülkede ters giden bir şeyler olduğunu anladınız ve sokağa

çıktınız. İlk nereye gittiniz? Sonrasında neler yaşandı?

Mustafa SEYDİOĞLU: AK Parti Genel Merkezi ile Cumhurbaşkanlığına

yakın bir mesafede ikamet ediyorum. Önce AK

Parti Genel Merkez binasına gittim. Küçükte olsa bir kalabalık

vardı. İki tane de tank gelmişti. Cumhurbaşkanlığının simgesel olarak daha önemli olduğunu düşünüp, oradaki arkadaşları da organize

ederek Cumhurbaşkanlığının oradaki Külliye’ye doğru

yürümeye başladık. Söğütözü ile Cumhurbaşkanlığı arasındaki

yolu kesen köprünün altı polisler tarafından tutulmuş, Külliye’nin

önüne çıkış yasaklanmıştı. Gelen vatandaşlar köprünün altında

birikmiş, duruyorlardı. Ben birazda o gecenin heyecanıyla polis

arkadaşlara sitem ederek, yolu açmalarını rica ettim. Direndiler

fakat ben de direndim. Sonra, “Duymadınız mı, Cumhurbaşkanı

halkı meydanlara çağırdı. Siz kimden emir alıyorsunuz?” diyerek

onları kenara ittirip geçtim. İnsanlar da arkamdan gelmeye başladı.

İnsanlar zaten orada birikmişti. Bir kişiden hareket bekliyorlardı.

Ben geçince herkes geçmeye başladı. Jandarma Genel

Komutanlığı Külliye’nin ek hizmet binası ile hemen karşı karşıya.

Ek hizmet binasını önünde dört tane tank vardı. Biz tankların

görüş alanına girince orada sivil polis zannettiğim kişiler bizi

durdurdu. Fakat oradaki kalabalık artmaya başlayınca tankların

birinden bir asker çıkıp, uzun namlulu silahla bize ateş etmeye

başladı. O zaman isabetli atışlar yoktu. Korkutmak için mi, yoksa

hedef alınarak mı yapıldı, pek emin değilim. Atışlar tekrar başlayınca

orada duramadım. Tankların olduğu yere koştum. 25-30 kişilik

bir grup orada birikmiştik. Benimle birlikte tankların olduğu

yere koşan arkadaşlar oldu. Tankın üzerindeki askeri uyardım.

Bu atışı yapamayacağını, bizim Türk vatandaşı olduğumuzu,

kendisinin de Türk askeri olduğunu söyledim. Ben bu konuşmayı

yaparken insanlar bir yandan arkamda birikiyordu. Tankın içerisindekilerden

talimat geldi sanırım. Tank hareket etmeye başladı.

Tabii oradaki insanlar, hepimiz ateşi kesmelerini, yaptıklarının

yanlış olduğunu söylemeye devam ediyorduk.

Siz nasıl yaralandınız?

Mustafa SEYDİOĞLU: Birden bir helikopter ateşi başladı.

Tabii bu çok anlık bir şeydi. Külliye ile Jandarma Genel Komutanlığı

arasındaki mesafe yaklaşık 300-400 metre. Helikopter, havadan

o alanı taramaya başladı. 1 dakika bile sürmedi. Tam

tankın yanından döndüm ki arkamdaki insanın helikopter mermisiyle

parçalandığını gördüm. Muhtemelen bana da ateş edeceklerdi ama tankın yanında olduğum için göze alamadılar. Vücuduma

şarapnel parçaları isabet etti. Sol bacağımda çok derin bir

yara açıldı, derin bir kesik oluştu. Yine göğsüme, koluma, ayaklarıma

şarapnel parçaları isabet etti. Önce bazı şarapnel parçalarını

çıkarmadan tedavi etmeye çalıştılar ama sonra enfeksiyon

kaptı. Tekrar ameliyata alındım. Sadece bir tanesi hariç hepsini

aldılar. Hastanede tedavim yaklaşık iki ay sürdü. Sonrası istirahat

dönemi.

Yaralanma sonrası süreçte neler yaşandı? Sizi hastaneye

kim götürdü?

Mustafa SEYDİOĞLU: Aslında o gece bir şok yaşıyorsunuz.

