1965 yılında Trabzon’un Çaykara ilçesinde dünyaya gelen gazi Süleyman Tok, evli ve iki çocuk babası. 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı gece Ankara’da ikamet eden Tok, artık Samsun’da yaşamını sürdürüyor… Ankara Emniyet Müdürlüğü cuntacıların saldırdığı kritik noktalardan biriydi. istihbarat ve Terörle Mücadele şube Müdürlükleri cuntacıların ilk hedefi oldu.

15 Temmuz gecesi bir darbe girişimi olduğundan ilk nasıl haberdar oldunuz?

Süleyman TOK: Biz o zaman Ankara Eryaman’da oturuyorduk. İnşaat işiyle uğraşıyordum. Okullar tatil olmuş hanımla çocuklar tatile Samsun’a gitmişti. O günün sabahı rüyamda Kuran okunduğunu gördüm. Benim dedem Dumlupınar’da, Çanakkale şehidi. Annemin hem babası hem dedesi şehittir. Dedesi Erzurum’da, babası da işte Dumlupınar’da şehit oldu. Bizim bir şehidimizde Bayburt’ta var. O sabah rüyamda annemi görüyorum. Kuran okunduktan sonra benim elimden tutuyor ve bana gülümsüyor. Bu arada annem 15 Temmuz gecesinden tam 15 gün önce Ramazan ayının Kadir Gecesi’nde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu. Acımız çok tazeydi… Rüyamda annem elimden tutuyor ve ben başlıyorum ağlamaya. Anneme, “Anne senin ne işin var? Sen öldün ya!” diyorum. Rüyamda öldüğünü biliyorum. Sadece bana gülümsüyor ve elimden tutuyor. Rüyamda kız kardeşim de vardı. Uyandım. Herhalde bugün ikimizden birine bir şey olacak, dedim. Hatta kız kardeşime gördüğüm rüyayı anlattım. Espriyle, “Benim işim var bir yere gidemem. Sen git.” dedi. Tabii ben Ankara’dayım, hanım Samsun’da rüyamı ona da anlattım. “Hanım hakkını helal et, bugün bana bir şey olacak.” dedim. Hanım, “Bir şey olmaz!” dedi… Akşam televizyon izliyordum. Kanalları dolaşırken bir darbe girişimi olduğunu öğrendim. Halkın meydanlara davet edildiğini duydum. Kalktım. Şehitlik sırası herhalde bize geldi, dedim. Karşımda ne var, kim var hiç düşünmedim. Darbe olursa ülke 50 yıl geriye gidecek. Bu darbeye karşı durmalıyız düşüncesiyle sokağa çıktım… 15 Temmuz gecesi eşim Samsun’dan Trabzon’a annesinin babasının yanına geçecekti. Hanımı aradım hemen eve dönmesini söyledim. Hanım, “Sen nereye gidiyorsun?” dedi. “Annem bana rüyamda görevi verdi. Ben şehit olmaya gidiyorum.” Diyerek yanıt verdim. Kız kardeşim Jandarmada çalışıyor. Eşim onu aramış. Bana engel olmasını istemiş. Kız kardeşim beni aradı. “Nereye gidiyorsun? İki tane küçük çocuğun var.” dedi. Benim dedem şehit olduğunda annem 5 yaşındaydı. Allah razı olsun devlet her zaman sahip çıktı. Kız kardeşime, “Bana bir şey olursa hem Allah, hem devlet çocuklarıma sahip çıkar.” dedim ve dışarı çıktım.

İlk nereye gittiniz?

