15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz? İkametgahıma yakın olan Koşuyolu’nda arkadaşlarımla oturuyordum. Hain darbegirişiminden gelen telefonlar ve sosyal medya aracılığı ile haberdar oldum.

“Söz konusu vatansa gerisi teferruatt"- Mustafa KILIÇ “Söz konusu vatansa gerisi teferruatt"- Mustafa KILIÇ

MAHMUT TALHA UÇAR
Mahmut Talha Uçar, yıllar önce kendi iç dünyasında
olası böyle bir durumda kararını vermişti, bu yüzden
de hiç düşünmeden meydanlara çıkmıştı.
HAKSIZLIĞA
DUR DEMEK
YILLAR ÖNCE
VERDİĞİM
BİR KARARDI


Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 29 Eylül 1992 yılında İstanbul Zeytinburnu’nda dünyaya geldim. 4 kardeşiz
ben evin en büyüğüyüm. Aslen Kastomunu Devrekani ilçesindeniz. Doğma büyüme İstanbulluyum. İlköğretim ve liseyi Beykoz’da okudum. Üniversite eğitimimi İstanbul
Tıp Fakültesi’nde tamamladım. Şu anda Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp
Fakültesi Halk Sağlığı Bölümü’nde araştırma görevlisiyim. Bekarım.
Nasıl öğrendiniz darbe girişimini, ne yaptınız?
O gece ben saat 10.00 civarında Kavacık’a yakın bir mahallede bulunan Rüzgarlıbahçe
Mahallesinde bir restoranda çorba içiyordum. Orası ayrıca Beykoz ve Köprüye de çok
yakın bir yer. Çorba içtiğim restoranın oldukça büyük ekran televizyonlarında askerin
köprüyü kapattığını gördüm. Bu durum bana normal gelmedi. İlk başta siyasetle meşgul
olan bir abiyi aramayı. Ancak onun da bilemeyeceğini düşündüm ve direkt arabama
atlayıp olay yerine gittim. Orada ilk olay yerindeki 20-30 kişiden birisiydim. Askerler
vardı. Yanlarına yaklaşanlara silah doğrultuyorlardı. FSM Köprüsünün üzerinde viyadüğe
yakın bir yere arabamı çektim ve tellerin olduğu yerlerden çimenlerden köprüye indim.
Askerler üzerimize bizi oraya yaklaştırmamak için üzerimize silah doğrultarak bize
“Evlerinize dönün” dediler. Doğulu olduğunu düşündüğüm bir abi biraz da yüksek
sesle, “Bundan sonra bize itaat edeceksiniz, arkadaşlar hep beraber bu olaya müdahale
Mahmut Talha Uçar Tıp Fakültesi öğrencisiydi o zaman. Yemek yediği sırada televizyon ekranlarından öğrendiği olay sonrası hiç düşünmeden çıkmıştı meydanlara. Aslında o böyle olası bir
durumda kararını yıllar önce vermişti. Kendi anlatımıyla da bunu şu
şekilde dile getirdi Mahmut Talha Uçar: Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde lise öğrencisiydim. Kendi kendime ‘Yarın bir gün bu ülkenin meşru
hükümetine böyle bir şey olsa ben ne yaparım?’ diye sorup sonra da yine
kendi kendime cevabını, “O gün o haksızlığa karşı dur derim” şeklinde
vermiştim. Yani kendi diye iç dünyamda kararımı daha öncesinden
vermişim. Ve o gece de hiç düşünmeden sokaktaydım. Sonra sayın
Cumhurbaşkanının sözleri halkı bu haksızlığa karşı davet etmesi bizim
orada sabit kalmamızı ve güçlü durmamızı sağladı.”
Mahmut Talha Uçar, gençler ve gelecek nesillerde bilinç
oluşturulması adına da sadece 15 Temmuz değil geçmişte yaşanan darbe
girişimleri ile benzer durumların anlatılarak, karşı durulması konusunda
bilinçlendirme yapılması gerektiğine de vurgu yaptı. Uçar, o gece halkın
bütün kesimiyle sokaklarda olmasının herkese öğreteceği bir dersi de
barındırdığına vurgu yaptı. İnsanlara ön yargılı bakmamak ve kimseyi
küçümsememek gerektiğinin en güzel örneğinin o gece meydanlarda
vücut bulduğunu anlatırken, “Belki biz yaralandık gazi olduk. Ancak o
gece herkes o niyetle yani vatan için ölmek için sokaklardaydı. Yaralanmayanlar da bizim gözümüzde o gece gazidir” ifadelerini kullandı.

edelim” diyordu bize. Orada yaşanan olayın aslında terörle ilgili bir olay olmadığını ve
aslında darbe girişiminde bulunduklarını anlamıştık. O abi, “Bunlar kim, bir avuç
insan. Gelin bunlara günlerini gösterelim” diyordu.
Biz olayın öyle olduğunu anlayınca ayrılmadım oradan. Biraz daha bekledik. Daha
sonra bunların gerçekten darbe yapmaya çalıştığı önce dönemin başbakanı Binali
Yıldırım’ın açıklamasıyla (O açıklamayı telefonumu şarj ederken radyodan dinlemiştim).
Ardından da Cumhurbaşkanının açıklamaları ile anlaşıldı. Zaten Cumhurbaşkanının
çağrısı olunca yüzler, binler meydanlara gelmeye başlamıştı. O süreçten sonra insanlar
ellerinde bayraklarla geliyordu. Sonrasında hep birlikte sloganlar atılmaya ve tekbir getirilmeye başlandı. Özellikle de ‘Asker kışlaya’ sloganı eşliğinde tekbir getirildi.
Askerler bunlara rağmen tankların üzerindeydi. İnsanlar slogan atarken bir yandan da
askere yaptığının yanlış olduğunu anlatıyordu. Ancak onlar hiç vazgeçmeye niyetli
değildi. (Şimdilerde mahkemelerde ifadelerine rastlıyoruz ki şaka gibi geliyor söyledikleri)
- 192 -
Olaylar gece saat 01.00-02.00 arasında bir anda şiddetlenmeye başladı. Askerler
tankları üzerimize sürmeye ve kurşun sıkmaya başladılar. Bir tank vardı 360 derece
namlusunu çevirerek üzerimize sürüyordu. Yaklaşık 30 kişiyi yaraladı herhalde. Ben de
o tank ilerlemesin diye önce paletinin altına bir kaç tane demir attım. Tank çapraz
demirleri ezip geçti. Hatta tank giderken demir olup olmadığını da görmüyor olmasına
rağmen onları ezdi geçti. Çünkü orada insan da olabilirdi. Sonra polis bariyerlerini
çektim onları çekerken sağ elimin iki parmakları iki bariyerin arasına sıkıştı. Elimi hızlı
bir şekilde çektim olayın sıcaklığı ile insan anlamıyor tabi. Ve bir süre sonra yaralananlara
müdahale etmeye devam ettim. İnsan başka yaralıları görünce hekim olduğunu hatırlıyor.
Hepimiz mesleğimizin gerekliliğini yerine getirmeye çalışıyoruz. Olay yerinde hastaları
görünce müdahale etmeye çalışıyordum. Bağırsakları çıkan, üzerinden kurşun geçip
kanayanlara turnike bağladım. Daha sonra elim iyice ağrımaya ve şişmeye başlamıştı.
Bir süre sonra da ‘Hastanelerde personele ihtiyaç var’ diye bir haber geldi. Gece saat
gece 03.00 olmuştu. Ben de hemen en yakın hastane olan Beykoz Devlet Hastanesine
gittim. Bir gittim her taraf insan kaynıyor. Sanki savaş var gibi onlarca insan acilin
içinde. Arabamda önlüğüm vardı, önlüğümü giyip gazilerimize müdahale etmeye
başladım. Kendi elim de bu arada iyice şişmişti. En son ortopedi uzmanımıza müdahale
ettirdim. Daha sonra sabaha kadar hastanede kalarak yaralılara bakmaya devam ettim.
Tekrar sabahleyin hainlerin alınıp alınmadığını görmek için saat 07.00-08.00 gibi
FSM’ye geri döndüm. Polisimiz geldi ve arabalarla aldılar onları. Yaklaşık 3-4 ay sonra
hastaneye tekrar gitmiştim, çok şükür bir kalıcı hasar yok. Eklemlerim o sürece mor
şekilde kalmıştı.
Sizi meydanlara çıkaran duygu neydi?
Ben yıllar önce Ergenekon ve Balyoz konuları konuşurken lise öğrencisiydim.
Kendi kendime ‘Yarın birgün bu ülkenin meşru hükümetine böyle bir şey olsa ben ne
yaparım?’ diye sorup sonra da yine kendi kendime cevabını, “O gün o haksızlığa karşı
dur derim” şeklinde vermiştim. Yani kendi diye iç dünyamda kararımı daha öncesinden
vermişim. Ve o gece de hiç düşünmeden sokaktaydım. Sonra sayın Cumhurbaşkanının
sözleri halkı bu haksızlığa karşı davet etmesi bizim orada sabit kalmamızı ve güçlü durmamızı sağladı.
Size göre o hain darbe gerçekleşmiş olsaydı bugün nasıl bir durum olurdu?
Bugüne kadar yapılan bütün darbeler ülkeyi büyük hasara uğratmış, insanlar
tutuklanmış bazıları idam edilmiş. Allah korusun eğer böyle bir şeyle karşılaşsaydı yine
bir çok insan yine bunlarla karşı karşıya kalacaktı. Büyük çoğunluğu da malından,
canından, düzeninden olacaktı. Bugüne kadarki darbe girişimlerinin hiçbirisinde böyle
bir sonuç olmamıştı ama bu sonuç bizde anayasa değişikliğini ortaya çıkardı. Tam tersi
farklı bir değişim ortaya koydu. Ve bizlere devletin içerisinde yuvalanmış grupların
kendi topluluklarını önemseyen milleti, devleti, ümmeti değil her zaman kendi varlıklarını
sürdürmeye çalışan grupların ne kadar tehlikeli ve güvenilmez olduklarını, zamanı
geldiğinde bunların nasıl pimi çekilmiş organize hareket ettiklerini gösterdi.
Bizim devlet ve millet olarak buradan bir ders çıkarmamız gerekiyor. Asla bu gibi
- 193 -
- 194 -
illegal grup ve toplulukların devlet içinde yapılanmalarına izin vermememiz gerekiyor.
Ayrıca gençlere de sadece 15 Temmuz değil 196, 1971 ve 1980, sonrasında E- muhtıra
gibi olaylar karşısında tek vücut olunması gerektiği öğretilmeli.
O gece halkın bütün kesimleriyle sokakta olması sizde nasıl bir duygu yarattı?
‘Her tanıştığını Hızır bil’ derler ya biz de 15 Temmuz’da onu gördük. Bütün bu
millet gazi bize göre. O gece belki sadece biz yaralandık ve gazi olduk. Ancak
sokaklardaki o binler de o unvanı fazlasıyla hak ediyor. Bizim için bu anlamda manevi
bir değeri var, evlatlarımıza bırakacağımız manevi bir miras aynı zamanda. Hepimiz
oradaydık. Ancak toplum olarak bizim o beğenmediğimiz bazen, sokaklardaki çocuklar,
egzoz gazı yaptıran abiler de o günü meydandaydı. Asla kimseyi küçük görmememiz
gerektiğini gördük. Daha doğrusu önyargılarımızı bir tarafa bırakmamız gerekiyor.
Kimseyi farklı görmememiz gerekiyor. Birbirimize muhabbet nazarı ile bakarken dü-
şünmeliyiz. Örneğin aracınızda giderken kornaya bastığı için kızdığım ‘Bir gazi ya da
şehidin evladı olabilir mi?’ hassasiyetiyle davranmamız lazım. Bütün millet mozaiğin
parçaları. Çünkü o gece herkes oradaydı. Birileri sokakta diye birileri çıkmama gibi bir
durum olmadı o gece.
Bir vücut halinde bir vücudun organizmaları gibi bütün millet harekete geçti o gece.
Ben de ailemizle yazıştığımız WhatsApp gruplarından mesaj atarak ‘Herkes sokaklara’
demiştim.
- 195 -
MEHMET KEBABCI
Mehmet Kebabcı Türkiye’nin kendi kendine
yetebilen bir ülke konumuna gelmesinin hain
darbe planının altında yatan en önemli etken
olduğunu söyledi
ARTIK EMİR ALAN
BİR TÜRKİYE DEĞİL
‘BEN ÖZGÜRÜM’
DİYEBİLEN BİR
TÜRKİYE VAR

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1982 yılında İstanbul Şişli’de dünyaya geldim. 3 kız, 2 erkek, 5 kardeşiz. Ben
ailenin küçüğüyüm. Aslen Kastamonu Azdavaya İlçesindeniz. Ailemiz çok eskiden İstanbul’a göç etmiş. Memleket yolculuklarımız oldu ancak doğma büyüme buradayız.
Evliyim 3 çocuğum var. En küçük oğlumun adı Abdülhamit. Ben şu anda Milli Eğitim
Bakanlığı Başakşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde devlet memuruyum. Şef olarak
görev yapıyorum. Daha önce hac ve umre organizasyonu yapıyordum.
Bize o geceyi anlatır mısınız, nasıl öğrendiniz hain darbe girişimini, ilk olarak
ne yaptınız?
O dönemde Beykoz Yenimahalle’de oturuyorduk. O akşam evdeydik ve haberi ilk
Mehmet Kebabcı darbe girişimini öğrendiği anda eşiyle helalleşip evinden ayrıldı ve meydanlara çıktı. Fatih Sultan Mehmet Köp rüsü’ne ilk gidenlerden olduklarını söyleyen Mehmet Kebabçı -
orada bulunan 20 civarındaki askerle konuşup onları ikna etmeye
çalıştıklarını dile getirdi. Bir süre orada askerlerle konuştuktan sonra
başlarındaki komutanın emriyle askerlerin yeniden ateş açmaya
başladığını anlatan Mehmet Kebabçı kendisinin hedef gözetmeksizin ve
rastgele açılan ateş sonucu çok sayıda vatandaşın orada yaralandığını
belirtti. Askerlerle diyaloglarına ilişkin de o anları anlatan Mehmet
Kebabçı şunları naklediyor: “Biz ellerimizi havaya kaldırıp askerlere
‘Ateş etmeye gerek yok bizler size zarar vermeyeceğiz, zaten silahımız
bıçağımız yok, elimizde herhangi bir araç yok” deyip
Cumhurbaşkanımızın sözlerini tekrarladık. ‘Ateş ettiğiniz insanlar aileniz
olabilir sonuçta askersiniz diye’ de devam ettik. İçlerinden bazıları ılımlı
“Abi biz emir kuluyuz yapmamız emredildi zorluk çıkarmayın önümüzden
çıkın” derken, bazıları da “Vururum sizi çıkın” diyordu”
Mehmet Kebapçı, sadece Türk halkının değil, Türkiye’de yaşayan ve
‘Ben Türk’üm’ diyebilen herkesin o gece meydanlarda olmasının özellikle
o gece tanklara alkış tutan kesimlere önemli bir ders olduğunun da altını
çizdi.
Darbe girişiminin altında yatan en önemli sebebin ise Türkiye’nin
artık kendi kendine yetebilen ve özellikle ekonomik anlamda da
özgürlüğünü elde eden bir ülke konumuna gelmesinin olduğunu söyleyen
Mehmet Kebapçı, “Artık Amerika’nın, İngiltere’nin veya başka bir ülkenin, ‘Şu şöyle olmalı, öyle olması gerekiyor’ şeklinde bizlere emir verdikleri dönemler geride kaldı. Çünkü onların bu emredici tavırlarına
Türkiye ‘Hayır öyle değil, böyle olacak’ diyebiliyor. Çünkü Türkiye artık
‘Özgürüm’ diyebilecek noktaya gelmiştir. Dışarıdaki düşmanlar içerideki
işbirlikçilerle bu hain planı hayata geçirmek istedi. Ancak çok şükür biz
bu hain planları bertaraf eden bir nesil olarak anılacağız” ifadelerini
kullanıyor.
- 197 -
olarak televizyondan öğrendim. Haberlerde ülkenin çeşitli yerlerindeki hareketlenmeler
olduğu aktarılıyordu. Her tarafta terör eylemleri olduğu için biz normal bir haber olarak
gördük. Ancak daha sonra farklı bir eylem olduğunu anladık. Zira TRT’deki açıklama
bunu gösteriyordu. Dönemin başbakanı Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanımızın halkı
meydanlara daveti ile üzerimize düşeni yapmak için hiç düşünmeden meydanlara
çıktık. Ben evden tek başıma çıkmıştım. Evden dışarı çıkarken çocuklarım yatmıştı. İki
rekat namaz kıldım ve eşime “Gidiş var dönüş yok hakkını helal et” dedim. ‘Bu bir el
koymadır’ dendiğinde “Bize karşı mutlaka silahlı bir direniş olacaktır” diye tahmin
etmiştim. Çünkü geçmişte bunun örnekleri var. Uyuyan çocuklarımıza baktık ve çıktık.
Kendi aracımla Anadolu Hisarı’na gitmek üzere çıktım. FSM’ye hareket yönünde oraya
gitmeyi engelleyen barikat yapmışlardı. O engellerden birindeydik. Oraya gittiğimizde
20 civarında bir asker grubu vardı, başlarında da bir rütbeli varmış. Ancak o zaman
karanlık bölge olduğu için önce fark edemiyorduk. Daha sonra bunu davalarda öğrendik.
Askerlerle konuşup onlara Cumhurbaşkanımızın açıklama yaptığını darbe girişimi
olduğunu söyleyip “Kandırılıyorsunuz. Sizler bizim evlatlarımız, kardeşlerimizsiniz
belki bu kalabalığın içinde ailenizden akrabalarınızdan birisi olabilir. Vazgeçin, dönün”
diye uyardık. Askerlerden bazıları, “Bize ‘terör eylemi var’ dendi o yüzden kışladan
geldik, Bilmiyorduk ama emir eriyiz burada durmak zorundayız” diyorlardı. Daha
sonra bu 20 kişilik ekibi yolu açması için ikna ettik. “Yolu açın kışlanıza dönün, bizden
size zarar gelmez sizler bizim evlatlarımız kardeşlerimizsiniz” dedik onlara. Aramızda
elbette onlara zarar vermek isteyen tek tük de olsa birileri çıkmıştı ancak onlara engel
olmuştuk. 1500 civarında kişi toplanmış ve bayağı bir kalabalık olmuştu. Arkada dar bir
sokak vardı. Bu 20 kişilik asker grubu oraya toplandılar. “Yolumuzu açın gideceğiz”
dediler. Bir süre sonra o 20 kişilik grubun arkasından rütbeli olduğunu öğrendiğimiz
birisi geldi ve bir diğer ekibe “Bizi burada sıkıştık” diye yalan söyledi. Bu kez arkadan
gelen diğer ekip direkt bizim üzerimize ateş açmaya başlamıştı. Hiçbir sorgu-sual
yoktu. Sanki oradakileri sıkıştırıp darp ediyormuş gibi bir algı oluşturuldu. Açılan ateş
- 198 -
üzerine oradaki kalabalık bir anda dağıldı. Ortada biz 3-4 kişi kaldık. ‘Kol-kola gidelim,
bizi öldürecek değiller herhalde’ dedik. Çünkü silahımız da yoktu. Ancak yine aynı
şekilde sorgusuz-sualsiz direkt üzerimize ateş açtılar. Üstelik rastgele, hedef gözetmeksizin
ateş ediyorlardı. Üzerimdeki kıyafetlerin tamamının paramparça olduğunu fark ettim.
Yanımda yaralananlar da oldu. 14 kişi tahminen gazi oldu. Orada bir araç vardı hemen
onun arkasına doğru attım kendimi. Çünkü bacağımdan kan geliyordu. Ateş kesildikten
sonra tekrar çıktık. Herkes ‘Vuruldu vuruldu’ diye bağırıyordu. Daha sonra tekrar
onların geldiği bölgeye doğru çıktık. Onlar da bize gelirken elim havada “Ateş etmeye
gerek yok bizler size zarar vermeyeceğiz silahımız bıçağımız yok, elimizde herhangi
bir araç yok” deyip Cumhurbaşkanımızın sözlerini tekrarladık. “Ateş ettiğiniz insanlar
aileniz olabilir sonuçta askersiniz diye” de devam ettik. Ama onların içinden bazı
askerler ılımlıydı “Abi biz emir kuluyuz yapmamız emredildi zorluk çıkarmayın
önümüzden çıkın” derken, bazıları da “Vururum sizi çıkın” diyordu. Ben onlardan
biriyle konuşurken duruşmalarda isminin Mehmet Karapekmez olduğunu öğrendiğimiz
komutan omuzumdan tutup beni silkeledi. “Zaten bir sıkımlık canın kalmış, onu da
bana aldırma” dedi. Vatandaş geldi yaka paça oldular. Baktık o arkadaşı da vuracak, eli
beline gitti onu da aldık. Beni karga-tulumba hastaneye götürdüler. O bölgeye kendi
aracımla giderken eşiyle sokaklara çıkan ve rahmetli olan Hüseyin Erdoğan isimli karşı
komşumun aracıyla arka arkaya gitmiştik. O bölgede de benim yaralandığımı görünce
beni aracıma atıp Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesine götürdüler. Oraya gittiğimizde
hastanenin her yeri zaten kan gölü gibiydi. Yaralı olmayan kan olmayan bir bölge
yoktu. Bizi de hemen müşahadeye aldılar. Hastane polisi geldiğinde durumu sordu.
“Bizim askerimiz plastik mermi ile ateş etti” dedik. Devletimizin üniformasını taşıyan
insan bize gerçek mermi atmaz diye düşünüyorduk. Kontroller oldu doktor “Evladım
siz gerçek mermi ile vurulmuşsunuz” deyince orada çok üzüldüm. O anda yaşadığım
psikolojik yıkımı anlatamam. Kendi canımız, kendi askerimiz bize gerçek mermi sıkmıştı…
Bacağımdan kalçamdan ve kasığımdan yaralanmıştım. Kolumda da ufak bir
yaralanmam vardı. O biraz çizik gibiydi. Hastanede aynı zamanda aşı da yaptılar, sonra
iğnelerimizi yaptılar ve müşahadeye aldılar beni. O gece orada kaldık. O gece sürekli
birileri geliyordu. O gece şunu çok yaşadım; ağrı kesici yapılması gerekiyor, hemşire
bana doğru geliyor. Tam o esnada birisi gelmiş omuzu parçalanmış. Ben de hemşireye
“Beni bırak ona git” diyorum. Sayısını hatırlamıyorum belki on kez böyle diye diye
sabah olmuştu. Saat 10.00-11.00 civarında “Bana ağrı kesici yapın dayanamıyorum”
dedim. Hep başkalarına bakın diye diye sabahı etmiştim. Bir ara müşahade odasında
televizyonu açtık. Bu arada telefonlarla sürekli irtibattayız. ‘Cumhurbaşkanımız başbakanımız nasıl’ diye merak ediyorduk. Çok şükür o sabah müjdeyi aldık. 12.30’da da
kendi isteğimle hastaneden çıktım. Çünkü yeterince kalabalık olmuştu orası. Elhamdulillâh
ben kendi başımın çaresine bakabilecek durumdaydım. Diğer gazi ve yaralılarımızın
tedavisi öncelikliydi o anlarda.
O gece toplumun bütün kesimlerinden insanların sokakta olması size ne hissettirdi?
Biz o bölgeye giderken hareket halinde birçok insan vardı. Ben Türk’üm diyen,
Türk’üm diyebilen ve ben Türk’üm demekten utanmayan, (çünkü türküm demekten
çekinen acizler var, memleketine hizmet ediliyor diye şikayet edenler onlar) herkes o
gece meydanlardaydı. Bu saydığımız özellikleri taşımayanlar ise o gece balkonlarda
tankları alkışlayanlardı. Bazı caddelerde tankların alkışlandığını duyduk, bunu gören
bazı arkadaşlarımız var. Onun şahitliğini ahirette de dünyada da yaparım meydanda
olanlar gerçek vatan evlatlarıydı. Ayrıca ellerinde Türk bayrakları Afgan’ı Suriyelisi de
meydanlardaydı. Bizim oturduğumuz mahallede Özbekler, Afganlılar ve Suriyeliler
sayıca fazla. Onlar da ellerinde Türk bayraklarıyla meydanlardaydı. Bizim kendi insanımızdan bile sokaklara çıkmayanların olduğu yerde onların meydanlarda olduğunu
gördük. Çanakkale’de de Suriyeli vardı… Bu fıtrata sahip olmayan bir çok insanımız
vardı. Ancak olan insanlarımız da o gece destan yazdı… Zaten o gece meydanlara inen
- 199 -
- 200 -
kahramanlar ve o nesil var
oldukça bu memleketin sırtı
hiçbir zaman yere gelmez.
Hain darbe girişimi ger-
çekleşmiş olsaydı size göre
bugün nasıl bir durum olurdu?
O darbe girişimi Allah
muhafaza eğer gerçekleşmiş
olsaydı şunu net bir şekilde
söyleyebilirim ki İsrail ülkesinin sınırı Türkiye olmuştu.
Bu zaten Türkiye’nin Kuzey
Irak’a, Suriye’ye kurulmak
istenen devletlere mani olmasının sonucu. Devlet içinde
devlet olmak isteyenlerin
Amerika’nın, İngiltere’nin
işaretiyle yönetilmek istenen
bir ekibin Türkiye’den atılması, onların varlığının fark
edildiğinde bunu durdurmak
istemeleri. Büyük sıkıntılar çekmiş olsak da devletimiz çok iyi stratejiler izleyerek ve
çok güzel noktalara atış yaparak şu anda ‘Özgürüm’ diyebilecek noktaya gelmiştir.
Amerika ‘Şunu yapacaksın’ dediğinde Alman’ı, İngiliz’i ‘Böyle olması gerekiyor’
dediğinde biz Türkiye olarak ‘Hayır, öyle değil böyle olacak’ diyebiliyoruz artık.
Bunun nedeni devletimiz, hükümetimizdir. Sağ olsunlar, Allah başımızdan eksik etmesin
onları.
O geceye dair eklemek istediğiniz başka şeyler var mı?
Sadece Türkiye’de değil İslam sancağı dalgalanan ne kadar ülke varsa o ülkelerde
Recep Tayyip Erdoğan’ın desteği vardı. Arap ülkeleri başta olmak üzere birçok devletin
görmezden geldiği, Müslümanlara yapılan zulüm ve katliamlara biz Türkiye olarak
müdahale ettiğimiz ve el uzatmadığımız bir Müslüman ülkesi kalmamıştır. Böyle bir
İslam anlayışı, böyle bir birliktelik anlayışı olan Cumhurbaşkanımız sayesinde Türkiye’nin
ümmetin lideri olacağı öngörüsü de pekişmiş oldu. Türkiye’de olacak bir olumsuzlukta
mücahit olarak gelmek isteyecek çok insan var diyebiliriz. Bunu gördük, çok şükür
görmek nasip oldu bize. Ben birçok nesil gibi ‘Geldim doğdum, yaşadım gidiyorum’
demeyeceğim. Doğdum birçok sıkıntıları gördüm, devletin yükselişine büyümesine, istikrarına, özgürleşmesine mani olmak isteyen iç ve dış güçleri gördüm. ‘Ben Türk’üm’
deyip Türkiye’nin büyümesini engellemek isteyenleri de yurt dışından gem vurmak isteyenleri de gördüm. İşte Türkiye’de dik durup çocuklarımı da böyle yetiştiriyorum.
Geçmişimiz bizim geleceğimizden daha aydınlıktır. Çünkü Osmanlı dönemi dünyaya
hiza veren bir dönemdir.

MERVE MUSLU
Merve Muslu “Bugün koruyamazsam, ne zaman
koruyacağım vatanımı” diyerek babasıyla çıktı
meydanlara, vatını için siper etti kendisini...
GÜL KOKUSU
SARMIŞTI
HEM MEYDANLARI
HEM VATAN
TOPRAKLARINI
- 202 -
Merve Muslu, hain darbe girişiminin yaşandığı gece özellikle uçakların alçak uçuşuyla bir şeyler olduğunu hissettiklerini söyledi. Babasıyla birlikte evde oturdukları esnada yaşananlara
kayıtsız kalmadıklarını ifade eden Merve Muslu, “Darbecilerin TRT’deki
spikere okuttukları bildirinin ardından babamın ağzından ‘Kimse bizim
özgürlüğümüzü elimizden alamaz’ sözleri döküldü. O hışımla evden çıkan
babasının arkasından çıkmak istediğini söyleyen Merve Muslu, “Babam
önce karşı çıksa da ‘Baba bugün vatanı koruyamazsam ne zaman
koruyacağım?’ dedim. O da bu kez beni öptükten sonra elimden tutarak
“Tamam” demişti. Ve birlikte çıktık meydanlara” diye anlattı o günü.
Merve Muslu, küçük yaşlardan beri asker olma hayalini
gerçekleştiremese de o vatanı için sokağa çıkmak için hiç düşünmemişti,
tıpkı babası gibi. Çünkü vatan sevgisiyle büyütülmüştü o. Ve vatan
toprakları içinde sadece kendisini ve ailesini değil, etrafındaki herkesi
de düşünmüştü Merve Muslu. Hain darbe girişiminin gerçekleşmesi
halinde sadece bir aile olarak onların değil etraflarındaki herkesin yaşam
hakkı alınacaktı ellerinden. Ankara’nın en stratejik yerlerinden
Genelkurmayın önüne gittiler babasıyla önce. Orada yaşananları
anlatırken o günkü duygu yoğunluğuna kapılan Merve Muslu “Babamın
bir an bana, ‘sen de kokuyu alıyor musun, gül kokusuyla doldu ortalık’
sözlerini ise gözyaşları içinde anlattı. Genelkurmayın önündeki o hengâme esnasında atılan bomba bir anda orayı mahşer yerine çevirmişti
adeta. Şarapnel parçalarıyla yaralanan Merve Muslu hayatı boyunca hiç
unutamayacağı o manzaranın ortasına adeta kala kalmış, zaman
durmuştu sanki...
Ve hemen devamında F16’nın açtığı yaylım ateşi sonrası şehit olan
onlarca masum insan... Yaralıların feryatları... Tıpkı bir korku filmini
andıran tabloda polisin elinden tutup ona yardım etmesiyle bir anda kendine geldi Merve Muslu. Sokağa çıktığı babası ve akrabaları da
yaralanmıştı. Onun için yaralanmak değildi belki önemli olan. Kendi askerinin silahından çıkan kurşunlarla yaralanmaktı...
Halkın o gece ortaya koyduğu birlik-beraberliğin ise “O gece tek derdi
vatan olan, bütün farklılıkları bir kenara koyarak çıkan insanlar olarak
tek yürek olduk. O gece çok insanla konuştuk. Sadece milletimizi,
vatanımızı ve topraklarımızı konuştuk. Sadece Türk bayrağı ve Türk
insanıydı konuşulan” sözleriyle anlattı yaşananları.
- 203 -
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1990 yılında dünyaya geldim, 3 kardeşiz. Aslen Ankaralıyım. Eşim Kastamonulu.
Ankara’da yaşıyorum. Evliyim. Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde çalı-
şıyorum.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?
O dönem ailemle Ankara Etlik’te oturuyorduk. O gece annem kız kardeşimle birlikte
şehir dışındaydı. Biz de babamla evdeydik. Akşam saat 22.00 civarlarında uçaklar çok
yakın uçmaya başlamıştı. Oturduğumuz bina da yüksek bir binaydı ve uçakların alçak
uçtuğunu daha iyi görebiliyorduk. Böyle olunca babamın yanına gidip “Baba sesler
geliyor, bir şey mi olacak acaba yoksa uçak mı düşüyor?” dedim. Babam da “Yoo
merak etme bir şey yoktur” dedi bana.
Saat 23.00 gibi uçakların alçak uçuşları daha da şiddetlenince babam televizyonu
açıp haber kanallarına baktı. Sanırım saat 24.00’e geliyordu ve Cumhurbaşkanı
konuşuyordu. O saatlerde de televizyon haberlerinden ne olup bittiğini öğrendik. Cumhurbaşkanı da darbe girişimi olduğunu söyledikten sonra TRT kanalındaki spikerlerin
konuşması yayınlandı. O sırada babam ayağa fırladı. Sonrasında montunu alıp dışarıya
çıktı. Çıkarken de “Kimse bizim özgürlüğümüzü elimizden alamaz” gibi sözler
söylüyordu. Evde kimse olmadığı için ben de babamın arkasından gitmek istedim.
Babam da “Hayır, sen kız çocuğusun başına bir şey gelir” dedi. Ancak şöyle de bir şey
var. Ben küçüklüğümden beri hep asker olmak istemişimdir. Büyüyünce bile babama
bir gün “Baba askere gidebilir miyim?” demiştim. Askerlik hayalim olmamıştı. Ancak
2009 yılında polislik sınavlarına girmiştim. Ve ne yazık ki mülakatlarda elenmiştim. O
da nasip olmadı. O gece kapıdan tam çıkarken babamın bana söylediği sözlere karşılık
“Baba bugün vatanı koruyamazsam ne zaman koruyacağım?” dedim. O da bu kez beni
öptükten sonra elimden tutarak “Tamam” demişti.
Sizi o gece sokağa döken duygu neydi?
Biz özgürlüğümüzün elimizden alınmasını istemedik. Vatanımıza, toprağımıza bir
zarar gelsin istemedik. Annemi, kardeşimi düşündüm, akrabalarımızı, aynı binada yaşa
- 204 -
dığımız komşularımızı düşündüm. Başka yerlere mi gidecektik? O duygularla, vatanı,
milleti koruma hissiyle dışarı çıktık. Darbe girişimiyle vatanımızın toprakları işgal
edilmesin diye çıktık. O anda gerçekten o duyguları yaşıyorsunuz.
Dışarı çıktığınızda nereye gittiğiniz?
Tam kapıdan çıkarken ablamın kayınpederi bizi aramış “Darbe olmuş çıkacak
mısınız, çıkacaksanız beni de alın” demişti bize. Onlar da Etlik’te bize ok yakın
oturuyorlardı. Biz de onu da alıp birlikte çıktık. Üçümüz birlikte Kızılay’a gittik.
Babam “Genelkurmay Kızılay’da o yüzden Kızılay’a gidip polislerimizi koruyalım”
dedi. Ancak Genelkurmayın oraya gitmeye karar verdik. Arabamızı Sıhhiye’de bırakıp
yürüyerek Kızalay’a kadar gittik. Kızılay’da tanklar vardı. Biz de oraya gittiğimizde
vatandaşlar tanklardaki askerleri ikna etmeye çalışıyordu. Askerlerin de “Çekilin,
vururuz, uzaklaşın. Bu bir emirdir” dediklerini hatırlıyorum. Ancak vatandaşlardan hiç
birisi küfürlü veya şiddet içeren ifade kullanmıyor aksine “Sizler bizim çocuklarımızsınız.
İnin oradan, bizi mi vuracaksınız?” diyordu. Kapalı, açık kadınlar, yaşlı teyzeler o
askerlere “Bizi mi vuracaksınız, biz size ne yaptık?” gibi sözler söylüyordu. Bütün bu
sözlere rağmen tanktaki askeri ikna edememişti vatandaşlar. Birkaç kişi vatandaş tankın
üzerine çıkmıştı. Genelkurmaydan polisler de koşarak geliyordu. Gelirken de “Burası
tamam, Genelkurmaya gelin, orada yardımınıza ihtiyacımız var” dedi. O sırada babam
elimden tutarak koşmaya başladık. Kızılay’dan Genelkurmaya doğru koşarken F16’lar
çok yakından uçmaya devam ediyordu. Ben o esnada “Baba vuracaklar galiba. Bir
şeyler yapacaklar” dedim. Babam da “Korkma, vuramazlar. Sadece korkutmaya
çalışıyorlar” dedi. O esnada babam dönüp bana baktı ve “İyi misin?” diye sordu. Ben de
“İyiyim” diye karşılık verdim. “Kokuyu alıyor musun? Diye sordu. “Ne kokusu?” diye
sordum. Ortada bir gül kokusu vardı. İster inanın ister inanmayın. (Ertesi gün olduğunda
babam bana “Hatırlıyorsun değil mi o
kokuyu?” diye sormuştu. Ve ben de
“Evet hatırlıyorum o gül kokusunu” demiştim.
Biz oraya ilk giden topluluktaydık.
Ortalık da yavaş yavaş daha da kalabalıklaşıyordu. Alt kapının orada bir mü-
cadele vardı, gençler içeriye girmeye
çalışıyordu. Biz arkada kaldığımız için
de demir kapılardan içeriye girememiştik.
Genelkurmayın oradaki demirlerin önünde bekliyorduk. Yaşlı-genç çok sayıda
insan vardı ve hepimiz birbirimize bakıyorduk. Kalabalık gittikçe arttığı esnada
içeriden silah sesleri duyduk. O silah
seslerinden de çocukların vurulduğunu
öğrendik. O esnada bu duyumlardan
sonra hep birlikte kapıya hücum ettik.
Kapıya hücum edilince Genelkurmayın
karşısına bomba attılar. Ve yoğun bir
ses oluştu. Kulaklarımız artık duymuyordu. Herkes birbirine bakıyordu. O
bombadan sonra kimse kaçmadı. Kimse
“Vurulabilir, ölebiliriz” diye düşünmemişti. Yanımdaki genç kızlar, yaşlı tey
zeler hep aynı duygu yoğunluğundaydık.
Kaçmak değil aksine “Herhalde öleceğiz
ancak yine de içeriye gidip oradakileri
kurtaralım” diye düşünüyorduk. Tekrar
tam kapıya yöneldiğimiz esnada F16 tarama yapmaya başladı. O andaki 1 dakikayı
hiç hatırlamıyorum. Polisin gelip elimizden
tuttuğunu hatırlıyorum. Polis babamın ve
benim elimden tutuyordu. Ben o esnada
vurulmuşum. Kapıya hücum ederken F16
tarayınca biz de şarapnel parçaları ile yaralanmıştık. Yanımdaki teyze ölmüştü.
Birilerinin üzerine bastık geçtik. Ayaktaki
insanların hepsi yerdeydi. Çok sayıda
şehit vardı. Koşan çok az kişiydik. Yaralanan birkaç kişiden biriydik. Babamın
sırtı, kolları kan içindeydi. Yusuf amcanın
da aynı şekilde. Polis bana “Sus” diye
işaret etti. Çünkü şokta oldukları için yaralandıklarının farkında değillerdi. Kızı-
lay’da Liv Hospital’a koştuk. Benim aya-
ğım çok acıyordu. Polise de yürüyemeyeceğimi söyledim. Çünkü ayağıma şarapnel parçaları girmişti. Hastanede çok
ilginç bir durum vardı. Onca kalabalığa
rağmen kimse ‘Ben daha ağır yaralıyım’ diyerek öncelik istemiyor herkes birbirine
yardımcı olmaya çalışıyordu. Yanımdaki adamın ayağı yoktu ama sedyeye beni
oturtmaya çalışıyor “Önce seni muayene etsinler” diyordu. O kadar duygulanmıştım ki!
Dışarıda bombalar patlamasına rağmen oradaki o sakinlik gerçekten çok farklıydı.
Babamın “Kızıma yardımcı olur musunuz?” dediğini hatırlıyorum. Yüzümde yanma
hissettim. Şarapnel parçası yüzümü yırtıp geçmiş ve
yüzüm parçalanmıştı, elmacık kemiğimin üzerindeki deri ayrılmıştı. Sağ olsunlar çok
iyi tedavi ettiler beni ve sadece yüzümde elmacık kemiğimin üzerinde yara kaldı. Ben
onu “O günden bir anı, bana kalan bir nişan” diye nitelendiriyorum. Zaten şarapnel
parçaları vücuttan çoğunlukla alınamıyor. Babamda da bende de Yusuf amcada da
kaldı. Biz orada yaşadıklarımızı hiçbir zaman unutmayacağız. Düşünebiliyor musunuz,
benim yanımdaki insan öldü, ben ölmedim, onun yanındaki ölmedi, onun yanındaki
öldü… Öyle bir durum olmuştu orada.
Size göre o hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı bugün ülkede nasıl bir
durum olurdu?
Allah bir daha o günleri yaşatmasın. Ancak çok kötü olurdu. O hainlerin bu girişimi
belki de başka ülkelerin hakimiyeti altında olmamıza sebep olacaktı. Biz o şekilde
yaşayacak bir millet değiliz. O yüzden de Rabbim bizlere o günleri bir daha yaşatmasın.
O gece her kesimden insanın sokakta olması size neler hissettirdi?
Biz toplumun bütün kesimleri olarak sokaktaydık o gece. Siyasi olarak kimse
sokakta değildi. Kapalısı, açığı, yaşlısı, genci, sağcısı, solcusu ile tek amaç için,
vatanımız için sokaklardaydık. Herkesin tek derdi vatanımıza kimse bir şey yapamaz,
kimse darbe girişimi yapamaz, bu topraklara kimse giremez, kimse elimizden bu
- 205 -
- 206 -
toprakları alamazdı. Zaten aynı duygu ve düşüncelerle koşuyorduk. Benim aklımda da
hiçbir şey yoktu. Bu ülkede yaşayan Türk, Kürt, Arap herkes sokaktaydı. Ve o gece
sokakta bu toprakları, bu ülkenin sınırlarını korumak istediler. O gece çok insanla
konuştuk. Birbirimizi teselli ediyorduk. Sadece milletimizi, vatanımızı ve topraklarımızı
konuştuk. Hiçbir siyasi düşünce ya da görüş konuşulmadı o gece. Sadece Türk bayrağı
ve Türk insanıydı konuşulan.
Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Elbette biz kendimizle gurur duyuyoruz. Ancak o gece herkes aynı şeyi yapardı. Biz
dışarı çıktık diye kendimizde bir ayrıcalık görmüyoruz. Bizim o gece sokakta olmamız
gerekiyordu ve çok şükür onu yaptık. O gece sokağa çıkan herkesten Allah razı olsun,
şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyoruz.
Unutamadığım bir olay da darbe girişimi gecesinin ertesi günü sokakta yürürken
babama ve bize herkes “İyi misiniz?” diye hatırımızı sorduklarında o kadar gururlandık
ki. Zaten biz sabaha doğru hastaneden çıkarken herkes çıkmıştı. Biz de Külliye’de hareketlilik olduğunu duyduğumuz için oraya gitmek istemiştik. Sokaktaki vatandaşlar
bize izin vermemişti. Hatta bize “Siz üzerinize düşeni yaptınız. Oraya biz gideceğiz”
demişti. Binlerce kişiyle konuşa konuşa gidiyorduk. Bu çok güzel bir duyguydu. Ben
babama çok teşekkür etmek istiyorum. Çünkü bana vatan sevgisini, bayrak aşkını o öğ-
retmişti. Babam çok milliyetçi bir insandır. Vatanını, bayrağını çok sever. Onun
sayesinde çıktım sokağa. Zaten o yüzden asker olmak istiyordum. İyi ki babam var,
Allah ondan razı olsun. Bütün şehitlerimize rahmet gazilerimize de sağlık diliyorum.
- 207 -
MUHARREM KAŞITOĞLU
Muharrem Kaşıtoğlu hain darbe girişimimin olduğu gece ülkenin karanlık bir sürecin kıyısından
döndüğünü söyledi
BİRLİKBERABERLİĞİMİZİ
O GECE BÜTÜN
DÜNYAYA
GÖSTERDİK