Bacağımdan kanların aktığını hissettim. Zaten ayakta duramadım

yere çöktüm. Fakat etrafımda parçalanmış insanları

gördüm. Tankın orada duruyordum. Şok halindeydim. Ne yapacağıma karar veremiyordum. Oradan gidemiyordum. Çünkü birinin

beni gelip oradan alması lazımdı… Telefonum yanımdaydı.

Arkadaşlara ulaştım ama trafiğin felç olduğunu ve bana ulaşmalarının

zor olduğunu söylediler. Sonra Sağlık Bakanlığından bir

arkadaşı aradım. Bir ambulans gönderip beni almalarını istedim.

Çok yaralının olduğunu ambulans çıkaramayacaklarını ama yakında

olan arkadaşları yönlendireceklerini söylediler. Öte yandan

çok kan kaybettiğimin farkındaydım. Biran önce oradan uzaklaşayım

düşüncesiyle kalktım. Topallayarak yürümeye çalıştım. Etrafta

yaralanan insanlar vardı. Yardım istiyorlardı. Yaşlı bir

amca, “Evladım yaralıyım. Bana yardım edebilir misin?” dedi.

“Amca bende yaralıyım ama ambulansa ulaşamadım.” dedim.

Ambulansın numarasını sordu. İnanın o şok haliyle birkaç saniye

düşündüm ama aklıma gelmedi. Biraz daha yürüdükten sonra kan

kaybını durdurabilmek için tişörtümü çıkarıp, bacağıma bağlamaya

çalıştım. Biri beni gördü. Gelip bacağıma bağlamama yardım

etti. Sürüne sürüne köprünün altına kadar indim. Artık

başımın dönmeye başladığını fark ettim. Vatandaşlardan biri

“Yaralı değil misin? Niye burada oturuyorsun?” dedi. “Bilmiyorum.”

dedim. Hemen yoldan geçen bir aracı durdurdu. Onlarda

sağ olsun beni en yakın olan hastanenin acil servisine götürdüler.

O gece sokağın atmosferi nasıldı?

Mustafa SEYDİOĞLU: İnsanlar o gece sokaktaydı. İlk

etapta az insan vardı. Cumhurbaşkanımızın “Meydanlara inin”

çağrısıyla kalabalık arttı. İnsanlar heyecanlıydı. Fakat şunu gözlemledim.

Toplumu harekete geçirecek, toplum önderleri lazımmış.

Ben bu noktada toplum önderliği yaptığımı düşünüyorum.

İnsanlar zaten hazırdı. Biri harekete geçince onlarda harekete geçiyorlardı…

Her kesimden insanın sokakta olduğunu gözlemledim.

Şunun taraftarı, bunun taraftarı yoktu. Türkiye sokaktaydı.

Zaman zaman konferanslara davet ediliyorum. Buralarda da hep

bunu söylüyorum… Bugünlerde de Barış Pınarı Harekâtı konusunda

herkes birlik oldu. İdeolojik farklılıklara rağmen tek yürek

olduk. O gece de hep birdik. Bu birliktelik ile darbe girişimini

durdurduk. Belki de iç karışıklığı durdurduk… Şunu söylemek istiyorum. O gece eşim, “Nereye gidiyorsun?” dedi. Kızlarım,

“Baba korkuyoruz!” dedik. Onları, “Bakın komşumuz Suriye’den

gelen, burada dilenen kadınlar, çocuklar var. Onlar buraya geldiler.

Onların Türkiye’si var. Bizim gidebileceğimiz, bizi kabul

edebilecek hiçbir yer yok!” diyerek ikna ettim… O gece yaşananlar

çok zordu. Ancak yaşayanların anlayabileceği bir psikoloji

bu... Allah öyle bir geceyi bir daha yaşatmasın. Bu millete hep

dua ediyorum.

O gece asla unutamadığınız bir an var mı?