Süleyman TOK: Nereye gideceğimi bilmiyordum. Etimesgut Zırhlı Birliklerinin oraya gittim. Herkes toplanmıştı. Bağıranlar, çağıranlar vardı… İnsanlar, “Zırhlı birliklerin kapılarını kapatın!” diye bağırıyordu. Etimesgut’ta müthiş bir ayaklanma vardı. Herkes araçlarını zırhlı birliklerin önüne çekmişti. O ara ağabeyimden telefon geldi. “Gel beni al beraber Kızılay’a gidelim.” dedi. İnsanlar otobüs, kamyon ne varsa zırhlı birliklerin önüne yığmışlardı. Tankların çıkma ihtimali sıfırdı. Etimesgut’tan ayrıldım. ODTÜ’nün oradan çıktım İstanbul yoluna girdim, ağabeyim yine telefon açtı. “MİT’in oradan gelme. Orası bombalandı.” dedi. Yola devam ettim. AK Köprü’ye gelmeden yolu şaşırdım. Ankara Emniyetin oradan çıkıp, Etlik’e gitmeyi düşündüm. Ama benimle birlikte üç, dört araç daha orada sıkışıp, kaldı. Yol kapalıydı. Emniyeti bombalamışlar. Etrafta ölmüş insanlar vardı. Emniyet yanıyordu. 4-5 tane de tank vardı… Fakat o gece çok farklı bir maneviyat vardı. Emniyet yanıyor, her yer kan, parçalanmış insanlar var. Ama gözünüz bunları görmüyor. Korku yok Emniyetin oradaki tanklar, bütün insanları uzaklaştırmıştı. Ben ve diğer araçtakiler piyangodan çıkar gibi çıktık. Baktığımızda iki tank Emniyetin kapısından içeri giriyordu. Bizde arkalarından gittik. 10-15 kişi vardık. Bizi görünce çok şaşırdılar. Allah bullak oldular. Durdular. Bizi çıkarmaya çalıştılar. Diğerlerine de haber verdiler sanırım. Onlarda gelince bu defa kalabalık barikatı aşıp, Emniyete doğru gelmeye başladı. İnsanlarda o gece korku yoktu. Karşınızda tanklar var, silahlar var, sizde hiçbir şey yok. Biz zaten o gece savaşacağız diye çıkmadık. Çıkacağız, demokratik şekilde darbeyi protesto edeceğiz düşüncesiydik. Çatışmanın yaşanacağını düşünmedik.

Siz nasıl yaralandınız?

Süleyman TOK: Askerin peşinden Emniyetin içine girdik. Bizi ikna edemeyince ateş etmeye başladılar. Orada birde şöyle bir maneviyata rastladım. İnsanlar hep birbirini düşünüyordu. Ben seni düşünüyorum, sen beni düşünüyorsun… Önümde biri vardı. Onu, “Vurulacaksın!” diyerek tuttum merdiven boşluğu vardı, altına attım. Onu atar atmaz ben vuruldum. Mermi yere çarptı ve sekti. İki mermi peş peşe sırtıma girdi. Sırtıma belki elli tane saçma isabet etmişti. Orada düştüm. Hemen beni kaldırmaya çalıştılar. Tarama devam ediyor ama beni kaldırmak için uğraşıyorlardı. Canlarını düşünmüyorlardı. Tıpkı benim önümdeki insanı kurtarmaya çalıştığım gibi beni kurtarmaya çalışıyorlardı… Merminin biri sırtımdan girdi. Bağırsaklara geldi. Biri arka kemiğe saplandı. 1 ay hastanede yattım. Bağırsaklar etkilendiği için 9 ay torba taşıdım. Hafızam gitmişti. Sonra yavaş yavaş Allah’a şükür gelmeye başladı. 9 ay sonra ameliyat oldum. O gün şehit olsaydım çocuklarım 6 yaşında yetim kalacaktı… Numune Hastanesinde yatıyordum. Sağlık Bakanlığı hastaneye psikolog gönderdi. Bütün odaları dolaştı, en son beni ziyaret etti. Benimle konuştu. Sonra, “Ya ben hayret ediyorum. Belki bu yaşadıklarım hiçbir psikoloğa nasip olmaz. Bu kadar ayağını, kolunu kaybeden insan var. Ama hepsinin morali en üst seviyede, kendimi burada fuzuli hissettim.” dedi. Gazilerin morali en üst seviyedeydi. Bu da bir mucizeydi…

O gece sokağın atmosferi nasıldı?

Süleyman TOK: İnsanlarda korku yoktu. Vurulduğum zaman herhalde şehit oluyorum, dedim. Gördüğüm rüyanın manevi olarak etkisinde kalmıştım. Vurulduğumda korku değil içimde sevinç vardı. Ben o gece menfaat için değil vatanım için çıktım. Bazen çıkıp, “Ne işin vardı orada?” diyenler oluyor. Bunu söyleyen insanların utanması gerek. Çünkü o akşam herkesin dışarı çıkıp, darbeyi önlemesi gerekiyordu… O gece Ankara’da gerçekten büyük bir savaş yaşandı. Başka şehirde yaşayan biri, “Ya bu kadar olamaz!” diyebilir. Fakat yaşamayan, içinde olmayan anlayamaz… O gece tuhaf bir şekilde insanlarda hiç korku yoktu. Biri vuruluyor. Hemen onu alıp, direnmeye devam ediyorlardı. Ben de vurulurum korkusu yoktu… Tanklar yolu kapattığı için ambulanslar gelemiyordu. O gece Hacı Murat araçlar bizim ambulansımız oldu. O araçlar genelde drift atar. “Serseri” diye eleştirdiğimiz insanlar o gece bizim ambulanslarımız oldu. Beni hastaneye yetiştiren de onlardı. Vatan zora düştüğünde serserisi, şusu, busu herkes değişiyor. Hepsi kahraman oluyor, ben onu gördüm. Çanakkale’nin anlatılan şeklini gördüm. Ölümden korkmayan insanları orada gördüm. Mermi geliyor, ateş açıyorlar ama geri adım atmak yoktu.