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1973 yılında Kastamonu Bozkurt ilçesinde dünyaya geldim. 1976 yılında
ailecek İstanbul Beykoz’a göç ettik. 3 kız, 2 erkek olmak üzere 5 kardeşiz ben evin en
büyüğüyüm. İlk orta ve liseyi İstanbul’da okudum. Üniversite eğitimimi de İstanbul’da
tamamladım. Lisans eğitimimi Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi Yüksek Lisans
Marmara Üniversitesi İstanbul Araştırmaları, 2.Üniversiteyi de Aydın Üniversitesi
Marka Şehirler üzerine okudum. Evliyim, 3 erkek çocuğum var.
Bize o geceyi anlatır mısınız, hain darbe girişiminden nasıl haberiniz oldu?
Ben o dönemde Beykoz Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyordum.
Muharrem Kaşıtoğlu mensubu olduğu AK Parti teşkilatının toplantısı sonrasında öğrendiği darbe girişimi sonrası partilil erle birlikte bir plan dahilinde köprüye giden isimlerden oldu. -
Ancak o en ön safta olması gerektiği düşüncesinden hareketle bir ara
gruptan ayrılarak hareket etti. Hatta askerlerle diyaloğa girip
yaptıklarının yanlışlığını anlattıklarında aldıkları tepki karşısında geri
çekilmeme konusunda net duruşlarını da orada özellikle de rütbeli komutanlara göstermekten imtina etmediler. Çenesinden ve göğsünden yaralanan Muharrem Kaşıtoğlu, “Kamu görevlisi olmamız hasebiyle orayı
terk etmedik ve olay sonuçlanana kadar orada kaldım” diyerek ortaya
koyduğu metanetli duruşu dile getirdi. FSM’de yaşananları ‘Önemli bir
direniş’ olarak nitelendiren Muharrem Kaşıtoğlu, bu durumu şu sözlerle
dile getiriyor: “Olay yerindeki 4 tanktan 3 tanesini ellerinden aldık. Bir
tanesi halkın üzerine sürerek kaçtı. Etkisiz hale getirdiğimiz darbecileri
orada bulunan polis kontrol noktasında topladık. Zaman da ilerlemiş oldu
ve emniyet güçleri devreye girdiler. O bölgede 3 arkadaşımız şehit
olmuştu. Gerçekten meydanları terk etmeme adına halk olarak inanılmaz
bir direniş ve duruş sergilendi o gece. O gece tankların, silahların üzerine
yürürken ardımızda bıraktığımız eşimizi, çocuklarımızı, ailemizi
düşünmekten daha öte vatana ve demokrasiye sahip çıkma duygularıyla
hareket ettik. Darbeci subayların o akşam bize nasıl nefretle baktıklarını,
üzerimize gözlerini kırpmadan nasıl ateş ettiklerini ömrümün sonuna
kadar unutmayacağım.”
15 Temmuz gecesi meydanlara inen gençlerin gelecek adına kendisini
umutlandırdığının da altını çizen Muharrem Kaşıtoğlu, “O gece gençlerle
ilgili ön yargılarım tamamen değişti. Gerektiğinde ve iş onlara
düştüğünde gereğini yapabildiklerini görmek beni çok mutlu etti. Ayrıca
hiçbir siyasi parti ayırt etmeksizin, her dünya görüşünde olan insanların
o gece meydanlarda mücadele etmek için sonuna kadar direndiğini belirten Kaşıtoğlu, “Darbeye karşı, darbe tehlikelerine karşı bu ülke
vatandaşlarının gerektiğinde bir ve beraber olacağını o gece bütün dü-
nyaya gösterdik” dedi.
- 209 -
Parti teşkilatının bir toplantısı vesilesi ile o saatlerde partili arkadaşlarla bir aradaydık.
Toplantımız da saat 21.30 civarında bitmişti. Sonra Belediye Başkanımız merhum
Yücel Çelikbilek ve teşkilat mensubu arkadaşlarımızla belediye binamıza geçtik. Bir
anormallik haberini aldığımız için durum değerlendirmesi yapmak amacıyla belediye
binasına geçtik. Orada AK Parti İstanbul İl başkanlığını aradık. Bir yandan da
televizyondan olan-biteni takip etmeye başladık. Net bir durum yoktu ama anormal bir
durum olduğunu fark ettik ve hızlıca bir karar alarak Kavacık bölgesinde bulunan ilçe
merkezine hareket ettik. Ben bizzat ilçe merkezindeki bilgi işlem odasından yaklaşık 20
bin parti üyesine “Acil ilçe merkezinde toplanın” mesajını yazıp ben gönderdim. AK
Parti Beykoz İlçe Başkanlığı önünde kalabalık hızla artmaya başlamıştı. Saat 22.30
civarı olmuştu. İlçe merkezine yakın olan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Anadolu’dan
Avrupa’ya geçiş noktasında askeri araçlar ve tanklarla trafiğin tek yönlü olarak kesildiği
haberini aldık. Ve orada ilçe başkanı ve Beykoz Belediye Başkanı aldığımız kararla
FSM Köprüsü’ne Anadolu’dan Avrupa’ya geçiş noktasına hareket ettik. Ben özellikle
birkaç arkadaşımla beraber ana gruptan koptuk ve hızlıca olay yerine intikal etmek
niyetiyle koşmaya başladık. Trafiğin kesildiği noktaya geldiğimizde ben öncü gruptaydım.
Kamu yöneticisi olmamız hasebiyle de en önde yer almamız gerektiği için darbeci
askerlerle sözlü diyaloğa girdik. Yaptıklarının yanlış olduğunu, bir an önce vazgeçmeleri
gerektiğini bizzat ben defalarca kendilerine ifade ettim. İçlerindeki rütbeli askerler
bizim bu taleplerimize sert bir şekilde karşılık verdiler. Geri çekilmemizi, olay yerini
- 210 -
terk etmemizi söylediler. Bir yandan da kalabalık artıyordu. Biz geri adım atmadık.
Sonrasında havaya ateş açmaya başladılar. Ama sadece rütbeliler ateş açıyordu. Rütbesiz
askerler o esnada bir şey yapmadı. Havaya ateş açtılar, biz geri adım atmadık ve söylemlerimizi yineledik. Bu sefer korkutmak amacıyla asfalta ateş açmaya başladılar. O
esnada ben ve çevremdeki bazı arkadaşlarım asfalttan seken şarapnel parçalarıyla
çeşitli yerlerimizden yaralandık. Orada ben çenemden ve göğsümden yaralanmama
rağmen kamu yöneticisi olmamın vermiş olduğu sorumlulukla olay yerinden ayrılmadım.
Ve olay sonuçlanana kadar orada kaldım. Daha sonra bölgedeki sağlık kuruluşuna
hastaneye giderek tedavimizi olduk.
Orada yaşananlara dair sizi en çok etkileyen olay neydi?
Çok etkili bir direniş oldu FSM’de. Ve kısa sürede darbecileri etkisiz hale getirdik.
Olay yerindeki 4 tanktan 3 tanesini ellerinden aldık. Bir tanesi kaçtı. Kaçarken de
insanların üzerine sürme konusunda bir an bile tereddüt etmedi. Ve o esnada da
yaralananlar oldu. Etkisiz hale getirdiğimiz darbecileri orada bulunan polis kontrol
noktasında topladık. Zaman da ilerlemiş oldu ve emniyet güçleri devreye girdiler. O
bölgede 3 arkadaşımız şehit olmuştu. Gerçekten meydanları terk etmeme adına halk
olarak inanılmaz bir direniş ve duruş sergilendi o gece. Eşim de zaman zaman beni
arıyordu. Hatta bir ara panikle eve dönmemi istedi. Ancak tabi ki biz oradan ayrılmadık.
Zaten o tankların, silahların üzerine yürürken ardımızda bıraktığımız eşimizi, çocuklarımızı,
ailemizi düşünmekten daha öte vatana ve demokrasiye sahip çıkma duygularıyla hareket
ettik. Darbeci subayların o akşam bize nasıl nefretle baktıklarını, üzerimize gözlerini
kırpmadan nasıl ateş ettiklerini ömrümün sonuna kadar unutmayacağım.
O hain darbe girişimini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz 28 Şubat’ı gördük, yaşadık. Zaten biz gözümüzü kırpmadan o cenderenin içine
atılma sebebi yaşadığımız ve büyüklerimizden duyduğumuz darbelerin ülke üzerindeki
negatif sonuçlarını… Darbelerin ülkeyi karanlık bir koridora götürdüğü bir gerçek. Bu
saiklerle ve bu duygularla bunun darbe olduğunu düşünerek, konuşarak hareket ettik.
Dolayısıyla darbe kavramı bizi ne kadar kötü etkilemiş, bilinç altımıza ne kadar kötü
- 211 -
- 212 -
yerleşmiş ki o tehlikenin içine girerken bir an bile tereddüt etmedim.
15 Temmuz gecesi o hain girişim gerçekleşmiş olsaydı size göre bugün nasıl bir
durum olurdu?
Bu biraz daha farklı bir darbe, bir grubun içinde olduğu bir girişimdi. Ülkenin
durumu gerçekten çok sıkıntılı bir hal alırdı. Devlet birileri, kötü niyetli insanlar
tarafından ele geçirilmiş olurdu. Ayrıca bizim gibi ön planda olan o dönemde siyasi
partinin mensubu olanlar için tablo çok daha karanlık olurdu. Bu darbe gerçekleşmiş
olsaydı onların elinden kurtulma şansımız, onların zerre kadar hukuk barındırmayan
yargı sistemi içinde zaten olmazdı. Ülke çok karanlık bir sürecin kıyısından döndü.
O gece halkın bütün kesimleriyle meydanlarda olması size ne hissettirdi?
Ben o gece meydanlarda iki şeyi çok hissettim. Zaman zaman eş-dostla yapılan sohbetlerde “Yeni nesil gençlerden pek umudumuz yok” derdik. Bunda ne kadar yanıldığımızı
o gece net olarak gördüğümü söyleyebilirim. Gençlerimizin kahramanca olayın içine
daldığını gördüm ve o gece benim gençlere dair umudum arttı. Çünkü iş gençlerin
başına düştüğünde neler yapabileceklerini gördük o gece.
İkincisi; ilçede tanınan birisi olarak söylüyorum, hiçbir siyasi parti ayırt etmeksizin
ben FSM’de her dünya görüşünde olan insanı o gece orada gördüm. Bu çok önemliydi.
Yani darbeye karşı, darbe tehlikesine karşı bu ülke vatandaşlarının gerektiğinde bir ve
beraber olacağını o gece bütün dünyaya gösterdik. Gazilik olayına gelince, ben Türkiye
Cumhuriyeti devletinin gazisiyim, hiçbir siyasi partinin, kişinin, kuruluşunun gazisi
değilim. Böyle bir ifadeyi de kabul etmiyorum. Hepimizin bir siyasi görüşü olabilir.
Ancak hepsinin üstünde Türkiye Cumhuriyeti devleti ve bu bayrak vardır. Partiler,
kişiler gelir geçer ama Türkiye Cumhuriyeti baki kalır. Biz de Türkiye Cumhuriyeti
devleti adına meydanlara çıktık. Her ne kadar bir partinin mensubu olsam da o gece biz
bir partinin, bir kuruluşun adına çıkmadık meydanlara.
- 213 -
MUHİTTİN ÖRNEK
Muhittin Örnek, 15 Temmuz’da oğluyla birlikte
çıktığı meydanlarda gazi oldu. 2019 yılında da
hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdi. Bu röportaj
onun anısına oğlu Onur Örnek ile yapılmıştır.
ŞİMDİ DEĞİLSE
NE ZAMAN
ÇIKACAĞIZ?

Muhittin Örnek, 15 Temmuz gecesi evde öğrenmişti darbe girişimini. Hain girişimi televizyon haberlerinden izledikten sonra ise oğluyla birlikte hiç tereddüt etmeden çıktılar meydanlara… Muhittin Örnek, meydanlara çıktıklarında ise olayın vahametini
daha da iyi anlamıştı. Yaşı itibariyle darbeleri de biliyordu, sonuçlarının
ülkeye neler kaybettirdiğini de… Ancak o hiç tereddütsüz çıkmıştı oğluyla
meydanlara. Gözü karmaşada bir yandan canı gibi sevdiği oğlundaydı
bir yandan da yaşananları izliyordu. Ancak öfkesi daha da artıyordu Muhittin Örnek’in. Özellikle de tankları görünce öfkesi büyüyordu. Zira o
tanklar halkın üzerine ateş açıyor hiç tereddüt etmeden bir yandan da
halkın üzerine sürüyorlardı… İşte ne olduysa o hengamede oğluyla birbirlerini kaybettiler. Ancak ‘Allah’a emanet’ etmişlerdi birbirlerini. Ve
bulundukları yerde hain darbe girişimine göğüs germek için hiç gözünü
kırpmadan mücadele etmişlerdi. Oğlunun yaralandığı anlarda hemen
yanına giden Muhittin Örnek hainlere karşı öfkesi de giderek artıyordu.
Ayakta durabilecekleri ana kadar mücadele ettiler baba-oğul hainlerle…
Tıpkı meydanlardaki binlerce insan gibi. Merhum Muhittin Örnek 2019
yılında yakalandığı amansız hastalık sebebiyle yaşamını yitirmiştir. Allah’tan kendisine rahmet diliyoruz.
- 215 -
Öncelikle babanızı bize anlatır mısınız?
Babam 5 Nisan 1968 yılında
Kastamonu Bozkurt Tezcan Kö-
yü’nde dünyaya geldi. İlkokulu
mezunu olan babam 17 yaşında
iken İstanbul’a göç ediyor. İstanbul’da geçimini sağlamak ve
yaşama tutunabilmek için farklı
işlerde çalıştı. Gazi olana kadar
da bu şekilde sürdürdü çalışma
hayatını. 15 Temmuz 2016 yı-
lında gazi olduktan sonra da Sarıyer Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda santral görevlisi olarak
çalıştı. 13 Kasım 2019 yılında
da pankreas kanserinden yaşamını yitirdi. Ben de babamın tek
çocuğuyum.
O gece babanızla birlikte
çıkmıştınız, babanızın yaralanması nasıl olmuştu?
O akşam evdeydik. Televizyon ekranlarından olup bitenleri
anlamaya çalışıyorduk. Cumhurbaşkanının halkı meydanlara davet etmesi sonrası babamla birbirimize baktıktan sonra “Bugün
çıkmayıp da ne yapacağız” dedik
ve dışarıya çıktık. Babamla çıktığımız meydanlarda tankların
olduğu bölgedeydik. Babam orada askerlerin halka karşı tavrını,
yaptıklarını gördükçe daha da
öfkeleniyordu. Esenler Atışalanı Köprüsünün üzerindeyken 2 tane tank gördük, bir
tanesi hızlı bir şekilde geçti. İkincisini uzaktan gördük, babam bu durumda bile çok
fazla celallendi. Tam köprünün yanında bir boşluk vardı 3.5-4 metreden atladı. Babama
bir şey olacak diye korkudan peşinden gidiyordum. Orada büyük bir kalabalık vardı.
Babam atladıktan sonra koşmaya başladı. Hengâme olduğu için orada babamı kaybettim.
Vatan hainleri havaya iki-üç el ateş etti, ben de o sinirle tankın üzerine çıktım. Orada
adeta tankla mücadele ediyordum. O anda asker de gaza basınca tank önünü havaya
kaldırdı ben de dengemi kaybettim ve geriye düştüm. Düşme anında da topuğum
çatladı. Ben düştükten sonra babam beni tuttu, babam da o sırada tankın üzerindeymiş.
Ben fark edemedim, ön paletin üstünden çıkmış tanka. Asker insanları üzerinden
düşürmek için tankın namlusunu çeviriyordu. O esnada da babama vuruyor babam
düşüyor, sonra ben düşüyorum. Babamın kaburgaları kırılıyor. Yaralandığımız için de
peşinden gidemedik. Biraz daha bekledik. Tank gelmedi o arada. Biz yaralı olduğumuz
için hastaneye gittik. Hastaneye giderken annem ve eşimi arayıp bilgi verdik. Sonra da
hastanede tedavi olduk.
- 216 -
Babanızla o gece aranızda geçen diyaloğu hatırlıyor musunuz, neler söyledi
size?
Babam 80 darbesinde 12 yaşında ve köydeydi. Darbelerin ülkeyi sürekli geriye
götüren bir olgu olduğunu söylüyordu. Çocuk yaştaydı ancak o dönemi de hatırlıyordu.
Zaten 15 Temmuz gecesi yaşananların darbe girişimi olduğu netleşince babamın tavrı
da çok netti. Özellikle de Cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara davet etmesi sonrası
birbirimize baktığımız o anları hiç unutamıyorum. Adeta gözlerimizle konuşuyorduk
birbirimizle… Ve aynı şeyi düşünüyorduk o anda. “Şimdi değil de ne zaman?” Evet
çıkma zamanıydı ve birlikte çıkmıştık babamla…
- 217 -
MURAT DÜZ
Murat Düz geçmişten bugüne kadar, kolay kazanılmayan vatan topraklarını kimseye teslim etme
niyetinde olmayan bir neslin evlatları olarak o
gece gerekeni yaptıklarını anlattı.
ÇANAKKALE’DE
OLDUĞU GİBİ O
GECE DE BU
MEMLEKETE
SAHİP ÇIKTIK

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 17 Ocak 1971 yılında dünyaya geldim. 3 kardeşiz. 1 yaşına kadar Zeytinburnu’nda
ikamet ettik. Sonra ailecek Florya Şenlikköy’e taşındık. 20 sene orada oturduk. Ben
oradan askerlik görevimi yapmak için Erzurum’a gittim ve 18 ay görev yaptım. 1992
yılında Askerlikten dönüşümde ailem Beykoz Kavacık’a taşınmıştı. Askerden önce ni-
şanlanmıştım, Askerden sonra 1992 yılında evlendim. İlk çocuğum kızım vefat etti,
ondan sonrası 3 çocuğum var. 25 yaşında oğlum, 20 yaşında kızım var, radyoloji
mezunu ve 9 yaşında 4.sınıfta okuyan bir kızım daha var.
Bize o geceyi anlatır mısınız, nasıl haberiniz oldu darbe girişiminden, ne yaptı-
nız?
Kardeşim Cengiz’le benim evdeydik. Apartmanın en üst katında ben oturuyorum.
Kardeşim o akşam bize geldi birlikte televizyon izliyorduk. Dönemin başbakanı Binali
Yıldırım’ı izledik sonra Cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara davet etmesiyle
“Kardeşimle hadi çıkalım” dedik. Baktık köprüleri kapattılar ve “Bu normal bir şey
değil” dedik. “Bu vatan, bayrak işi” deyip biran evvel yola çıkalım dedik. Önce
sokağımıza çıktık. Mahallede toplanan arkadaşlara “Hadi arkadaşlar hep beraber bu
vatan bayrak işi beraber yola çıkalım” dedik. Sonra da “Köprüye gideceğiz başka çaresi
yok” dedik. Sonra da mahallemizin ana caddesi olan Dr. Ömer Besimpaşa Caddesine
çıktık.
Yukarıya çıkana kadar 7-8 kişi olmuştuk. Yukarıdaki ana caddeden de yaklaşık 150
kişilik bir grup geliyordu. Biz onları karşıladık ve hep beraber bir yandan da salalar
okunuyordu. ‘Allah-u Ekber Allah-u Ekber’ sloganları eşliğinde grup aşağıya doğru yü-
rüyordu. Bizimle gelen grup birleşip Küçüksuya doğru yürümeye devam ettik. Bayağı
kalabalık olmuştuk. Küçüksu’ya geldik. Göksu Camisinin olduğu yerde birkaç kişiyi
gördük. Bize “Abi geri dönün asker vatandaşa ateş edip vuruyor” dedi. Biz de “Geri
dönmüyoruz” dedik. Ancak aramızdan birkaç kişi dönmüştü. Hep beraber camiyi geçtik
Murat Düz, hain darbe gecesinde kardeşiyle birlikte mücadele etmek için meydanlara çıktı. Köprüye giderken yolda karşılaştıkları askerlere yaptıklarının yanlış olduğunu anlatmaya çalıştıklarını söyleyen Murat Düz o anları anlatırken rütbelilerin
kinlerini nasıl kustuklarını dile getirdi. “Başlarındaki rütbeli komutanlar
halkın üzerine acımasızca sıkıyordu. O hain aynı gece Beykoz’da darbeye
direnen Murat Akdemir isimli kardeşimizi de şehit etmişti”
O gece hayatının en duygu dolu anlarını yaşadığını anlatan Murat
Düz, “Adeta bir şenliğe gider gibi çıkmıştık evden. Çünkü askerin bize
ateş edeceğini düşünmeyi bırakın aklımızın ucundan dahi geçmemişti.
Çünkü herkes o gece evden olduğu gibi çıkmıştı” sözleriyle o gecenin en
güzel tarifini yapıyor.
Ülkenin kolay kazanılmadığına da vurgu yapan Murat Düz, “Çanakkale’de binlerce şehit verdik. Biz bu bayrağı kimseye teslim etmeyiz.
Adam gibi yaşamak için de o gece yapılması gerekeni yapıp memleketimize sahip çıktık” dedi.
- 219 -
Ford Gürbaşlar’ın önünden geçerken önümüzü bir TİM kesti. Biz o anda en öne
geçmiştik. Asker önümüze geçince aramızda sadece 80 metre kalmıştı. O sırada durduk
gidemiyoruz. “En büyük asker bizim asker” diye bağırmaya başladık. Ardından da
alkışlar eşliğinde “Asker kışlaya diye devam ettik. Sonradan öğrendik ki başlarındaki
zat hain Kuleli Askeri Lisesinin komutanıymış. Direkt bize karşıdan tüfeğinin ağzına
mermiyi verdi ve ateş etmeye başladı. Biz o esnada havaya ateş edecek diye düşündük.
Baktık namluyu bize doğrulttu ve ateş etmeye başladı. Biz de en önde olduğumuz için
o ateş etme esnada ilk darbeyi biz aldık. O kargaşada kardeşimle birbirimizi kaybettik.
Yanımda bir kadın yere düştü onu kaldırmaya çalıştım ama kaldıramadım. Adam hem
atıyor hem de üzerimize doğru geliyordu. Bir şarapnel çene kemiğime ve sonradan öğ-
rendiğim iki şarapnel parçası da sol ayak topuğuma girmiş. O esnada kaçışmalar oldu.
Benim yanımda bir çocuk felaket bir şekilde kasığından yaralandı, ona yardım edemedim.
Kardeşimi aradım bulamadım. Birbirimizi kaybetmiştik. Yürüyecek takadim kalmamıştı.
Ayağımdan çok kan akıyordu dayanamayıp kaldırıma oturdum. Tabi o ateş açma
sonrası orada bulunan herkes bir tarafa kaçışmıştı. Bu komutan denen zat ata ata
arkama kadar geldi. Ona dönüp, “Vur öldür, zaten vurdun, benim silahımla benim
devletimin silahıyla bana ateş açtın, benim mermimle beni vurdun vur” diyerek biraz da
tepkili ifadelerde bulundum. Arkamda kaldırıma geçti yine bana doğrulttu, “Vur, öldü-
rebilirsin” dedim, tüfekle arkamdan geçti gitti. Askerler de 15-16 yaşında çocuklar
Kuleli Askeri Lisesinin öğrencileri, kafalarına taktıkları miğfer bile büyük geliyordu.
Bir tanesine “Oğlum verin şu tüfeği şu haini ben vurayım. Siz yapamazsınız ama ben
yaparım” dedim. Benim oğlum da o zaman Ankara’da askerdi, onu da söyledim oradaki
- 220 -
askerlere.
O gece hoca sala vermesin diye caminin kapısına tüfeğin dipçiği ile vuruyordu aynı
hain.
Sonra o komutan eşliğinde askerler Shell’e doğru devam ediyorlar… Sehell’de
Murat Akdemir diye bir tanıdığımız var Beykoz şehidimiz. Beykoz Küçüksu’da Shell
benzin istasyonunun önünde Murat Akdemir isimli dürümcünün oğlu bunu bir güzel
dövüp tüfeği elinden alıyor. Burnunu kırıyor. Komutan askerlere “Bana bir daha vurursa
vurun bunu yaşatmayın” diyor. Çocuklar da tüfeği Murat Akdemir’e doğrultuyor. O da
elindeki tüfeği bırakıyor. O bırakınca komutan yerden alıyor ve onu vuruyor. Şehidimiz
24 yaşındaydı bir de çocuğu var. Geçen sene sünneti oldu.
Yaralandıktan sonra tedavi süreciniz nasıl gelişti?
Kardeşimle Kavacık’ta Medisate Hastanesinde buluştuk. Ben onu başka yerde
ararken orada karşılaştık. Ben yaralandıktan sonra kaldırımda otururken mahallemizin
gençleri bir aileye “Murat abimiz vurulmuş” diyerek ricada bulundular. Onlar da sağ
olsun beni Medistate Hastanesi’ne götürdüler ve orada kardeşimi de gördüm. Yaşıyordu
ama çok kan kaybetmişti. Çok şükür orada buluştuk. Hastanelerde operasyonlar başladı.
Cengiz ameliyat oldu, ben ayağımdan ameliyat oldum. Sinirlere geldiği için şarapnelleri
alamadılar. O şarapneller hala da topuğumun içinde duruyor. Kış aylarında bazen sancı
yapıyor.
O geceye dair sizi en çok etkileyen olay neydi?
O gece Beykoz’da 95 gazimiz, 3 şehidimiz var. Gazilerimizden 35’i Kastamonulu.
Vatan ve bayrak bizim için o kadar önemli ki. Biz ne için yaşıyoruz, vatanımız,
bayrağımız için. Bugün Suriye’yi, Mısır’ı görüyoruz. Vatan yok, olmayınca, oraya
kaçıyorlar, buraya kaçıyorlar… Bizim Türk insanının gidecek bir yeri de yok. Onlar
sağa-sola gidebiliyor. Bizim yapımız çok farklı. Biz Osmanlı torunuyuz. Bir kere Kayı
boyundan gelmişiz. Bugün Kuruluş Osmanlı dizisini izlerken tüylerim diken diken
oluyor. Biz geçmişten beri topraklarımız için hep şehit verdik, hep gazi olduk. Ben de
şehit olacakmışım, ne önemi var. Zaten biz bunu bile bile ‘Bismillah, Allah-u Ekber’
diyerek çıktık evimizden. Bugün olsa yine yaparız.
Ailenizle irtibatınız oldu mu peki o gece?
Eşim kızımın tedavisi için memlekette yani Artvin’deydi. Askerdeki oğlumla da konuştuk. Ona kesinlikle birlikten çıkmaması gerektiğini söyledim. Kuleli Askeri Lisesi’nden
gelenler hep çocuk sayılabilecek yaştaydı. Tüfek tutmayı biliyor belki ancak kafalarındaki
miğferlerin dahi ağırlığını taşıyamadıkları her hallerinden belliydi. 1.köprüde ateş
açanların çoğu hain ve çok sayıda şehit vermemize sebep olan askerlerdi. Buna karşın
kurşun sıkmayan askerler de vardı o gece.
Hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı size göre bugün nasıl bir durum olurdu?
Sabah olmuştu…. Saat 05.00 civarıydı. Jet uçuşları oldu. O an içimizde bir korku
yaşadık… Çünkü eğer o hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı sanıyorum önce
hastanelere gelip biz yaralıları öldürmekle işe başlayacaklardı. Hastanede de çok dualar
ettik. Allah’a binlerce kez şükürler olsun onlar emellerine ulaşamadı. Bizim insanımız
onların oyunlarına gelmedi. Bu ülke bugünlere kolay kolay gelmedi. Çanakkale’de
binlerce şehit verdik, bu bayrağı bu ülkeyi kimseye teslim etmeyiz. Şehitlik mertebesi
- 221 -
- 222 -
varsa sonunda, biz ona her zaman hazırız. Ne demişler; Adam gibi adam yaşamak
önemli memlekette! Adam gibi devletin olsun. Yoksa yaşama… Biz de onun hakkını
verdik o gece. Adam gibi yaşamak için memleketimize sahip çıktık. Yoksa etrafımızdaki
örnekleri görmek için şöyle bir bakmak yeterli olacaktır. Halkın egemenliğinin olmadığı
yerde hiçbir şeyden bahsedemeyiz.
Her kesimden insanın o gece meydanlarda olması size ne hissettirdi?
İnsanlar belki de hayatının en duygu dolu anlarını o gece yaşadı diye düşünüyorum.
Kadınlar, çoluk-çocuk hep oradaydı o gece. Onları görünce çok duygulandım gerçekten.
Benim ayağımda yazlık ayakkabı, şort vardı. Hiçbirimiz kötü bir şey düşünmedik,
hepimiz iyi düşündük. Benim evimde tüfeğim vardı. Öyle bir şey olacağını bilseydik
evden çıkarken o tüfeği alırdım. Bize mermi sıkılacağını bilseydik benim gibi diğer
insanların büyük bölümü de evlerinden silahlarını alır meydanlara çıkardı. Sonra baktık
çoluk-çocuk şenliğe gider gibi çıkmıştık sokaklara.
- 223 -
MURAT YAPAR
Murat Yapar 15 Temmuz gecesi yaşananları ve
halkın direnişini en güzel sözlerle dile getirdi:
ÖNDE DİRENENLER
DÜŞTÜKÇE
ARKADAKİLER ÖNE
GEÇMESEYDİ
BUGÜN BU TARİH
YAZILMAZDI