Mustafa SEYDİOĞLU: O gece unutamadığım birkaç an var

diyebilirim. Helikopter tarafından tarandığımızda hiç tanımadığım

insanların yanımda şehit olmasını unutamıyorum. Bazı insanların

vücudu bir bütün değildi ve bu gerçekten dehşet verici

bir şey. Yine hastane odasına çıkartıldığımda geçen uçakların o

süpersonik patlama dedikleri seslerinden hastanenin sallanmasını

unutmuyorum. Orada yaşadığım korkuyu unutulmaz. Helikopterden

ateş açıldığında, tanktan ateş açıldığında korkmadım ama o

binanın sallanmasından korktum… Daha sonra çocukların anlatımından

biliyorum. Onlar da annelerinin koltuk altına girerek evin

koridoruna sığınmışlar. Çünkü geçen uçaklar ve helikopterlerin

etkisiyle lojmanın camları patlamış. Onlarda aynı korkuyu, belki

de aynı saatlerde yaşamışlar.

Yani bunlar çok unutulabilecek

şeyler değil. İnsan hafızası tabii

ki zaman içerinde bazı şeyleri

unutabiliyor. O günkü yaşadığım

duyguları unutmamak

adına, onları yazdım… Hastanede

yatarken Malatya Milletvekili

Öznur Çalık ziyarete geldi.

Sayın Cumhurbaşkanımızın gazilerden

mektup istediğini söyledi.

Benim kollarım yaralı

olduğu için eşime yazdırmıştım.

Cumhurbaşkanına o günkü duygularıma anlatan iki sayfalık bir mektup yazdık.

O gece milleti sokağa çıkaran, ortaya bir irade koyulmasını

sağlayan size göre neydi? Geçmişte yaşanan darbelerden

alınan dersler mi? Komşu ülkelerde olup bitenlerin farkında

olmak mı?

Mustafa SEYDİOĞLU: Kısa bir süre önce Arap Baharı adı

altında emperyalist güçlerin gönül coğrafyamıza bir çöreklenmesi

söz konusuydu. İnsanlarımız aslında bunun farkında ve bilincindeydi.

Bir ikincisi iyi bir liderliğin ne demek olduğunu anlamış

olduk. Cumhurbaşkanı önderliğinde halkın nasıl demokrasinin,

ülke bütünlüğünün yanında olduğunu görmüş olduk. Tarihten

bunu şöyle örneklendiriyorum. İstanbul Rum Fener Patrikhanesinin

orta kapısında idam edilen Papaz Grigory, Çar Nikolay’a bir

mektup yazar. Mektubun konusu da “Bu Türkleri nasıl yenebilirsiniz?”

Mektupta geçen sözlerden birisi şudur: “Türkler koyun

sürüsüne benzer. İyi çobanları olursa önlerinde duramazsınız. O

yüzden siz sürüye değil, çobana çalışın”… Dolayısıyla iyi bir

lider ülkenin kaderini değiştirir… Şunu da unutmamak gerekir.

Türk milleti zaman içerisinde bilinçlendi. Demokrasinin ne

demek olduğunu anlıyor ve demokrasinin kıymetli bir rejim olduğunu

biliyor. Ona sahip çıkıyor. 15 Temmuz gecesi, toplumun

her kesiminden bizler; demokrasiye, milli iradeye, verilen oya

sahip çıkılması gerektiğini dünyaya göstermiş olduk.

Sizce 15 Temmuz gecesinin seyrini değiştiren olay ne

oldu?

Mustafa SEYDİOĞLU: Bana göre Cumhurbaşkanının ülkenin

birliği, dirliği ve demokratik rejimi adına çıkıp, halkı meydanlara

davet etmesi oldu. Halk artık bazı şeyleri benimsemişti.

Hani “Dağdaki çobanla şehirde okuyan insanın oyu bir mi, benim

oyum bir mi?” sorusuna o gece sokakta iyi bir cevap verilmiş

oldu. Eğitim diploma ile olmuyor. Özümseme ile alakalı bir şey.

Belki diploması yok ama demokrasinin ne kadar kıymetli bir

rejim olduğunu, milli iradenin ne kadar önemli olduğunu, eli silahlı

insanların gelip bizim irademize el koyamayacaklarını göstermiş

oldu. Söylemiş oldu. Bu direnci yaşatmış oldu. O gece halkın meydanlara çıkması, o birlik ve beraberlik

duygusu size ne hissettirdi?