Darbe girişimi başarılı olsaydı, Türkiye bugün sizce ne durumda olurdu?

Süleyman TOK: Ben Çaykaralıyım. Çaykara bugün Trabzon’un en fazla okumuş insan yetiştiren ilçesidir. Kültür seviyesi de yüksektir. Benim memleketim okuması ve çalışkanlığı ile meşhurdur. Bizim Çaykaralılar Platformu var. Geçen zamanlarda bir mesaj geldi. “Albay İncirliğe kaçarken yakalandı.” yazıyordu. Birkaç gün sonra ifadelerini okuyorum. İncirlikte toplantı yapıldığı ve bu toplantıda ülkenin Güneydoğusu’ndaki bazı illerin dış güçlerin kontrolüne geçeceği ifadeleri yer alıyordu… Millet, o gece darbeye karşı bir irade ortaya koydu. Bu size ne hissettirdi? Süleyman TOK: O gece vatandaş durdurulamazdı. Bakın, ben o gece ölümden hiç korkmadım. Şimdi dışarda biri mermi atsa korkup, saklanırım. Ya da önce başkasını değil, kendimi korurum. O akşam o yoktu. Allah insanların kalbine sadece vatanı savunma imanını verdi… O gece siyaset yoktu. Tek bir şey vardı. Vatan. İnsanların kafasındaki tek düşünce darbeyi engellemekti. Bu maneviyat gerçekten anlatılmaz… Tabii sonradan bu iş biraz karıştı. Ülkemizde çok hain var. Gazileri birbirine düşürdüler. Yok, bu 15 Temmuz gazisi, şu bilmem ne gazisi… Onlara başka şey anlattılar. Bizim için “Köşeyi döndü!” dediler. Her gaziye ne yapıldıysa bize de o yapıldı. Fakat bu farklı şekilde yansıtıldı. Bakın benim evim kira. Basından şunu rica ediyorum. Bu tür yalan haberler yapılmasın. Devlet ayrım yapmadı. Her zaman sivil olan insanlar daha mağdur olmuştur. Bunun dünyada da örnekleri vardır. Ama bugün devletime yanlış yapan biri olsa yine çıkarım. Benim için vatanım en öndedir. O gece sizi sokağa çıkaran ne oldu? Süleyman TOK: Darbe girişimini öğrendiğimde evden öyle bir çıktım ki; lambaları söndürmedim, camları kapatmadım, televizyonu kapatmadım. Bütün her yer açık ama benden ses yok. Komşular aradı. Işıkların hep açık olduğunu ama kimseyi göremediklerini söylediler. Nerede olduğumu sordular. Hastanede olduğumu söyledim. Olanları anlattım. Geldiler anahtarları verdim. Işıkları falan kapattılar… Şu ülke gitti mi, hepimiz sıkıntıdayız. Kim rahat edecek? Sağcısı, solcusu önce vatan diyecek. Siyaset ikinci planda olacak.

Trabzonlu 15 Temmuz gazisi Şahin Öksüz o geceyi anlattı Trabzonlu 15 Temmuz gazisi Şahin Öksüz o geceyi anlattı

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Süleyman TOK: Başımızda bir hükümet var ve 2023 hedeflerini gösteriyor. Siyasi olarak aceleci davranmaya da gerek yok. 2023 geldiğinde bütün siyasi partiler mücadelesini versin. Ama küs olmayalım. Demokrasiyi yaşayalım. Ben nasıl oy verdiysem tutsun beni ikna etsin. Ben inanayım. Vatanı için çalışsın. Onun eşarbıyla, bunun küpesiyle uğraşmayalım artık. Ülkemi dünyanın sayılı ülkeleri arasına sokacağına beni ikna etsin. Oyumu alsın. Bu kadar basit… Darbelerle, marbelerle hiçbir ilerleme kaydedemeyiz. Afrika ülkeleri gibi oluruz. Biz kabile devleti miyiz, diyerek sokağa çıktım. Bu millet ne derse o olacak. En kötüyü de seçse milletin dediği olacak. Demokrasiyi destekleyeceksiniz. Ben 15 Temmuz’da vatanım için sokağa çıktım. Beni oraya, buraya çekmeye kalkmasınlar… Bu ülke bizim. Unutmayın bu ülkeye bir şey olursa hepimiz sıkıntı çekeriz.