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1975 yılında İstanbul Fatih’te dünyaya geldim. 6 kardeşiz. Aslen Kastamonu
Devrekani Başakpınar Tepeköyü’ndeniz. Ben 1.5 yaşında iken dedemin vefatı nedeniyle
babamlar yeniden köye döndü ve 11 yaşıma kadar köyde yaşadım. O yaşta iken de
babam ölünce üvey abilerim annemi ve öz kardeşimi alıp bizi İstanbul’da Fatih’e
yanlarına alıp getirdiler. İlkokul 5.sınıfa kadar Tepeköy’de okudum. Hatta orada okurken
bir sınava girip kazanmıştım. Ancak babam ölünce oraya göndermediler beni. Çok zeki
ve başarılı bir öğrenciydim. Ancak maddi imkanlarımız çok yetersizdi. Öğretmenlerim
de bu durumu çok iyi biliyordu. Bu yüzden beni çok desteklediler. Ancak o dönem
neredeyse yatıp-kalkacak yerimiz dahi yoktu. Küçük kardeşim ve annemleydik. Abilerim
üvey olduğu için beni okutmaktan yana değildi. Pazarlarda çalıştırdılar beni. Hatta Pazartesi-Perşembe pazarları iyi iş olduğu için o günleri beni pazarlarda çalıştırdılar. Bu
durumu bilen öğretmenlerim teneffüslerde bana özel olarak sınav yapıyorlardı. Ve ben
orada da başarılı oluyordum. Ancak dediğim gibi maddi imkanlar ve abilerimin de istememesi nedeniyle okuyamadım.
Abilerimin yufka dükkanlarında da çalıştım. Sonra askerlik dönemim geldi. İlk aceMurat Yapar kendi hayat hikayesiyle memleket insanının bir por tresi olarak çıkıyor karşımıza. O henüz çok küçük yaşlardan iti baren zor sınavlardan geçerek ayakta kalabilmeyi ve en- -
önemlisi de yaşayabilmenin mücadelesini verdi. Belki de hayatın bu
zorlukları ona 15 Temmuz gecesi köprüde direnme gücünü verdi. Çünkü
o yanındaki akrabaları ile köprüyü hiç terk etmedi, sabaha kadar mücadele etti. Eşi Melek Yapar hayattaki en büyük destekçisi ve de onun moral
kaynağı oldu. Hayata dair başardığı her şeyi birlikte yaptılar… 15 Temmuz gecesi köprüde hainlere karşı mücadele ederken de eşinin moral ve
motivasyon veren sözleri, ettiği duaların maneviyatıyla daha da güçlü
hissetti kendini… Askerlik görevini yürütürken Kuzey Irak’ta gönüllü olarak katıldığı operasyonlardan dolayı da kendi deyimiyle antrenmanlıydı.
Gözü korkmuyordu… Niye korksun ki… Kimlere karşı savaşmıştı, iki
hainden mi korkacaktı gözü…
Murat Yapar’ı özellikle o gece meydanlarda halkın gösterdiği birlik
ve beraberlik mutlu etti. Toplumun bütün kesimleriyle o gece sokaklarda
olmasını, bu direncin, mücadelenin başarıyla sonuçlanmasının en önemli
etkenini öylesine güzel tarif ediyor ki Murat Yapar…
“Şükürler olsun Rabbime… Başta gençlerimiz olmak üzere halkımızın
duruşu bizi gururlandırdı. Öylesine bir birlik-beraberlik ki… O gece
orada sadece yaralananlar değil sokağa çıkan herkes gazidir. Çünkü öndekiler düştü, biz geldik, biz düştük, sonra arkadan geldiler… Bir yumruk
olduk, Öndeki düştüğünde arkadaki kaçsaydı Suriye gibi olurduk. Öndeki
düştü biz taşıdık, o ruh çok başka bir şey”
Bu ruh, bu duruş, bu direniş 15 Temmuz destanının yazılmasını
sağladı…
- 225 -
miliğimi İzmir Gaziemir’de ulaştırmada yaptım. Sonrasında ‘Doğu’ya gönüllü gitmek
isteyene maaş verilecek’ dediler ben de kendi tercihimle Doğu’ya gidip askerliğimi
orada tamamladım. Tansu Çiller zamanıydı. Kuzey Irak’a kadar gidip operasyonlara
katıldım. Ama Allah’a çok şükür bir sıkıntı olmadı. Döndükten sonra üvey abilerimden
öğrendiğim işleri yapmaya başladım. Eşimle kaçarak evlendik. Ve belki de hayatımın
en iyi dönemi eşimle evlendikten sonra başladı. Çünkü onunla el ele vererek bir yufka
dükkanı açtık Önce çok başarılı olamadık. Eşim hamile kalınca işimizi eve taşıdık ve
evde yufka yapıp el arabasıyla satarak hayat mücadelesi vermeye başladık. Bir kız bir
erkek iki çocuğumuz var. Daha sonra eşimin de yeteneği ile kostüm işine atıldık.
Dizilere kostüm yaptık. Cumhurbaşkanlığındaki 16 Türk devletinin kostümlerinin 8
tanesinin atölyesini biz yaptık. O dönem o iş Kapalıçarşı’ya verilmiş ve iş bize geldi bir
şekilde. Biz de yaptığımız işi tutturduk. Çok da beğenildi.
Son 20 yıldır tekstil sektöründeydik. Sinema, tiyatro ve okullara kostüm yapıyorduk.
Atölye evimizin altındaydı. Yufkacılığı 4 sene yaptık. Eşimin sayesinde çok şeyi
başardık biz. Eşim bir ara meşhur Mirkelam Pantolonu alıp satmaya başladı. Ancak
daha sonra “Bunları ben de dikebilirim” dedi ve dikimine başladı. Makineleri kurduk.
İki senede de işi öğrendi. Ve çok şükür durumumuzu düzelttik epeyce. Oğlum 17
yaşında ve çok iyi bir öğrenci. Kendi çabası ve çalışmalarıyla TÜBİTAK Bilim ve
Teknoloji Lisesinde okuyor.
Külliyeye davet edildik tuşa basıldı Gaziosmanpaşa adliyesine hizmetli memur.
Hayatta çok şeyimizi eşim Melek Yapar’a borçlu olduğumuzu söylemek istiyorum.
Hain darbe girişimini nasıl öğrendiniz sonrasında ne yaptınız?
Halen Arnavutköy’de oturuyoruz. O gece ailecek televizyon izliyorduk. Odadan
kızım geldi “Baba 3.köprü kapatılmış” dedi. “Açılmadı ki niye kapatılsın” dedim ve
gönderdim geriye. İzlediğimiz kanalda bir şey yoktu film izliyorduk, aradan 15-20
- 226 -
dakika geçti üvey yeğenim Özkan Ersoy arayıp “Amca televizyonu aç darbe oluyormuş.
Biz de çıkalım” dedi. Ben biraz da şaşkınlıkla "Ne darbesi kafayı mı yedin oğlum”
dedim. Sonra CNN’i açıp Hande Fırat’ın programına baktık biraz. Gelişmeler an be an
aktarılıyordu. Anlatılanları duyunca ilk etapta şok oldum. Adnan Menderes’i şehit
verdi, bir şehit daha veremeyiz” dedim. Apar-topar kalktık ve evden çıktık. O telaşla
bile pantolonumu merdivenlerde giyindiğimi hatırlıyorum. Biz o gece ailece çıkmıştık.
Özkan bizden biraz daha yukarıda oturuyordu. Onu da aldık merkeze çıktık. Arnavutköy’e
giderken arabaya benzin alacaktık. Ancak yanımızda paramız olmadığı için ‘bankamatikten
para çekelim’ diye düşündük. Bankamatiklerin önüne gittiğimizde de bir vatandaş “Bu
dış güçlerin oyunu, fazla çekmeyin. Sadece ekmek parası çekin ve sonra meydanlara
çıkın” diye çoğu kişiyi dağıttı oradan. Arnavutköy merkeze gittik ve arabaya benzin
almak istedik. Ancak bir istasyon bize benzin vermedi. Onu daha sonra şikayet ettik.
Zaten o da o hainlerdenmiş. Merkezde birkaç tur attık, ‘bir şey yok’ diye düşündük.
Orada bulunanlar da ellerinde Türk bayraklarıyla takılıyordu. Kardeşimi aradım o havalimanındaydı. “Abi burası çok kalabalık, çok yoğun buraya gelme” dedi. Arnavutköy
Polis Karakolu ve Jandarma Karakolunun orada ne olup bittiğini anlamak için tur
atıyorduk. Millet sanki bir futbol maçı kazanılmış havasında bayraklarla dolaşıyordu,
yani bir eğlence havası vardı. Birkaç tur attık tekrar kayınçoyu aradım “Vatan’dayız
burası çok kötü. Adeta kan gölü oldu burası, tanklar bir yandan saldırıyor” dedi. Bizim
büyüdüğümüz mahalledekilerin çoğu Vatan Caddesine inmiş. Öyle deyince ‘Biz de
oraya gidelim’ dedik. Kayabaşı’na kadar gittik. Benzinimizi oradan aldık. Çocuklar arkadaşlarıyla irtibattaydı. Fenertepe’ye giderken geri döndük. Gaz bombası atıldığı
söylemleri üzerine çocuklar biraz panik yaptı bunun üzerine onları eve bıraktık.
Eşime ‘Sen evde, çocukların yanında kal” dedim. Bir yandan radyo dinliyoruz.
Köprüde direnen kardeşim ve kayınçomla konuştuk. Özellikle köprüde durumların çok
vahim olduğunu ve kan gövdeyi götürdüğünü söyleyerek oraya destek vermemizi
söylediler. O esnada önce dönemin başbakanı Binali Yıldırım’ın ardından da Cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara davet ettiği açıklamaları yapılıyordu.
Biz Özkan’la ikimiz tekrar merkeze gittik. Bizi orada havalimanına yönlendirmeye
çalıştılar. Yolları iyi bildiğim için Sultançiftliği’ne gittik. Baktık orada tanklar yolu
kesmiş ilerlemek mümkün değil, konvoy o biçim. Sağ taraf kilit, kimse geçemiyor.
Millet de onlara saldırmış ilerisi görünmüyordu.
‘Ne yapalım’ derken Özkan’la ölümüne ‘Dönmüyoruz’ diyerek yemin ettik. “Vatan
için canımızı vereceğiz” diyerek birbirimize de söz verdik. Ben Kuzey Irak’ta da
gönüllü olarak çatışmaya gitmiştim yani antrenmanlıydım. Arabayla taş bariyerlerin
üzerinden çıkıp karşı yola geçtim. Kafamda köprüye gitmek vardı. Ters istikametten
4.Levent’e kadar ilerledim. Levent Sanayi Sitesinin oraya kadar gittim. Sultançiftliği’nde
16 ve 18 yaşlarında berber ve konfeksiyon çırağı iki genç de bize katılmıştı. Giderken
önümüzü bir grup kesti. Ancak biz köprüye gitmeyi kafamıza koymuştuk. Nihayet
köprü yoluna girdik. Köprüye yaklaşmadan sağ taraftan bir yol var, geri geri geldim
arabayı oraya çektim. İleri baktık önümüzde bayağı bir kalabalık var. Ama biz Avrupa
yakasındaydık. İndik arabayı park ettik karşıdan ateşli ses geliyordu. Millet panikle
bize doğru geliyordu. Köprüye doğru ilerledik. Işık gibi bir şey geldi, ses bombası mı
roket mi ne olduğunu anlayamadık. Çünkü o gelen şey yüksekten geldiği için ‘Arkamıza
düşsün’ dedim. Ancak bunun için de ileri doğru gitmemiz gerekiyordu. Çünkü hem ses
yapıyor hem ışık veriyordu. İleri doğru gittik tam köprünün başında çevik kuvvet
polisler bizi bırakmak istemedi. Biz de onlara “Karşıda katliam var, durum çok vahim”
desek de genç oldukları belli olan çevik kuvvet mensubu polisler bize “Olmaz” dediler.
Ancak biz de kararlıydık ve ısrarlarımıza daha fazla dayanamadılar. Bu kez “Güvenlikten
sorumlu değiliz. Geçecekseniz geçin” dediler. Biz ileriye doğru gittik 23-24 kişiydik.
Köprüye doğru ilerlemeye başladık. Köprü yolunun çeyreğini ilerlemiştik ki köprünün
karşıdsınan silah sesleri gelmeye başladı. Bizim oradan da silah sesi gelmeye başlayınca
‘Bizim çocuklar sıkıyor’ zannettik. Ondan sonra arkadan bir feryat bir figan… Bizim
gruptan bir arkadaş kafasından vurulmuş. Köprünün üstünde keskin nişancı varmış, o
vurmuş. Biz bilmiyorduk tabi, tekrar silah sesleri gelince yan taraftaki çelik halatların
olduğu bariyerlerin oraya balıklama attık kendimizi. Silah sesi durunca yerde yatan
çocuk için polisi çağırdık gelmedi, ambulans gelmedi. Sivil doblo bir araca koyduk ve
gönderdik onu hastaneye. Sonra biz bariyerlerin kenarından ilerlemeye devam ettik.
Kafayı çıkaran ya koldan, ya bacaktan vuruluyordu. Yanımda Trabzonlu bir amca vardı,
onun kulağı uçtu adeta. Kafadan yemişti kurşunu. Biz yine ilerlemeye devam ettik.
Vurulup yaralananları bir motorcu çocuğa veriyorduk o da hastanelere taşıyordu. Her
yarım saatte bir, 1.5 metre ilerliyorduk. Tabi onlar da sıkmaya devam ediyordu. Bu
şekilde ilerleye ilerleye oraya geçtik. Bir saat sonra silah sesleri biraz zayıfladı. O
esnada tepemize bir helikopter geldi. Aynı anda karşı tarafa Avrupa’dan gelişin olduğu
yerdeki gişelerin oraya tank topu atıldı. Bir gürültüyle gişeler havaya uçtu. Köprü sanki
yıkılıyordu, zangır zangır sallanmaya başlamıştı. Biz yine ilerlemeye başlayınca bu kez
bize kurşun yağdırmaya başladılar. Kurşun bir ara adeta benim kulağımın kenarından
sıyırmıştı. Kendimi yere attım, o esnada bacağımı çelik halatları tutan bariyerlerin
oraya vurmuşum. Aradan 15 dakika geçti ayağımın üstüne basamadığımı fark ettim.
Önce sıcaktan anlayamamışım, sonra acı hissetmeye başladım. O andan sonra bacağımın
üstüne basamıyordum, sol bacağım sancı yapmaya başladı. Pantolonumu sıyırdım. Vurulduğumu sandım ama şişkinlikle boşluğa basar gibi olmaya başladım. Tişörtümü
çıkarıp bacağıma bağladım. Epey yaralı taşıdık, motorcu arkadaşın da ilerleyen saatlerde
her yeri kan olmuştu. Öyle bir psikolojiye büründü ki… O anlar anlatılacak gibi değil.
Bir ara bize dönüp “Hakkınızı helal edin, ben bunlara dalacağım” dedi ve son sürat son
suları bize bırakıp motoruyla hainlerin üzerine daldı. Sonra 36 kurşun çıktı onun
üzerinden. Her şey gözümüzün önünde cereyan etmişti. Çok başka bir duyguydu o
anları yaşamak…
- 227 -
- 228 -
O hengamede parmağımın kırılmasına rağmen pes etmedim, sabaha kadar direndik.
Benim telefonum arabada kalmıştı. Özkan’ın telefonuyla da sürekli eşimle konuşuyorduk
Allah razı olsun eşim bizi inanılmaz derecede motive ediyordu. Hatta bir ara bize
“Dayanın birinci ordu komutanı size destek gönderiyor. Uçaklar çıktı, az kaldı geliyorlar”
dediğini hatırlıyorum. Biz de aynı şeyleri etrafımızdakilere söyleyip aynı şekilde moral
vermeye çalışıyorduk. Tabi eşim bu arada sürekli dualarıyla da bize manevi güç
veriyordu. Karşıdaki hainlere de “Sizin o mermileriniz bitmeyecek mi?” diye de bağırı-
yorduk. Epey yaklaşmıştık onlara. Artık onları rahatlıkla görebiliyorduk. Ancak kafayı
çıkaran kurşunu yiyordu. 23 kişiden en fazla 6-7 kişi sağlam kaldık. Gerisi şehit
olmuştu. Sabah onlar teslim olana kadar oradaydık. Karşımızdaki polisler gelen birkaç
kamyonla “Onları teslim almaya gidiyoruz koşun” dediler bize. Ancak artık bizi
sokmuyordu polisler. Hainlerin ‘mermileri bitmiş’ muhabbeti dönünce millet galeyana
geldi. Arkamız yine dolmuştu o ara. Köprü uzun süre direnmiş, duyan halk da gelmişti.
Biz de hastaneye değil eve gitmeyi tercih ettik. Üstümüz başımız kan revan içindeydi.
Psikolojimiz bozulmuştu. Sancılar iyice arttı dayanamıyordum. Özkan da aynı. O da
ayak kemiğinden... Parmağım gittikçe daha kötü oldu. Bu kez Arnavutköy Devlet Hastanesine gittik. “Köprüden geliyoruz durumumuz bundan ibaret” dedik. Tabi evde
üzerimizi değiştirdiğimiz için bizi çok fazla kale almadılar. Doktorun yanına gittik,
elime bacağıma bir sargı yaptırdı. Özkan’ın ayağını da sargıya aldılar. Doktor bize ‘Ne
işiniz vardı orada, kimi kurtardınız?” deyince biz çıldırdık. Özkan bu sözler üzerine
vurmaya kalktı ona. Tabi tepki gösterdik, bağırdık, çağırdık küfür ettik ve çıktık geldik.
4.gün tekrar sancı oldu bu kez Bahçeliveler Hastanesine gittik. Orada tekrar tedavimiz
yapıldı ve Arnavutköy’e döndük. Aradan biraz zaman geçti. Kaval kemiklerimde
yaralar açıldı. Ve en son Özel Çapa’da ameliyat oldum.
O gece sizin dışarı çıkmanızı sağlayan duygu neydi?
Eşimin ailesinde Çanakkale şehidimiz var. Ben çok araştırmacı bir insanım. Geçmişte
yaşananları çok iyi bilirim. 11 yaşına kadar babam bize her şeyi anlatırdı. Çocukluğumuz
Ülkü Ocaklarında yetişerek geçti. Bizim sokaklara çıkmamızı sağlayan duygu vatan
aşkıydı. Şu an olsa yine aynısını yaparım. Başta Tayyip Erdoğan olmuş Ahmet olmuş,
Mehmet olmuş hiç fark etmiyor. O anda başkomutan kim ise ‘Bu savaşa koşun’ dese
benim için söz orada bitmiştir.
Darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı size göre bugün nasıl bir durum olurdu?
Bugün dünyanın gözü önünde Suriye’de yaşananlardan daha kötüsü olurdu belki.
Ancak biz kaçmaz, kanımızın son damlasına kadar savaşırdık. Dış güçlerin içerdeki
hainlerle işbirliği ile kale içten yıkılır. Eğer o hainler de dış güçlerden destek almasaydı
içerde nasıl örgütleneceklerdi. 15 Temmuz duruşmalarına katılıyoruz. Oradaki çocuklar
hepsi farklı şeyler anlatıyor. Ancak biz orada gördük, yaşadık… Gerçekleri biliyoruz.
Toplumun her kesiminden insan o gece oradaydı, bu size ne hissettirdi?
Şükürler olsun rabbime… O günkü ruh her zaman olsa Allah’ın izniyle kimseye
karşı boynumuz eğrilmez. O günkü ortamı anlatmaya kelimeler yetmez. Öyle bir birlik
beraberlik vardı ki o anki ruh çok başkaydı. Gençlerimiz ... şükürler olsun gençlerimize
damarlarındaki asıl kan çıktı ortaya. Toplumun her kesiminden insan oradaydı. Bu bizi
hem mutlu etti hem gururlandırdı. Orada sadece yaralananlar değil sokağa çıkan herkes
gazidir. Çünkü öndekiler düştü, biz geldik biz düştük, arkadan geldiler bir yumruk
olduk, Öndeki düştüğünde arkadaki kaçsaydı Suriye gibi olurduk. Öndeki düştü biz
taşıdık, o ruh çok başka bir şey. Benim için o gece sokağa çıkan herkes gazi.
- 229 -
MUSTAFA DERİN
Mustafa Derin, hainlerin küresel güçlerle birlikte
ülkeyi ele geçirme planına Türk halkının geçit
vermediğini söyledi.
FETÖ SADECE BİR
CEMAAT
YAPILANMASI DEĞİL
DEVLETİMİZE KARŞI DA
BİR İSTİHBARAT
YAPILANMASIDIR

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1981 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. 4 kardeşiz, ben evin 3.çocuğuyum.
İlk orta ve liseyi İstanbul’da okudum. Yükseköğrenimimi İşletme okudum. Aslen
Kastamonu Tosya’danım. Ailemiz uzun yıllar önce İstanbul’a gelip yerleşmiş. Biz de
burada doğup büyüdük. Evliyim, 1 çocuğum var.
O gece hain girişimi nasıl öğrendiniz, sonrasında ne yaptınız?
Ben Esenler’de oturuyorum. Haberi ilk öğrendiğimde evdeydim. Televizyonda da
NTV’yi izliyordum. “Boğaz Köprüsü trafiğe kapatıldı’ diye bir haber geldi. Önce terör
eylemi olduğu söylendi. İlerleyen dakikalarda hiçbir yerde bir açıklama olmadığını fark
ettik. Ankara’da bir terör olayı varmış gibi bir izlenim vardı medyada. Dönemin
başbakanı Binali Yıldırım’ın telefonla bir haber kanalına bağlanıp bu olayın bir kalkışma
olduğunu ve yapanların sert bir şekilde cezalandırılacağını söyledi. Benim şüphelerim
daha da artmıştı. Dışarıda kalabalığı görünce dışarı çıktım. Benim niyetim gidebilirsem
havalimanına gitmek ya da kalabalığın durumuna göre hareket etmekti. Otoban evimizin
arka tarafında kalıyor. Oradan tankların geçtiğini gören halk oraya akın etmişti. Biz de
mahalledeki arkadaşlarla hareketlendik. Vatan Caddesi’nde konuşlanan tanklardan bir
tanesi oraya geldi. Ancak kalabalık karşısında hain ve alçak bir şekilde kışlaya
kaçtıklarını gördük. Kaçarken de halkın üzerine acımasız bir şekilde sürüyorlardı
Mustafa Derin hain darbe gecesinde yaşadıklarını hiçbir zaman unutamayacağını anlatırken, bugün bir gazi olarak yaşadıklarını yetkililere bir mesaj olarak gönderiyor. Zira o devleti, milleti için yaralanmanın kendileri için bir şeref, onur olduğunu ifade
ederken, “Asıl şimdi 15 Temmuz’dan sonra biz gazilerin maruz kaldığı
durum gerçekten bizi daha çok üzüyor. Zira o hainler hala devletin
içinden temizlenmiş değil. Kendilerini diri tutma adına devletin içinde
kendilerini saklayarak özellikle biz gazileri hedef almış durumdalar. Her
yerde karşımıza çıkıyorlar. Hayatı bize zorlaştırmak için de ellerinden
gelen her şeyi yapıyorlar” diye konuştu. Mustafa Derin, FETÖ’nün sadece bir terör örgütü yapılanması değil devletimize ve milletimize karşı
bir istihbarat yapılanmasıdır. Arkasına aldığı egemen küresel güçlerle
40 yıldır bu ülkeyi ele geçirme planlarını her zaman diri tutmaya
çalışıyorlar. Onun için herkesin başta siyasilerin çok dikkatli olması gerekiyor” dedi.
O gece halkın demokrasiye olan bağlılığını meydanlara çıkarak bir
kez daha gösterdiğine de vurgu yapan Mustafa Derin, “Benim için önemli
olan ülkemin güvenliği. Ben demokrasiye bağlı bir insanım. Geçmişte
büyüklerimiz çok büyük acılar çekmiş. Benim düşüncem, benim dünya
görüşüm; Demokrasiyle gelen demokrasiyle gider. Ben bunların 15 Temmuz’dan önce de ne hain olduğunu biliyordum. O yüzden onlara karşı
durmak için çıkmıştım meydana” sözleriyle de o gece meydanlarda
olmasının sebeplerini dile getirdi.
- 231 -
tankları. O tanklardan birisi bir anda bizim olduğumuz yerde karşımıza çıkınca kendimizi
kenara atmaya çalıştık. O hamle esnasında benim ayağım bariyerlere sıkıştı. Ayağımda
çatlaklar oluştu. Birçok arkadaşım da o esnada yaralandı. Orada birkaç şehidimiz de
olmuştu. Hatta şöyle bir şey oldu; ön tarafta sakallı bir adam vardı, tankların büyük bir
kindarlıkla onun üzerine tankı gördüm. Bu anlattığım yanlış hatırlamıyorsam mahkemelerdeki kayıtlarda da vardı. Cumhurbaşkanının halkı sokaklara davet etmesiyle
meydanlar daha da dolmuştu. Halkımız milli sloganlar eşliğinde ana yollara çıkıyordu.
Yaralanmanız sonrası tedavi süreciniz nasıl geliştii?
Ayak tarak kemiğimde çatlak olmuştu. Tedavim bu yüzden uzun sürmüştü. Önce
arter takmışlardı. Ancak ağrılar artınca alçıya aldılar. Düzelmesi epey zaman almıştı.
Bizim yaralanma sürecimizden ziyade gaziler olarak karşımıza çıkan o hainlerden
dolayı daha çok yaralanıyoruz.
- 232 -
Sizi o gece sokağa çıkaran duygu neydi?
Benim için önemli olan ülkemin güvenliği. Ben demokrasiye bağlı bir insanım.
Geçmişte büyüklerimiz çok büyük acılar çekmiş. Adnan Menderes asılmış, Turgut Özal
öldürülmeye çalışılmış… Yaptıklarıyla günahları da sevapları da onların. Benim
düşüncem, benim dünya görüşüm; Demokrasiyle gelen demokrasiyle gider. Ben bunların
15 Temmuz’dan önce de ne hain olduğunu biliyordum. O yüzden onlara karşı durmak
için çıkmıştım meydana.
Size göre o hain darbe girişim gerçekleşmiş olsaydı, bugün ülkede nasıl bir
durum olurdu?
Buna iki açıdan bakabiliriz. Makrodan baktığımız zaman küresel anlamda o gece
40-50 bin İngiliz komandosunun beklediği, gemilerin kıyılara yanaştığı, o gece Güneydoğu’nun da koparılabileceği yönünde hain planlar olduğunu duyduk. Yani kontrollü
kaos planıydı bu ki sonunda biz Suriye’den beter olabilirdik. Yine aynı şekilde Amerikan
savaş gemilerinin Akdeniz’de beklediği haberlerini duyduk. Hatta FETÖ’cü askerlerin
Güneydoğu’yu sahipsiz bıraktığı, nöbet bölgelerini boşalttığına dair bilgiler geldi.
Bunlar ihanetin boyutunun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Bu açıdan baktığımızda
Cenab-ı Allah bizi korudu, yüzümüze güldü.
Ben o hain darbe girişimi yaşanmadan önce de FETÖ’nün askeriyede, emniyette,
adliye ve mülkiye başta olmak üzere devletin en stratejik noktalarında kadrolarının ço-
ğunlukta olduğunu biliyordum. Bana göre de şu anda halen daha devletin içindeler. Çok
az kısmı ihraç edildi diye düşünüyorum. Biz gaziler bunu yaşayarak en iyi bilenleriz.
Zira özellikle her yerde biz gazilerin karşısına çıkıp hem hayatı bize zorlaştırmaya
çalışıyorlar hem de intikamlarını
almak için ellerinden geleni yapıyorlar. O hainlerin iktidarı- muhalefetiyle bütün siyasi partilerin
yönetim kademelerine sızdıklarını
ve orada yönetim kademelerinde
olduklarını biliyoruz. Bana göre
FETÖ terör örgütü bir cemaat
yapılanması değil, devletimize ve
milletimize karşı bir istihbarat
yapılanmasıdır. Arkasına aldığı
egemen küresel güçlerle 40 yıldır
bu ülkeyi ele geçirme planlarını
her zaman diri tutmaya çalışıyorlar. Onun için herkesin başta siyasilerin çok dikkatli olması gerekiyor.
15 Temmuz’dan sonra kısmi
bir temizlik yapılsa da asıl temizlik
bitmemiştir. Ülkemiz çok ciddi
bir tehlike ile karşı karşıyadır.
Hatta şunu söyleyeyim 15 Temmuz’dan daha riskli bir durumdayız. Zira her an çok uyanık olmak durumundayız. O hain darbe
girişiminden sonra o terör örgütü
- 233 -
- 234 -
daha da azgınlaşmış hırsa bürünmüş bir yapıdır. Kadrosu da olduğu gibi kaldığı için
bana göre siyasi yapının zaman zaman verdiği boşluklardan cesaret almakta. Zira
FETÖ’nün siyasetteki kolu ve uzantıları henüz temizlenmiş değil. Buldukları ufak bir
boşluktan cesaret almaktalar. Özellikle adliye ve emniyetteki kadroları sayesinde
kendilerini hala güçlü görüyorlar. Çünkü soruşturmaların büyük çoğunluğu onlarda ben
buna bizzat şahit de oldum. Amaçları devleti, hükümeti zafiyete uğratıp yeniden
kendilerini aktif hale getirmek. Bu anlamda da ülkece çok daha dikkatli olmalı, oyunlara
gelmemeliyiz.
Bu arada benim düşüncem, dinler arası diyalog kurgusuyla da küresel şeytani
yönetimin tek dinleri birleştirme projesine hizmet ediyorlardı.
O gece halkın bütün kesimlerinden insanların sokaklarda olması size ne hissettirdi?
Ülkemizde o dönem öncesinde siyasi olarak ister-istemez bir kutuplaşma olmuştu.
O gece gerçekten bir birlik beraberlik gecesi yaşandı meydanlarda. FETÖR lobisi, yapılanması, PKK’lı teröristler hariç bir birlik, bir uhuvvet içinde olduğumuzu gördüm.
Zaten hep bittiğimiz yerde bir şeyler çıktı. Hükümet de bu bakımdan çok şanslı. 15
Temmuz’dan sonra beni heyecanlandıran bir haber izlemiştim “17 bin polis ihraç
edildi” dendiğinde içimde güllük gülistanlık olmuştu. “Devlet haksızlığı, hırsızlığı”
gördü diye… Çoluk-çocuğumuzun geleceğini çalan, haysiyetsizlerin temizlendiğini
görünce içimde bir sevinç oluşmuştu. Ancak ilerleyen zamanlarda bunun devede kulak
kaldığını düşündüm. Çünkü birçoğunun geri iadesi de olmuştu. Türkiye’nin şu andaki
durumu 15 Temmuz’dan çok da iyi değil kanımca. Örneğin birisini ihbar ettiğinizde
adeta devletten 80 kat hızlı davranıyorlar ve hiçbir şey yapılamıyor. Gazi olduğumuz
için her yerde karşımıza çıkıyorlar. Hastanede doktor, karakolda polis… Biz gazilere
hayatı bize zehir ediyorlar. Hayatımız alt-üst olmuş durumda. Bu güzel ülkeyi bize
zehir ediyorlar. Bunu çoğu gazi arkadaşımızla da konuşuyoruz. Hepsi de aynı şeyi söylüyorlar.
Bir gazi olarak bu anlamda beklentiniz ve steğiniz ne olur?
Evet, olmaz mı? Bizler bu ülke için canını hiç düşünmeden feda eden gazilerin
maddi anlamda bir beklentimiz hiç olmadı, olmaz da… Ancak bizlerin rehabilitasyona
ihtiyacı var. Bunun için de tıpkı bir öğretmen, bir polis gibi bize de sosyal anlamda bir
yer kazandırılıp orada yılın belli dönemlerinde ailelerimizle vakit geçirerek, psikolojik
anlamda kendimizi yenilememiz gerekiyor. Bizim devlet büyüklerinden beklentimiz
budur.
(GAZİMİZ BU SON SORUNUN YAZILMASINI ÖZELLİKLE İSTEDİ)
- 235 -
MUSTAFA UYĞUN
Mustafa Uyğun Türk insanının söz konusu vatan olduğunda çok kolaylıkla bir araya gelebilme özelliği
sayesinde sırtının hiçbir zaman yere gelmeyeceğini
15 Temmuz gecesi bir kez daha gösterdiğini söyledi.
BİZ BU VATAN
AŞKI İLE YAŞADIKÇA
SIRTIMIZI KİMSE
YERE GETİREMEZ

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1972 İstanbul Süleymaniye’de dünyaya geldim. Aslen Kastamonu Cideliyiz.
İki kardeşiz. Babamız bir annemiz ayrı bir ablam daha var. İlköğretimi Kastamonu Cide
Yalçınköyü İlköğretim Okulu’nda okudum. İlkokulu bitirdikten sonra İstanbul’a geldim.
Babaanne ve dedeyle yaşadım. Evliyim 2 kızım 1 oğlum var. 15 Temmuz öncesi
mobilya işi yapıyordum. Gazilikten dolayı hakkımı kullandım.
Bize o geceyi anlatır mısınız, darbe girişimini öğrendiğinizde ne yaptınız?
Ben o zaman kendi işimde çalışıyordum. Eve geldim ve yemeğimi yemiştim.
Balkonda telefonda sosyal medyada köprünün kapandığını okudum. Sonrasında bomba
ihbarı olduğunu söylediler. Arkadaşlarımızla yaptığımız görüşmede darbe girişiminde
bulunulduğunu söylediler. Telefonda kayınçolarım arayarak durumu anlattılar. “Darbe
girişimi var” dediler. Ben önce inanmadım. “Bomba ihbarından dolayı kapattılar”
dedim. “İstanbul’da o kadar polis varken asker neden kapattı orayı’ diye de aslında
anlam veremedik. Televizyonu açtığımızda tankları gördük. Saat 20.30-21.00 civarlarıydı.
Bir süre sonra da Cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara çağırması son hamle oldu.
Biz vatanımız için canımız feda eden bir neslin çocuklarıyız. Cumhurbaşkanımızın o
davetinden sonra evde durmamız mümkün değildi. Sokağı çıktık, ilk gittiğimiz yer Kı-
sıklı-Ümraniye, Cumhurbaşkanımızın evinin önü. Orada karakol polisleri anons yaptı.
“Çengelköy’le 1.boğaz köprüsünde sıkıntı büyük oraya gidelim” dediler. Biz de o
esnada çıktık. Tabi köprüye kadar yürüyerek gittik. Saat bayağı geçmişti vatandaşlar sel
gibi sokaklardaydı. Biz köprüye indiğimizde daha doğrusu Altunizade’den giriş
yaptığımızda küçük küçük gruplu vatandaşlar geri dönüş yapıyordu. Nedenini
sorduğumuzda içlerinden birkaçı “Köpek vurur gibi insanları vuruyorlar” dediler. Biz
Mustafa Uyğun önce sosyal medyadan sonra da arkadaşlarından öğrendiği darbe girişimine inanmak istememişti… Neyin dar besiydi bu, üstelik böyle bir dönemde… Ancak böyle bir durumvuku bulmuşsa ne yapacağını da çok iyi biliyordu. Hiç düşünmeden önce
eşi ve çocuklarıyla helalleşti ardından da sokaklara çıktı… Tıpkı diğer
binlerce insan gibi…
Hainlerin yağmur gibi yağdırdığı silahlardan yaralananlara müdahale etmek için bayrağı kendilerine kalkan yaptılar o gece. Öyle ya,
‘Bayrağa ateş etmezler’ diye düşünüyorlardı. Oysa hainler onlar gibi
düşünmüyordu.
O gece halkın gösterdiği birlik-beraberlik sayesinde hainlere geçit
verilmediğine vurgu yapan Mustafa Uygun “Bir Türk olarak gurur duydum. Biz istediğimiz ve gerektiği her an bir araya gelebiliyoruz. O yüzden
bizim sırtımız hiçbir zaman yere gelmez” sözleriyle bir gerçeği bir kez
daha haykırıyor adeta…
Mustafa Uygun en büyük motivasyon kaynaklarının ise vatan aşkı
olduğunu, “Vatan varsa biz de varız… Çoluk çocuğumuzun geleceği için
vatanımızı ön planda tutuyoruz” sözleriyle ifade ediyor.
- 237 -
bu söylemlere, “Onlar bizi vuracak diye onlara vatanı teslim etmemiz mi gerekiyor,
gerekirse öleceğiz” diyerek karşılık verdik. Aslında amacımız onları da geri dönme konusunda ikna etmekti. Büyük bir grubu çevirmeyi başardık da… Ve yürümeye devam
ettik. Köprünün girişine geldiğimizde mermiler havada uçuşuyordu, yoğun bir mermi
atışı vardı. Köprüye epeyce yaklaşmıştık. Önümüzde vurulanları almaya yöneliyorduk,
bize onları almaya bile müsaade etmiyor ateş açıyorlardı. Sonra biz büyük bayrak açtık,
‘Bayrağa ateş etmezler, o esnada gidip yaralıları alalım’ diye düşündük. Bayrağın altına
girdik o vaziyette yaralıları almaya çalışıyorduk ancak o şekilde bile bize ateş etmeye
devam ediyorlardı. Bu şekilde birkaç yaralıyı geriye çekebildik. Gecenin ilerleyen
saatlerinde bayağı bir bitkin düşmüştük. Nerden geldiği belli olmayan sert bir cisim
ayağıma vurdu ve ayağım kırıldı. Şarapnel parçası diye düşünüyordum. O esnada top
atışları yapıyorlardı. O saatlerde çok sayıda yaralı ve gazimiz vardı. Ayağımın sıcaklığı
ile çok fazla bir şey hissetmedim ve mücadeleye devam ettim. Bir-iki saat sonra ayağım
dizime kadar şişti ve yürüyemez hale gelmiştim. O arada yavaş yavaş sabah oluyordu.
Şehitler Köprüsü Anadolu Yakası çıkışında oturduğumda, teslim olduklarını söylediler.
Halkımızın bağırmalarını duydum. Biz sevincimizden tekrar yürümeye başladık ama
ben yürüyemiyordum, tanımadığım kişiler koluma girmişti. O vaziyette yürümeye çalı-
şıyordum. Kayınçolar beni tekrar orada buldular ve araçla eve geldik.
Şehitler Köprüsünden Ümraniye girişine kadar yürüyerek geldim. Sonra kayınçomuzun
bir arkadaşının aracıyla eve geldim. Üstümü değiştirdim. Fatih Sultan Mehmet
Hastanesi’ne tedavi için başvuru yaptım. Tedavimi yaptırdım. Şimdilerde sadece soğuk
havalarda ağrı yapıyor. Onun dışında da başka bir rahatsızlık yok çok şükür.
O gece sizin sokağa çıkmanızı sağlayan duygu neydi?
Şöyle bir şey söyleyeyim; biz bu vatanın evladıyız, vatan varsa biz varız. Çoluk-çocuğumuzun geleceği için vatanımızı ön planda tutuyoruz. Tabi ki Cumhurbaşkanımızın
bizleri meydanlara davet etmesinin de etkisi var. Ondan Allah razı olsun. Böyle bir
durumda canlı yayına çıkıp da halkını sokaklara davet ettiği için. Bu anlamda da
- 238 -
kendisine minnettarız. Bugün Cumhurbaşkanımız yine ‘Çıkın’ dese biz her zaman
hazırız çıkarız. Biz sokağa çıktığımızda neyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz için telefonumuzun şarjı bitmeden eşimizi aramıştık. Eşime, “Burada atmosfer gerçekten çok
yüksek. Mücadele ettiğimiz, direndiğiniz karşı tarafın elinde silah var, bizim elimizde
sadece bayrağımız var. Tekbir sesleriyle yürüyoruz. Bizim eve dönüp dönmeyeceğimiz
belirsiz, hakkınızı helal edin, benim hakkım sizlere helal olsun” dedim.
Hayatın çok acı olduğunu o zaman anladım. Eşim ve çocuklarımla helalleşme
anında gerçekten o an anladım.
O hain darbe girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eğer ki bu darbeyi bunlar gerçekleştirebilselerdi bizim halimiz Suriye’den çok çok
beter olacaktı. Biz çok şükür ki Türk halkı olarak buna müsaade etmedik. O kadar çok
şehit verdik o kadar gazi oldu ancak hiç vazgeçmedik. Allah o gece meydanlardaki
herkesten razı olsun. Allah bize bu nefesi aldırdığı müddetçe, bundan sonra tekrar
girişimde bulunmaları halinde yeniden karşılarında yine bizi bulurlar. Bizim elimizde o
akşam sadece Türk bayraklarımız vardı, neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Ancak
bu kez farklı olur. Hatta o gece “Halk askere ateş açtı” dendi. Hepsi yalan… Birebir
sabaha kadar oradaydım ve yaşadım bunu.
Askerlerle diyaloğa girmek gibi bir durumumuz olmadı. Zaten iki metre uzağımızda
yaralıları almamıza izin vermiyorlardı. Yağmur gibi mermi yağıyordu. Köprünün
başında keskin nişancı olduğu sabah söylendi, o da sabaha karşı etkisiz hale getirilmişti.
Herkesin o gece meydanlarda olması size ne hissettirdi?
O gece ülkemizin birlik-beraberlik adına gösterdiği duruştan bir Türk olarak gurur
duydum. Biz istediğimiz ve gerektiği her an bir araya gelebiliyoruz. O yüzden bizim
sırtımız hiçbir zaman yere gelmez Hele ki söz konusu vatansa. Bugün tekrar böyle bir
şeye kalkışma olursa, elimde ne varsa onunla birlikte çıkarım ve gözümü hiç kırpmam.
Vatanım için gerekiyorsa şehit de olmaya hazırım. Yeter ki vatanım sağ olsun, ezan
susmasın, bayrak inmesin. Şu da bilinsin ki Cumhurbaşkanımızın hazır askerleriyiz.
- 239 -
ONUR ÖRNEK
Onur Örnek babasıyla birlikte çıktığı meydanlarda
Allah’ın kudreti ile yüklendiği cesaretle mücadele
ettiğini anlattı.
YETER Kİ SÖZ
KONUSU ‘VATAN’
OLSUN ÖNÜMÜZDE
KİMSE DURAMAZ

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1993 yılında İstanbul Eminö-
nü’nde dünyaya geldim. Aslen Kastamonu
Bozkurt Tezcan Köyündeniz. Evin tek
çocuğuyum. İlk, orta ve liseyi İstanbul’da
okudum. Açıköğretim Fakültesinde okuyorum. Şu an İl Özel İdaresi’nde makine
maliye bölümünde çalışıyorum. Evliyim,
iki çocuğum var.
Bize o geceyi anlatır mısınız, nasıl
öğrendiniz hain darbe girişimini, ne
yaptınız?
Esenler’de oturuyorduk. O dönem
yeni evlenmiştim. Evdeydik, babam ve
annemler de bizdeydi. Televizyondan bir
şeyler olduğu anlaşılıyordu. Ancak bir
netlik yoktu. Bir süre sonra Cumhurbaş-
kanımızın halkı meydanlara davet etmesini
izledik. Babam bana ben babama baktık
“Çıkmayıp da ne yapacağız” dedik. Annemler bize bir şey söylemedi. Ve evden
çıktık. Esenler’de etrafımızda hiçbir hareketlilik yoktu. Vatan Caddesi’ne giden
yola çıktık. Vatan Caddesi bağlantı yolu
olan Esenler Atışalanı yoluydu. Esenler
Atışalanı Köprüsünün üzerindeyken 2
Onur Örnek hain darbe girişimini televizyon ekranlarında izledik ten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkı meydanlara davet et mesiyle çıktı sokaklara. Onur Örnek o anları “Babam bana, ben--
babama baktık ve ‘Çıkmayıp da ne yapacağız’ dedik.” Diyerek anlatıyor.
Evet… Çıkmayıp da ne yapacaklardı… Vatana evde oturarak sahip
çıkılamazdı elbette. Onlar da babasıyla birlikte çıkarak mücadele etti
hain darbecilerle. Tanklarla mücadeleydi onlarınki… Özellikle babasının
o anlarda darbecilere karşı duyduğu öfke sonrası verdiği tepkiyi ise hiç
unutamıyor.
Kendisinin o gece inanılmaz bir cesaretle kuşandığını anlatan Onur
Örnek, “Bunu tarif etmek gerçekten çok zor. Normalde çok fazla cesaretli
bir insan değilim. Ancak o gece… Allah’ın kudreti, o an içine girdiğimiz
psikoloji… Hepsi bunda etkiliydi.” İfadelerini kullanıyor. O gece meydanlarda halkın birlik-beraberliğini de Onur Örnek şu sözlerle tarif ediyor: “Söz konusu yeter ki vatan olsun, bizi bir araya getiremeyecek hiçbir
kuvvet yoktur.”
- 240 -
- 241 -
tane tank gördük, bir tanesi hızlı bir şekilde geçti. İkincisini uzaktan gördük, babam bu
durumda bile çok fazla celallendi. Tam köprünün yanında bir boşluk vardı 3.5-4
metreden atladı. Benim gözüm yemedi atlamaya, ben de kenarından bir yere atladım.
Babama bir şey olacak diye korkudan peşinden gidiyordum. Orada büyük bir kalabalık
vardı. Babam atladıktan sonra koşmaya başladı. Hengâme olduğu için orada babamı
kaybettim. Vatan hainleri havaya iki-üç el ateş etti, ben de o sinirle tankın üzerine
çıktım. Tank o esnada gidiyordu. Tutma yeri vardı ona tutup bir süre oradaki hainle bo-
ğuştum. Yanımda oradan bir vatandaş vardı o da hainin silahını almaya çalışıyordu.
Silah benim iki göğsümün arasına geldi namlu göğüs kafesime değdi. Sıkarsa vatandaşlara
gelmesin diye de yukarıya doğru kaldırdım namluyu. Namlu benim üzerine geldiği
zaman iki-üç kere ateş ediyor ama tık tık diye bos ses geliyor. Ya tutukluluk yaptı ya
boştu silah. Babamın söylemine göre ben orada o hainle darp ederken, yüzbaşı olduğunu
öğrendiğimiz askere ‘Gaza bas’ diyormuş. O anda asker de gaza basınca tank önünü
havaya kaldırdı ben de dengemi kaybettim ve geriye düştüm. Düşme anında da topuğum
çatladı. Ben düştükten sonra babam beni tuttu, babam da o sırada tankın üzerindeymiş.
Ben fark edemedim, ön paletin üstünden çıkmış tanka. Asker insanları üzerinden
düşürmek için tankın namlusunu çeviriyordu. O esnada da babama vuruyor babam
düşüyor, sonra ben düşüyorum. Babamın kaburgaları kırılıyor. Yaralandığımız için de
peşinden gidemedik. Biraz daha bekledik. Tank gelmedi o arada. Biz yaralı olduğumuz
için hastaneye gittik. Hastaneye giderken annem ve eşimi arayıp bilgi verdik. Sonra da
hastanede tedavi olduk.
Sizi o gece dışarı çıkaran duygu neydi?
İlahi güç mü, Allah’ın kudreti mi diyeyim, çıktık. Ben askerlik yaptım ama elime
- 242 -
silah almadım. Kim diyecek ki tankın üzerine çıkacağım. O çok başka
bir duygu. Ben normalde çok cesaretli birisi değilim ama o an
ortaya çıkan psikoloji mi maneviyat
mı dersiniz, bilemiyorum ancak
Allah’ın o gece bize güç kuvvet
verdiğine inanıyorum.
Size göre hain darbe girişimi
gerçekleşmiş olsaydı bugün nasıl
bir durum olurdu?
Bunu tarif etmek bile zor…
Çünkü o gece meydanlarda olan
insanlar yaşananları, kimlere karşı
mücadele edildiğini çok iyi biliyor.
Bugün karşımızdaki en son örnek
ülke Suriye… Biz belki onlardan
daha kötü durumda olabilirdik. Yani
Suriye şu anda bizden iyi olurdu,
ben öyle tahmin ediyorum. Çünkü o hain darbecilerin ülkeyi bölmekten başka bir
amaçları yoktu.
O gece ortaya konan birlik-beraberlik konusunda neler söyleyeceksiniz?
Biz millet olarak vatan söz konusu olduğunda bir araya gelmeyi, tek yumruk olmayı
biliyoruz. Yeter ki söz konusu vatan olsun. O gece de öyleydi. Ve darbe girişimine
inanmak istemeyen ve bunu ilerleyen saatlerde öğrenen herkesin sokağa çıkmasıyla
yine aynı görüntüyü verdik. O gece toplumun bütün kesimleriyle oradaydık ve bu hain
darbeye birlikte geçit vermedik.
- 243 -
ORÇUN ŞEKERCİOğLU
Orçun Şekercioğlu milli iradeye sahip çıkmak
amacıyla darbecilerin karşısında mücadele ettiklerini söyledi.
ÇANAKKALE
RUHUNU
YENİDEN
YAŞADIK