Mustafa SEYDİOĞLU: Okuduğum, araştırdığım kadarıyla

kendi perspektifimden bu soruya cevap vermek istiyorum. Aslında

Türk milleti sosyal genlerinde bunu taşıyor. Çok köklü bir

tarih tecrübesi var. Kolay kolay böyle saldırılara boyun eğebilecek

bir millet değiliz. Aslında bunu emperyalistler de çok iyi biliyor.

Zaten bundan yüz sene evvel gazi adaşlığından

övündüğüm Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde neler

başarıldığını çok yakın bir tarihte onlara göstermiştik. Hatta İngiliz

bir başkanın “Mustafa Kemal yüzyıllık planımızı yok etti.”

diye bir sözü var… Liderlerimiz gerçekten millete sahip çıkarsa,

ülkeye sahip çıkarsa ki yakın zamanda Cumhurbaşkanı Recep

Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde de aynı şeyleri sergilediğini

gördük. Bu millet kesinlikle müsaade etmez. Her zaman mazlum

milletlere önder olmuş, örnek olmuş, yol göstermişizdir. Ben her

zaman söylüyorum, yokluk zamanlarında bile, Kıbrıslı kardeşlerimizi

Rum ve Yunan zulmüne karşı koruduk. O yokluk zamanımızda

gidip, oraya barışı getirdik. Hem Rumlar hem Türkler

barışı gördü. O anlamda biz Türk milleti olarak savaş seven bir

millet değiliz. Ama söz konusu vatansa dünyanın şah damarını

kopartırız. Yaşlısından gencine, kadınından çocuğuna “Ya istiklal

ya ölüm!” diyen bir milletiz. Bunun tarihte örnekleri zaten

var. Kurtuluş Savaşı’nda bazen çarşafıyla, bazen kundaktaki bebeğinin

battaniyesini mermiye sararak, bazen erkek kılığına girerek

savaşan kadınlarımız var. Dolayısıyla bu anlamda bizim

kadınımız erkeğimiz fark etmiyor. Biz vatan sevgisiyle dolu bir

milletiz. Bu coğrafyadan bizi silmeye çalışıyorlar ama bunu yapamayacaklar.

Bunu da çok iyi biliyorlar. Onların ki sadece,

“Acaba yapabilir miyiz, olur mu?” düşüncesiyle çabalamak. Bu

millet bunlara fırsat vermeyecek inşallah.

15 Temmuz gecesini nasıl tanımlarsınız? O gece sizin için

ne anlam ifade ediyor?

Mustafa SEYDİOĞLU: Bunu sosyal medya hesabımdan da

paylaştım. Benim için 15 Temmuz demokrasiye nasıl sahip çıkıldığının

tüm dünyaya gösterildiği gecedir. Bir ülkeye nasıl sahip çıkılacağının gösterildiği gecedir. Emperyalizme nasıl direnildiğinin

gösterildiği gecedir. Hem de bu sadece bir anlayışın değil,

siyasi bir görüşün değil tüm Türkiye’nin direnişidir. Ben 15

Temmuz gecesini böyle tanımlıyorum.

Son olarak söylemek istediğiniz, vermek istediğiniz bir

mesaj var mı?

Mustafa SEYDİOĞLU: Aslında tüm bu konuştuklarımız tarihe

kayıt olarak düşüyor. Sizin yaptığınız bu hizmet çok büyük

bir hizmet. Yarın gelecek nesilden, kuşaktan bir kişi bile okursa

verilen bu mücadeleyi görmüş olacaklar… Hastanede yaşça benden

büyük 80 Darbesi’ni gençken yaşamış, hatta ideolojik mücadelenin

de tarafı olmuş bir ziyaretçim bana, “Ya senin ne işin

vardı? Ölseydin çocukların yetim kalacaktı.” deyince, şu cevabı

vermiştim: “Bizim çocuklarımız yetim kalmasın diye Güneydoğu’da

kendi çocuklarını yetim bırakan şehitlerimiz var. Ben de

onlardan biri olurdum. Evet, belki benim çocuklarım da yetim

olurdu ama vatan evlatları yetim olmazdı. Eğer siz 80 Darbesi’ne

direnebilmiş olsaydınız belki ben bugün bu halde olmazdım.”

13 Tem 2022 - 12:24 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 61Medya Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 61Medya hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler 61Medya editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 61Medya değil haberi geçen ajanstır.