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
İstanbul’da dünyaya geldim. Kadıköy’de ikamet ediyorum. Aslen Kastamonu İhsangaziliyim. Evliyim ve 3 erkek çocuğum var. 15 Temmuz öncesinde olduğu gibi 15
Temmuz sonrasında da kendi işim olan eğitim şirketimde iş hayatıma devam etmekteyim.
O gece yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz, ne yaptınız?
Hain kalkışma gecesinde dışarıda düğündeydim. Darbe girişiminden AK Parti İl
Yönetim Kurulu üyesi olarak İl Başkanımızın mesajı ile haberdar olduk. Yanımda
yakın arkadaşlarım Enes Gedikoğlu ve Erkan Gürsoy vardı. İlk olarak Cumhurbaşkanımızın
konutunun olduğu Kısıkla’ya gittik. Orada yeteri kadar kalabalık olduğunu görünce
şimdiki ismi 15 Temmuz Şehitler köprüsü olan birinci köprüye hareket ettik.
Köprüye gittiğimizde yaklaşık bin kişilik bir kalabalık olmuştu orada. Yalnız köprüyü
tutan darbeciler, uyarı ateşi ile birlikte bel üstü olmak üzere insanlara ateş etmeye baş-
lamışlardı. Sonra biz de etraftan topladığımız mıcır taşlar ile darbeci teröristlerin
üzerine koştuk. Amacımız darbecileri etkisiz hale getirip, köprüyü ulaşıma açmak,
sonrasında da İstanbul Valiliği, Belediye Binası ve iktidar partisi il binasını darbecilerden
temizlemekti. Buradan hareketle de İstanbul’un darbeye teslim olmadığını Türkiye’ye
ilan etmekti. Darbeci teröristlerin üzerine koştuğumuz zaman sağ bacağımdan kasığımın
altından vuruldum. Ağır bir uzun namlulu silah yarası almıştım. Yakın arkadaşlarımın
yardımıyla oradan çıkartıldım ve hastaneye getirildim. Sonrasında 15 ay tedavi sürecim
oldu. Şu anda diz ve kalça arası yapay ama çok şükür toparladım ve iyiyim.
O gece sizi dışarı çıkaran duygu neydi?
Türkiye darbe tarihi açısından maalesef zengin bir ülke... Bugüne kadar da sürekli
darbe günlüklerinde hainlikleri okurduk. Biz de tekrar buna müsaade etmemek için,
milli iradeye sahip çıkma adına mukabele ettik.
Eğer hain darbe girişimi amacına ulaşsaydı size göre şu anda nasıl bir durum
olurdu?
Darbe başarılı olsaydı darbe yönetiminin Türkiye’ye hakim olacağı süreç en fazla
birkaç ay sürerdi diye düşünüyorum. Birkaç ay içinde tekrar milli iradeye teslim olmak
Orçun Şekercioğlu darbe tarihi açısından maalesef zengin olan Türkiye’de bir yenisine daha izin vermemek için meydanlara çıktıklarını söyledi. Şekercioğlu bunu da şu sözlerle ifade ediyor:
“Türkiye darbe tarihi açısından maalesef zengin bir ülke... Bugüne kadar
da sürekli darbe günlüklerinde hainlikleri okurduk. Biz de tekrar buna
müsaade etmemek için, milli iradeye sahip çıkma adına mukabele ettik.”
15 Temmuz’da meydanlarda Çanakkale ruhunu yaşadıklarını söyleyen
Orçun Şekercioğlu, “Nasıl ki 7’den 70’e nasıl ki milletin azmi Çanakkale’de yaşanmışsa aynısını 15 Temmuz’da özümseyerek gördüm. Ben o
mücadeleyi gördüm” diyerek de orada bulunma sebebini açıklıyordu.
- 245 -
zorunda kalırlardı. Türk milleti bağımsızlığına, özgürlüğüne düşkün bir millettir. Onun
için birkaç aydan fazla sürmezdi darbe yönetimi.
O gece toplumun bütün kesimlerinden insanların meydanlarda olması size ne
hissettirdi?
Çanakkale’de çok bulundum. Çanakkale savaşının tarihiyle ilgili çok kitaplar
okudum ve oradaki anma etkinliklerine de gittim. 7’den 70’e bir milletin azmini Çanakkale’de çok net bir şekilde özümseyerek görmüştüm. O mücadeleyi ben 15 Temmuz’da
- 246 -
- 247 -
ÖMER FARUK BOYLAN
Ömer Faruk Boylan vatan ve bayrak aşkıyla dolu
herkesin 15 Temmuz’da meydanlarda hainlere
geçit vermediğini ifade etti.
O GECE BİZİM İÇİN
BÜYÜK BİR DERS.
NE UNUTURUZ, NE DE
UNUTTURURUZ

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1993 yılında dünyaya geldim. 3 kardeşiz. Doğma büyüme İstanbul Fikirtepeliyiz
ancak aslen Kastamonu Araçlıyız. Şu anda Devlet Demiryolları 1.Bölge Müdürlüğü’nde
Teknik Hizmetler Müdürlüğü’nde tekniker olarak görev yapmaktayım. 15 Temmuz’dan
önce otomotiv sektöründe çalışıyordum. Kaporta-boya dükkanımız vardı. Hem kendi
işlerimizi yapıyoruz, hem çevreden gelen işlerle uğraşıyoruz. Bunlar bize bir yandan
hobi gibi oluyor. Lisede motor bölümü okudum. Ford öğrencisi olarak bitirdim liseyi.
Daha sonra orada staj yaptım ve orada eğitim aldım. Bizim zamanımızda üniversiteye
direkt geçiş hakkı olduğu için Tekirdağ Çorlu MYO’da oto boya ve karoser bölümü
okudum. Mesleğimi seviyordum, hala da seviyorum. Yapmaya da gayret ediyorum.
İşimi severek yaptığım için bana ‘Araç doktoru’ benzetmesi de yapılıyor. Kendimi hem
teknoloji, hem elektronik, hem mekanik ve hem de karoser alanında kendimi çok
geliştirdim. Bu da bize ayrı bir mutluluk katıyor. 2012 yılında üniversite bitti. 2014
yılının Ocak ayında askere gittim. 2015 yılının Ocak ayında askerlik görevimi
Ömer Faruk Boylan 15 Temmuz gecesi hayatında hiç darbe görmemiş, yaşamamış bir insan olarak olayı öğrendiğinde yaşadığı şaşkınlığı kısa sürede üzerinden atıp sokağa çıktı.
Arkadaşlarıyla birlikte ellerinde sadece Türk bayrakları vardı. Sabah
saatlerine kadar uzun süre meydanlarda mücadele eden Ömer Faruk
Boylan yaralandığı saate kadarki gözlemleri için ise “Anlatmakla bitmez.
Yaşayarak ne olduğu ancak anlaşılabilir” değerlendirmesini yapıyor.
Vatan ve Türk bayrağı sevgisi olmayan kimsenin o meydanlara
çıkmadığını ifade eden Ömer Faruk Boylan “İnsanlar akın akın meydanlara giderken her bir gruba yeni isimler katılırken ‘Ben de geliyorum’
diyordu. Küçük bir çocuk annesinden elinden tutup meydana yürüyordu.
O ambians anlatılmaz bir şeydi” diyor.
İnsanların dış görünüşlerine göre değerlendirilmemesi gerektiğinin o
gece bir kez daha o meydanlarda görüldüğünü söyleyen Ömer Faruk
Boylan, “İnsanları kalpleri ve iç dünyalarına göre tanımak daha doğru
olacaktır” ifadelerini kullanıyor.
15 Temmuz gecesinde yaşadığı maneviyatın ise kelimelerle
anlatılamayacak kadar büyük olduğunun altını çizen Ömer Faruk Boylan
“Yine olsa yine çıkarım. Benim için vatan-bayrak söz konusu olduğunda
canımı seve seve feda ederim” dedi.
Gazilik madalyasının anne ve babasına verdiği en büyük gurur
olduğunu da söyleyen Ömer Faruk Boylan “Bu bir insanın hayatında
yaşayıp alabileceği en güzel unvan. Bizim de gelecek için yeni nesil
çocuklarımızı yetiştirirken, vatan-bayrak sevgisi ve edep duygusunu onlara aşılamamız gerekiyor. Özellikle de 15 Temmuz’u hiçbir zaman
unutmamaları gerekiyor. Bu bizim milletimize verilmiş büyük bir ders.
Cenab-ı Allah bu vatana, bu insanlara bir daha o gece gibi bir gece
yaşatmasın” sözleriyle de gelecek nesil için önemli bir vurguda bulunuyor.
- 249 -
tamamladım. Askerlik sürecim biraz ağır geçmişti. Askerlik görevimi inzibat olarak
yapmıştım. Zor bir dönemdi ve bulunduğumuz yerde çok şehit arkadaşımız oluyordu.
Aslında ben bu işin hissiyatını, maneviyatını kavramıştım. Orada yaşadığımız çok şey
unutulmuyor. Ben askerliğime her zaman önem verdiğim için 12 saat nöbet tutup hiç
uyumayan birisiydim. Askerlik sonrası İstanbul’a geldim. Birkaç ay boşta kaldık. Sonra
kaportacı olarak işe başladım ve hayat o şekilde devam etti.
Bize o geceyi anlatır mısınız, hain darbe girişimini nasıl öğrendiniz sonrasında,
neler yaptınız?
O hain darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz günü çalıştığım işten ayrılmıştım. O
günü moralim bozuktu. Kendi kendime “Ömer her şeyde vardır bir hayır, çok düşünme,
çok takma. İnceldiği yerden kopar” dedim kendi kendime. Fikirtepe’de oturuyordum.
Akşam oldu eve geldim. O günü annem evde yoktu. Ablama gitmişlerdi. Babama da
onlarla gitmesini söyledim. Ve evde tek kalmıştım. Saat 21.00-21.30 gibiydi. Biz Cumhurbaşkanımız açıklama yapmadan çıkanlardanız. Bize haber Ülkü Ocaklarından
gelmişti. Fikirtepe’de çok milliyetçi insanlar vardır. Oradaki insanlar söz konusu vatan
olduğu zaman hepsi canını ortaya koyar. Arkadaşlarım aşağıdan bana sesleniyorlardı.
Bana arkadaşlarım ‘Sarı’ diye hitap ederler. “Ömer aşağıya in” diye bağırıyorlar. “Ne
oluyor?” diye sorduğumda “Darbe oluyor” dediler. Ben hayatımda hiç darbe görmüş
- 250 -
insan değilim. Hemen televizyonu açıp haberlere baktım ama haber yoktu. Ancak bir
hareketlenme vardı. Sonra arkadaşlarıma “Bekleyin geliyorum” dedim. Evde büyük bir
Türk bayrağım vardır. Onu dolaptan aldım ve arkadan doğru boynuma astım. Sonra arkadaşlarımın yanına gittim. Hava sıcaktı, tam bir yaz günüydü. Biz arkadaşlarla 6-7
kişiydik. Metrobüs yolu Taksim gibi olmuştu. Herkes birbirine soruyor “Nereye?”
Sonra “Ben de geliyorum” deyip onlara katılıyordu. Küçücük bir çocuk annesinin
elinden tutup yürüyordu. O gece öyle bir ambians vardı ki yüreğinde Türk bayrağının
sevgisini, ağırlığını, mutluluğunu bilmeyen insan o gece sokakta yoktu. Türk bayrağını
seven, devletine, milletine sıkı sıkı sarılan insanlar vardı. Gösteriş olsun diye menfaat
için çıkan insan yoktu. Biz oraya giderken her şeyi göze almıştık. Çıkarken de kimseye
haber vermemiştik. Biz vatanımıza, bayrağımıza sadık insanlarız. Bizi yine bir görev
için çağırsalar düşünmeden giderim.
Biz Boğaz Köprüsü’ne (15 Temmuz Köprüsü’ne) doğru ilerlerken, “Bir grup köprüye
gitsin bir grup da Türk Telekom’a gidelim. Çünkü orayı ele geçirip bütün konuşma
hatlarını kapatacaklardı. Daha sonra oraya bir gittik 6 tane ZPT tank götürmüşler. İçeri
sokmuşlar onları, bir tanesi dışarda, 5 tanesi de içeride. 3 tanesini de yola art arda
dizmişler. Orada hain bir yüzbaşı koymuşlar. Onu gördüm de kafasında kepi vardı. Biz
yukarıdaydık, saat 23.00 gibiydi, silah sesleri duyduk, ‘Aşağıya inelim’ dedik ve indik.
Yerde birisinin yattığını gördük. O yüzbaşıyı vurmuşlar. Sonra bizi korkutup uzaklaştırmak
için yerleri taradılar. Bizim elimizde hiçbir şey yoktu. Cumhurbaşkanı da açıklama
yaptıktan sonra insanlar gelmeye başlamıştı. Biz de bu duruma seviniyorduk. “Bunlar
başaramayacak” diyorduk. Daha sonra saat 24.00’e kadar bekledik. O süreye kadar bir
sessizlik oldu. 00.30-01.00 gibi silah sesleri yeniden gelmeye başladı. Aşağıda yoldan
geçen bir servisçi abimizi şehit etmişler. Servisinin içinde taramışlar onu. Bir abi
- 251 -
- 252 -
kardeşi öldürmüşler… Uzaktan bakıyorduk resmen kanımız donmuştu. O günü yaşamayan
insan, o günün ağırlığını, özelliğini, önemini çok anlayamaz. Ben ne kadar anlatırsam
anlatayım yaşayan insan biliyor. Saat 01.00 sonrası herkes aşağıya doğru yürüyordu.
Resmen ölümün üzerine gidiyorduk… Namussuzların üzerine giderken bile namussuzluk
yapmıyorduk. Elimizde ne taş ne sopa vardı. Adam gibi gidiyorduk. Gezi olaylarında
devletimize verilen zararları da çok iyi biliyoruz. Allah’a şükür biz savaşta da şerefliyiz,
her zaman da öyle olacağız.
Yürümeye başladığımızda önümde 5 dakikalık bir kare var. O 5 dakikalık karede
Türk Telekom’un çatısına bir keskin nişancı çıkıyor. Aşağı kısma yunus polisleri
gelmişti. Bir yandan onlarla çatışıyorlar, askerler bir yandan sıkıyordu. Biz gözümüzle
görüyorduk bütün bu yaşananları. Askerlik eğitimine sahip olduğum için nasıl hareket
edileceğini iyi biliyordum. Artık iş sona gelmişti. Önümde bir kadınla kızı vardı.
Baktım keskin nişancı onları vurdu. Vurduktan sonra onlar yere düştü. Ben o anda şoka
girdim. Yol aşağıya gelişli-gidişliydi. Ve bu kez taramaya başladılar. Ya kafaya ya da
ayaklara gelsin diye yere hedef alıyorlardı. Onlar da artık başaramayacaklarını kabul
ettikleri için korkmaya başlamıştı. “Biz buraya darbe yapmaya geldik, biz lider olacağız,
ben şuraya geleceğim” şeklindeki hevesleri kursağında kaldığı için daha fazla saldırmaya
başladılar.
Ben önümde yaşanan o olayların şokuna girmiştim. Askerde de çatışmamıştık biz
hiç. Ne oluyor, ne bitiyor” derken bir anda yukarıdan yanağıma ve burnuma mermi
geldi. Benim vücudum elektrik çarpıp titremesi gibi oldu ve yere düştüm. Yüzüm adeta
patlamıştı, sağ yanağım açıldı. Baktım yüzümden kan fışkırıyor. Gözüm kapanmıştı.
Ayağa kalktım ve ördek yürüyüşü yaptım. Hemen kendimi sağ tarafta bir ağacın
arkasına attım. Orada bir soğukkanlılık göstermiştim. Giyindiğim gömleği yırtıp ağzıma
tampon yaptım. Bir insan yaralanır canı acır ya, mermi ilk geldiğinde ilk 5-10 dakika
acısını hissettirmez, zaman geçtikçe hissettirmeye başlar, kan kaybı oldukça da yüzü
düşer. Bende sanki hiçbir şey olmamış gibiydi. Sanki yüzümden vurulmamıştım. Herkes
arkamdan “Çocuk vuruldu, şoka uğradı” diyorlardı. Bana “Ömer kendine gel iyi misin?
Ben de “Yok abi” dedim. Başıma toplanmışlardı çünkü çok kötü vurulmuştum. Bir abi
“Gözü gitti” diye bağırıyor ben de “Giderse gitsin. “Yeter ki vatanım kahpelere
kalmasın, gözümüz gitsin” dedim. Çünkü biz her şeyi göze alarak gitmiştik. Sonra
“Bana bir sigara verin” dediğimi hatırlıyorum. Hala kan boşalıyordu benden ve
ayakkabım bile kan olmuştu. Aradan 10 dakika geçti. Bir servis minibüsü geldi.
“Hastaneye götürelim seni” dediler. Erdal Kaya isimli bir gazimiz daha vardı. Benim
yüzümden geçen kurşun onun koluna isabet etmiş o şekilde gazi olmuştu. Beni hiç bı-
rakmamıştı o gece. Hatta sonradan da hiç bırakmadık birbirimizi. Bana “Kan kardeşiz,
dava kardeşiyiz” diyor.
O servise bindik, ‘Hangi hastaneye gidelim’ diye sordular bana. Ben de “Göztepe
Sigorta’ya” dedim. Hastaneye giderken son 5 dakikada “Emin abi ben gidiyorum”
dedim. Sonra yattım, hastaneden içeri girince beni kaldırdılar. İnanın hiç unutmuyorum
millet çığlık atmaya başladı benim yüzümü görünce. “Yazık günah gencecik çocuğun
yüzü patlamış, yüzü çok kötü olmuş…” şeklinde insanların söylemleri vardı. O an tuhaf
olmuştum. İçeriye girdik. Sağ olsun bir doktor ablam vardı, acil servisinin baş
doktoruydu. Acilde sedyeye yatırdılar beni. Yüzümün hali perişan…Polis hastane gö-
rüntülerini izletti bana daha sonra. Benim gazi olduğumu Allah bilsin. Bu dünyada
benim gazi olmamın bir önemi yok ki… Bu dünyanın nimeti benim için önemli değil.
Ben öbür tarafta Allah’ın nazarında gazi olayım. Benim bütün derdim, gayem o. Ben
bunu her yerde de söylerim. Acilin baş doktoru Meltem (Çöllü) abla geldi “Ömer bu
sen misin?” dedi. O da şoka girmişti. “İlgilenin” dedi yanındakilere. O beni severdi
- 253 -
de… Çok değerli bir insandır benim için. “Ben gidiyorum” dediğimde “Yok yok sakın
bayılma” dediğini hatırlıyorum. Hayal-meyal hatırlıyorum tomografiye götürdüler.
Yarım saatlik bir ameliyata soktular beni. Sonra beni odaya almışlar. Oraları hatırlamıyorum.
Meltem abla beni özel bir odaya almış. Yüzümün iyi olması için sabaha kadar buzla
tampon yapmışlar. “Önce yüzünün şişi insin bir düzene gelsin yüzünü öyle dikelim”
demişler. Önce sebebi Meltem abladır. Yüzüme 8-9 dikiş atıldı. Benim iyileşmemin en
büyük sebebi Meltem abladır. Ertesi günü yüzümün bandajlı olduğunu gördüm ancak
daha dikiş atılmamıştı. Meltem abla geldi. Sağ olsun ilgilendi benimle. Bir süre sonra
amcamı aradım. Amcam beni çok sever. Hem arkadaşım, hem abim, hem dostumdur.
“Sabaha kadar oğlum oğlum” diyerek yanımdan ayrılmadı. Babamı arayıp “Abi heyecanlanma Ömer yere düşüp yüzünü kaldırıma vurmuş, hastanedeyiz. Sen gel” demiş.
Babam da tam tersi sessiz-sakin bir insandır. Babam hastaneye geldiğinde “Baba sakın
korkma, sakın üzülme. Her şey devletimiz için” dedim. Yüzümü görünce bayağı
korkmuştu. Amcama babamı alıp götürmesini söyledim orada. Üçüncü gün ayağa
kalktım. “Artık yüzünü dikelim” dediler. Plastik cerrahi hocaları gelip yüzüme baktılar
ve dikmeye başladılar. Ama artık bende yeni bir huy oldu. Ben fevri bir insandım, bana
bir sakinlik geldi. Sinirli bir yapıya sahiptim. Belki Karadenizlilikten, belki hayatın
yaşattığı olaylardandı bu… Akabinde “Ömer hastanede yer yok. Arkadan sürekli
yaralılar geliyor. Seni artık taburcu edelim. Sen evde istirahat et” dediler ve serumla eve
gittim. Annem olayı iki gün sonra öğrenmişti. Eve gittiğimizde annem beni ilk gördüğü
an ağlamaya başlamıştı. Annem hafızdır. O gece gördüğü rüyayı bana anlattı. “O gün
sende bir asker kıyafeti vardı. Ama o kadar yakışmış ki sana, yüzün bembeyazdı. Sen
hiç konuşmuyorsun. Arkadan bir ses ‘Merak etme oğlun Ömer tezkere alanlardan oldu.
Biz ona tezkere verdik’ dediler.” Bu rüyadan sonra epey korkmuştum. Ama senin
çıktığını da düşünmüştüm.” diye anlatıyor bana. 15 Temmuz’u yaşadık, bitti. Sağ olsun
devletimiz bu süreçten sonra gerçekten bizimle çok iyi ilgilendiler. Devletimizin
yanında olduğunu hissettirdiler. Fakat bazı konular da acı olarak içimizde kalıyor. Biz
devletimiz, vatanımız, milletimiz için vazifemizi yerine getirdik. Kimseden bir beklenti
içinde olmadan, üstümüze düşen görevi ifa ettik…
Sizi o gece dışarı çıkaran duygu neydi?
Bambaşka bir duyguydu… Onun tarifi yok… Bir şeye üzüldüğümde ağlayan bir insandım. Ancak 15 Temmuz’dan sonra bu artık olmuyor. O üzüntüyü artık içimde
yaşıyorum. Her zaman dik durmaya, ağır başlı olmayı kendime hedefleyen bir insan
oldum. Zaman zaman 15 Temmuz’la ilgili konferanslara katıldığımızda ağlarım… O
gece de ağladım ben… Salalar okunurken hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Kendimden
geçmiştim o anlarda. Öyle bir düşündüm, kaldım… Çok farklı duygular. Allah bir daha
o yaşananları kimseye yaşatmasın. Bir daha olsa yine çıkarım. 15 Temmuz gecesi için
‘Tiyatro’ diyenler bunu anlayamaz. Çünkü onların içinde imanla alakalı bir nebze olsun
bir tohum bile olmadığı için anlayamazlar.
O hain girişim başarılı olsaydı size göre bugün nasıl bir durum olurdu?
O zaman herhalde bir 100 yıl geriye giderdik. Ülke çok kötü bir duruma düşerdi.
Büyük bir katliam olurdu herhalde. 1980 darbesinde yaşananlar tarihte yazılı. İnsanları
sağcı-solcu gösterip öldürerek ülkeyi kaosa soktular. Yine aynısını yapacaklardı. Valiler,
milletvekilleri ve kaymakamların büyük çoğunluğunu öldüreceklerdi. Doğu ve Güneydoğu’da şehit olan askerlerimiz hep bu hain köpeklerin yüzünden şehit oldular.
Operasyona gidiyor asker ‘Ateş etmeyin’ diyorlar. Operasyonda yön tarif ediyorlar ‘O
yöne değil bu yöne gidin’ diyorlar. Tamamen terörü destekleyici çalışmalarda bulundular.
Onların dinle alakası yoktur. Üniversite okurken bana da “Evlerimizde kal, seni baş
- 254 -
komiser yapalım” diye teklifte bulundular. Ben de onlara “Sen kimsin bana devlet adına
söz veriyorsun?” diye tepki göstermiştim. “Ben alnımın teriyle paramı kazanırım ama
kimseye bağımlı olarak yaşamam” demiştim onlara.
Toplumun her kesiminden insanların sokakta olması size ne hissettirdi?
İnsanların kendilerine vermiş olduğu bir sözleri olduğu düşüncesini uyandırdı bende
o görüntü. Cenab-ı Allah istediğinin içine imanı verirmiş, istemediğine de vermezmiş.
Bu Cenab-ı Allah’ın takdiri. Onunla alakalı şöyle düşünüyorum. Evet çok farklı tipte
insanlar da vardı o gece meydanlarda. Bizim oradaki en büyük hatamız insanları görü-
nüşleriyle yargılamak. Bu çok yanlış İnsanları görünüşleriyle değil onları kalpleriyle, iç
dünyaları ile tanımak daha doğru olur. Çünkü belki onları aşılayan olmadı. Belki onlara
bizim gördüğümüz doğruları verebilen insanlar olmadı. Belki anne-babaları ayrı
büyüdüler, belki o insanlara sevgi gösterilmedi. Hayatta en büyük duygu sevgidir. Bir
insan sevgisiz büyürse o insanın hayatı hiçbir zaman güzellikle olmaz. Hep acıyla
geçer. Psikolojik travmalar geçirir, birisini sevemez. Bir çiçeğe bile dokunduğunuz
zaman sizin sevginizi hissediyor ve büyüyor. Bir çocuğun başını okşadığınızda mutlu
oluyor. Yakın bir arkadaşınıza bir hediye getirdiğiniz zaman sevginizi göstermiş
oluyorsunuz ve mutlu oluyor. Eski insanlar eşlerine, çocuklarına sevgilerini vermemişler,
verememişler. Kimsenin kalbini kırmama, herkese karşı hakkaniyetli olma, sevgi
konusunda hep kendimi en iyi şekilde yetiştirmeye çalıştım.
Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Gazilik madalyamı taktığım gün benim anne-babama, aileme vermiş olduğum en
büyük gurur. Gazilik unvanı yüksek bir mertebedir. Bir insanın dünya hayatında yaşayıp
alabileceği en güzel unvan. Babam o günü çok mutluydu. “Senin gibi bir oğlum olduğu
için çok mutlu ve gururluyum” demişti. Onunla her zaman evlat-baba değil de arkadaş
gibi olduk. Bizim tek isteğimiz zaten onların bu dünyada hayır dualarını alabilmek.
Bizim gelecek için yapmamız gereken yeni nesil çocuklarımıza Türk bayrağı sevgisini
ve vatan aşkını kesinlikle onlara aşılamamız gerekiyor. Onları yetiştirirken, vatanbayrak sevgisi ve edep duygusunu aşılamamız gerekiyor. 15 Temmuz’u hiçbir zaman
unutmamaları gerekiyor. Bu bizim milletimize verilmiş büyük bir ders. Cenab-ı Allah
bu vatana, bu insanlara bir daha o gece gibi bir gece yaşatmasın.
- 255 -
RAMAZAN ŞİRİN
Ramazan Şirin o gece büyüklerinden öğrendiklerini, duyduklarını düşünerek vatanı hainlere
teslim etmemek için meydanlara çıktı.
VATANSIZ
YAŞANMAZ
DİYE ÖĞRENDİK
VATANI HAİNLERE
TESLİM ETMEDİK

Önce sizi tanıyalım?
Ben 1986 yılında İstanbul Şişli’de dünyaya geldim. İki kardeştik, küçük yaşta
annemi kaybettim. Babam tekrar evlendi o evliliğinden de iki kardeşim oldu. 15 Temmuz’dan önce ikinci annemden olan ikinci kardeşim denizde boğularak vefat etti, öz
kardeşim de 15 Temmuz’dan kısa bir süre önce akciğer yetmezliğinden vefat etti. Aslen
Kastamonu Azdavay’danız. Bakırköy Ticaret Lisesi’nde okudum. Şu anda devletimizden
Allah razı olsun müftülükte personelim. 15 Temmuz’dan önce serbest çalışıyordum.
Yeni evlendim. Esenlerde gazi oldum,
O geceye gelelim, nasıl öğrendiniz darbe girişimini, ne yaptınız?
Darbe girişimi haberini, yatsı namazı çıkışında aldım, camiden çıkıyordum, bir
kalabalık oldu. İnsanların telaşlı halini gördüm. Çünkü biz darbenin ne olduğunu
bilmiyoruz. Bilenlerin telaşı vardı, kimisi evine koştu, kimisi gruplaştı. Cumhurbaşkanımız
henüz konuşmamıştı. Yaz saati ile 22.30-23.00 gibiydi. Sorduk, danıştık, ne oluyor
diye. Büyüklerimiz durumu anlattı. Bazıları “Siz darbeyi bilmiyorsunuz evlerinize
gidin” dediler. Biz aslında o akşam halı saha maçı için 15-20 kişi kararlaştırmıştık. O
grup da gelmişti. Bize söylenen “Evinize gidin” söylemlerinin tam tersine atalarımızdan
kalan insan “İnsan evlatsız da yaşar her şeysiz yaşar ama vatansız yaşayamaz” sözünü
kendimize düstur edinerek “Ne olursak olsun” deyip yola çıktık. Biliyorduk, o darbe dış
güçlerin bir oyunu diye düşündük ve yola çıktık. Rabbimiz de kalbimize vermişti o
cesareti. Devletimizden memnunuz Allah onlardan razı olsun.
Önce Esenler İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde toplandık. Çünkü insanlar orada toplanmıştı. Biz bir şey bilmediğimiz için emniyet bizi yönlendirsin, biz onları onlar bizi
korusun istedik. O esnada cumhurbaşkanımız canlı yayında halkı meydanlara davet
etmişti. O gazeteci ablamızdan da Allah razı olsun. Biz de vatandaşlık görevimizi
yaptık. Daha sonra Cumhurbaşkanımızın havalimanına geleceğini öğrendik. Yürüyerek
havalimanına doğru gitmeye başladık. O esnada tankların hışmına uğradık. Çok insan
şehit oldu. O hengamede 7 şehit 49 gazimiz oldu. İstanbul içinde Hasdal ve Atışalanı’nda
Ramazan Şirin, yaşı gereği darbelerle hiç tanışmamıştı. O yüzden de darbenin ne olduğunu bilmiyordu. O gece yaşanan hareketlilik ten ne olduğunu sorduğunda ise “Darbe girişimi var, evinizegidin” diyenlere uymadı… O büyüklerinden öğrendiği, bildiği,
duyduğunu yapmak için çıktı meydanlara… “İnsan evlatsız da yaşar, her
şeysiz de yaşar. Ancak vatansız yaşayamaz” sözü geldi aklına ve o anda
hiç düşünmeden çıktı. Çünkü darbe girişiminin iyisi olmazdı. Allah’ın da
verdiği güç ve cesaretle yüreği daha da bir büyümüştü o gece. Saatlerce
tanklarla mücadele ettiler meydanlarda onlar. İman gücü ile çıktıkları
meydanlarda hem yaralılara yardım etmeye çalışıyor hem de hainlere
geçit vermemek için gücünün sonuna kadar mücadele ediyordu Ramazan
Şirin. Vatanını seven, bayrağını seven ve o gece yaşananların dış güçlerin
desteğiyle yapılan bir oyunun parçası olduğunu anlayan herkesin meydanlara çıktığını söyleyen Ramazan Şirin, “Bugün olsa yine aynı heyecan
ve cesaretle çıkarız” sözleriyle de kararlılığını ortaya koyuyor.
- 257 -
olmak üzere iki yerde zırhlı birlik var. Onlardan yana olanlar… Ancak tankları durduran
askerler de olmuş,
Otobana çıktık, o esnada tank hızla gelip kalabalığın içine daldı. Ben de tankın
üzerine çıktım. Bayağı kalabalıktık. Tank arabaların üzerine çıktı hareket ettiği için ben
o esnada dengemi kaybettim, altına düştüm. Kurban olduğum Allah, tank arabayı
ezebildiği kadar ezdi araya düştüğüm için beni korudu. Ezdiği arabanın saç parçası sağ
böbrek tarafımdan vücudumu kesti. Bir zarar vermedi ama beni yarmış. O acıyla kalkıp
tankın peşine düştüm. Farkında değilim ama benden kan akıyordu. Ben öfkeyle koşmaya
devam ediyordum. O esnada tankın üstünde iki arkadaşımı da taradılar. Biri şehit oldu
birinin dalağı gitti. Vücudumdan çok fazla kan aktığı için yere düştüm, vatandaşlar
bana “Sana ne oldu” dedikleri anda düşerken beni tuttular. Sonra da diğer arkadaşlarla
hastaneye götürdüler beni. Hastanede beni müşahade altına aldılar. Kendime geldiğimde
“Beni bırakın iyiyim” dedim. Doktorlar “Durum karışık, lütfen bize zorluk çıkarmayın”
dedi. Hocam ben prosedürü biliyorum kâğıt kalem getirin dedim ve imzaladım. Bütün
pantolonlarımı kesmişlerdi ayrıca elbiselerim de yırtılmıştı. Onun için ben yine bir
bacağı olmayan kanlı pantolon ve ameliyat elbisesi giyinip çıktım. Medipol Bağcılar
özel hastaneden havalimanına yürüyerek gittim. Tam o esnada Cumhurbaşkanımızın
uçağı iniyordu. Aynı anda sabah ezanı okunuyordu. Ben de sabah namazını kılmaya
gittim. Allah oradaki insanlardan razı olsun. Binlerce insan vardı.
Oradakilere, “Siz reisi siz korursunuz. Allah çağırıyor. Allah’ın huzuruna gidiyorum”
dedim. Her yerim şişmişti, sabah 09.30’da eve vardım. Arkadaşım beni görünce “Kim
dövdü, araba mı çarptı?” diye şaşkınlıkla sordu. Durumu anlattım. Beni dışarı çıkardı.
Bakkal sahibi abi bana “Oğlum sen Allah için, devlet için bir şey yapmışsın. Kalk
hastaneye git” dedi. Geceden girişim olduğu için baktılar bana, adım soyadım olmasa
bakmayacaklardı. Orada açıklama da yapılmıştı. Ne yazık ki gazi sayılabilmek için
kendisine zarar veren, kolunu kıran, bacağını kıran bile olmuş. Bütün bunlar devletin
imkanlarından yararlanabilmek adına yapılmış. Gerçekten buna söylenecek tek şey; yazık… Hem de çok yazık…
Biz o gece birlikte omuz omuza mücadele ettiğimiz üç kişi olarak hastaneye
gitmiştik. Bacağım döndü.
- 258 -
O hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı size göre bugün durum ne olurdu?
Biz şu anda bütün insanlarla ekmeğimizi yerimizi, bayrağımızın altında paylaşırız.
Yaradan bize onları göndermiş, biz muhacir olarak görevimizi yaparız ama bize bir şey
olsa caba bize kim yardım eder? Elbette kimse etmez. O durum olsaydı bize kimse
yardım edemezdi. Çünkü yeryüzünde şu memleket kadar hem içeriden hem dışardan
düşmanı başka bir ülke yoktur. Gerçek manada dost diyebileceğimiz hiç kimse yok.
Onca vatan evladı şehit verildi, gazi oldu. Onlar dış güçlerin de desteği ile ülkemizi
bölüp parçalamaktan başka bir hedef gütmezdi. Ancak bu memlekette yaşayan insanlar
olarak onlara bunun için yine izin vermezdik.
Sizi o gece dışarı çıkaran duygu neydi?
O duygu iman gücüydü. Biz dışarı çıkarken büyüklerimizden öğrendiğimiz kadarıyla
darbeler gerçekten bu ülke için karanlık günlerin başlangıcı olacaktı. O yüzden tanklarla
mücadele ettik. Biz o tankların ezdiği insanları kurtardık. Ben şahidim, bir arabanın
içinde iki çocuk, bir şoför ve annesinden oluşan bir aileyi kurtardık. Vatandaş arabanın
en sağlam yeri olan tavanını söküp kurtardı o aileyi. Kurban olduğum Allah’ın kudreti,
tankın ezdiği yerdeki çocuklara hiçbir şey olmamış, sadece ön koltukta oturan şoförün
bacağı kırılmıştı. Biz bugün olsa ki Allah fırsat vermesin, yine gözümüzü kırpmadan ve
hiç düşünmeden yine çıkarız.
O gece toplumun her kesiminden insanın sokaklarda olması size ne hissettirdi?
O gece herkes meydanlardaydı. Hiçbir siyasi ayrım yoktu. Sağcısı da solcusu da
açığı da kapalısı da… Tek bir amaç için, vatanı için mücadele etmek amacıyla oradaydı.
Hiç kimsenin elinden silah yoktu. Sadece Türk bayraklarıyla gelmişti insanlar. Vatanını,
bayrağını, milletini seven, bunun bir oyunun parçasını anlayan herkes oradaydı.
Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Ben zor hayat koşullarında büyüdüğüm için sokakları iyi bilirim, insanları iyi
tanırım. O gece hainlerin bazılarının gözlerinden yaptıklarından duydukları pişmanlığı
da gördüm. Bazıları da çok korkmuştu…
- 259 -
RECEP GÜN
Recep Gün ülkenin birlik ve beraberliğini bozmaya
çalışanların her zaman aynı oyunları sahneye
koymaya çalıştığını anlattı.
GEÇMİŞİ İYİ
BİLEN BUGÜN
BU OYUNLARA
ASLA GELMEZ

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1982 yılında İstanbul Üsküdar’da dünyaya geldim. Aslen Kastamonu Cide Do-
ğankaya Soğuksu Köyündeniz. Biz 3 kardeştik, yaklaşık on yıl önce bir kardeşimiz
rahmetli oldu. Şu anda 2 kardeşiz. İlkokulu Çengelköy’de, Liseyi Beylerbeyi Lisesinde
okudum. Asıl mesleğim dekorasyon işi. Evliyim 1 kızım var.
Bize o geceyi anlatır mısınız, darbe girişiminden ne zaman haberiniz oldu ne
yaptınız?
O akşam Çengelköy’de arkadaşlarla oturmuş sohbet ediyorduk. Sosyal medyada bir
şeyler olduğu yazıyordu. Biz de Fatih Tezcan’ın yaptığı paylaşımlara baktık. “Genel
Kurmay Başkanı rehin alındı, darbe girişimi var” şeklinde yazdığını gördük. Ancak
buna, “Bu yüzyılda ne darbesi” diye inanmadık. Hatta arkadaşlarla aramızda, “Böyle
bir zamanda darbe mi olur” dedik. Saat 22.00’ye geliyordu. Sonra aradan biraz zaman
geçti. Aramızdan bir arkadaş biraz da ne olup bittiğine bakmak ve kontrol etmek
amacıyla Kuleli’ye doğru gitti. Arkadaşımız oraya gidince orada bir asker buna “Darbe
oluyor evinize gidin” demiş. Arkadaşımız geri geldiğinde bize durumu anlattı. Ancak
biz yine ihtimal vermiyorduk. “Ne darbesi olacak” dedik ve hepimiz evlerimize gittik.
Aradan 5-10 dakika geçmişti ki bir arkadaşımız arayıp “Çengel’e geliyor musunuz?”
dedi. Asker-yüzbaşı ve iki-üç asker Çengel’e gidip esnafa “Darbe yapıyoruz. Dükkanları
kapatın, evlerinize gidin” demiş. Esnaf da tekme-tokat bunları oradan uzaklaştırmaya
çalışmış yani bir anlamda direnmiş. Esnaf bunları kovduktan sonra “Darbe girişimi
var” şeklinde haber yayılmaya başladı. Çengelköy ile Kuleli arası 5-10 dakika bir
Recep Gün, arkadaşlarıyla birlikte öğrendiği hain darbe girişimine belki de inanmak istemediği için tepkisiz kaldı ilk etapta. Ancak evine gittiğinde işin ciddiyetini öğrenmesi ile meydanlara çıkması
çok kısa bir süre aldı. Yine arkadaşlarıyla birlikte gittiği meydanda
yaşananları ise dün gibi hatırlıyor. Özellikle askerlerin insanların üzerine
hiç ayırt etmeden ateş açmasını... Oysa sokak aralarına dağılan
vatandaşlara rastgele ateş açan askerlerin bunu yapacağına hiç ihtimal
vermiyordu birkaç saat öncesinde... Ancak yaşadıkları, gördükleri olayın
ciddiyetini daha da iyi anlamasını sağlamıştı. Ve onu o gece en çok etkileyen olaylardan birisi de yaralılara yardım edilmesinin yine ateş
açılarak engellenmeye çalışılması idi...
Söz konusu vatan olduğunda gözünü kırpmadan sokağa çıkan binlerce
insandan birisi olan Recep Gün “O gece vatan için ne yapmamız gerekiyorsa onu yaptık. Sokağa çıktık ancak silahsızdık. Çünkü biz askerin bize
ateş açacağına ihtimal vermeyi bırakın, aklımızın ucundan dahi geçirmiyorduk” sözleriyle de yaşananları bir başka şekilde ifade ediyor.
Türk milletinin gerektiğinde çok kolay bir şekilde bir araya
gelebildiğine de vurgu yapan Recep Gün, “Bizim bu birlik ve
beraberliğimizi yıkamadıkları için her zaman farklı bir şekilde deniyorlar.
Ancak biz bu şekilde bir ve beraber oldukça onların oyunu asla tutmaz...
Zaten geçmişi iyi bilenler de bugün de yarın da bu oyunlara gelmez”
dedi.
- 261 -
mesafe. Uzun bir mesafe değil yani. Arkadaşımızın bu telefonu üzerine diğer arkadaşlarla
toplandık ve Çengel’e indik. Çengel’e indiğimizde 50 kişi civarındaydık ve o esnada
orada asker de çok yoktu. Zira onlar da o tarafa gelmek için yavaş yavaş toplanıyordu.
Bu sırada insan kalabalığı da gittikçe artıyordu. Sayı binleri bulmuştu. Bir süre sonra
asker de meydana çıkmaya başlamıştı. Bir anda “Millet dağılsın” diye havaya ateş
açmaya başladılar. İlk başta kimse çok fazla oralı olmadı. Çünkü “Asker bize sıkmaz”
diye düşünüyorduk. Çoğu insanın evinde mutlaka silahı vardı ancak kimse o gece
yanına silahını alıp çıkmamıştı. Dediğim gibi çünkü kimse askerin vatandaşa sıkacağını
aklının ucundan dahi geçirmiyordu. Sonra uzaklaşmamız için bize doğru uyarı atışları
başladı. O esnada Çengel’de polis karakolunun oradaydık. Önce havaya sonra yavaş
yavaş bizim üzerimize ateş etmeye başladılar. Ondan sonra bize ateş etmeye başladılar.
Önce Çengelköy muhtarımız Can Cumhurcu bacağından vuruldu. Muhtarın vurulmasının
ardından halk biraz geri çekilmeye başladı. Bu esnada ateş etme artmaya başladı. Artık
insanları öldürmeye başlamışlardı. Baktık birkaç kişi daha vuruldu millet yavaş yavaş
ana caddeden ara sokaklara dağılmaya başladı. Vurulanları toplayıp arabalara bindirmeye
çalışıyorduk ya da gelmelerini engellemek amacıyla barikat kurmaya çalışıyorduk.
Çengel çok ara sokağı olan bir yer. Millet ara sokaklara dağıldıkça onlar gelmeye
başladı. Asker ateş ede ede karakolun oraya doğru ilerliyordu. Ateş ederken de insanların
neresine geldiğine bakmıyorlardı. “Kime denk gelirse gelsin” dercesine ayırt etmeden
ateş açıyorlardı. Sokak aralarına dağılan halka arkadan ateş etmekten bile hiç çekinmediler.
O sırada ben de polis karakolunun bulunduğu araya girmiştim. Yanımda iki üç kişi daha
vardı. Benim olduğum bölgede çok kalabalık yoktu. Bir anda nereden geldi bilmiyorum
- 262 -
kafama bir mermi geldi ve
sıyırdı geçti. (Yere eğilmiş
sıkıyorlardı artık) Kafamdan
kan akmaya başlamıştı. Ben
de ‘sıyırdı’ diye düşündüm.
Sonra kendimi sağlama alarak
topluluğun olduğu yere gitmeye çalıştım. Tabi arkamdan
yine sıkıyorlardı. Arkadaşları
buldum orada, elimi-yüzümü
yıkadıktan sonra ne olduğuna
baktım. Çok fazla bir şey gö-
zükmüyordu. Ara sokağa girdiğimde yine sıkıyorlardı,
orada da birkaç kişiyi vurdular. Vurulanları almamamız
için de yine ateş ediyorlardı.
Arkadaşlar beni görünce
“Hastaneye götürelim” dediler. Ben de “Bir şey yok en
fazla ölürüm” dedim. Saat
22.00-23.00 gibiydi. Askerler
geldikçe daha geriye doğru
Çengel’in içlerine doğru gitmeye başladık. Bizi geri püskürtüyorlardı. Vurulup yaralananları arabalara koyuyorduk bu kez arabalara ateş ediyorlardı. Hiç ayırt etmeden
taramaya devam ediyorlardı.
Zor bela en son arkadaş-
larla bayağı bir geri gittik.
Onlar polis karakolunun oradan daha fazla ileri gelmediler.
Merkezdeki ışıkların 50 metre
ilerisini geçmediler.
Ana caddeyi kontrol altına
aldılar. En son arkadaşlar bir
araba çevirdi beni bindirip
hastaneye gönderdiler. Özel
bir hastaneye gitmiştik. Orası Çengel’den daha berbat bir haldeydi. Gelen-gidenin
haddi hesabı yoktu.
O gece sizi dışarı çıkaran unsur, heyecan neydi?
Vatan, devlet aşkı elbette... Ne yapacağız, elimizde silah yok bir şey yok. Orada
olmamız gerekiyordu. Çünkü evde oturmamız hiçbir fayda sağlamayacaktı. Dışarıda
olanlara da kayıtsız kalamazdık. Ve vatanı savunmanın bu da başka bir yoluydu. Biz de
yapılması gerekeni yaptık ve meydanlara çıktık.
Hain darbe girişimi başarılı olsaydı size göre bugün durum ne olurdu?
- 263 -
- 264 -
Ne olmazdı ki? Suriye’yi mumla arardık. Başa kimin geçeceği belli olmazdı. Eğer
amaç hükümeti yıkmak idi ise, sonrası ne olacaktı. Sonrası bu ülke ve bu millet için
kesinlikle hayırlı olmayacaktı. Çünkü sonrasının ne olacağını belki onlar da bilmiyordu.
Bu ülkenin dışardan o kadar çok sevmeyeni var ki, belki de dış düşmanlar bu ülkeyi
işgal etmek için o hain girişimi fırsat bilecekti.
O gece toplumun hemen her kesiminden insanın meydanlarda olması size ne
hissettirdi?
Bizi biz yapan de en önemli unsur bu zaten. Böyle olaylar karşısında bir olmayı,
beraber olmayı biliyoruz. Biz gerektiğinde bir ve beraber oluruz, onda sıkıntı yok.
Bizim birlikteliğimizi bozmaya çalışanların bu ülkenin gerçek vatan evladı olduğunu
düşünmüyorum. Benim meydanlardaki gözlemim; orada da en uç siyasi görüşte olan da
vardı en milliyetçisi de en dindarı da vardı... Söz konusu vatandı çünkü. Biz böyle
oldukça bizim birlik ve beraberliğimizi bozamazlar. Zaten bu ülkeyi yıkamadıkları için
sürekli nifak sokmaya çalışıyorlar ocu-bucu, dinci, sağcı-solcu. Eski dönemlerde öyle
yaptıkları ve bu ülkenin huzurunu bozdukları için hala yine aynısını yapmaya çalışıyorlar.
Zaman geçti sadece argümanlar değişiyor. Her zaman bir şey buluyorlar.
Geçmişi iyi bilenler bugün onların oyununa gelmez.
- 265 -
REMZİ BAŞ
Remzi Baş, vatandaşların desteği ile hainlerin
bertaraf edildiğini ve ilahi bir tecellinin gerçekleştiğini söyledi
O GECE HERKESE
GÖREV VERİLMİŞ
ONLAR DA GÖREV
YERLERİNE
DAĞILMIŞ GİBİYDİ

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben Kastamonu Tosya ilçesi Bayat Köyü’nde 1963 yılında dünyaya geldim. Ablam
28 yaşında vefat etti. Ben evin kalan tek çocuğuyum. İlkokulu Bayat Köyünde okudum.
Ortaokulu Tosya, Liseyi Kastamonu Ticaret Lisesi’nde okudum. 1983 yılında askere
gittim. Askerlik dönüşü İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’ne sınavla memur olarak
atandım. Daha sonra 1985 yılında istifa ettim. Bir yıl bile olmamıştı. Daha sonra
polislik sınavlarına girdim. Sınavları kazandıktan sonra eğitim için Erzincan Polis
Okulu’na tayin oldum. İlk atamam Adana Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne oldu.
1986 yılından 1994 yılına kadar 8 yıl Adana’da çalıştım. 1994 yılında Şark görevim
için Şanlıurfa Merkez’e gittim. Orada da terörle mücadele şube müdürlüğünde çalıştım.
1999 yılında şark görevi dönüşü Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube
Müdürlüğü’ne tayinim oldu. 1999 yılından 2016 yılına yani darbe girişiminin olduğu
yıla kadar orada çalışmaktaydım. 15 Temmuz gecesi görevdeydim. Evliyim 1 kızım
var. Annem köyde 88 yaşında babam rahmetli oldu. 2018 yılında yaş haddinden Ankara
Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nden emekli oldum. Halen Ankara Altındağ’da ya-
şıyorum.
Bize o geceyi anlatır mısınız, o sırada görevdeydiniz, neler yaşadınız?
Akşam mesai bitiminde çıktık, evime geldim. Telefonuma “Bütün personel görev
Remzi Baş, yıllarca terörle şube müdürlüğü personeli olarak devlete hizmet vermiş emekli bir polis… O görevi sonrası evinde telefo nuna gelen mesaj sonrası darbe girişiminden haberdar oldu. Veyine görev yerine döndü. Hainlere karşı gösterdiği dik duruşundan hiç
taviz vermedi… Hainlerin komutanının “Askeri darbe oldu, silahlarınızı
teslim edin” şeklindeki sözlerine “Burası başka bir ülke değil, içeriye
girmenize izin vermeyeceğiz” sözleriyle karşılık verdi…
Remzi Baş aslında o gece halkın direnişini, mücadelesini ve hainlere
geçit vermemesine yaptığı tespitle de adeta noktayı koyuyor.
“Ben şuna inanıyorum; Bu ilahi bir tecelliydi. İnsanlar sanki daha önceden hazırlanmış sen şuraya, sen şuraya, sen Kızılay’a, sen Genel Kurmaya gideceksin gibi görev dağılımı yapılmış gibi ayarlanmıştı. Onların
çatışma alanlarına intikal ettiler. Yani burada hakikaten bir incelik var.
Adama “Sen evinden çık şuraya, sen buraya git” denilmişti sanki. Birçok
insanımız şehit oldu, birçoğu da gazi oldu. Vatandaş olmasaydı hepimizi
öldürürlerdi. Halkın her kesiminin meydanlarda olması bizleri ayrıca
gururlandırmıştır.”
Evet gerçekten de öyle değil miydi? Herkesin görev yeri belli, ilahi bir
güç herkese bulunması gereken yeri göstermiş, onlar da görev yerlerine
dağılmıştı. Çünkü 15 Temmuz gecesi herkesin bir öyküsü, herkesin bir
kahramanlık destanı yazılacaktı… İşte Remzi Baş da bu tespitiyle gecenin
özetini yapıyordu.
- 267 -
başına” şeklinde mesaj geldi. Arabama bindim ve şubeye gittim. Saat 18.30 civarıydı.
Saat 21.00’e kadar iki saat kadar şubede hazır bekledik. Saat 21.30 civarında haber
merkezinin anonsu üzerine bir hareketliliğin olduğu söylendi. Personelin teçhizatlı
hazır olması yinelendi. Biz de çelik yeleklerimizi ve silahlarımızı şube deposundan
teslim aldık. Saat 22.30 civarında Ankara Emniyet Müdürlüğü Nizamiye Kapısı’na
askeri tankların geldiğini söylediler. Biz de şube personeli olarak oraya geçtik. Orada
tanklardan sorumlu bir albayla tartışmalarımız oldu. Onlara ‘İçeriye sokmayacağız
dedik, onlar da “Askeri darbe oldu silahlarınızı teslim edin” dedi. Zor kullanmaya
çalıştılar. Daha sonra biz de içeriye giremeyeceklerini burasının başka bir ülkenin
toprağı olmadığını söyledik. Kendileri de bize Cumhurbaşkanımızın adamı olduğumuzu
söyleyip bize hakaret ettiler. Biz de albaya, “Ben Tayyip Erdoğan yokken de polistim,
ben devletimin polisiyim” dedim. Sonra bana bir yumruk attı. Ben de ona karşılık
verdim. Sonra yanımdaki arkadaşlarımızla beraber kavga etmeye başladık. Kendisi
bizden 5-10 metre uzaklaştıktan sonra telsizle “Ankara Emniyet Müdürlüğü önündeki
polisler sert mukavemet gösteriyor” şeklinde anons yaptı. “Burada canlı bir tane polis
istemiyorum, hava desteği istiyorum” diye ekledi. Bu anonsun üzerine aradan 5 dakika
geçmedi helikopter geldi. Ve bulunduğumuz Nizamiye girişindeki yere parça tesirli
bomba attı. Bombanın sonrasında vücudumun çeşitli yerleri seken şarapnel parçalarından
yaralandım. Benimle beraber 4 polis arkadaşım daha yaralandı. Bir arkadaşımız da
şehit oldu. Yaralandıktan sonra sivil bir araçla bizi hastaneye götürdüler. Hastanede
- 268 -
tedavimiz yapıldıktan sonra eve geldim. Sürekli ağır yaralılar geldiği için bizi daha
hafif yaralı olmamız sebebiyle çıkarmışlardı bizi. Ankara Yıldırım Beyazıt Eğitim ve
Araştırma Hastanesi’nde tedavi gördüm. Evime gelip üstümü başımı değiştirdikten
sonra kızıma ait arabamla şubeme geri gittim. Arkadaşlarımı yalnız bırakmak istemiyordum.
Gittiğimde ağır silahlar ve tanklarla emniyet müdürlüğünü bombalıyorlardı. Saat 01.00
civarlarıydı. Sonra 8 tane tankın Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün içine girdiğini gördük.
Darbenin gerçekleşemeyeceğini anladıklarında da tankları terk ederek kaçtılar.
Olayların bastırılmasından sonra bana 60 gün iş göremezlik raporu verildi.
O gece o hain girişim gerçekleşmiş olsaydı size göre ne olurdu?
Ben 1980 darbesinde liseye gidiyordum. Halkın üzerine ateş edecek, tankı sürecek
kadar hain değillerdi. Sokağa çıkma yasağından dolayı ihlal edenleri kısa bir süre göz
altına alıp bırakıyorlardı. Benim de öyle bir kısa nezaret olayım olmuştu. Çünkü ben 35
senelik terörle mücadelede uzman bir kişiyim. Emniyetin içinde inanılmaz bir şekilde
yapılanmışlardı. Ben bunları bildiğim için onların içine hiç girmedim ve yanaşmadım
da. Amaçları Türkiye Cumhuriyeti’ni bölüp parçalamak ve dış güçlerle bu anlamda da
iş birliği yaptıklarına inanıyorum. Eğer gerçekleşmiş olsaydı bugün bu ülke bir
Suriye’den farksız olurdu.
O gece herkes sokaktaydı bu size ne hissettirdi?
Ben şuna inanıyorum; Bu ilahi bir tecelliydi. İnsanlar sanki daha önceden hazırlanmış
sen şuraya, sen şuraya, sen Kızılay’a, sen Genel Kurmaya gideceksin gibi görev
dağılımı yapılmış gibi ayarlanmıştı. Onların çatışma alanlarına intikal ettiler. Yani
burada hakikaten bir incelik var. Adama “Sen evinden çık şuraya, sen buraya git”
denilmişti sanki. Birçok insanımız şehit oldu, birçoğu da gazi oldu. Vatandaş olmasaydı
hepimizi öldürürlerdi. Halkın her kesiminin meydanlarda olması bizleri ayrıca gururlandırmıştır.
- 269 -
SALİH GÖK
Salih Gök darbeye karşı durmak için köprüye
geldiği anda karşılaştığı manzarayı “Savaş filminin
içinde gibiydik” sözleriyle anlatırken, durumu
net olarak fotoğraflıyordu adeta…
İNSANLIK ADINA
BİR ZULÜM VARDI
BİZ DE O ZULMÜN
YANINDA DEĞİL
KARŞISINDA DURDUK

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1988 yılında Kastamonu Tosya’da dünyaya geldim. Biz iki kardeşiz, bir ablam
var. Ben 3 yaşındayken İstanbul Üsküdar’a taşındık. İlk, orta ve liseyi Üsküdar’da
okudum. İstanbul Teknik Üniversitesi Kontrol Mühendisliği bölümünden 2011 yılında
mezun oldum. On yıldır özel bir şirkette çalışıyorum. Evliyim 3 yaşında bir oğlum var.
İsmi de Ömer Taha... Anne-babam emekliliğinden sonra yeniden memlekete döndüler.
O geceyi anlatır mısınız bize, nasıl öğrendiniz, ne yaptınız?
Cuma akşamları biz arkadaşlarla kendi aramızda halı saha maçı yapıyorduk. O
Cuma akşamı maçtan sonra kendi aramızda muhabbet etmek için Çengelköy’e indik.
Orada çay-kahve içelim, derken, indiğimizde askerlerin yollara çıktığını gördük. Kuleli
Askeri Lisesi’ndeki öğrencilerin yollara dizildiklerini gördük. Çengelköy Polis Karakolu’ndaki polisleri tutukluyorlardı. Yolda da bunu gördük. Olayı önce anlayamadık, ne
oluyor-ne bitiyor diye bir anlam veremedik. Sosyal medyadan darbe girişimi olduğunu,
askerin belli noktalarda kontrolü ele almak için tutuklamalar yaptığını öğrendik. Oradan
Salih Gök, darbe girişimini öğrendiklerinde ilk başta çok anlam ver emese de ilerleyen zamanda durumun netliği ortaya çıkmıştı. Hiç düşünmeden bir diğer arkadaşı, kendisiyle o gece kader ortaklığı -
yapan Hasan Zan ile meydanlarda aldı soluğu. Köprüye doğru ilerledikçe
gördüğü manzara karşısında dehşete düşen Salih Gök o anları “Kendimi
savaş filminin içinde buldum” nitelemesiyle tarif etti. Zira kadınlar, çocuklar, yaşlılar, gençler… Herkes ama herkes akın akın meydanlara
çıkıyordu. “Belki de o insanlar nereye gittiğini bilmeden, kendilerini
neyin beklediğini bilmeden koşar adımlarla köprüye yürüyordu”
şeklindeki sözleri ise insanların ilahi bir gücün desteği ile vatanını korumaya gittiğini anlatıyordu. “Beş dakikada bir gözümün önünde birisi vuruluyordu… Kah ayağından, kah vücudunun başka bir yerinden…” İşte
buna rağmen kimse o meydanları terk etmedi, terk etmeyi hiç düşünmedi.
Tıpkı Salih Gök gibi. Kader arkadaşı Hasan Zan’ın babası kolundan
tutup “Geri dönün” dediğindeki ruh halini ise “Sanki birisi bizi ileriye
doğru çekiyordu” diyerek anlatıyor… 15 Temmuz’u, o gecenin
maneviyatını iliklerine kadar yaşıyordu Salih Gök… Ancak hiç korkmuyor, geri dönmeyi düşünmüyordu…
Salih Gök, o gece meydanlara çıkmasının en önemli sebebini “Masum
insanların ölmesi, yaralanması... Ölüm vardı, beni orada tutan, oraya
götüren şey oydu... Zulme karşı çıkmak, zulme karşı durmaktı benim içimdeki duygu. Bu zulmü kim yapıyor olursa olsun hiç fark etmez. Benim
amacım zulme karşı karınca misali safımızı belli etmekti. Ancak beni
orada tutan şey hakikaten ortada bir zulüm vardı masum insanlar vuruluyor, can çekişiyor ambulansa izin verilmiyor, ambulansa ateş
açılıyordu ve böyle bir hainlik yok.” İfadeleriyle dile getirirken insanlık
adına da çok önemli bir mesaj veriyor.
- 271 -
bir arkadaşımla (Hasan
Zan) Kısıklı’ya gitmeye
karar verdik. Arabayla
Kısıklı’ya gittik. Saat
23.00 civarlarıydı, insanlar yavaş yavaş toparlanıyordu. Biz de bir şeyler
olduğunu anladık. Oradaki polis arkadaşlar, askerlerin Kısıklı’yı basacağını, ele geçirmeye çalışacaklarını TRT’de radyo ve televizyon yayınlarını engellemek için
Çamlıca’ya çıkacağını
söyledi. Biz de orada beklemeye başladık. Çünkü
elimizden bir şekilde bir
şey geleceğini düşünü-
yorduk. Kalabalık gittikçe
artıyordu. Tekbirler ve
sloganlarla insanlar gelmeye devam ediyordu.
Oradayken Boğaz Köprüsü’nde çatışma olduğunu, insanların vurulduğunu duyduk. Ancak “Asker
niye vatandaşına kurşun
sıksın” diye inanamadık
ve “Ne oluyor-bitiyor”
diye gidip bakmaya karar
verdik. Polis Kısıklı’dan
Köprüye doğru insanların
geçmesine izin vermiyordu. Tehlikeli bir durum
olabilir, askerlerle insanlar
çatışır diye izin verilmiyordu ve “Beklemek istiyorsanız burada bekleyin” diyorlardı. Ancak biz
bir yolunu bulup atlayıp
aşağıdan yürümeye başladık. Orada Hasan arkadaşımızın babasıyla karşılaştık. Hiç
haberimiz yoktu. Babasının sanki içine bize bir şey olacağı doğmuş gibi benim de
kolumdan tutup “Oğlum gitmeyin” dedi. “Münir amca yok gitmemiz lazım, bırak bizi”
deyip kaçıp gittik. Hem evli değildim hem de o gecenin verdiği o manevi duygu
yoğunluğu ile Altunizade’ye doğru yürümeye başladık. Tam Altunizade Köprüsü’nün
üzerine geldiğimizde bir tankın Bağlarbaşı’ndan üzerimize doğru geldiğini gördük.
Orada Kısıklı’ya doğru geliyor, orayı ele geçirmek amacında diye düşündük ve biz
tankın karşısına dikildik. Bizim gibi bayağı insan vardı. Yollarda çöp kamyonları da
vardı. Tank karşıdan geldi bir şekilde geçemeyeceğini anladı ya da korktu, tam köprüye
- 272 -
gelmeden U dönüşü yapıp Bağlarbaşı’na doğru geriye doğru gitmeye başladı. Biz de arkasından koşmaya başladık. Araçları ezerek Bağlarbaşı’na geri gidiyordu. Sonradan o
tank Bağlarbaşı’ndan geçerken bir gazimizin de üstünden geçti (Sabri Ünal)
Bizim amacımız Köprüye inmekti ve sonra oraya doğru devam ettik. Köprüye doğru
yürürken mahşeri bir kalabalık vardı. Orada gerçekten çok duygulandım. Kucağında
bebekle kadınlar, bastonuyla yaşlı amcalar bizden daha hızlı adımlarla gidiyorlardı.
Belki de nereye gittiklerini bilmeden... Yüzlerce insan köprüye doğru gidiyorduk.
Köprüye doğru giderken silah sesleri geliyordu uzaktan. Ne olduğunu anlayamadık.
Gittiğimizde de resmen bir savaşın içinde gibiydik. Ben askerliğimi yaptım ama orada
böyle bir durumun içinde kalmadık. Orada savaş filminin içindeydik sanki. Sürekli
üzerimize askerler tarafından ateş ediliyordu. En az 5 dakikada bir gözümün önünde
birisi vuruluyordu, kah ayağından, kah vücudunun farklı yerlerinden. Biz de o esnada
yaralılara yardım ediyorduk. Yol tamamen kapanmıştı. Araçlar arka arkaya kilitlenmişti.
Biz de açıkta değil araçların arkasına siper alıyorduk. Açıkta duranlar o anda vuruluyordu...
Rastgele değil hedef belirleyerek ateş ediyorlardı. Biz Köprüye gittiğimizde gece 24.00
idi. Askerlere kesinlikle bir saldırı söz konusu değildi. Vatandaşlar araçların arkasına
saklanıyordu. Polisler de kesinlikle ateş açmıyordu. Hatta biz onlara “Bakın insanlara
ateş açıyorlar neden müdahale etmiyorsunuz?” diyorduk. Onlar da bize henüz emir gelmediğini söylüyordu. Sonradan onlara da hak verdik. Çünkü karşılık verilseydi belki
çatışmadan dolayı daha fazla insan kaybı yaşanacaktı.
Bu şekilde saatler ilerliyordu. Üzerimize ateş açılıyor, biz saklanıyorduk. Ama
“Teslim olun, siz Türk askerisiniz, neden böyle yapıyorsunuz? Siz de bu vatanın
evladısınız” diyerek Türk bayrakları ile onlara sesleniyorduk ancak hedef gözeterek
sabaha kadar ateş ediyorlardı.
Daha sonra normal silahla ateş etmeyi bıraktılar üzerimize tankla-topla ateş etmeye
başladılar. İnsanların ne kadar zarar göreceğini bile bile bunu yaptılar. Ben vurulana
kadar üzerimize 3 defa tankla top atışı yaptılar. Birinde motosikletli bir kardeşimize
isabet etti ve motosiklet paramparça oldu üzerindeki insanlar ve havaya uçtu. Daha son
rasında polisleri hedef aldılar. Ancak tank hedefi vuramadı arkadaki tepeyi vurdu orada
çok sayıda insan vardı ve şarapnellerden çok sayıda insan yaralandı ve gazi oldu.
Abdullah Olçok da o atışta vefat etti. Polisleri vurmaya çalışırken ayarlayamayıp
arkadaki tepeye ateş ettiler ve bir çok insanın şehit olmasına sebep oldular.
Biz de askerleri teslim olmaya ikna etmeye çalışıyorduk. Oraya bir kere girdik ki
oradan çıkmak gibi bir düşünce yoktu aklımızda. İmkan da yoktu. Sıkışıp kalmıştık
adeta...
Daha sonra yavaş yavaş hava aydınlanmaya başlamıştı. Bir çok noktada farklı
yerlerde askerlerin teslim olduğunu, darbe teşebbüsünün başarısız olduğunu duymaya
başlamıştık. Oradaki askerlerin de teslim olmasını bekliyorduk. Ancak teslim olmadılar.
Polisler bir operasyon yapıp teslim almaya çalışacaktı şeklinde haberler alıyorduk. Biz
de orada duruyorduk. Nereden geldiğini anlayamadığımız bir şekilde Hasan arkadaşımızla
yan yana dururken kurşun seslerini sürekli duyuyorduk zaten, yine bir ses duyduk,
Hasan, “Vuruldum” diye bağırdı. Bir baktık yan tarafında kurşun yarası var. Ambulans
gelemiyor, çünkü onlara da ateş açıyorlar. Yaklaştırmıyorlar bile ambulansları. Bir
motosiklet geldi Hasan arkadaşımı motosiklete bindirdik ve o şekilde onu hastaneye
götürdüler. Tam o sırada ben nefes alırken veremiyorum gibi bir his oldu bende. Bir
baktım göğsümün ortasında tişörtümde bir delik olduğunu gördüm. Ve vurulduğumu o
şekilde anladım. Yanımdaki insanlara “Ben de vurulmuşum” dedim. Onlar bu durumu
görünce beni de apar-topar arabaya bindirip hastaneye götürdüler. Kurşunun ne hasar
verdiğini bilemiyorduk. Tam göğüste olunca yanımdaki insanlar da tedirgin oldular.
Çünkü çok tehlikeli bir noktadaydı. Arabada iken hayatım gözümün önünden bir film
- 273 -
- 274 -
şeridi gibi geçiyordu. Acı da hissetmiyordum ve “Acaba şu an ölüyor muyum? Sakat mı
kalacağım” diye düşünüyordum. Birçok şey gözünüzün önünden geçiyor o anda. Böyle
bir hissiyatla hastaneye gittik. Kadıköy Numune Hastanesine gittik. Orada sağ olsun
doktorlar ilgilendi. Kurşun tam göğüs boşluğundan girmiş yan taraftan iki kaburganın
arasından çıkmış. Allahtan ben yan duruyormuşum o esnada. Hastanede ameliyat ettiler
beni. Karnımı komple açıp organlara ne zarar gelmiş diye baktılar kontrol amaçlı bir
ameliyattı. Çok şükür bir organa denk gelmemiş, Allah korumuş. Yaklaşık 15 gün
hastanede yattım ve tedavim devam etti. Belki insanlara bir faydamız oldu, askerlerin
vazgeçmesinde bir etkimiz olmuştur. Biz elimizden geleni yapmaya çalıştık. Üzerimize
silahla kurşun da sıktılar tankla top atışı da yaptılar, helikopterle atış da yaptılar ama
üzerimizde hiç korku yoktu. Birçok kişiyle telefonda konuştum. Salih sen ne yapıyorsun
orada, çık gel’ dediler. Ama ben hep ‘Yok gelemem’ dedim. ‘Ben gelemem, bu gece
evde oturma vakti değil. Bu gece herkesin burada olması lazım’ diyerek birçok kişiyi
çağırdım. Gelenler olduğu gibi gelmeyenler de oldu. Çok değişik bir geceydi.
Sizi o gece dışarı çıkaran ruh neydi?
Önce kendimi ilk etapta olayların içinde buldum. Kısıklı’ya gittiğimizde askerlerin
dışarda olduğunu gördük. Ancak bir şeylerin ters gittiğini anladık. Darbe girişimi var
ama kim niye yapıyor bilmiyorduk. Asker almış eline silahı insanlara ateş ediyordu, bu
darbe girişimi değil başka bir şey de olsa masum insanlar vuruluyor, öldürülüyor... Ben
onu gördüm. Ülke yönetimine el konulacakmış... Bunlar benim için daha geri plandaydı.
O an beni orada tutan şey elinde silah olmayan sadece bayrak olan insan var ve onun
üzerine ateş açılıyordu. Masum insanların ölmesi, yaralanması... Ölüm vardı, beni
orada tutan, oraya götüren şey oydu... Zulme karşı çıkmak, zulme karşı durmaktı benim
içimdeki duygu. Bu zulmü kim yapıyor olursa olsun hiç fark etmez. Benim amacım
- 275 -
zulme karşı karınca misali safımızı
belli etmekti. Kişisel olarak hiçbir
siyasi partizanlığım da duruşum
da yoktu. Daha muhalif bir duru-
şum vardı üstelik... Ancak beni
orada tutan şey hakikaten ortada
bir zulüm vardı masum insanlar
vuruluyor, can çekişiyor ambulansa izin verilmiyor, ambulansa
ateş açılıyordu ve böyle bir hainlik
yok...Askerler teslim olduktan
sonra vatandaşlar askerleri dövü-
yor diye video çekilmiş, bana
göre bu çok masum bir şey... Sabaha kadar üzerimize ateş açıldı,
tanklarla top atışı yapıldı, askeri
kemerle dövdüler diye askere zulmettiler diye kendilerince reklam
yapmaya çalıştılar. Asıl zulmü
görmemek... Medyayı kullanıyorlar. Şimdi mahkemelerde sözde
masumiyet takınıyorlar.
Elbette kim suçlu kim suçsuz
buna karar verecek yargıdır. Kurunun yanında yaş da yanıyor diyorlar... Sen o gece eline silah
alıp bir asker bir Türk askeri olarak masum insana doğrultabiliyorsan sen açık açık
vatan hainisindir, bunun lamı-cimi yoktur. Ömrün boyunca gün yüzü görme inşallah.
Kimden emir almış olursan ol...
Biz de askerlik yaptık, ben de silah tuttum ama o silahı bir masuma doğrultmadım...
O gece darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı size göre bugün durum nasıl olurdu?
Silah zoruyla yapılan hiçbir şeyden hayır gelmez bir kere. Bu ülke demokratik bir
ülke. Seçimle iyi ya da kötü birilerini seçip başımıza getiriyoruz. Ancak bunlar 3-5
kendini bilmez, birilerinin uşağı çıkıyor senin verginle alınmış silahı sana doğrultup
sana ‘Ben kontrol edeceğim’ diyor. Neye göre kontrol edecek? Belli değil tabi. Ülke
elbette kötüye giderdi. Ancak o gece 250 küsur insanı katlettiler, 3 bine yakın insan
yaralandı. Bu insanlar masumdu. Benim suçum neydi mesela? Benim bir suçum yoktu.
Veya 250 küsur masum insanın kanını akıtarak en hayırlı işi bile yapmaya çalışsan
ondan bir hayır gelmez. Masum insanları öldürerek nasıl bir hayır beklersin? O masum
insanları katletmenin azabı bile öteki dünyada onları yakmaya yeter. Birçok insanı
gerek siyasi gerek askeri katledeceklerdi, bu daha önce de böyle olmuştu. Bir sürü
insanı Mısır’da olduğu gibi bilim adamını, siyasi lideri katledeceklerdi. Katlettiler hapishanelerde çürüttüler. İnkâr ediyorlar ama sen o tetiğe basmışsan suçlusun ve katilsin.
O gece herkesin, her kesimden insanın sokakta olması sana ne hissettirdi?
Söz konusu vatansa gerisinin teferruat olduğunu gördük. Bazen hepimizin içinden
geçiyordur trafikte giderken en ufak bir şeyde bile kavga eden, birbirini darp eden
- 276 -
insanlar, “Bu ülkede yaşanır mı?” gibi sözler sarf edebiliyor. Ufak bir şeyden kavga
eden insanlarız. Saman alevi gibiyiz. Bir anda öfkeleniyor, parlıyor belki de dağları
yıkıyoruz. Ancak o gece çok farklıydı. Bir amaç uğruna bir araya gelmiş insanlar ve
birbirini tanımayan insanlar birbirine kol-kanat geriyor, yardım ediyor. Böyle bir
geceydi. Ben orada vuruldum beni hiç tanımayan, benim hiç tanımadığım insanlar alıp
hastaneye götürdü beni. Vurulduğum yerde telefonum, cüzdanım düşmüş hiç farkında
değilim ama o elden ele dolaşıp bana ulaştırıldı. Ona hayret ettim. O gece farklı bir
geceydi hakikaten. Normalde paranızı düşürseniz bulmak ne mümkün? Hatta hiçbir
şeye dahi dokunulmamış. Keşke o geceki ruh yaşansa her zaman, kardeşçe yaşasak...
****
Başarısız olmasına rağmen bu kadar insan mağdur oldu, sakat kaldı, öldü, yaralandı.
Kiminin babası, kardeşi, eşi öldü... Bizim insanımız mağdur oldu. Başka ülkenin değil.
Başarısız olmasına rağmen bu kadar mağduriyet olduysa bu kadar insan zarar gördüyse
başarılı olsaydılar kim bilir ne olacaktı?
- 277 -
SAVAş AKSOY
Savaş Aksoy, darbelerin ülkeye zarar vermekten
başka bir şey olmadığı bilinciyle meydanlara çıktı
o gece.
BİRİLERİ KENDİNİ
FEDA ETMESE
NE VATAN KALIR
NE MEMLEKET

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1990 yılında Kastamonu Cide’de dünyaya geldim. 5 erkek, 1 kız 6 kardeşiz.
Ben evin 3. çocuğuyum. İlk ve ortaokulu Cide’de bitirdim. Okul bittikten sonra
çalışmak için İstanbul’a geldim. Ailem halen Kastamonu’da. İstanbul’da matbaacılıktan,
konfeksiyon ve tekstil işine kadar çeşitli işlerde çalıştım. Şu anda devletimizin verdiği
istihdam hakkını kullandım ve diyanette memurluk yapıyorum. İstanbul Beykoz’dayım.
Yeni evlendim.
O geceye gelelim, nasıl öğrendiniz darbe girişimini, ilk tepkiniz ne oldu?
O dönem Beykoz’daydık. Ben akşam 20.30’da işten eve geldim. Kardeşlerim de çalışıyordu, o saatte yemek için kendime bir şeyler hazırlıyordum. O sırada televizyonu
açtım. İlk köprüdeki olayları ‘bomba alarmı’ diye yazıyordu. Sonra Beyaz TV’de
Osman Gökçe’nin konuşmasını izledim. Ne olduğunu tam anlayamamıştım, o anda mahalleye indim. Arkadaşlarla beraber toplandık. Bizimle beraber gelenler de oldu kalabalıklaşmıştık. Bizim Beykoz’da Kavacık’ta bir mahalle var, oradaki karakolun basıldığı
ve polislerin darp edildikleri söylendi. Biz önce karakola gidecektik. Amacımız oradan
da köprüye gitmekti. Zaten yollar da çok kalabalıktı. Arabalar olsun askerler olsun enSavaş Aksoy, darbe girişiminin yaşandığı gece arkadaşlarıyla birlikte çıktı meydanlara. Darbe dönemlerini yaşamasa da geçmişte yaşananları daha önce yaptığı araştırmalardan çok iyi biliyordu.
Daha doğrusu o, darbelerin ne anlama geldiğini, bir ülke için neler ifade
ettiğini iyi biliyordu. İşte bu yüzden sokağa çıkma konusunda hiç tereddüt
etmedi. Özellikle o gece masum insanların üzerine ateş edilmesi,
yaralanması, şehit edilmesi… Hiçbir insanın kabulleneceği bir durum
değildi. Kendisi de vatan uğrunda şehit olmak için çıkmıştı aslında.
Çünkü o da çok iyi biliyordu ki, birileri bu vatan uğruna kendisini feda
etmezse ortada ne vatan kalır ne de memleket…
Ülkenin son yıllarda her alanda gösterdiği kalkınma hamlelerine ve
yakalanan ivmeye karşın böyle bir hareketin sadece ülkeyi geriye
götüreceğini söyleyen Savaş Aksoy, “Ülkemiz tam kendine gelip ayağa
kalkıyor. İlerisi için yeni atılımlar yapmaya hazırlanıyor… İşte o zaman
yine birileri devreye giriyor. Artık biz ve bizden sonraki nesil bunu çok
iyi bildiği için bu tür hain girişimlere izin vermeyecek” sözleriyle de
mesaj veriyor.
Savaş Aksoy, darbe girişiminin kendisine öğrettiği en önemli hususlardan birisinin de önyargılarından kurtulması gerektiği olduğunu vurgularken, “O gece belki de sokağa çıkacağına hiç ihtimal vermediğimiz
insanlar meydanlardaydı. Bu bize önyargılarımızın ne kadar gereksiz ve
yanlış olduğunu gösterdi. Allah o gece dışarı çıkan herkesten razı olsun”
diyerek de minnet duygularını dile getirdi.
- 279 -
gellemişti. Tam Kavacık’a doğru çıkarken bir grup rütbeli önümüzü kesti. Biz o sırada
yaklaşık 200 kişi olmuştuk. Hiçbir uyarı, ikaz etmeden bize direkt silah sıkmaya
başladılar. Ben de o sırada en önlerdeydim. Hatta bir ara gruptan ayrıldım askerleri
görür görmez ne yapıyorlar diye bakmak istemiştim. Ben gruptan ayrılıp baktığımda
sıkmaya başlamışlardı. Üst üste çok ateş ettiler. Şehit olmadı ama 4 tane ağır yaralımız
vardı, 2-3 hafta yoğun bakımda kalanlar oldu.
Ben de orada yaralandım. Sol diz kapağımın altından yaralanmıştım. Benim bir
akrabam yanımdaydı, o vuruldu, onu ben tutarken silahtan çıkan merminin ayağıma
değdiğini hissettim, sıyırdı geçti diye düşündüm ve ilk önce dikkate almadım. Ayağım
kanıyordu çünkü. Sonra yaralıları almaya çalıştık. Yaralıları hastaneye götürmek için
yoldan geçen arabalara koyduk. O sırada hala üzerimize ateş ediyorlardı. Bir grup ateş
ederken başka bir grup daha geldi. Çünkü kalabalık olduğumuzu görmüşlerdi. Ve bu
kez hepsi birden ateş etmeye başlamıştı.
Karanlıktı ve sapa bir yerdi bulunduğumuz yer. Özellikle 3 tane rütbeliyi görmüştüm.
İlk baktığımda 8-10 kişilerdi. Biz yaralıları almaya çalışırken daha da kalabalıklaşmışlardı.
Diğer köprüye gitmeyi düşünüyordum. Çünkü biz Kavacık FSM’deydik, oradan
Boğaziçi Köprüsüne gidecektik. Oraya giden Küçüksu’yu da tutmuşlar, on tane tank
vardı, 100-150’ye yakın asker vardı ve bizi oradan geçirmediler. Yaralıları hastaneye
yolladıktan sonra oradan geçemeyince eve geçtik. Tam eve girdim. Saat 03.00-03.30
arasıydı. Evde ayağıma bir şeyler yaptım. O esnada jetler geçmeye başladı. Ben bir kez
daha dışarı çıktım. Artık gözüm kararmıştı. İlk etapta çok bilmiyorduk, karşımızdaki
Türk askeriydi, bize sıkacaklarını düşünmüyorduk. ‘Türk askeri Türk halkına ne
yapabilirdi’ diye düşündük. Hiçbir askere karşı kötü muamelede bulunmadık. Ancak
onlar biz bir şey demeden bize sıkmaya başladılar. Cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara
davetinden sonra neyin ne olduğunu anlamıştık. Ne sağa ne sola gidebiliyorduk her yeri
kapatmışlardı çünkü. Bir saat uyumuşum, ayağımın ağrısıyla uyandım. Ayağım şişmeye
ve kararmaya başlamıştı. Ondan sonra Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesine gittim.
O gece ailenizle görüşme imkanı bulabildiniz mi?
Bir kardeşim zaten yanımdaydı. Çok şükür o yaralanmadı. Diğerleri zaten çalışıyordu,
- 280 -
kimseye haber vermedim. Ben olaydan bir gün sonra sabah ailemi aradım. Gece
geldiğimde yaralandığımı öğrenmişlerdi. Ben çok önemsememiştim.
Evden çıkmanızı sağlayan duygu neydi?
Yaşım ne kadar küçük olsa da darbenin ne anlama geldiğini araştırmalarımdan
dolayı biliyordum. Geçmişte neler olduğunu, ne kadar insanın hayatını kaybettiğini,
masum insanların canının yandığını biliyordum. Çoğu Türk erkeğinin hayalinde bu
vatan uğruna şehit olmak vardır. Ben de o gece ‘Nasipse şehit olurum’ diye çıkmıştım.
Çünkü bizim gerçekten bu memleketten başka gidecek yerimiz yok.
O darbe gerçekleşmiş olsaydı size göre bugün tablo ne olurdu?
Suriye’den de Irak’tan da Libya’dan da kötü olurduk. Bana göre bu darbe ile
ülkemizin gelişmesi engellenmek istemişti. Eskiye göre şu an teknoloji ve ekonomik
bakımından olsun askeri teçhizatlar bakımından Allah’a şükür iyi ilerledik, bunu
engellemek için yapıldı bu hain darbe girişimi. Bu ülke de yeni yeni kendine geliyor.
Birikim yapmaya başladık, dışa karşı borçlarımız bitti. Dışa bağımlılığımız yok çok
şükür. Ben şunu düşünüyordum; Cumhurbaşkanımızdan önce bu ülkeyi hortumlayamadıkları
için, hala da aynı düşüncedeler…
O gece toplumun
her kesiminin birlikte
dışarda olması size ne
hissettirdi?
Ben sanıyorum biraz
da önyargılıydım. Darbeden önce bu ülkede bir
şey olmuş olsa çocukların
kulağında küpe ‘Bunlar
mı kurtaracak ülkeyi’ diye
düşünüyordum. Ama o
gece anladım ki ben çok
yanlış düşünmüşüm. Allah çıkan herkesten binlerce kez razı olsun. Söz
konusu vatan olduğunda
vatanını seven herkes sokağa çıktı. Çok kişiye şahit oldum. Oturduğum
yerle Kavacık arasında
epey mesafe var. Yürü-
yerek gittiğimiz için pencereden küfredenler hakaret edenler de oldu.
Önümüzü kesenler dahi
olmuştu. Ancak biz onlara takılıp kalmadık, elimizden geldiği, gücümüz
yettiği kadar vatanımız
için mücadele ettik.
- 281 -
SEDAT ERGÜN
Sedat Ergün yaşadıklarıyla kendisi için çok farklı
bir boyut kazanan hain darbe gecesini anlattı
VATAN KONUSUNDA
GÖZÜMÜZ KAPALI
CANIMIZ YOLUNA
HER ZAMAN FEDA

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben 1982 yılında Şişli’de dünyaya geldim. Biz 5 kardeşiz. Annem Kastamonu
Azdavay, babam Kastamonu Şenpazarlı. Annemle babam Kastamonu’da evlendikten
bir sene sonra İstanbul’a geliyorlar. Burada çeşitli işlerde çalıştı babam. Dedem
Beykoz’da ev yaptıktan sonra oraya gidiyoruz. Halen daha Beykoz’un Anadoluhisarı
Yenimahalle’de oturuyorum. İlkokulu bitirememiştim ama şimdi yavaş yavaş okuyoruz.
Evliyim iki çocuğum var. Benim 9 yaşından beri elim ekmek tutar. Tekstil işiyle
uğraşıyorum. Babamı 2015 yılında. Yaşayıp-görseydi bizimle gurur duyardı bundan
eminim.
O geceye gelelim, darbe girişimini nasıl haber aldınız, ne yaptınız?
Ben akşam 19.30-20.00 işten eve geldim. Eşim televizyon izliyordu. Ben de
normalde çok fazla televizyon izlemem. O sırada oğlumla şakalaşıyorduk. Eşim “Bir
hareketlilik var, köprüye bomba koymuşlar” dedi. Hayatımızda duyduğumuz bir şey
değil. Üstelik köprü korunaklı bir yer, nasıl olur böyle bir şey? Diye düşündük. “Ben bir
bakayım, onda başka bir şey var” dedim. Ancak televizyonda haber kanallarını gezdim
görür görmez de darbe girişimi olduğunu anladım. Çünkü rahmetli babam darbelerle
Sedat Ergün 15 Temmuz gecesi hainler tarafından esir alınarak sa baha kadar darp edildi. O hayatı boyunca unutamayacağı o geceye dair yaşadıklarını ise anlatırken, yeniden yaşıyordu adeta o anları…-
Hainlerin sabahın ilk ışıklarına kadar darp ederek tuttukları Sedat Ergün
o uzun geceyi anlatırken
Sedat Ergün her şeyin üzerinde vatan anlayışıyla yetiştiklerini ve
çocuklarını da aynı anlayışla yetiştirmeye çalıştıklarının altını çizerek,
“Vatan konusunda gözümüz kapalıdır. Zaten vatanınız yoksa hiçbir
şeyiniz yoktur” sözleriyle de o gece çoğu insanın sahip olduğu ruhu
anlatıyor.
Hain darbe girişimini gerçekleştirenlerin, Türkiye’nin dışardaki
düşmanlarından da destek aldığını söyleyen Sedat Ergün “Eğer o hain
girişim başarılı olsaydı biz halk olarak yine teslim olmaz, direnirdik.
Belki daha fazla katliam olurdu. Ancak bu vatanı o hainlere bırakmazdık”
ifadelerini kullanıyor.
15 Temmuz gecesi Türk toplumunun bütün unsurlarıyla akın akın meydanlara çıktığını hatırlatan Sedat Ergün “Benim kanaatim o gece dışarı
çıkan herkes gazidir. Çünkü o gece sokaklara çıkan herkes inanılmaz bir
vatan aşkı ve şuuruyla oradaydı” dedi. Babasının kendilerine zaman
zaman geçmişte yaşanan darbeler ve darbelerin ülkeye neler
kaybettirdiğini anlattığını ifade eden Sedat Ergün, “Rahmetli babam
yaşayıp görseydi benimle gurur duyardı. Bundan eminim” diyerek de
babasının da darbelere bakışını dile getiriyor.
- 283 -
alakalı anlatıyordu, neler olup bittiğini. Hatta “Bir darbede bir ülke en az 100 sene geri
gider” dediğini çok iyi hatırlıyorum. Reisimiz başımızda… Ülkenin başına gelmiş bir
şeyler yapmaya çalışıyor. Hiçbir şey yapamasalar kalkıp ekonomiden vurmaya çalışıyorlar.
Bizde meşhur bir söz var, “Her Türk asker doğar” diye. Ben de bir şeyler yapmam
gerekiyor diye düşünüyordum. Balkona çıkıyorum sigara içiyorum. Yerimde duramıyorum.
Eşime “Ben duramıyorum artık” dedim. Bir saat daha dayanabildim ve çıktım. O arada
eşim “Cumhurbaşkanı telefonla canlı yayına bağlandı” dedi bana eşim. Zaten “Söylediğim
gibi darbe var. Ben elimden geleni yapmaya gidiyorum” dedim ve çıktım. FSM’ye çok
yakın oturuyoruz. Ben oraya çıkmaya çalıştım. Oraya giderken Kavacık’a giden yol
Göztepe Mahallesi’nin orada askerler vatandaşı tarıyordu. Baktık oradan çıkamayacağız
çünkü sürekli tarıyorlardı. Önümde 50 kişi vardı, aşağıya gittiğimde 100’e yakın kişi
vardı. Oradaki bir yüzbaşı okul komutanıymış. Göksu Mahallesi’nden değil de Güzelhisar
evlerinin oradan gitmeyi düşündüm. Oraya gittiğimde bizim mahalleden 25-30 kişilik
grup 20-25 askerle mutabık kalmışlar sanırım. Ateş etmiyorlardı çünkü başlarında
kimse yoktu. Ama sürekli telefonla konuşuyorlardı. Meğer o komutanı arayıp “Komutanım
kalabalık iyice artıyor” diye bilgi veriyorlarmış. Ben de onların yanına, gittim elimizden
geldiğince askerlerimizi ateş etmemeleri için ikna etmek amacındaydım. Askerler
- 284 -
aradığı için o okul komutanı ateş ederek Gima’nın oradan Küçüksu’daki benzin
istasyonunun oraya geldi. Bayağı bir ateş etti ve çok sayıda yaralananlar oldu o esnada.
O hengame yaklaşık 1 saat sürdü. Saat 23.00 olmuştu. Öğrenci dediğimiz askerler
vatandaşa, rütbeli askerler de yere ateş ediyor, yerden seken mermiler de yine vatandaşa
isabet ediyordu. Özellikle öğrenci askerler hiç hedef gözetmeksizin ateş ediyordu. Ben
o gece öğrencilerin o hedef gözetmeksizin ateş etmesinden onların her şeyin bilincinde
olduğunu anladım. Bir saatlik o hengameden sonra o rütbeli bizden biraz ileride
telefonla konuşuyordu. Mermileri bitmek üzereydi ve “Kışlamıza teslim olmaya
gidiyoruz” dedi. Biz de “Tamam doğru yolu buldunuz” dedik. Ve aramıza alıp Kuleli
Askeri Lisesi’ne kendimiz götürelim dedik. O esnada rahat 5 bin kişi olmuştuk. Onlar
100-110 kişiydi aramıza alıp mehter marşı eşliğinde Kuleli Askeri Lisesi’ne götürdük
onları. En önde de ben vardım. Hatta 150 metre önde gidiyordum. Tam Kuleli Askeri
Lisesi’nin Hisar tarafından Üsküdar’a gelirken bir viraj var. Oranın tam üstünde 3 asker
2 polis vardı. Polisler siyah elbise ve çevik kuvvet mensubuydu. Yolu kapatmışlardı.
Askerler bana “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Ben de “Üsküdar’a gidiyorum,
geziyorum” dedim. “Gezemezsin, geçiş yasak” dedi. En önde olduğum için başka
kimse yoktu. “Git yoksa kafana mermiyi yersin” dedi. “Şimdi bütün vatandaşlar
gelecek, onlar da geçecek” dedim. “Kimse geçemez” dedi. Biz onlarla konuşurken o
150 metrelik mesafe kapandı. Onlar vatandaşı görünce aşağıya kaçtılar. Tam vurmaya
teşebbüs edeceklerdi ancak kaçtılar. Aşağısı tam viraj olduğu için gözükmüyordu orası.
Vatandaşlarla oraya indiğimizde komutanlar bize “Askerler aranızda mı?” diye sordu.
“Aramızda burada” dedik. “Girin” diye komut verdiler. Askerler içeriye girdi. Bu kez
“Tamam mı?” diye sordu, biz de “Tamam” dedik. Tamam der demez koruma kolunu bir
çekip bıraktılar bizi taramaya başladılar. O sırada o 3 polis de bize göz yaşartıcı bir şey
atmıştı. Orada adının Murat olduğunu öğrendiğim bir kardeşim, onu kaldırmaya çalıştık.
Allah rahmet eylesin, şehit olmuştu. Onu tam kaldırdığım anda vücudu bir anda şişti.
Onu kaldırmaya çalışırken asker bir anda “Bırak” dedi. Ben de “Can çekişiyor, ölüyor,
kurtaralım” dedim. “Gebersin, sen de geber” dedi bana da ateş etti. Hamdolsun ben vurulmadım. Orada ara sokağa girdik. Ara sokakta sıkıştık.. Yaklaşık 30 kişiydik.
Gözlerimiz doğru-dürüst görmüyordu. Bir saat oradan çıkamadık ama komutana da
“Komutan bu gecenin sabahı da var” diye sesleniyorduk. Onlar da aşağıdan bize sürekli
ateş ediyor ve “Geliyoruz, bekleyin bak neler yapacağız size” diyordu. Bir ara bize
“Evinize gidin yoksa gelip öldüreceğiz sizi” dediler. “Ateş ediyorsunuz nasıl gidelim?”
“Kimse ateş etmeyecek” dedikten sonra askerlere dönüp “Askerler bunlar evlerine
gidecek, kimse ateş etmesin” diye emir verdi. Aşağıya inip arkadaşlara “Arkadaşlar
komutan müsaade etti, evinize gidin diye izin veriyor. Hepsi kışlasında gidelim” dedim.
Ancak arkadaşlarımız “Ateş ederler” diye itiraz ettiler. Daha sonra arkadaşlarla çıkmaya
başladık. O sırada komutan beni tuttu ve askerlere “Şunu tutun, ibreti alem olsun diye
sabaha kadar dayaktan öldürün. Diğerlerini salın gitsinler. Arkalarına bakarlarsa vurun”
diye emir verdi. Benim ellerimi arkadan kelepçeyle bağlayıp vurmaya başladılar. 2-3
saniyede darp edilerek 30 metre gittim. Daha sonra başıma silah dayayarak Kuleli
Askeri Lisesi’nin girişine götürdüler. Ben oraya gittiğimde sadece rütbeli askerler ile 1-
2 nöbet tutan asker vardı. Bir otobüs dolusu çevik kuvvet polisi de oradaydı. Sabaha
kadar bana orada işkence ettiler. Her gelen, nöbeti değişen beni darp ediyordu. Ne
desem para etmiyordu. Hatta o komutan nöbeti değişenlere “Gidin şuna iki vurun,
kendinize gelin” diye emir veriyordu. Orası binanın en üst katıydı. Ben helikopterlerin
indiğini de duydum. Ne konuştuklarını, o gece neler olacağını, ertesi günü neleri
yapmayı planladıklarını önümde bizzat konuştular, anlattılar. Komutan elindeki tablete
bakarak “Birazdan köprüye tank ateş edecek” diyor. Her şeyi önceden planlamışlar.
Sabaha karşı “Çocuklar dişinizi sıkın Trakya’dan gelen ekibin yarım saat 45 dakikalık
mesafesi kaldı. Takviye güç geliyor” diyordu. Bu tarz şeyleri çok duydum. Trakya
tarafından büyük bir birlik geliyormuş. Büyük ihtimalle darbe başarısız olunca geri
dönmüşler.
Çengelköy’ü bastıramıyorlardı. Allah oradaki vatandaşlardan razı olsun. O yüzden
20-30 tane askeri sürekli Çengelköy’e gönderiyorlardı. Hatta roket atarla karakola atış
emri verdiklerinde asker “Komutanım orada atış mesafesi yok, içeride kalıyor” dediğinde
“Kilisenin oradan da mı görmüyor roket” diyordu. “Bastırın, hedef gözetmeksizin vatandaşlara ateş edin, bastırın Çengelköy’ü” diyordu.
Sabaha karşı yanlış görmediysem bir Megan marka bir araba geldi. Büyük ihtimalle
oranın paşasıydı. Camı açtı “Nasıl gidiyor çocuklar?” diye sordu. Beni görünce “Kim
bu?” diye sordu. “Akşam taşkınlık yapanlardan” diye cevap verdiler ona. “oğlum enayi
misiniz, bunu esir mi aldınız? Sıkın kafasına atın denize. Bunu şahit mi tuttunuz? Ne
kadar mal adamlarsınız” dedi tepkili bir şekilde.
Bunun üzerine akşamdan bir komutan “Emri duydun” dedi. Ben de “Vatan sağ
olsun. Yapacak bir şey yok” diye karşılık verdim. “Bak akşam senin sigaranı almıştım.
( O gece komutan askerlerden sigara istemişti. Askerlerde olmayınca ben de ‘Komutanım
bende var. Ben içemiyorum. Siz için’ dedim ve ona sigaramı verdim. Sigara normalde
can alır. Bu sigara senin canını kurtarıyor. Bu sigaranın hatırına sana izin veriyorum.
Ama paşa gelinceye kadar. Eğer o gelinceye kadar çıktın çıktın. Görürse seni direkt ben
sıkarım kafanı ve atarım seni denize. Arkana bile bakmayacaksın” diyerek bana yol
verdi. Beni kaldırdı. Kalktığım anda kulağımdan ses geldi. Sıcak bir şeyler geldiğini
gördüm. Meğer kulağım patlamış. Kulağımı tuta tuta gittim. Saat sabah 06.00 olmuştu.
Yanan bir cami vardı Kuleli’de. O caminin tuvaletine gidip kulağımın kanını sildim, temizledim. İyice şişmişti kulağım. Her yerim mosmor olmuştu. “Telefonuma bakayım,
aileme haber vereyim” dedim. 117 kere arandığımı gördüm. O anda kardeşim arayıp
- 285 -
- 286 -
“Neredesin, bütün hastaneleri, karakolları gezdik. İstanbul’da hastane bırakmadık” dedi
bana. Ben oradan ayrıldıktan yarım saat 45 dakika sonra özel harekât orayı basmış.
Eğer orada kalsaydım iki arada bir derede misali orada kalıp belki de özel harekatın
taraması sonrası da hayatımı kaybedecektim. Kuleli’den sonra Küçüksu ile Kuleli
Askeri Lisesi’nin arasında Vaniköy’e kadar attım kendimi.
Sabah bir hastaneye gittim almadılar beni. Ardından biraderimle amcaoğlu beni Medistate’ye götürdü beni. Orada da “Bunun kulağı patlamış. Bizde kulak-burun-boğaz
yok” diyerek onlar da Paşabahçe Hastanesi’ne sevk ettiler. Paşabahçe’de de kulak-burun-boğaz yokmuş. Numune Hastanesi’ne gittik. Her yer kapalı, doktorlar gelemedi.
“Bunun kulağı patlak, bunu Göztepe’ye sevk edelim” dediler. Ben orada kızdım “Burası
hastane değil mi? Ben hiçbir şey istemiyorum. Tampon yapın, kapatın, kan dursun.
Beni boş verin. Kulak patlasın. Vatan sağ olsun” dedim. Sağ olsun o gece nöbet tutan
hastane polisi “Siz kimi gönderiyorsunuz, bütün hastalar buraya gelecek. Bu hastane
darbede yaralananların, şehitlerin gazilerin hastane üssü burası olacak” dedi. Ben orada
tepki gösterince yardımcı oldu ve kim geldiyse o gece aldılar.
Sizi o gece dışarı çıkaran duygu neydi?
Ben Milliyetçiyim. Yeter ki vatanıma bir şey olmasın. Önce vatan, zaten vatanınız
yoksa hiçbir şeyiniz yoktur. Biz bunlarla büyüdük. Biz Kastamonuluyuz. Kastamonu’lularda
hiç tereddüt olmaz. Gözümüz kapalıdır bu konuda. Ben de canımı veririm. Cumhurbaş-
kanımızdan Allah razı olsun bizi bırakmadı, biz de onu bırakmadık.
Size göre o hain girişim başarılı olsaydı bugün size göre nasıl bir durum olurdu?
Bu darbeyi gerçekleştirmiş olsalardı, çok sayıda ülke sıradaydı. Alacakları yerleri
bile planlamışlardı. Bu ülkeyi bölüp-parçalamaktan başka bir amaç gütmüyorlardı. Bu
sadece ülkemizdeki o hain terör örgütünün işi değildi. Kendi istediklerini başa
geçireceklerdi. Ancak bizim ülkemiz hiç geri durmazdı ve halkımız direnirdi. Belki o
zaman daha büyük katliamlar olacaktı. Bize kimse kapısını açmazdı. Biz herkesi kabul
ediyoruz ama bizi kabul edecek bir ülke olmayacaktı.
Toplumun her kesiminden insanın o gece sokakta olması size ne hissettirdi?
O gece herkes sokaktaydı. Bundan çok büyük gurur duydum. Sokakta olan herkes
inanılmaz bir vatan aşkı ve şuuruyla çıkmıştı. Nasip olan olmayan… Şehitlik de gazilik
de nasiptir. Bana göre dışarı çıkan herkes gazidir. Benim kanaatim bu şekilde… Biz bu
ümmetin askerleriyiz. Herkeste şöyle bir ruh vardır, bize gazilik, şehitlik nasip olmadı
ama inşallah Mehdi Aleyhisselâm’ın arkasında asker olmayı nasip edebilsin’ diye. O
bizim son kalemiz. İslam coğrafyasının kalesi de Türkiye’dir. Peygamber efendimizin
de bu konuda sözü vardır. “Türkler size dokunmadıkça, siz Türkler’e dokunmayın.
İslam’ın son kalesidir orası”.
Biz bu ruhla Mehdi Aleyhisselâm’a kadar gideriz.
- 287 -
SERCAN AYDIN
Sercan Aydın darbe girişiminin yaşandığı gece
darbecilerin tek amacının ülkeyi bölüp parçalamak
olduğunu söyledi
MESELE KİŞİ YA DA
SİYASİ PARTİ DEĞİL
MEMLEKET
MESELESİYDİ

Öncelikle bize kendinizi anlatır mısınız?
Ben 1991 yılında İstanbul Beykoz’da dünyaya geldim. 4 çocuklu bir ailenin
3.çoğuyum. Aslen Kastamonu Cide’deniz. İlk, orta ve liseyi Beykoz’da okudum.
Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nden mezunum. Mobilya imalat işiyle uğraşıyorum.
O geceye gelelim, nasıl öğrendiniz darbe girişimini neler yaptınız?
Evde ailecek oturuyorduk. Kız kardeşim eve gelirken köprüde tankların olduğunu
görmüş. Bunu bize söyledi. Ben de o anda biraz da şaşkınlıkla televizyonu açıp
haberlere baktım. Sonra da arkadaşlarımı arayıp haber verdim. Aramızda konuştuktan
sonra da arkadaşlarımızla beraber sokağa çıktık. Biz darbe dönemlerini yaşamasak da
büyüklerimizden duyduğumuz öğrendiğimiz kadarıyla memleket için sıkıntılı bir durum
yarattığıydı. O anlatılanlar bir an gözümüzün önünde canlandı ve çıkmaya karar verdik
biz de. Çünkü o gece memleket için bir tehlike olduğunu sezinledik. Çıkarken de
anneme “Ben çıkıyorum” dedim ve çıktım. Tabi onlar da biraz korktular. Biz çıktığımızda
neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Biz de askerlik yaptık. Aklımızdan geçen “Hiç
yoktan bir konuşulur, asker kışlaya gönderilirdi” Düşüncemiz o yöndeydi. Ancak hiçbir
şekilde buna fırsat tanımadılar. Onlarla karşılaştığımız gibi direkt olarak ateş etmeye
başladılar.
Yaşadığım mahallede arkadaşlarla toplandık. Büyük abilerimiz de vardı. 50-60 kişi
olmuştuk. Anadolu Hisarından köprüye doğru gidiyorduk. Göksu Mahallesi’nde
askerlerle karşılaştık. Köprüye ulaşamadık çünkü orayı kapatmışlardı. Bizi görünce
uyarmadan, bir şey söylemeden direkt üzerimize ateş etmeye başladılar. Ben de arkadaşlarımla en ön saflardaydım. Asker bizimle hiç muhatap olmadı. Ben o ateş açma
esnasında bacağımdan vuruldum. O sırada saat tahmini 22.00’den sonraydı.
O anda benim durum çok ağır değildi ama daha ağır olanları araçlara taşıdık.
Mahalledeki bir abimizin aracına bindirdik. 5-6 kişi yaralıydık ve en yakın hastaneye
gittik.
O hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı size göre bugün nasıl bir durum
olurdu?
Allah bir daha böyle bir şey yaşatmasın. Çok kötü şeyler olabilirdi. Kardeş kardeşi
Sercan Aydın, hain darbe girişiminin yaşandığı gece sokakta olmasının sebebini anlatırken, “Vatan demek namus demek, biz de vatanımızın namusundan sorumluyduk ve gereğini yaptık” sözleriyle ifade etti.
Sercan Aydın o gece meydanlarda olan herkesin ortak düşüncesinin
aynı şey olduğunun altını çizerek, “Bu bir siyasi partinin değil memleketin meselesiydi. Darbelere her zaman karşı olduk, yarın da karşı olacağız.
Çünkü geçmişte gerek büyüklerimizin anlattığı tecrübelerinden gerekse
araştırıp okuduğumuz tarihimizden biz darbelerin ülkeye zarar vermekten
başka bir amacı olmadığını biliyorduk. İşte bir kez daha buna fırsat vermemek için de bütün halk olarak o gece meydanlardaydık” ifadelerini
kullandı.
- 289 -
- 290 -
vurma anına geldi neredeyse. Ki bunlar bu ülkede konuşmak, duymak istemediğimiz
şeyler. Eğer o hain darbe girişimi gerçekleşseydi ülkede tamamen bir çöküntü olurdu
diye düşünüyorum. Bugün Irak’ta Suriye’de ne yaşanıyorsa Türkiye’de de aynısı
yaşanırdı. Ancak biz başka milletlere benzemeyiz. Biz başka bir ülkeye ya da başkasının
topraklarına gidip yaşayamayız. Biz ölene kadar burada kalırız. Bizim başka bir yere
gitme şansımız da yok.
Sizin dışarı çıkmanızı sağlayan duygu neydi?
O gece yaşananlar bir siyasi görüşün değil memleketin meselesiydi. Vatan demek
namus demektir. Biz de memleketimizi, vatanımızın namusundan sorumluyduk.
Türkiye’yi bölmek, parçalamaktan başka bir amaçları yoktu. Başka bir düşünce olduğunu
düşünmüyorum. Biz bu ülkenin vatandaşları olarak her zaman bu tür çabaların ve
girişimlerin karşısındayız, sonuna kadar da karşısında olmaya devam edeceğiz. Altını
çizerek söylemek istiyorum, bunun bir siyasi görüş ya da partiyle de alakası yok. Bu
sadece memleket meselesi, vatan meselesidir.
- 291 -
SERDAR HÜR
Serdar Hür, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkı
meydanlara davet etmesi sonrası hiç tereddüt
etmeden sokağa çıktı.
O GECE VERİLEN
BİR İSTİKLAL
MÜCADELESİYDİ

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 25 Aralık1983 İstanbul Fatih do-
ğumluyum, Gaziosmanpaşa’da oturuyorum. Aslen Kastamonu İneboluluyuz. 4
kardeşiz, tek erkek benim, 3 kız kardeşim
var. Eğitim dönemimde İmam Hatip’te
okudum. Sonrasında Kur’an Kursunda
hafızlık yaptım. Biraz da Arapça eğitimi
aldım. Eğitimimi tamamladıktan sonra
işimle alakası olmayan bir işe başladım.
Babam marangoz olduğu için ona yardımcı
olmak amacıyla onun yanında çalışmaya
başladım. Askerden geldikten sonra babaoğul ilişkisinde kafalar uyuşamadığı için
CNC Torna sektöründe işçi olarak çalış-
maya başladım. 16 yıldır da aynı yerde
çalışıyorum. Evliyim, 9 yaşında bir kızım
var.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan
nasıl haberdar oldunuz, ne yaptınız?
O gece ailece evde oturuyorduk. Kız kardeşim de bizdeydi. Daha sonra internet
üzerinden İstanbul trafiğine baktığımda anormal bir yoğunluk gördüm. Sonrasında televizyonu açıp ne olduğuna baktım. Haberleri takip ettiğimde “Darbe, kalkışma” gibi
söylemler duyduk. Sonrasında da TRT’de spikerin sözde darbe kağıdını okumasını
gördüm. Tabi biz paniğe kapılmış bir şekilde “Ne olacak?” diye bekliyorduk. “Devletimiz
bir açıklama yapacak mı?” diye beklerken, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın
Serdar Hür darbe girişiminin yaşandığı gece ne olup bittiğini anla maya çalışırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halkı meydanlara davet etmesinden çok etkilendiğini ifade etti. Kanserhastası eşini geride bırakarak meydanlara çıkan Serdar Hür, “Eşim de
bana hiçbir tereddüt göstermeden ‘Allah’a emanet ol’ deyip gönderdi.
Çok şükür bugün eşim de hastalığı yendi” diye konuştu. Hain darbe
girişiminin dış güçlerle işbirliği yapan hainlerin bir planı olduğunu söyleyen Serdar Hür, “Bu hain girişim gerçekleşmiş olsaydı, şu anda kimin
sömürgesi olurduk onu bilmiyorum” sözleriyle de önemli bir tespiti dile
getiriyor. Türk insanının geçmişten bugüne hiçbir zaman boyunduruk
altına girmediğini ve bunun karakterine aykırı olduğunu söyleyen Serdar
Hür, “Biz o gece canımız uğruna vatanımızı, milletimizi korumak için
mücadele ettik. Bu bir İstiklal Mücadelesiydi” ifadelerini kullandı. Türk
halkının o gece gösterdiği birlik-beraberliğin her zaman olmasını temenni
ettiğini söyleyen Serdar Hür, “İnsanımızın hürriyeti için neler
yapabileceğini o gece herkese gösterdik” dedi.
- 293 -
açıklamasıyla darbe olduğuna tam kanaat getirdim ve eşime “Çıkıyorum, havaalanına
gideceğim” dedim. Bu arada eşim o dönem kanser hastasıydı. Öyle olduğu halde onu
evde bırakıp dışarı çıkmak istedim. Allah’a şükür hastalığını da yendi. Bana bir şey
söylemedi ve “Allah’a emanet ol” deyip beni yolladı.
Evden tek başıma çıktım. Ondan sonra Küçükköy Merkez Camii’nin önünde
arkadaşlarla toplanıp havaalanına gitme kararı aldık. Orada beklerken Küçükköy Polis
Karakolu’nun önündü büyük bir kalabalık oldu. Orada sloganlar atılıyor, ezanlar
okunuyor, salalar veriliyordu. Bütün insanlar el ele vermişti. Halk, “Bize bir saldırı
gelirse ne yaparız?” diye orada bir bekleyiş içindeydi. Biz öncelikle polis karakolunu
koruyorduk. Daha sonra önce aşağı tarafından bir TIR’la yolu kestiler, sonrada üst
taraftan yolu kestiler. Biz o gece polis karakolunu orada koruma altına aldık.
Biz tam havalimanına gitmeye karar verdiğimizde o arbede sırasında beni birisi
arkadan itti. Ben de yere kapaklandım. Üzerimden 8-10 kişi geçti. Daha sonra
- 294 -
düştüğümde ayağımın burkulduğunu düşündüm. Sonrasında çimlere doğru oturdum,
“Ağrısı geçsin, beraber gideriz” dedim arkadaşlarıma. Baktım ayağım şişmeye başladı,
ayakkabımı çıkarttığımda ayağım davul gibi olmuştu. Ayağa kalkamadım ve sonrasında
topallaya topallaya eve gittim. Arkadaşlarım da havalimanına gitti. Eve gidince
televizyondan olan biteni takip etmeye devam ettim. O arada uçuş yapan jetleri de duyuyoruz. Ben kendimi ne kadar dışarı atmak istesem de ağırdan dolayı evden çıkamadım.
Ağrılar içinde sabah oldu. Sabah Taksim Eğitim Araştırma Hastanesi’ne gittim. Ayağımın
MR’ını çektiler, “Ayağın kırık” dediler. Sol ayağımın tarak kemiklerim kırılmış. 2 ay
ayağım alçıda kaldı. Allah’a şükür şu anda bir olumsuzluk kalmadı.
O akşam dışarı çıkmanızı sağlayan duygu neydi?
Reis-i Cumhur’un o akşam bize “Benim milletim sokaklara insin. Vatanına sahip
çıksın…” dedi. Biz de bir saniye tereddüt etmeden kendimizi sokaklara attık. Yani
Cumhurbaşkanımızın söylemi beni çok etkilemişti.
Darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı bugün size göre nasıl bir durum olurdu?
Eğer o hain girişim gerçekleşmiş olsaydı şu anda biz kimin sömürgesi altında
olurduk bilmiyorum. Fransızlar mı, Amerikalılar mı İtalyanlar mı bilmiyorum. Biz
hiçbir zaman boyunduruk altına giremeyen insanlarız. Bunun için elimizden ne geldiyse
canımız uğruna vatanımızı, milletimizi kollamak için o gece müdafaamızı ettik. Bu bir
İstiklal Mücadelesiydi.
O gece toplumun bütün kesimlerinin sokakta olması size ne hissettirdi?
Dini, dili, ırkı cinsiyeti ne olursa olsun devleti için, milleti için, yaşadığı topraklar
için insanların gerçekten hürriyetleri için neler yapabileceğini o gece bütün dünyaya
gösterdik. Keşke her zaman bu şekilde olabilsek. Kaderimizde böyle bir şeye tanıklık
etmek de varmış.
- 295 -
SİNAN ÖZTÜRK
Sinan Öztürk darbe girişimine karşı hem ülkesi
hem de seçimle gelen Cumhurbaşkanı için çıktığını anlattı.
BİZİM HAİNLERE
VERECEK BİR KARIŞ
TOPRAĞIMIZ YOK

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1982 yılında dünyaya geldim. Doğma büyüme Fatihliyim, şu anda da Gaziosmanpaşa Küçükköy’de ikamet ediyorum. Aslen Kastamonu Abanalıyız. Evliyim, biri
kız biri erkek, iki çocuğum var. 15 Temmuz öncesinde Büyükşehir Belediyesi’nde
İSPARK AŞ’de çalışıyordum. Şu anda ise Tarım Bakanlığı’nda memur olarak görev yapıyorum.
O gece yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz, ne yaptınız?
Hain kalkışma girişimini çoğu insan gibi televizyon haberlerinden öğrendik. haberdar
olduk. Sonrasında arkadaşımı aradım ve motorumuza atlayıp, “Allah ne verdiyse bir
yerlere gidelim, bu hainlerin karşısında duralım” dedik. Arkadaşımla beraber ilk olarak
motorla Bayrampaşa Çevik Kuvvet Müdürlüğü’ne gittik. Oradan Bayrampaşa Yıldırım
Polis Karakoluna, daha sonrada Fatih Karakolu’na gittik. Oralarda her şey yolunda gö-
rünüyordu. Biz de Vatan Caddesi’ne İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne gittik. Bunun
öncesinde Aksaray’da Pertevniyal Lisesi’nin önünden gelen askeri araç ateş açtı bize.
Orada bir çatışma oldu. Birkaç kişiyi şehit ettiler, birkaç kişiyi de yaraladılar. En son
İstanbul Büyükşehir Belediyesi önüne gittik. Orada bu vatan hainleriyle 1 saate yakın
uzaktan da olsa konuşmamız oldu. “Vatanı bölmeyin, ihanet etmeyin, ocağınıza dönün”
diye kendilerine bağırıyorduk. Yanlarına yaklaşamadığımız için bu diyalog yaklaşık 25
metreden gerçekleşti. Aynı zamanda polislerle beraber koordine de olmaya çalıştık.
Belediye binasını ele geçirdikleri için, “Orayı nasıl kurtarırız?” diye polislerle konuştuk.
Sinan Öztürk, amacı tamamen ülkeyi bölüp-parçalamak niyetinde hain darbe girişimine karşı durmak için hiç tereddütsüz meydanlara çıkan isimlerden… O 5 yaşındaki çocuğunun bile “Baba askerler
bizi mi öldürecek?” sorusuyla karşılaştığını anlatırken, “Bizim askerimiz
bize ateş etmez” düşüncesindeydi… Ta ki o meydanlara çıkıp da sorgusuz-sualsiz onların silahlarından çıkan mermilere hedef oluncaya
kadar…
Türkiye’nin geçmişten bugüne çok kez darbelerle karşı karşıya
kaldığını ve bu olayların ülkeye sadece zarar verdiğini söyleyen Sinan
Öztürk, “Çok değerimizi kaybettik, bir değerimizi daha kaybetmemek,
onu hainlere yedirmemek için de çıktık meydanlara” diyerek anlatıyor o
gece kendisinin sokağa çıkma sebebini. Sinan Öztürk, Türk halkının bütün
unsurlarıyla o gece meydanlarda olduğunu ve darbeye de bu birlikberaberliği ile dur dediğinin altını çizerek, önemli bir gerçeği bir kez
daha vurguluyor.
Evet bu memleketin, bu toprağın insanları gerektiği zaman… Vatanı
söz konusu olduğu zaman bütün kesimleriyle bir olmayı, birlikte hareket
etmeyi çok iyi biliyor. 15 Temmuz 2016 yılında bunu sadece hainlere
değil, bütün dünyaya bir kez daha gösterdi. Öyle bir gösterdi ki… Bir
daha buna kalkışılması durumunda tepkisinin çok farklı olacağının da
mesajını verdi….
- 297 -
“Bir taraftan siz, bir taraftan biz saldırıp dikkatlerini dağıtalım bir gurupta içeri girsin”
diye konuşmalarımız oldu. Sonrasında uzaktan ikna çalışmalarımız devam ederken
biraz daha yaklaştık bunlara. İBB’nin önündeki havuza doğru yaklaştığımız sırada
ambulans geldi. Ambulansa bile ateş açtılar, bizi de taradılar. Daha sonrasında bir tane
genç bir polis bunların arasına daldı. Askeri aracı süren askerin kafasına silah dayadı ve
onu rehin aldı. Daha sonra askerin arkadaşları da polisin etrafını sardı. 15-20 kişi vardı
o alanda ve orada film koptu. Ben de “Arkadaşlar, azdan az, çoktan çok gider. Polisi
kurtaralım” dedim. O esnada yanımızdakilerle konuştuk. Toplamda 40-50 kişiydik ve
“Allah Allah” nidalarıyla bunların üzerine yürüdük. Bu esnada bizi taradılar. Orada yaralandım ve düştüm ama o polis arkadaşı da kurtardık. Hainlerin bize açtığı ateş
esnasında vurulmasaydık İBB’nin içine kadar girecektik. Ateş esnasında sağ bacağımdan
yaralandım. Mermi, girip parçalayıp çıktı. Sonrasında ise olay yerine gittiğim arkadaşımı
kaybettim. Binlerce kişi hücuma kalkmıştı. Ben de sürüne sürüne park tarafına geçtim.
Biraz ateş kesilince ve güvenli ortam bulunca ayağa kalkıp ilerlemeye çalıştım.
Motorumuzu İBB İtfaiye Müdürlüğü’nün önüne bırakmıştık ve oraya doğru gitmeye
çalıştım. O esnada da arkadaşımı cep telefonundan aradım. O an geldi yanıma ve
motora atlayarak hastaneye gittik. Hastane kar revan içindeydi. Bacağımızı direk zımbalayarak diktiler. Normal prosedürü bile uygulamaya vakit yoktu. Çok sayıda yaralı ve
şehit geliyordu. Tam teşekküllü bir tedavi uygulanmadı. Sonrasında Allah’a şükür
sağlığımıza kavuştuk, yürümemize bir engel yok. Sadece havalar soğuk olduğunda
ayağımda sızlamalar oluyor. Onun da olabileceğini söylediler. Bazen de uyuşukluk
yapıyor. Hastanedeki tedavi sürecimde 50 güne yakın sürdü. Zaten düzgün müdahale
edilemediği için ilk operasyondan bir hafta sonra apse yaptı ve bir hafta sonda dikişleri
tekrar açıp diktiler.
Sizi o akşam sokağa döken duygu neydi ?
- 298 -
Bundan önce hainler Abdülhamid’i devirdiler, Menderes’i astılar… Şimdi ise biz
onlara “Cumhurbaşkanımızı size yedirtmeyeceğiz” dedik. Aynı zamanda “Bu vatandan
bir karış toprağı bunlara vermeyeceğiz” diyerek kendimizi sokağa attık.
Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı şu anda size göre nasıl bir durum olurdu?
Darbe girişimi başarılı olsaydı muhtemelen ben ve benim gibi o gece meydanlara
çıkan herkes vatan haini olup, o hainlerin yerinde sanık koltuğunda oturur olacaktık. Bu
bana göre bir işgal girişimi olacaktı. Suriye’den de daha beter duruma düşecektik.
Tamamen ülkemizi parçalamak için yapılan bir müdahaleydi.
O gece halkın gösterdiği birlik-beraberlik size ne hissettirdi?
Benim kayınpederim Trakyalıdır, Türk milliyetçisidir. Onunla bir tartışmamız oldu
bu konuda. Özellikle Pertevniyal Lisesi’nin orada askeri konvoy gelirken, “Konvoy
gelirse İstanbul Emniyet Müdürlüğü düşebilir. Bu konvoyu durdurmamız lazım”
demişlerdi bize. O çöp konteynırlarını yola çekerken, baktım 100 kişi varsa 80’i Kürt
kökenliydi. O akşam hacısından, hocasından, dincisine kadar kimi ararsan sokaktaydı.
“Bu gençlerden bir şey olmaz!” diyorlar ya, o akşam meydanlarda binlerce genç
gördüm. Hatta arkadaşımızın oğlu Halil İbrahim Yıldırım 15 Temmuz’un en genç
şehididir.
O geceye dair başka neler söylemek istersiniz?
O gece evden çıkmadan önce evde haberleri seyrediyorduk. Oğlum 5 yaşındaydı.
“Onu uyutun öyle çıkayım” dedim beni bırakmadı. Çocuğum o zaman bana şunu
söyledi; “Baba bizim askerlerimiz tanklarla, silahlarla bizi mi öldürecek?” Ben de
“Oğlum onlar film, gerçek değil” dedim. O da “Yok baba gerçek, ben biliyorum” dedi.
Bunun üzerine ben de “Korkma bizim askerimiz bizi vurmaz, öldürmez, Türk insanı
masum insanı vurmaz” dedim. Ama o hainler Türk askeri değildi. Türk askeri kılığına
girmiş teröristlerdi.
- 299 -
ŞENOL DİNÇ
Şenol Dinç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkın
gücünün üstünde güç olmayacağı yönünde
sözlerinin kendisini çok etkilediğini söyledi.
BİZE NE
OLACAKSA
BU TOPRAKLAR
ÜZERİNDE
OLMALIYDI…

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1986 yılında Kastamonu Şenpazar İlçesi Küçükmutlu Köyünde dünyaya geldim.
Biz 6 kardeşiz ben 5.çocuğuyum. İlkokulu çok zor şartlarda köy yaşantısında okudum.
1992 yılında İstanbul’a göç etmek zorunda kaldık. Annem ve abilerimle geldik İstanbul’a.
En büyük abim 19 yaşındaydı, askerlik dönemi gelince köyde duramadık ve İstanbul’a
geldik. Annem Allah razı olsun babamı kaybettiğimizde 35 yaşındaydı mücadeleyle 6
Şenol Dinç. “O andan itibaren bizim de o meydanlarda olmamız Şenol Dinç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkı meydanlara davet et mesi sonrası çıktı sokağa. Erdoğan’ın özellikle “Halkın gücünün üstünde güç tanımıyorum” ifadesinden çok etkilendiğini söyleyengerektiğine inandık ve öyle de yaptık” diye anlatıyor o geceyi. Şenol Dinç,
Türk insanının kendi topraklarının dışında hiçbir yerde
yaşayamayacağını ifade ederek, “Bize ne olacaksa da bu vatan
topraklarında olsun diyerek çıktık meydanlara” sözleriyle bir gerçeğin
altını çiziyor.
Ellerinde bayraklarla meydanlara inen halka ateş açan hainlerin hiç-
bir zaman masum olamayacağını dile getiren Şenol Dinç, “Biz de askerlik
yaptık. Kimse bunu mazur gösteremez” diye konuştu.
- 301 -
çocuğuna baktı. Ben 12-13 yaşındaydım. Tekstil atölyesinde çalışmaya başladım.
Askere gidene kadar orada çalıştım. Büyük abim burada çalışıyordu. Çalışma zorunluluğumuz olduğu için onun yanına gittim. Ve o dönem tekstilden başka bir şansımız da
yoktu. Mesleği olan bir iş seçemedik. Askerlik için acemi birliğimde Isparta usta
birliğimi de Diyarbakır’da yaptım. Askerlik sonrası birkaç sene yine tekstilde çalışmaya
devam ettim. O dönem evlendim. İki oğlum var... 2011 yılında Beykoz’da kendime bir
tekstil atölyesi açtım. O sıralarda bir sene çalıştıktan sonra ilk çocuğum oldu. Atölye işi
darbe girişiminin olduğu geceye kadar devam etti. O gece kolumdan ve dizimden
vuruldum. İşlerim düzenli gitmedi. Sağlık sorunlarım yüzünden 1-2 ay çalışamadım.
Ondan sonra devletimiz bize iş imkânı sağladı. 5-6 ay bekledim ve şu anda Beykoz Adliyesi’nde çalışıyorum. Bir sene önce de Çekmeköy’e taşındım.
O geceyi anlatır mısınız bize, nasıl öğrendiniz darbe girişimini, ne yaptınız?
Ben sahibi olduğum atölyede ayın 15’inde maaş veriyordum. O günü de firmaya
gittim parayı aldım ve maaşları verdim. İşyerinin olduğu yerde Beykoz Anadolu Hisarı
Meydan’da arkadaşlarla çay içtik. Sonra televizyonlarda darbe girişimi olduğuna dair
haberleri gördük. O esnada ilk iş olarak eve gittim. Bizden yaşça büyük abiler darbenin
ne olduğunu bildiği ve bilgi sahibi oldukları için bize bazı şeyleri anlattılar. Bizim bu
konuda bir bilgimiz yoktu. Hatta “Marketler 5-10 gün kapanır” dediler. Biz de biz bir
şekilde idare ederiz ancak çocuklarımız küçük olduğu için onları düşünerek herhangi
bir ihtiyaç olup olmadığını öğrenmek için eve gittim. Beş dakika oturdum yemek yedim
ve çıtım. Dışarı çıktığımda Cumhurbaşkanımız halkı meydanlara davet ediyordu. Sonra
bizim arkadaşlarla oturup çay içtiğimiz meydana yürümeye başladım. Bir anda o
meydanda yaklaşık 150 belki 200 kişi olmuştuk. Yürüyerek Kavacık’taki köprüye
çıkmak istedik. Çünkü her yer kapalı olduğu için biz yürüdükçe kuyruk büyüyordu. Bir
anda kalabalık bin kişiye yaklaştı. Anadoluhisarı’na indiğimizde Kavacık’a giden bütün
yolların kapandığını ve askerler tarafından insanların geçişine izin verilmediğini gördük.
Biz de grubun başında olduğumuz için ağacın altında 5-6 asker olduğunu gördük.
- 302 -
Bunlar bize sorgusuz-sualsiz, ‘durun gitmeyin’ demediler bile kalabalığı gördüler ve bir
el havaya ateş açtılar. Sonra silahı bize doğru çevirdiler ve ateş etmeye başladılar. İlk
ateş açmada ben dizimden yaralandım. Herkes sağa-sola dağıldı. Arkamı döndüm
kendimi kenara atmak istedim çünkü elimizde hiçbir silahımız yoktu ve caddenin ortasındaydık. Bir kez daha ateş ettiler, bu defa kolumdan vurulmuştum. O esnada kendimi
zar-zor parkın içine attım. Yaralıların hepsi kendisini çevredekilerin yardımıyla bir
şekilde o parkın içine atmaya çalışıyordu. Bir süre sonra arkadaşlar bir minibüs
getirdiler. Amcamın çocuğu da ağır yaralıydı, biz kendimizden ziyade onu hayatta
tutmanın derdindeydik. Bir minibüsün içinde neredeyse 15 yaralı gazi vardı. O minibüs
bizi Kavavcık’taki FSM Hastanesine götürdü. Bize orada ilk müdahaleyi yaptılar. Orası
küçük bir poliklinik olduğu için gereken müdahale yapılamadı. Hem personel de azdı.
Sadece yaraların üstünü kapatıp birer tane serum taktılar. Sonra “siz buradan gideceksiniz”
dediler. Tekrar bizi getiren minibüse bindik, Kavacık’taki Medistate hastanesine
götürdüler bizi. Orada da aşırı yoğunluk vardı. Kimisinin kolu kopmak üzere, kimisi
ayağından yaralı... O hastanede sadece ağrı kesici iğnelerle müdahale ettiler çünkü
bizden çok daha ağır yaralılar vardı. Biz sabaha kadar o hastanede kaldık. Sabah da
“darbe bitti gibi, başaramadılar. Artık devlet hastanelerine yavaş yavaş gidebilirsiniz”
dediler. Oradan Paşabahçe Devlet Hastanesi’ne gittim. Orada da serum takıp yaralarımızı
sardılar ve tedavi ettiler bizi. Kol ve ayağım şiştiği için aslında çok fazla müdahale edemediler. Şarapnel parçaları cam kırıkları gibi içeride kalmıştı. Şu anda kolumda ve
dizimdeki parçalar hala duruyor.
Birkaç kez alınmak için denendi, aradan 10-15 gün geçti, ancak kolumda tam
sinirlere denk geldiği için “daha kötü olabilir’ dendi ve ameliyat için izin istediler. Ben
de buna cesaret edemediğim için şu anda da onlarla yaşıyoruz. Dizimde bazen sıkıntı
yaratıyor, ancak çok şükür Allah’ım bu günlerimizi aratmasın.
Sizi dışarıya çıkaran o heyecan, duygu neydi?
Cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara davet etmesi beni çok etkilemişti ve dışarı
çıkmamda çok büyük etkisi oldu. Hatırladığımız kadarıyla darbelerde sivil vatandaşlar
zarar görmüyordu. Onu geçtik Cumhurbaşkanımızın “Ben halkın gücünün üstünde güç
tanımıyorum, halkımızı meydanlara davet ediyorum” dediği anda bir şeylerin ciddi olduğunun farkına vardık. Ve meydanda olmak gerektiğine inandık. Ne olacaksa olsun.
Biz öyle insanlarız ki başkaları gibi çoluk-çocuğumuzu alıp başka yerlerde yaşama imkânımız yok. Yaşadığımız mahallede 90 gazimiz var. Belki 30-40 tanesi aynı yerde gazi
olmuştur.
Darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı size göre bugün nasıl bir durum olurdu?
Öncelikle ve özellikle biz gaziler ve o gece meydanlarda olup tespit edilenler,
kahraman gibi değil de cezaevinde olacaktık. Tabi onlar da bugün keyif yapacaktı. Bu
kadar kolay olabilir mi? Türkiye’nin dışından güç alınmamış olsa böyle bir organizasyon
yapılabilir mi? Bir de devletin içinde gizli iş yapıyorsun. Mantık bunu almıyor. Darbe
gerçekleşecek adamın her yerde adamı var. O akşam Hulusi Akar’ın anlattıkları... O
çok konuşanlar cevap veremedi. Bir imza atacaksın bütün helikopterler, tanklar devreye
girecek. Kolay değil herkes için çok zor günlerdi. Orada saatlerce uğraşıp yaralanmamış
insanlar hepsi kahraman, hepsi gazi... Çünkü biz birlikte göğüs gererek o hainlere
ülkemizi teslim etmedik.
Biz yaklaşık 1.5 sene Silivri’ye mahkemelere gittik. Bir gazimiz felç olmuş.
Tekerlekli sandalyede o hainle karşı karşıya geldi. Hainin yüzüne karşı “O gece bana
kurşun sıkan sensin, senin yüzünden yürüyemiyorum” diyor. Onlar ise inanılmaz
- 303 -
- 304 -
rahatlıkta yalan konuşuyorlar. Yaptıkları kamera kayıtlarında mevcutken ve o görüntülere
bakılmasına rağmen hala yalan konuşuyorlar. Ben şahsen o gece halkına kurşun sıkan
askerin masum olduğuna inanmıyorum. “Görev var” deyip beni köprünün üzerine çıkaracaklar, o da elindeki bayraklı vatandaşa kurşun sıkacak. Onlar masum olamaz. Biz de
20 yaşında askere gittik, 50 yaşında gitmedik. En kötü şartlarda, en kötü yerlerde
askerlik yaptık. Kimseye hain gözüyle bakmadık. Karşındaki insanlar sivil vatandaş. İstanbul’da köprüde elinde bayraklı annen yaşındaki insanlara kurşun sıkıyorsun...Sonra
‘bu çocuklar masum’ diyorlar. İnsanları öldürenler değil o anda vazgeçenler masumdur
benim gözümde.
Söylediğiniz gibi o gece toplumun bütün kesimleri meydanlara çıkarak birlikte
mücadele etti o hain darbeye karşı. Bu size ne hissettirdi?
İkinci sefer vurulduğumda önümde orta yaşlı gazi bir ablamız elindeki bayrakla hala
ayakta kalmaya ve mücadeleyi bırakmamaya çalışması ne demek? Bazı şeyler kelimelerle
anlatılmıyor. Söz konusu bayrak, vatansa üç yaşındaki çocuk da var, 45 yaşındaki abla
da var. Biz bir bütünüz, biz böyle bir toplumuz.
Benim önümde arkadaşımın babası vardı. 50-60 yaşında abimiz bir şey biliyor da
gidiyor diye düşündüm. Sala verilmeye başlanınca elinde hiçbir şey olmasa dişlerinle
onları parçalayasın geliyor. Salayı duyunca zaten kendimizden geçtik.
- 305 -
UğUR YILMAZ
Uğur Yılmaz, devletçi bir ruhla büyüdüğünü ve
devleti için en sevdikleri dahil herkesi karşısına
alabileceğini anlattı
BU HALK
15 TEMMUZ’DA
HEM O HAİNLERİ
HEM DE DARBELERİ
TARİHE GÖMMÜŞTÜR

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1985 yılında İstanbul Üsküdar’da dünyaya geldim. 2 kız 1 erkek 3 kardeşiz ben
evin en büyüğüyüm. Aslen Kastamonu Ağlı’danız. Babam bekarken 17 yaşında
İstanbul’a gelmiş. O zamandan beri de İstanbul’da yaşıyoruz. İlk ve orta okulu
Ümraniye’de, liseyi Çekmeköy’de okudum. Kocaeli Üniversitesi’nde ön lisans okudum.
15 Temmuz’a kadar baba mesleği olan su tesisatı işini yürütüyordum, ayrıca nalbur işi
de yapıyordum. 15 Temmuz sonrasında sağ elim ve sağ ayağımda kırıklar mevcut
olduğu için kavrama kabiliyetini yitirdim ve iyileşmedim. O nedenle dükkanımı
kapatmak zorunda kaldım. Şu anda Karayolları’nda ARGE biriminde tekniker olarak
çalışmaktayım. Evliyim 2 tane kızım var.
Bize o geceyi anlatır mısınız, darbe girişiminden ne zaman haberiniz oldu?
15 Temmuz’dan önce memlekette Kastamonu’daydık. Ramazan ayında İstanbul’a
geleceğimiz gün bana bir şey oldu. Eşim ve çocuklarıma “Sizi burada bırakayım”
dedim. Nedenini sorduklarında, “Ben Kurban Bayramı’nda gelip sizi gelip alırım” diye
Uğur Yılmaz, 15 Temmuz gecesi yaşanacaklar sanki içine doğmuş gibiydi. O günü içini saran huzursuzluktan dolayı bir türlü sıkıntısını atamayınca da arkadaşlarıyla vakit geçirmek için bilardo salonuna gitti. Arkadaşlarıyla birlikteyken öğrendiği bu hain darbe
girişimine karşı da tereddütsüz sokaklara çıktı. Aslında olayın
büyüklüğünü ve vahametini çok bilmiyordu. Ancak köprüye doğru ilerlerken direkt olarak yaylım ateşine maruz kalınca da olayın ciddiyetini
ve boyutunu da anlamış oldu. O uzun gecede yaralılara yardım ederken
yaralanan ve şehit olan insanların görüntüsünü ise hiç unutmuyor. Yan
yana siper alarak hainlere karşı bekleyen yanındaki kişinin biraz sonra
atılacak tank mermisi topuyla şehit olacağını bilmeden oracıkta arkadaş
oluvermişti bile… Oracıkta, hemen yanında şehit düştüğünde o vatandaş
içinde yaşadığı kini ve öfkesi daha da büyüdü.
Ve gün ağardı… Sabah oldu… Hainlerin kurşunu bitmişti. Teslim
olmak için ellerini kaldırdıklarında, Uğur Yazıcı, içinde birkaç saat önce
yanında şehit olan masum insanların sönmeyen acısıyla onlara doğru öfkeyle yürüdü… Tıpkı oradaki diğer kalabalık gibi.
O gece halkın her kesimiyle meydanlarda olmasının darbe girişiminin
önündeki en büyük engel olduğunun da altını çizen Uğur Yazıcı, “O gece
meydanlarda olanların hepsinde inanıyorum ki devletçilik ruhu vardı.
Biz millet olarak istedik mi bir araya çok rahatlıkla gelebiliyoruz. Bizim
devletimizi savunabilmek için böyle büyük bir olayın başımıza gelmesi
gerekmiyor. Dünya Türkiye’deki insanları hala nasıl ayrıştıracağını çö-
zemedi. Çözemeyecek de. Çünkü kanıyla-canıyla nasıl bir araya
geleceğini gördüler bu milletin. O yüzden darbe konusu benim için
bitmiştir. Ancak yine böyle bir şey olsa yine bu insanların bir araya
geleceğine ben canı gönülden inanıyorum” sözleriyle hem önemli bir tespitte bulunuyor hem de mesaj veriyordu.
- 307 -
cevap verdim. Sonra onları memlekette bıraktım ve İstanbul’a geldim. O Cuma günü
inanın sürekli içim daralıyor, bir şey olacağını hissediyordum. O yüzden bilardo
oynayıp kafamı dağıtmak istemiştim. Nefes alamıyor, bir şey yapmak istiyordum.
Sarıgazi’de bir bilardo salonunda “arkadaşlarla vakit geçirelim” dedik. Darbenin olduğu
saatlerde televizyonda haberleri açtılar. Darbe olduğu söylendi. Oradaki arkadaşlarla
oyunu bırakıp evimize gittik. Arkadaşımı kendi evine bıraktım. Kendim arabamı da
bırakıp çıktım. Aynı sitede oturduğumuz komşumuzun oğlu ve damadı ile beraber
çıktık, Köprüye kadar yürüdük. Köprüye indiğimizde direkt yaylım ateşine maruz
kaldık. Kurşun denk gelmedi bize ancak birbirimizi kaybettik. O abimiz de babamın akranıydı, numarası bende olmadığı için de arayamadım onu. Bariyerlere yaslandım, o
sırada motosikletli birisi geldi yanıma. Motosiklete bağlanmış bir yaralı vardı tam
göğsünün ortasından kurşun girmiş sırtından çıkmıştı. Olayın vahametini o anda
anladım. Yani küçük bir kalkışma olmadığını anlamıştım. Sürekli yer değiştirerek
dikkatlerini dağıtmaya çalışıyorduk çünkü kurşunlarının bitmesi gerekiyordu ve yaylım
ateşi altındaydık. İlk tank topu mermisini attıklarında eskiden orada olan beton gişelerine
denk geldi. O atış sonrası yukarıdan aşağıya kafamıza adeta beton yağdı. O sarsıntıyla
yere düşünce sıcak betonlara yapıştık ve kollarımızda yanıklar oluştu. Yarım saat geçti
- 308 -
geçmedi yerde bir paket sigara bulduk. O an aynı yerde 5-6 kişiydik. Sigaranın sahibi
olmayınca birer ikişer tane içip dağıldık. Darbeden sonra kalp krizinden ölen mahalleden
Özkan Satıh isimli abimize rast geldim. Ona, “Böyle böyle buradayım iki üç saattir
burası vahim. Çok sayıda şehit ve yaralı var burada” diye anlattım. Onunla orada biraz
kaldık. O esnada sürekli olarak ya kurşunlardan kaçıyoruz ya yere yatıyoruz ya da saklanıyoruz. Ama ayrılmıyoruz oradan. Bir tank topu daha attılar, o da eski polis
merkezinin arkasındaki toprak alana düştü. Sanıyorum onu korkutmak amaçlı atmışlardı.
Sabah saatleri yaklaşıyordu. O abim “Sabah namazını kılalım mı dedi” bana. Ben de
“Bugün kılmayacağız da ne zaman kılacağız?” dedim ve abdest aldık polis merkezinin
orada, şu anda mevcuttaki şehitlik abidesinin olduğu yerdeki konteynerin içinde sabah
namazını kıldık. Dışarı çıktım, önümde bir bank vardı. “Abim ben çok yoruldum
oturalım mı?” dedim. “Otur” dedi bana. ‘Otur’ der-demez aradan bir dakika geçti
geçmedi 10 metre aşağı tarafa yeniden tank mermi topu atıldı. O mermi topu iki tane
TOMA’yı deldi, şarapneller etrafa yayıldı. Hemen aşağıya indik, o esnada bir kişi çok
dikkatimi çekmişti. Bir süre önce birlikte sigara içtiğim abilerden bir tanesini tam
önümde gördüm. Kafasının arka sağ tarafının bir kısmı yoktu yani parçalanmıştı.
Kafatası adeta patlamıştı. Bir minibüs geldi, kendi elimle o minibüse koydum onu.
Belki yaşar umudu taşıyordum. Hatta o an kafayı sıyırdım, öyle bir duruma geldim ki
kafatasını arıyordum, aklımca yapıştıracaktım, ya da yanına koyacaktım hastanede
diksinler diye. Daha sonra Özkan abime durumu anlattım. O da bana “Sen bir de ileriye
bak” dedi. 20 metre ileriye uzandığımda sabaha kadar yaralı taşıyan motosikletlilerden
bir tanesi şarapnel parçasının motoruna ve kendisine denk gelmesiyle beraber otobüs
durağının oradaki düz duvara beli kopmuş ayakları öne doğru kendisi de betona
kapaklanmış ikiye bölünmüş halde yatıyordu. Parçalanan vücudu duvara yapışmıştı,
motosikleti de yanıyordu. Motorlu hariç oradaki yaralıları arabalara attık. “Teslim
oluyoruz diye bir anons duyduk” o esnada. Polisler de ona karşı “Aldatmaca olabilir
gitmeyin” diye bir anons geçti. Gece saat 00.24’ten sabahın 06.00’a kadar oradaydık.
Ondan sonra polislerin dediği gibi çıktı, bir ateş daha edildi geri geldik. Polisler haklı
çıkmıştı. Ancak bir süre sonra ellerini kaldırarak bize doğru gelmeye başladılar. Çünkü
kurşunları bitmişti. Ancak bu kez onlar bize doğru gelirken kim kimi tutabilirdi artık?
Tabi kimse kimseyi tutamıyordu. Polisler önümüze geçmeye çalıştı. Biz o esnada
Özkan abiyle birbirimizi kaybetmiştik. Sonra o beni “Neredesin?” diye aradı.
Ben de polisleri aşıp koşan 5-10 kişiden birisiydim. “Ben sağ bariyerleri aştım, gidiyorum” dedim. O da “Sol bariyerleri aştım, ortada buluşalım” dedi. Halkın o tepkisi
sonrası hainler kaçmaya başladı. Buna rağmen 80 civarında kişi birbirimize girmiştik
bile. O anlarda karşıma babam çıksa aynı şeyi yapardım. Orada ilk başta elimde ve
ayağımda bir çatırtı hissettim. “Damar damar üstüne binmiştir, bir şey olmaz” diye dü-
şündüm. Köprünün ortasına kadar yarım saatten fazla onlarla mücadele ettik.
Tankların arkasına silahlarını sermişlerdi. Çünkü kurşunları bitmişti. Daha sonra
polisler geldi bizi ayırmak için. Hatta TOMA’yla bize biber gazı bile sıkmıştı. Sonra
polisler onları topladı. Ve polis onları otobüslere bindirene kadar oradaydım. Özkan
abiye “Abi benim sağ elimde sağ ayağımda bir tıkırtı var. Sağ elim kırık, sağ ayağım da
topallıyor” dedim. Ne olduğunu o an anlayamadık. “Elini kırmış olabilirsin” dedi
Özkan abi. O an nerede kırdığımı anlayamadım. Bir kamyon geçiyordu ona bindik mahallemizin yakın bir yerine kadar gittik. Ben Özkan abiyi bıraktım eve geçtim. O
esnada polisin sıktığı biber gazından gözlerimdeki yanma artmıştı. Eve geldim,
rahatlayayım diye duş aldım. Meğer duş almak daha da yakıyormuş. Bir süre sonra
dükkâna indim. Elemanı çağırıp “Bana bir şeyler oluyor, iyi değilim” dedim. Babasını
çağırdı. Babası da aynı sitede güvenlikte çalışıyordu. Tam o esnada dükkanın ortasında
bayılıp kalmışım. Evle dükkanın arası da 100 metre mesafeydi. Elemanın babası beni
arabayla hastaneye götürmüş. Hastaneye giderken biraz kendime gelir gibi oldum.
Filmler çekildi. Akşamki olaylarda yaralandığım söylendi. Nöbetçi doktor “Elinizde
ayağınızda kırıklar mevcut” dedi ve alçıya aldılar beni. Ondan sonra ayak baş
- 309 -
- 310 -
parmağımda bükülme yok, sabit kaldı. Sağ elim de beşinci tarak kemiğinden kırıldığı
için kavrama kabiliyetimi kaybettim. Daha önce 80 kiloluk güç kabiliyetim 7.5 kiloya
düşmüştü.
Sizi sokağa inmeye iten o duygu neydi?
Ben o gece yaşananları öğrendiğim zaman “Benim çıkmam gerekiyor” dedim.
Abartısız söyleyeyim o gece ne evli olduğumu ne çocuklarımı düşündüm. Kızım o
zaman henüz 1 yaşındaydı. Ailemden hiç kimse yoktu. Sadece babamı aradım öi “Baba
böyle böyle oluyor ben gidiyorum. Televizyonu aç izle” dedim. Bir tane çocuğum bile
aklıma gelmedi. Sabah eve geldiğimde her şey aklıma gelmeye başlamıştı. Eşim memleketteydi ona söyledim. Ancak annem rahatsız, babam kalp hastası. Onlara olan
bitenleri anlatamazdım. Eşim bana “Geleyim” dedi. “Hayır. Ben burada idare ederim”
demiştim. Sağ elim alçıda olduğu için ihtiyaçlarımı görmekte bile zorlanıyorken, biz
hala ailemizi düşünüyorduk. Anne babam bu olayı Kurban Bayramı’nda memlekete
gidince anlattığım zaman ancak öğrendi.
Hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı bugün size göre ülkenin durumu ne
olurdu?
Benim görüşüm şu şekilde; belki yıkılmalar olmazdı ama ekonomik olarak insanların
baskı altındaki yaşam tarzı Suriye’den on katı kötü olurdu. Ben bugün ölmüş ya da yargılanıyor olurdum. Çünkü ben ve benim gibi o gece meydanlarda olanlar, gazi olanlar
yargılanacaktı. Belki kafalarına göre bir uygulamayla bizleri işkenceyle öldüreceklerdi.
Ben bir daha böyle bir şey olacağını zannetmiyorum. Çünkü milletimiz buna asla
müsaade etmeyeceğini o gece gösterdi. Yani o gece bu millet bu tür girişimlerde bulunacaklara mesajı vermiştir. Başta kim olursa olsun kalıcı olan devlettir. Devletçilik
bizim için çok önemli. Biz devletçi bir anlayışla büyüdük. O gece amcaoğlu beni aradı
ve “Senin sokağa çıkacağını biliyordum” dedi. Bu devlet hepimizin. Şeyh Edebali’nin
'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' sözünü o gece hayata geçirdik biz. Biz devleti yaşattık,
devlet de bizi yaşatıyor. Ben o gece yaşananlardan sonra görüş ayrılığına düştüğümüz
15 yıllık arkadaşlarımla bütün ilişkilerimi kestim, arkadaşlığımı bitirdim. Babamı
arayıp o gece dışarı çıktığımı söylediğimde bana “Nereye gidiyorsun, gitme” deseydi
onu bile reddederdim belki de. Ancak babam bana “Tamam” demişti. Devletim
konusunda o kadar hassasım yani. Babam da zaten 1980 ihtilalinde askermiş ve o bu
olayları çok iyi biliyor.
O gece toplumun bütün kesimlerinin sokakta olması size ne hissettirdi?
O, çok önemli bir şey. Açığını da kapalısını da gördüm meydanlarda. Bizim 9
yaşında gazimiz var. Çoluk-çoğu ile yediden yetmiş muhabbeti o gece vücut buldu.
Sarhoşu da oradaydı en dindarı da, solcusu da sağcısı da… O gece meydanlarda
olanların hepsinde inanıyorum ki devletçilik ruhu vardı. Allah yazdı ve her şeyi gördük
o gece.
Biz millet olarak istedik mi bir araya çok rahatlıkla gelebiliyoruz. Bizim devletimizi
savunabilmek için böyle büyük bir olayın başımıza gelmesi gerekmiyor. Dünya
Türkiye’deki insanları hala nasıl ayrıştıracağını çözemedi. Çözemeyecek de. Çünkü kanıyla-canıyla nasıl bir araya geleceğini gördüler bu milletin. O yüzden darbe konusu
benim için bitmiştir. Bundan sonrası için en fazla ekonomik anlamda darbe yapmak için
çaba harcarlar. Ancak yine böyle bir şey olsa yine bu insanların bir araya geleceğine ben
canı gönülden inanıyorum.



ÜMİT SOYSAL


Ümit Soysal darbe girişimi gecesinde meydanlarda halkın ortaya koyduğu birlik-beraberliğin
çok önemli mesajlar verdiğini söyledi.
BU VATAN
EVLATLARINA
İNANCIMIZ HİÇ
BİTMEYECEK

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1983 yılı Kasım ayında İstanbul Şişli’de dünyaya geldim. Bir kız kardeşim var.
Aslen Kastamonu Şenpazarlıyız. Ailem aşağı-yukarı 50 sene önce İstanbul’a göçmüş.
Sonrasında hayatımızı İstanbul’da idame ettirdik. Eğitimimi İstanbul’da tamamladım.
15 Temmuz tarihine kadar özel bir firmada elektrikçi olarak teknik servis elemanı görevindeydim. Evliyim 1 kız 1 erkek 2 çocuk babasıyım.
15 Temmuz darbe girişiminden nasıl haberdar oldunuz?
Biz babamla aynı binada yaşıyoruz. Babam saat 22.30 civarlarında beni arayarak
“Beni İstanbul AK Parti İlçe teşkilatına bırakır mısın?” dedi. Ben de gülerek “Bu saatte
ne oldu, toplantı mı var?” dediğimde “Ben çok ciddiyim acil yukarıya gel” dedi. Yanına
çıktım “Hayırdır baba?” diye sorduğumda “Fazla soru sorma beni ilçe teşkilatına
götürür müsün?” diye yineledi. Ben de “Tamam da ne oluyor?” diye ısrar ettim. “Bir
hareketlilik var” deyince “Her zaman var. Hükümette güç ayrılığı, dengeler çatışması
hep bir sorun var” dedim. Babam bu kez “İtişme-kakışma değil, bir sorun var” dedi.
“Nereden biliyorsun?” diye sordum. “Haberleri takip ettiğim kadarıyla ve bazı
arkadaşlardan haber alamıyorum. Giden-gelen, ilçeye gidenler, İstanbul İl’den Beykoz’da
oturup da gelenler, yani bir sorun var ama anlayamıyorum, onlar da çözemiyor” dedi.
“Peki gidelim” dedim ve çıktık.
Yolda bizim evimize yakın bir nokta olan Anadolu Hisarı’nda askerler mevzi
almışlar. Köprüye çıkmadan son çıkmış. Tank yoktu sadece askeri kamyonlar vardı.
Onları görünce şaşkınlıkla “Baba ne oluyor?” diye sordum. “Sakın durma devam et”
Ümit Soysal babasıyla birlikte çıkmıştı meydanlara... Hain darbe girişimine ilişkin ilk duyumlarında aslında hiç inanmak istememişti. Ancak ilerleyen saatlerde olaylara şahit oldukça ne
olup bittiğini çok iyi anlamıştı. Babasıyla birlikte FSM Köprüsüne giden
ilk isimlerden oldu onlar. Askerlerle yaşanan diyalogları dün gibi
hatırladığını anlatan Ümit Soysal, “Neyin darbesiydi bu, neye el
koyacaklardı? Bütün bu sorular kafamda dolaşıyordu. Bulunduğumuz
yerde hiç kimse askerlere karşı agresif bir tavır sergilememişti. Ancak
onların o kararlı duruşu, aynı anda halkı hedeflerine koyup ateş etmelerini hiç unutmayacağım” sözleriyle o günü yaşadıklarını anlattı.
Geçmişte darbelerin ülkeye neler kaybettirdiğini yaşamasalar bile çok
iyi öğrendiklerini söyleyen Ümit Soysal “Artık buna bir dur deme
zamanıydı ve halk olarak da o gece biz bunu yaptık” dedi. Ümit Soysal,
halkın o gece dayanışma örneğini dünyaya gösterdiğine de vurgu yaparak, “O gece meydanlarda halkımızın ortaya koyduğu o dayanışma
örneği benim umutlarımı yeniden yeşertti. Belki daha öncesinde zaman
zaman umutsuzluğa kapılıyorduk. Ancak o gece çok şey değişti. Çünkü
herkes bütün farklılıklarından sıyrılarak vatan için meydanlardaydı”
dedi.

dedi. “Baba durmazsak ateş ederler, yolu kesmişler”
dedim. Babam ısrarla “Sakın durma” dedi.
Aslında babam başından beri meseleleri biliyormuş
ancak adını tam konduramamış. Benim de kontrolden
çıkmamı istememişti. Çünkü zaten öğrendikten sonra
sinirden kendimi kaybetmişim. Askeri darbe görmedik
ancak az çok nereye varacağını tahmin ediyorduk. Gü venlik noktasına geldiğimizde yani köprü koruma muhafız memurlarının olduğu güvenlik kontrol amirliğinin
bulunduğu yere kadar geldik, ancak geçemiyoruz.
Çünkü 7-8 tank dizilmiş manevra yapıyorlardı. İlçe
teşkilat başkanımız, rahmetli Beykoz belediye başkanımız
Yücel Çelikbilek konuşuyordu. “Arkadaşlar biz yanlış
bir şey yapmadık. Sakin olun. Binamıza sahip çıkacağız.
Demokrasilerde böyle şeyler olmaz. Bunun hesabını
verecekler” diyordu. Yoksa insanları galeyana getirecek
‘Vurun, saldırın’ gibi ifadeler hiç kullanmadı. Sadece
“Yerimize, binamıza sahip çıkacağız. Yanlış bir şey
yapmadık. Demokrasimize sahip çıkacağız” dedi. Kısa
bir süre sonra Cumhurbaşkanımızın “Halkımızı meydanlara davet ediyorum, sokağa inin, hakkınızı, demokrasinize, oyunuza sahip çıkın” dedi. Aslında bunu
söylemesine gerek yoktu. Biz bekliyorduk. Biz sıra
dışı bir işlem yapmadık. Kamera kayıtları sabit. Köprüye
geldiğimizde mevzi alanlar robot gibiydi. Onlarla konuşuyorduk ancak sanki Rus
askerleriyle konuşuyorduk. Yüzümüze boş boş bakıyorlar ve havaya ateş ediyorlardı.
“Arkadaş sakin olun, ne oluyor?” diyorduk onlara. “Darbe mi, neyin darbesi bu?” dedi-
ğimizde abuk subuk şeyler söylüyorlardı. “Hadi yönetime el koydunuz, neye göre el
koydunuz. Nerede 1. Ordu Komutanının emri?” onlar bize cevap veremedikçe daha da
hırçınlaştılar. Namluları havaya doğru doğrultup yere ve üzerimize ateş etmeye başladılar.
Ben babama sormuştum. “Baba biz bir suç işlemedik. Bunun hesabını verirler. Bütün
dünyanın gözü önünde bizi mi öldürecekler?” dediğimde “Bilmiyorum” demişti. Ben
de “Nasıl bilmiyorsun biz yanlış bir şey mi yapmıştık. Güneydoğu’da bile 40 yıl
boyunca bunun bir örneği olmamıştı. Aleni bir teröristi vurabildik mi? Yapamadık, bize
mi yapacaklar bunu?” dedim.
Bütün dünyadan onay alıp da Türkiye’de bunu yapmışlar. Ne kulisler dönmüş
memleketin arkasından.
Neyse, onlar ateş ettiğinde ben en öndeydim. Bir süre havaya ateş ettiler sonrasında
hepsi sanki tek ağızdan emir almış gibi üzerimize ateş etmeye başladılar. Hiç korkmadan,
umursamadan yapıyorlardı bunu. O ateş esnasında 3 kişi yere düşüp şehit olmuştu. Yere
düşenlerden bir tanesine tankın manevrası esnasında altına düşüp ezilmesin diye yardım
etmek istedim. Onu kenara çekmek istediğim anda ben de başımdan vuruldum. Yere
ateş ettiler ve yere seken mermi başıma saplanmıştı. FSM Köprüsü’ndeki 94 yaralıdan
birisi de ben olmuştum. Orada ayrıca 3 de şehit vardı. 1.Köprüde 252 kişi şehit olmuştu.
Sonrasında beni çekip taşıyamadılar. Ben kendi çabalarımla bayağı bir ilerledim ve
güvenli noktaya kadar yürüdüm. Oradan ambulansın beni alabileceğini söylediler.
Orada büyük bir karmaşa vardı ancak halk hiçbir şekilde geri durmadı. Allah hepsinden
bin kere razı olsun. Çünkü geri dönüşü olmayan şeyler yaşanabilirdi. Görüyoruz başka
- 314 -
ülkelerde her gün bir darbe oluyor neredeyse. Geri dönüşü olmayan şeyler yaşanıyor.
Bir şekilde sahip çıkmak lazım. Velhasıl beni ambulansla aldılar. Ancak Ümraniye
Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne giderken askerler önümüzü kesti. Arabadan doktoru
indirip “Gidemez” dediler. Ben o esnada “Herhalde buraya kadar, kurşuna dizecekler
hepimizi” dedim. Çünkü gözü dönmüştü adamların, çıldırmışlar, kontrolü kaybetmişlerdi.
Yaramdan dolayı hiçbir şey görmüyorum ama duyabiliyordum. Doktor bana “Sakin ol
sana bir şey yapamazlar” dedi ama o da inanmıyordu. Herhalde beni telkin ediyordu.
(3.dünya ülkelerinde olmayan vahşeti yaşadık. Kameralar o gece olayların milyarda
birini çekebildi belki de. Zaten o çatışmada ne çekebilirdi ki kameralar. O olaylar bambaşkaydı. Gerçekten mahşerin bir provası gibiydi. Milyonlarca insan ölüme akıyordu
adeta... Ve hiçbirisi hiçbir şekilde geri durmadı. 100 kişi yaralanmış, 3 kişi ölmüştü
kolay bir şey değildi. Bir hattı komple indirdiler. Ancak millet yine geçti ve askerin
üzerine devam etti ve bertaraf edildi. Bütün bunlara rağmen hiçbir şekilde bir şiddet,
ordu malına ya da askere zarar asla olmadı. Biz onların yaptığını yapabilirdik ama yapmadık.)
Askerlerin tavrına karşılık doktor ambulansın kapısını açmadı. Şoförler indi. Sonra
o noktaya gitmememiz şartıyla bizi geri gönderdiler. Elbette orada bir itiş-kalkış oldu.
Görmüyor ancak duyuyordum. Birbirlerine söyleniyorlardı. Askerler abuk-subuk emir
veriyordu. Bizi geri döndürdüler ve Beykoz Devlet Hastanesi’ne geldik. Manzara
felaket, doktor hiç yok. Mesai bitmiş o saatte doktor olmaması normal ancak devlet
emir vermiş ve gelmemesi anormal bir durumdu. Devlet o gece bütün memurları
göreve çağırmış ama adamlar korkuyor ve gelmiyorlardı. Bize de sabaha kadar bakan
olmadı. Sabah saatlerinde olaylar yatışmaya başlayıp da ibre hükümet tarafına dönmeye
başlayınca memurlar da gelmeye başladı. Hastanede bir gün yattıktan sonra taburcu
oldum. Ancak bir ay boyunca yemek yiyemedim. Görüntü yok, kulak pek duymuyordu.
Bir süre tedavim devam etti. Allah’a şükür Sadece kafamda ufak bir delik, kolumda bir
damak koptu... Ama yaşadık...
O gece sizin dışarıya çıkmanızı sağlayan duygu neydi?
Babamın haber vermesiyle biz de bir sorumluluk almak istedik. Geçmişteki darbeleri
canlı bir şekilde yaşamadık, görmedik. Ancak neler yaşandığını, ülkenin darbeler
sonrası neler yaşandığını, nereye gittiğini çok iyi biliyoruz. Her 10 yılda bir içtima alır
gibi darbe yapmak nedir? Biz bunların bir daha tekrarlanmasını istemedik. Ve bir
noktadan sonra insan geri dönmek istemiyor? Yani “Geri dönelim, boyun eğelim,
şapkamızı alıp kaçalım” gibi. Ama öyle olmuyor. Biz kendimizi sorumlu hissettik.
Ancak haklıyken haksız duruma da düşmek istemedik. Gerçekten bütün vatandaşlar
olarak taşkınlık yapmak gibi bir niyetimiz de yoktu o gece. O hainler “Anayasal düzeni
ortadan kaldırmak istemişiz, demokrasiyi bozmuşuz, halkı galeyana getirip halkı
sokaklara dökmüşüz” suçlamasıyla bize dava açtılar. Böyle bir durum da var.
Taksim Gezi Parkında eylemcilere yapılmayan muamele onlar tarafından bize
yapılmak istendi. Ama tabi ki sağ olsun devletimiz bize sahip çıktı. Biz de devletimize
sahip çıkmak istedik, sorumluluğumuzun bilincinde olduk. Başka bir devlet de yok
çünkü. “Haa ortada bir sorun da yok. Sorun varsa bu şekilde olmaz. O zaman biz neden
seçim yapıyoruz” biz kendi aramızda hep böyle konuştuk. “Sen bizim irademize nasıl
çıkarsın” buydu bizim karşı duruşumuzdaki en önemli etkenlerden birisi. Ve biz hep
bunları konuştuk aramızda o gece.
Biz eşimle evlendikten sonra 4 yıl çocuğumuz olmamıştı. Ancak 15 Temmuz’dan
kısa bir süre önce eşimin hamile olduğunu öğrenmiştik. Mucize gibiydi... Ölseydim
çocuğum babasız bir şekilde dünyaya gelecekti. Ona üzülmüştüm. Ancak en çok düşündüğümüz şey vatanımızdı. Vatanımız olmasa hiçbir şey olmuyor.
Hain darbe gecesinde halkın her kesiminden insanların meydanlarda olması
size ne hissettirdi?
Bizim bir siyasi görüşümüz vardı. Ancak o gece çok farklı siyasi görüşten olduğunu
bildiğim arkadaşlarımız da vardı sokaklarda. Çünkü bu görüş meselesi değildi. Dayanışma
bambaşka bir şeymiş. Kader birliği gibi bir şey oldu orada. Her görüşten insan o gece
sokaklardaydı. Sonradan bunu daha da iyi anladık. Tabi ki bundan çok da mutlu olduk.
Tek tip insan grubu çıkmadı ki o gece meydanlara. Herkes vatanına sahip çıkmak istedi.
Bazı sıra dışı insanlar da vardı darbeyi alkışlayanlar. Biz onlara yarım akıllılar diyoruz.
Oysa darbe gerçekleşmiş olsaydı onlara da aynı muamele yapılacaktı. Ancak cahil
adamlar bunu hiç düşünemediler bile. Biz onlara sadece ‘Allah akıl versin’ diyebiliyoruz.
Beni o gece çok etkileyen bir başka olay daha vardı. Babam beni olaylardan uzaklaştırmak istiyordu. Bir baba doğal olarak oğluna karşı bu şekilde düşünüyordu.
Köprüye yürümeden ilçe başkanlığında iken ben geri döndüm, bir benzinlikten su
almıştım. Çünkü o heyecandan adeta boğazım kurumuştu. Bir cadde düşünün, 4 şerit
gidiş, 4 şerit geliş. Kavacık Caddesi Otoban gibiydi. O caddenin sağ tarafında bankalar
ve benzinlik vardı sol taraf da cadde akışına giderdi. Sol tarafa baktım arabalar içinde
insanlar, ilerleyemeyince bildiğiniz dörtlüleri yakıp arabaları bırakmışlardı. Kapıları
açık, ışıkları açıktı bütün arabaların. Hayalet şehir gibi bir görüntü vardı. Bu şekilde 50-
60 tane araba gördüm. Benim de o sorumluluk içindeki insanların içinde olmam
lazımdı. Böyle düşününce tüylerim diken diken olmuştu. Tam bu ruh halindeyken bir
de sağ tarafa baktım insanlar ATM’lere dizilmiş para çekiyorlar. Benzinlikteki insanları
dövüp benzin almaya çalışıyorlar. O insanlara bakarak “Geri zekalı darbe olsaydı o para
sizin ne işinize yarayacak?” diye düşündüm. Nasıl bir insandı onlar, hiç mantıkları yok
muydu? O parayla ne yapacaklardı? Ve bunu yapanlar da kimlerdi, malum tabi.
Ne yazık ki memleketimizde böyle de bir uçurum vardı. Ben bunu hiç unutamayacağım.
Bir kesim canından vazgeçmiş, vatanının derdine düşmüş, bir kesim de paraya-pula
koşmuştu o gece.
Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Ben darbe girişimine karşı durmak için giderken, çatışma esnasında vurulmadan
önce aklıma enteresan şeyler geldi. Belki zaman zaman umutsuzluğa kapıldığımız da
oluyor. Ancak o gece gördüm ki bu insanlar gerektiğinde vatanına sahip çıkmasını çok
iyi biliyor. Benim bu ülkeye ve bu ülkenin insanına, bu vatan evlatlarına inancım var.
Hiçbir zaman vatanını bırakmayacaktır.
- 317 -
YILDIRIM UZUN
Yıldırım Uzun mensubu olduğu emniyet amirli-
ğinden telefonlarına gelen mesaj sonrası görevinin
başına dönerek darbe bastırılıncaya kadar hainlere
geçit vermemek için mücadele etti.


VATAN VE MİLLET
SEVGİSİ BİZİM
MAYAMIZDA VAR

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1971 yılında Ankara’da dünyaya geldim. Kastamonu Araç ilçesi Yukarıoba
Köyü nüfusuna kayıtlıyım. 29 yıllık polis memuruyum ve bekarım. 15 Temmuz’da
Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Şube’de görevliydim.
15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz, ilk olarak ne yaptı-
nız?
Ben 15 Temmuz akşamı istirahatli olduğum için Kızılcahamam’da arkadaşlarımla
akşam yemeğindeydik. Darbe girişimi olduğu yönünde bilgiler gelmeye başlayınca ben
Ankara’ya hareket ettim. Yolda iken emniyetten mesaj geldi ve göreve çağrıldık. Ben
emniyet binasına geldiğimde darbeciler henüz gelmemişti. Çalıştığım şubeye çıkıp
çelik yelek ve uzun namlulu silahımızı alarak emniyetin A kapısına indim. Ana nizamiye
önünde diğer arkadaşlarla beklemeye başladık. Henüz vatandaşlar da toplanmamıştı.
Tek tek geliyorlardı. Kısa süre sonra zırhlı araçla asker kıyafetli darbeci hainler geldi.
Bizden teslim olmamızı istediler. Bizler ise onlara tepki gösterip, yanlış yaptıklarını ve
biran evvel bu yanlıştan vazgeçmeleri gerektiğini söyledik. Onlara “Kışlanıza geri
dönün” dedik. Çok geçmeden zırhlı araçlardan üzerimize ateş etmeye başladılar. Birçok
arkadaşımız vurularak yere düştü. Diğer arkadaşlarla birlikte darbecilere karşılık verdik
ve çatışma çıktı. Biz bir yandan da yaralı arkadaşlarımızı güvenli alanlara çekmeye
çalıştık. Ben yaralı Ali arkadaşımı alıp çatışma bölgesinden uzaklaştırdım ve bir
vatandaşın aracına bindirerek hastaneye gönderdim. Sonra tekrar emniyetin ana kapısına
geri dönmek istedim. O esnada helikopterden ateş açıldı. Ben TOMA’nın arkasına siper
aldım. Bu sırada hem polisler hem de darbecilere tepki için emniyet önüne gelen
vatandaşlar yaralandı, şehit düşenler oldu. TOMA’yı siper almama rağmen alttan seken
Yıldırım Uzun emniyet mensubu olarak mesai bitimi sonrası yaşanan hareketlilik üzerine çağrıldığı görevinin başına gitti. Arkadaşlarıyla birlikte önce askerlere yaptıklarının yanlış olduğunu anlatarak vaz geçmelerini istediler. Ancak kendi deyimiyle de
“Karşımızdakileri biz Türk askeri biliyorduk. Bu nedenle onlar ateş
açıncaya kadar ve gerçek yüzlerini gösterinceye kadar silahlı müdahalede bulunmadık. Şayet biz onların Türk askeri değil de hain darbeciler
olduklarını bilseydik ilk anda hepsini etkisiz hale getirecek gücümüzü
kullanırdık” diyerek o anlarda yaşananları anlattı. Türk halkının polisle
el ele vererek darbeye geçit vermediğinin de altını çizen Yıldırım Uzun,
“Bu birliktelik ve darbeye karşı duruş onlara ve onlar gibi düşünen hainlere de büyük bir ders olmuştur. O geceyi gördükten sonra hiç kimsenin
bir daha böyle bir şeye cesaret edebileceğini düşünmüyorum. Allah memleketimize bir daha böyle geceler yaşatmasın.
Ben Kastamonu’nun Araç ilçesindenim. Bizim ilçemiz Çanakkale
Savaşı’nda en fazla şehit veren ilçedir. Vatan ve millet sevgisi bizim
mayamızda var. Ben o gece görevli olmasam da o vatan hainlerinin
karşısına dikilirdim. Ömrümün sonuna kadar vatanıma ve milletime hizmete hazırım” sözleriyle kararlılığını ortaya koyuyor.

şarapnel parçalarıyla
her iki bacağımın diz
altından yaralandığımı
fark ettim. Helikopter
ateşi bitince kendimi
emniyetin bahçesine
attım. Ekip arkadaş-
larım beni şubeye çı-
karıp ilk müdahaleyi
yaptılar. Bu sırada F16
tarafından emniyet binasına ilk bomba atıldı. Sonra ekip arkadaşlarım beni Batıkent
Özel Bilgi Hastanesi’ne götürdüler. Diğer
hastanelerde yaralı yo-
ğunluğu olduğu için
özellikle bu hastaneye
gittim. Amacım bir an
evvel tedavi olup yeniden görevimin ba-
şına dönmekti. Baca-
ğımdaki şarapnel par-
çalarının bir kısmı çı-
karıldı ve sonra tekrar
emniyete döndüm.
Darbe girişimi tamamen bastırılıp emniyete giren askerler göz
altına alınıncaya kadar
göreve devam ettim.
Biz o gece karşımızda
Türk askeri var diye
biliyorduk. Bu nedenle onlar ateş açıncaya
kadar ve gerçek yüzlerini gösterinceye kadar silahlı müdahalede
bulunmadık. Şayet biz
onların Türk askeri
değil de FETÖ’nün
hain elemanları oldu-
ğunu bilseydik ilk
anda hepsini etkisiz hale getirecek gücümüz vardı. Fakat biz onları asker sandığımız
için önce ikna edip yaptıkları yanlıştan döndürmeye çalıştık.

Eğer darbe girişimi amacına ulaşsaydı şu anda size göre ülkede nasıl bir
durum olurdu?


Darbeciler başarılı olsalardı Mısır’dan, Libya’dan, Irak’tan, Suriye’den farkımız
kalmazdı. O gece milletimiz ve polisimiz el ele vererek hainlerin planını bozdu ve
gerekli dersi verdi. Polis o gece canını ortaya koyarak direndi. O geceyi gördükten
sonra hiç kimsenin bir daha böyle bir şeye cesaret edebileceğini düşünmüyorum. Allah
memleketimize bir daha böyle geceler yaşatmasın.
O geceye dair başka neler söylemek istersiniz?
Ben Kastamonu’nun Araç ilçesindenim. Bizim ilçemiz Çanakkale Savaşı’nda en
fazla şehit veren ilçedir. Vatan ve millet sevgisi bizim mayamızda var. Ben o gece
görevli olmasam da o vatan hainlerinin karşısına dikilirdim. Keşke şehadet nasip
olsaydı ancak Allah bize gazilik nasip etti. Ömrümün sonuna kadar vatanıma ve
milletime hizmete hazırım.


Sözlerimi şu şiirle bitirmek isterim;
Kimse söndüremez tüter bu ocak
Şan’ı Türk’tür Türk kalacak Türkiye’m
Şehit bedelidir bu şanlı bayrak
Kanı Türk’tür Türk kalacak Türkiye’m
Atam şehit olmuş düşmüş toprağa
Sahip çıkın demiş vatana bayrağa


YUNUS TAşTEMİR


Yunus Taştemir 15 Temmuz gecesi halkın bütün
dünyaya direnişiyle çok önemli bir mesaj verdiğini
dile getirdi.
O GECE DÜNYAYA
TÜRK HALKININ
BİR VE BERABER
OLDUĞUNU
YENİDEN GÖSTERDİK

Öncelikle sizi tanıyabilir
miyiz?
1989 Kastamonu’nun Tosya
ilçesinde dünyaya geldim. Babam
o dönemlerde marangoz ustasıydı
Kastamonu’da. Daha sonra ise
1990-1991 yıllarında İstanbul’da
çalışmaya geliyor. Babam o dö-
nemlerde hastanelerde çalıştı.
Biz de 1991’in kışına doğru İstanbul’a geldik. İlk olarak Fikirtepe’ye geldik. 1 yıl orada
kaldık sonrasında Altunizade’de
geçti çocukluğum. Meslek Lisesi
çıkışlı olduğum için 15 Temmuz
hain darbe girişimi öncesinde
Boğaziçi elektrik dağıtımda elektrik teknikeri olarak çalışıyordum.
15 Temmuz sonrasında ise sağ
olsunlar anlayışla karşıladılar ve
istifa ettim. Daha sonra da Devlet
memuru oldum ve Enerji Bakanlığı’na bağlı TENMAK’ta
çalışmaya başladım.
Yunus Taştemir, sosyal medya ve televizyon haberlerinden öğrendiği hain darbe girişimi sonrası arkadaşları ile meydanlara çıktı. Kısıklı’nın ardından köprüye giderek orada direnen halkın yanında
olmak için kalabalıkla birlikte hareket eden Yunus Taştemir o gece
gördüğü tabloyu ise hiç unutmuyor. Zira yaşlısı-genci, kadını-erkeği
herkes yan yana yürüyordu. Tek bir amaç için; vatanın birliği ve dirliği…
O ailesinin bütün endişelerine rağmen hiç geri dönmeyi düşünmedi. Zira
“Her seferinde aileme “Tamam…” diyordum ama geri de dönemiyordum. Basiretimiz bağlandı herhalde. ‘Gel’ diyorlar ‘tamam’ diyorsun
ama saatler geçiyordu. Salalar okunduğunda zaten orada tüyler diken
diken oldu. “Kalacağız, başımıza bir şey gelecek herhalde” dedik” sözleriyle o an yaşadığı duygu yoğunluğunu ifade ediyor.
Ve o gece Türk halkının bütün dünyaya Türk’ün gücünü yeniden
hissettirdiğini dile getirdi Yunus Taştemir… Bunu da, “Bence o gece meydanlardaki birlik-beraberlik içindeki duruşumuz Dünya’ya bir şeyler hissettirdi. Hala Türk milletinin bir bütün olduğunu ve parçalanamaz bir
millet olduğumuzu gösterdik. 7 cihana hükmetmiş bir devletin devamıyız
biz. Bunula da gurur duyuyoruz” diyerek özetliyordu o geceyi…

15 Temmuz gecesi yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz?


İkametgahıma yakın olan Koşuyolu’nda arkadaşlarımla oturuyordum. Hain darbe
girişiminden gelen telefonlar ve sosyal medya aracılığı ile haberdar oldum. Sonrasında
da annem ve babam arayıp durumdan haberdar ettiler. Her ne kadar 20’li yaşlarda olsak
da dikkat etmemizi ve eve erken gelmemizi tembihlediler.
Sizi o akşam sokağa duygu neydi?
Arkadaşlarımla beraber çocukluğumun geçtiği Altunizade Erzurum Sitesi’nin oradaki
meydanda toplandık. Zaten etraftaki araçlarda da radyolar açıktı ve herkes Cumhurbaş-
kanımızın konuşmalarını dinliyordu. Daha sonra oradan toplu bir şekilde hep beraber
Cumhurbaşkanlığı Konutu’nun olduğu Kısıklı’ya doğru yürüdük. Orayı polislerin
çevirdiğini gördük ve problem olmadığını anladıktan sonra köprüye yürümeye karar
verdik. Kalabalık bir şekilde epey bir zaman yürüdük. Yaşlısı, kadını, çocuğu herkes
yürüyordu. Daha sonra ben bir ara bizim gruptan koptum. Sol şeride geçtim. Köprüden
Altunizade istikametine geçtim. Tek başıma kaldım orada. Onlar ise karşı şeritteydi.
Araçlar hep yollarda kalmıştı. Hatta “Vurulanları araba ile mi taşıyalım” dedik ama
arabalar hep kapalıydı. Çünkü herkes arabasını bırakıp gitmişti. O esnada bir taraftan
annem, bir taraftan babam arıyordu. Her seferinde onlara “Tamam…” diyordum ama
geri de dönemiyordum. Basiretimiz bağlandı herhalde. ‘Gel’ diyorlar ‘tamam’ diyorsun
ama saatler geçiyordu. Salalar okunduğunda zaten orada tüyler diken diken oldu.
- 324 -
“Kalacağız, başımıza bir şey gelecek herhalde” dedik. Arkadaşlarımızı aradık onlar da
metrobüsün içine saklanmışlar. Sürekli irtibat halindeydik. O esnada kaldırımda bir
tane kapalı ablamız vardı ve ağlıyordu. Onu oradan uzaklaştırdım. Çünkü her taraftan
mermi geliyordu. Sonra bulunduğumuz yerde “Köprünün üstünde keskin nişancı var”
diye bir söylenti yayıldı. Ne kadar doğru onu da bilmiyordum. Mermiler geliyor ama
nereden geldiğini bilmiyorduk.
Siz nasıl vuruldunuz, sonrasında neler yaşandı?
Saat 03.00 civarlarında vurulduğumu hissettim. Üzerimde beyaz bir tişörtüm vardı.
Karnımın sol tarafında kanama olduğunu gördüm. Tişörtüm de delik-deşik olmuştu.
Birisi çıkarttı atletini verdi ve yaranın üzerine bastırdık. Ambulansı arasak gelemiyor,
arkadaşımızı arasak araba getiremiyor... Sonra kendi kendime, “Yunus yürüyeceksin…
” dedim ve “Altunizade’ye kendimi atsam oradan biri ile bir şekilde hastaneye ulaşırım”
düşüncesindeydim. Daha sonra vatandaşlar beni yere yatırdı. Bir şeyim yok ama herkes
panik içindeydi. Sağ olsunlar sonrasında bir motora aldılar beni ve ortaya oturttular.
Önümde motoru süren, arkamda da başka bir kişi vardı. Motor ile Bağlarbaşı’na doğru
gidiyorduk. Giderken yerlerde ıslaklık vardı. Bunun üzerine motoru süren arkadaşa,
“Bu yara bizi öldürmez ama kayarak ölmeyelim, yavaş gidelim” dedim. Sonrasında ise
Numune Hastanesi’ne getiriyordu beni. Ben de Üsküdar Devlet Hastanesi’ne gitmek
istedim. Çünkü babam oradan emekliydi ve orada tanıdıkların olacağını, kendimizi
daha iyi izah edeceğimizi düşündüm. Bir süre daha gittikten sonra hastaneye ulaştık. İyi
bir ortam vardı ve herkes sakindi. Benimle de iyi ilgilendiler. Bir taraftan yarayı
pansuman etmek için tişörtümü yırtıyorlar, bir taraftan da eve haber vermek istiyorlardı.
Ben de girişte telefonumu güvenliğe teslim etmiştim. Herhalde o esnada babam aramış
ve güvenlik de “Oğlun yaralı olarak buraya geldi ama durumunu bilmiyorum” gibi bir
şeyler demiş. Babam da o anda benim daha kötü bir durumda olduğumu düşünmüş ve
bir an evde bulunduğu salonda kala kalmış. Annem ise babamın telefon görüşmesini
öncesinde, “Ben biraz dinleneyim” demiş ve istirahat etmeye gitmişti. Sonrasında
babası öyle düşünceli görünce, “Ne oldu” demiş, babam da “Yok bir şey” demiş.
Babam her şeyi içine atan bir adamdır. Annem de ısrar edince, “Böyle bir haber var ama
durumunu bilmiyorum” demiş babam. Daha sonra da babam, “Arabamız da yok ne yapacağız” demiş. Anneme de, “Sami kalk gidelim” demiş. Kuzenimi aradılar ve onunla
birlikte hastaneye geldiler. Ben de bu yaşananlardan haberdar olmadığım için annem ve
babama haber vermek için telefon istedim. “Siz söylemeyin, ben konuşayım” dedim. O
esnada onlar da evden çıkmışlar tabi. Arıyorum ama telefona bakmıyorlar, sürekli
meşgule atıyor, şoka girmiş kadın. Bir süre sonra geldiler ve annem kötü olmuştu. Hatta
doktor azarladı annemi. “Sakin ol, senden iyi. Sen kendine bak, kireç gibi olmuşsun”
dedi. Annem de beni iyi görünce biraz rahatladı tabi. Çünkü daha kötü düşünmüşler
benim durumumu.
Sol bölgede hala daha şarapnel parçaları var. Kalbimde sıkışma oluyor. Onun
- 325 -
- 326 -
dışında başka bir problemim yok çok şükür. Ara-sıra ağrılar dışında bir olumsuzluğum
yok. Ağrılar ve izlerle yaşayacağız artık.
O hain darbe girişimi amacına ulaşsaydı, bugün size göre nasıl bir durum olurdu?
Bu ucu açık ve öngörülemez bir şey. Düşünmek dahi istemiyorum. Zamanında
darbeler olmuş ve gerçekleşen darbelerin ülkemizi ne kadar geriye götürdüğü ortada.
Bu sıradan bir darbe değildi. Bu vatan hainlerinin üzerimize oynadığı bir oyundu, kalkışmaydı. Ummadıkları bir dirençle karşılaştılar.
O gece halkın gösterdiği birlik-beraberlik size ne hissettirdi?
Bence o görüntü Dünya’ya bir şeyler hissettirdi. Hala Türk milletinin bir bütün
olduğunu ve parçalanamaz bir millet olduğumuzu gösterdik. 7 cihana hükmetmiş bir
devletin devamıyız biz. Bunula da gurur duyuyoruz biz.
- 327 -
YÜKSEL AKIN
Yüksel Akın hain darbecilerin o gece dışarıdaki
işbirlikçileri için sınır kapılarını açtıklarını ve
ülkeyi bölmek amacında olduklarını söyledi.
ÖNCE ALLAH
İZİN VERMEDİ
SONRA DİRAYETİ
VE DURUŞUYLA
BU HALK…

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1955 yılında Kastamonu Çatalzeytin’de dünyaya geldim. 7 kardeşiz ben evin
4.çocuğuyum. İlk ve ortaokulun birinci dönemini Çatalzeytin’de, ikinci dönemi
Ankara’da okudum. Babam çalışmak için Ankara’ya gitti. Ben de orada ortaokulda
hem çalıştım hem okudum. Baba mesleği mermercilikti. Ankara’da 3 sene yaşadık.
Sonra bir iş için İstanbul’a geldik ve burada kaldık. Sene 1971. Baba hala mesleğini
sürdürüyorum.
Evliyim, 3 çocuğum var.
Bize o geceyi anlatır mısınız, nasıl öğrendiniz darbe girişimini, ne yaptınız?
Saat 20.00-20.30 civarıydı. Evde televizyon izliyorduk. Televizyonda geçen altyazılar
dikkatimizi çekti. Kalkışma falan deyince televizyonun önünde dikildim ayakta izlemeye
başladım. Sonra ne olup bittiğine bakmak için dışarıya çıktım. Mahalleye çıktım,
mahalleye çıkınca da E-5 Ankara yolu bize yakın, oraya çıktım. Bostancı tarafından bir
sesler geliyordu. Bir baktım tankların sesi geliyor. Köprüdeki tretuvar taşlarını tankın
üzerine yuvarlamak için orada beklemeye başladım. 1.tank geçti, 2.tank geçti attığım
tretuvar taşı 3.tanka ancak denk geldi. Oradan eve geldim. Çocuklara “Darbe oluyor
hadi çıkıyoruz” dedim. Eşim, iki kızım üçümüz dışarı çıktık. Dedik ki nereye gidelim,
o arada bazı arkadaşlarla telefon görüşmesi yaptık, “Meydanlara çıkalım” dediler. “Kadıköy’de partiye gidelim” dedik ve evden çıktık. Elimizde sadece Türk bayrakları
vardı. Ayrıca benim elimde lazer vardı. 3 km’den insan gözünü kör eden bir lazerdi.
Eşim de oklava-merdaneyi aldı eline. Evin aşağı-yukarı 150 metre aşağısından bir
arabaya bindik. Orada bir vatandaş “Abi biz de meydanlara çıkıyoruz ama nereye gideceğimizi bilmiyoruz” dedi. Arabaya sıkıştık ve Kadıköy Hasanpaşa’ya indik. İlk olarak
Kadıköy AK Parti’ye gitme niyetindeydik. Baktım Hasanpaşa’da insanlar yolda bayağı
kalabalıktı. “Köprüyü tutmuşlar” dediler. Ben de orada giden tankların köprüyü
kapattığını hatırladım. Hasanpaşa’dan ara sokaklardan Altunizade’ye vardık. Oraya
kadar insanlar dolmuş, insan seli geliyordu adeta. Altunizade’de arabadan indik “Ben
Yüksel Akın hain darbe girişimini öğrenir öğrenmez bütün aile fert leriyle meydanlara çıkmıştı… O yaşı itibariyle özellikle 1980 dar besini çok iyi hatırladığı için darbelerin ülke için ne anlama- -
geldiğini iyi biliyordu. Ancak 15 Temmuz’da Türk askerinin kendi halkına
ateş açmasının bir ilk olduğunu belirterek, “1980 darbesinde sivil halka
karşı olumsuz bir şey yoktu. Ancak bu hain girişim sivil halkı da hedef
almıştı” diyerek önemli bir hususun altını çiziyordu. Hain darbe
girişiminin gerçekleşmesi durumunda ise Türkiye’nin bugün Suriye başta
olmak üzere Ortadoğu’daki ülkelerden bir farkı kalmayacağını söyleyen
Yüksel Akın, “Amaçları kardeşi kardeşe kırdırmaktı. Amaçlarına
ulaşsaydılar dışardaki işbirlikçileri için sınır kapılarını bile
hazırlamışlardı. Ancak önce Allah onlara izin vermedi sonra da dirayeti,
duruşuyla bu halk” diyerek olayın ciddiyetinin boyutunu da gözler önüne
seriyor.
- 329 -
Köprüye kadar gidiyorum, siz arkamdan gelin” dedim ve köprüde gişelere kadar gittim.
Oradaki polislerin “Gitmeyin insanları vuruyorlar” demesine rağmen “Ben buraya
gezmeye değil ölmeye geldim, eşimle ve çocuklarımla geldim” diyerek gittim. Gişelere
gidene kadar aşağıdan yukarıya doğru arabalar ve motorlarla yaralılar taşınıyordu.
Polisler bize hala “Gitmeyin, vuruyor, öldürüyorlar” diyorlardı. Ve ben gişelere kadar
gittim. Sabah 07.00’ye kadar orada gördüklerimizi kitaplar da almaz, sayfalara da
sığmaz.
Tam gişelerdeyiz, adamlar karşıdan yağmur gibi bize kurşun yağdırıyorlar. Elimizde
bayrak “Yapmayın, kimin kurşununu kime atıyorsunuz?” diyoruz. Yukarıdan birisi
vuruyor. Ben de elimdeki lazeri köprünün oradaki gişelerin olduğu yerden yukarıya
doğru gözlerine tutuyordum. Tabi onlar da bu duruma karşılık sürekli beni adeta kurşun
yağmuruna tutuyorlardı. O esnada “Bunların kurşunları biter biz onların işlerini
hallederiz” diyordum.
- 330 -
Aramızda 25-30 metre mesafe vardı. Benim yanımda bir çocuk vardı “Abi ben gidiyorum” dedi. “Nereye gidiyorsun” dedim. Motra bindi, yanımdan doğru onlara doğru
gitmeye başladı. Çocuk 10 metre gitti ancak o esnada vurdular onu. O çocuk orada gözlerimin önünde şehit oldu. O çocuğu almamıza bile müsaade etmediler. Benim yanımda
20-22 yaşlarında Karadenizli bir çocuk vardı, sürekli “Baba seni vurmasınlar beni
vursunlar” diyerek önüme geçiyordu. Bir baba belki oğluna söylemezdi bunu. Birbirimize
karşı bir destek ve direnç vardı. O çocuğu benim yanımda vurdular. 30 santim yoktu
aramızda. Omuz omuzaydık. Çocuğu yere zorla indirdik ve yatırdık. Yanında bir tane
daha vurdular. Sırtüstü yatırdık, bir şeyler söylemeye başladı. “Amca ben şehit olur
muyum? diyordu. O da 25 yaşlarındaydı. İkisi de orada şehit oldu.
- 331 -
- 332 -
Bir de köprüden ben lazer tutuyorum ya köprüye tankları dizmişlerdi. Onlar da yere
çökmüş sürekli bize ateş ediyorlardı. Arkasından bir-iki kişi omuzlarına vuruyor
“Nerede hareketlilik varsa oraya ateş edin” diyorlardı onlara. Bu olup bitenler benim
önümde, çok yakınımda olduğu için görebiliyordum.
O arada tankın yanında ayakta duran 4 kişi, köprünün kenarından köprünün yanındaki
yürüme yolundan, aşağıya indiler. Ben de gişelerden, polis binasının olduğu yere doğru
koştum. “Bu adamlar aşağıya indi, nereye gittiler” diye sordum. Meğer 4 subay polisleri
vurmaya gidiyorlarmış. Oradan aşağıya demirden merdivenler vardı, ben onu bilmiyordum.
Bahçede polisler vardı ama ateş etmiyorlardı. Bahçede siper almışlar ama hiçbir şeye
karışmıyorlardı. Biz kimseden emir almayız diye kendi kafamıza göre hareket ediyorduk.
O 4 kişi aşağıya inince polislere durumu anlattım. O ara polislerin hepsi siper aldı ve
yaklaşık yarım saat bir çatışma oldu. Çünkü polislerin önünde bir bina olduğu için o
binadan göremiyorlardı. Ben oradan yine gişelere geldim. Oradaki insanlarla beraber
- 333 -
sabaha kadar mücadele ettim. Ondan sonra 4 kişiyi polisler vurdu. Polisler daha sonra
bana “Sen bizi katliamdan kurtardın” dediler. Gişelerin yanına gittiğimde tank bize
doğru döndü. Sonra ben polisten silah istedim. “Bana silahınızı verin, hiç olmazsa
birkaç tanesini vurayım” dedim. Polis de bana “Yok amca veremeyiz” dedi. Tankın
namlusu bize dönüyor, “bu ateş edecek” demeye kalmadan bir ses geldi. Tank bize ateş
etmişti. O ateşle binayı deldi. Biz de binanın kenarında olduğumuz için tuğlalar
kafamıza düşmüştü. Tank binayı bir tarafından daha deldi ben de yamaca saklandım
ama kafamızdan aşağıya cam parçaları tuğla parçaları düşmeye devam ediyordu. O
esnada bir uçak geçti ve adeta yer silkelendi. O gürültüye “Tamam bomba attılar
buraya” dedim. O arada da polisler Çengelköy’deki polis karakolu ile irtibata geçiyorlar.
“Bize çevik TOMA gönderin, ağır ateş altındayız, biz bunlarla baş edemiyoruz” diyerek
destek istediler. O arada Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan yanımızdaki arabanın
üzerine çıkarak “Teslim olun” diye bağırıyordu hainlere. Emniyet müdürü hem telsizle
konuşuyor hem de mikrofonda onlara sesleniyordu. Biz orada saat 05.30-06.00’ya
kadar mücadele ettik. Ben ayağımdan, parmağımdan ve bazı yerlerimden yaralandım.
O gece eşim ve çocuklarımla karşılaşmadık. Onlar 15 metre kadar arkamdaydı. Telefonla
konuşurken şarjımız bitince birbirimizi kaybettik. 17 Temmuz günü bir daha sabah saat
10.00 gibi karşılaştık. Benim şarjım bitince yanımda bir genç bana telefonunu verip
“Abi video çek, ben yanındayım” dedi. Ben video çekerken ışığını açmışım farkında
değilim, telefon elimde patladı ve telefon paramparça oldu. Direkt telefonun ışığına
ateş edilmişti. Telefona gelmese kurşunlar yanımdaki çocuğun kafasına gelecekti.
Sabaha kadar o lazerle onlara en az bin tane kurşun harcattım diyebilirim. Lazeri
köprünün ayağındaki mermer kolonların üzerine koydum ve sürekli onların gözüne tutuyordum. En son tanktan bir sivil çıktı. Tankın üzerine çıktık bize ateş eden adamı
çıkarmaya çalışıyoruz. Ben yoruldum yanımdaki çocuk elini aşağıya uzatınca içerideki
sanırım elini ısırmış. Çocuk elini sert bir şekilde çekince dirseği çeneme vuruyor
dişlerim kırıldı. Ben de dişlerimi yere attım, yere baktım bir çaput. Ağzımdan kan
akmasın diye o çaputu tampon yaptım.
Sabah 06.00 civarı gün yeni ışımaya başlıyordu, onlar bize doğru gelmeye başladı.
Silahlarını bıraktılar, yeleklerini çıkardılar. O esnada biz de onlara hücum ettik. Bir-iki
tanesini yakaladık. Benim sol ayak sıkıntılıydı da sağ ayağım da tekme vurmaktan
bayağı yorulmuştu. Polisler geldi havaya ateş ediyorlardı. “Bırakın biz bunları halledelim”
dedik. Orada bir hengame oldu. Polisler onları alıp gitti, yoksa işleri kötüydü.
Yerde patlamış-patlamamış mermiler vardı. Yerden avuçladım mermileri belki 10
bin belki 20 bin mermi vardı patlamamış. Avuçladığım mermileri o hainlerin suratına
attım, beni vurmak için bir tanesi silahına yeltendi, o esnada polis geldi beni kurtardı.
Tedavi süreciniz nasıl gelişti?
Orası mahşer yerini andırıyordu. Orada hızlı motorlardan 4-5 tane vardı hepsi de
sürekli hastanelere yaralıları taşıyorlardı. Sabah olunca gecenin karanlığında yaşanan
olayların gerçek yüzü de gün yüzüne çıkmıştı. Ben Numune Hastanesine gittim ki
orada sağlam insan ölürdü. Tedavi olanlar yerde, doktorların çoğu gelmemiş. Oradan
eve gittim. Üstümü başımı değiştirdim. Bacağıma bir şeyle tampon yapmışlardı ayağım
simsiyah olmuştu. Hastaneye pis gitmeyeyim diye üstümü değiştirmiştim. Sonra da
Göztepe hastanesine gittik. Orada 3 gün yattım ve tedavi oldum. hastaneden ne olup
bittiğini öğrenmek için aşağıda yakaladılar beni tekrar yatırdılar. Ben de daha ağır
hastalar olduğunu söyledim. Çoğu koridorda tedavi oluyordu. Sonra eve geldim ve
tedavimi evden gidip gelerek sürdürdüm. 8 ay-1 sene yürüme sorunu yaşadım ve akülü
arabayla sürdürdüm yaşantımı.

Bu darbe girişimi başarılı olsaydı size göre şu anda nasıl bir durum olurdu?
Ben 1980 darbesini gördüm, yaşadım. O yıllarda İstanbul’daydık. Her sokağın
başına bir asker dikmişlerdi. Ama halka karşı hiç kötü bir şey olmadı. Sivil halka bir şey
yapmadılar. Ama bu öyle değildi. Bunların derdi Cumhurbaşkanımızı yakalamak, onu
etkisiz hale getirmekti. Asıl hedefleri ise Türkiye’yi Suriye’de olduğu gibi kardeşi
kardeşe böldürmek, vurdurmaktı. İşte bu yüzden o hain girişim başarılı olsaydı ülkemizin
hali Suriye’den de kötü olurdu bu. Zaten sonradan öğrendiğimiz kadarıyla sınır kapılarını
açmışlar, dışarıdaki işbirlikçileri olan bütün hainleri ülkeye sokacaklardı. Ama önce
Allah onlara izin vermedi sonra da bu kahraman halk direnerek geçit vermedi.
O gece sizi dışarı çıkaran duygu neydi?
Ben Cumhurbaşkanımız için canımı her zaman vermeye hazırım. Çünkü böyle
liderler 100 senede bir gelir. Ben 66 yaşındayım, 96 yaşındaki babama sordum “Böyle
bir adam geldi mi?” diye. Babam da “Gelmedi” dedi. Babam ortaokulu Zonguldak’da
okumuş Atatürk Zonguldak’a gelmiş ve babamın kafasını okşamış. Babam çok şey
biliyor, çok zeki bir insandır. Babama, “CHP’nin bu ülkeye bir icraatını anlat” dedim.
Babam durdu durdu “Yarın akşam söylesem olur mu?” dedi. Ertesi günü oldu, “Baba
sana dün akşam bir şey sormuştum” diye hatırlatmada bulundu. Babam bu kez “Valla
oğlum dün akşamdan beri düşünüyorum bir şey bulamadım” diye cevap verdi. Yani
“CHP’nin bu ülkeye iyiliğini bir tam gün düşündüm bulamadım” dedi.
O gece halkın bütün kesimleriyle sokakta olması size ne hissettirdi?
Toplum olarak belki de biraz kişilere ve olaylara ön yargılı yaklaşıyoruz. Ben de 15
Temmuz’dan önce açık konuşmak gerekirse insanların dış görünüşü konusunda biraz
ön yargılıydım. Ancak o gece gördüklerimden sonra bu ön yargılarımdan tamamen kurtuldum diyebilirim. Zira küpelisi de küpesizi de, açığı da kapalısı da meydanlardaydı.
Dikkat çekmek istediğim bir başka konu da bütün garibanlar o gece meydanlardaydı.
Helikopteri, yatı-katı olanlardan ziyade halkın gelir düzeyi daha düşük olan insanları
oradaydı. Bir de ne yazık ki oraya herhangi bir şekilde müdahale etmek ya da direnmek
amacıyla değil olup-biteni seyretmeye gelenler de oldu. Bu durumu sonradan anlatanlar
da olmuştu. O meydanlarda bulunan herkes birbirinden cesaret alıyordu o gece. Kimse
oraya tek başına gidemezdi.