1969 yılında Trabzon’un Of ilçesinde doğan Tevrat Kartbak, İstanbul’da yaşarken darbe girişimini öğrenir öğrenmez eşini ve çocuklarını ailesine emanet edip, ihanetşebekesinin karşılarına dikilmek için sokağa çıktı. Köprüde Türk üniforması giymiş kiralık beyinlere ihanetten vazgeçmeleri için dil döken Kartbak, vurularak yaralandı.

15 Temmuz akşamı darbe girişimi haberini duyduğunuzda neler hissetiniz? Evinizden çıkma ve yaralanma anınıza kadar neler yaşadığınızı anlatır mısınız?

TEVRAT KARTBAK: 15 Temmuz Cuma akşamı, babamın müstakil evi var onun bahçesinde ailecek oturuyorduk. Yan komşumuz yüksek sesle, “O gününü görecek, çok kan dökülecek bu gece!” diye bağırmaya başladı. Ben de merakla ne olduğunu öğrenmek için onun bahçesine doğru yöneldim. “Darbe oluyor!” bağırmalarını duyunca geri döndüm. Amcamın oğluna bir sıkıntı var, “Son dakika haberlerine bakar mısın?” dedim. Son dakika haberlerinde terör saldırılarına karşı her iki köprünün de tek taraflı kapatıldığı yazıyordu. Benim eniştem de Abdullah Gül’ün fotoğrafçısıydı. Daha sonra da Cumhurbaşkanının internet sayfalarının fotoğraf sorumlusu oldu. En iyi ve sağlıklı bilgiyi ondan alabilirim düşüncesiyle eniştemi aradım. Ankara’da durumun çok karışık olduğunu ve hainlerin darbe yapmaya kalkıştığını söyledi. Tabii terör saldırısı olduğunu sanıp darbe haberini duymak beni şoke etti. Hasılı, eniştem darbe olduğu söyledikten sonra ben ona Cumhurbaşkanımızın nerede olduğunu sordum. Ortalıkta görünmüyordu ve merak içerisindeydik. “Reis’e ulaşamıyoruz!” dediğinde benim şalterlerim iyice attı. Annem, babam, eşim, çocuklarım hiçbir şey o an gözüme gelmedi. Sadece vatanımı düşünüp çocuklarım için öleceksem o gün bugündür, dedim. Başımızda liderimiz yoksa Türkiye’de yoktur”, diye düşündüm. Anneme babama her şeyin bittiğini ve çoluğuma çocuğuma sahip çıkmalarını söyledim. “Bir kan dökülecekse bu aileden o benim kanım olacak. Ben bu gece o darbenin ya başarılı olmadığını göreceğim ya da ölüp başarılı olduğunu görmeyeceğim.” dedim. Hiçbiri ile helalleşmeden, eşime, çocuklarıma sarılmadan “Hadi eyvallah!” deyip evden çıktım. Caddeye doğru çıkarken kalabalık bir grup gördüm. İçimden bunlar da benim gibi tepki vermek amacıyla çıkmışlar, diye sevinirken bir baktım bir kısmı petrol ofisine girip benzin, mazot alıyor, bir kısmı da ATM’lerden para çekiyor. Cebimdeki son parayla sigara almak için Petrol Ofisi’ne girdiğimde karşılaştığım manzaraya hayret ettim. Herkes kolilerle su, sigara, erzak depoluyordu. O manzarayı görünce dayanamayıp verdim veriştirdim. Hiçbiri de ağzını açıp tek kelime edemedi. “Mazot depoluyorsun ama yarın o mazotu kullanıp nereye gidebileceğini sanıyorsun, çektiğin parayı yarın nerede kullanabileceğini sanıyorsun. Vatanın yoksa bunları nasıl yapacaksın?” diye bağırdım. Oradakilere bağırdıktan sonra çıkıp ilçe binasının önüne gitmeye karar verdim. Bir yandan da arkadaş gruplarıma herkesin çoluğu çocuğu için sokaklara inmesi gerektiğini yazıyorum. İlçe belediyesinin önüne geldiğimde epey bir kalabalık toplanmıştı. Belediye Başkanımız da geldikten sonra Cumhurbaşkanımızın canlı yayına bağlanacağı bilgisi geldi. O an oradaki sevinç çığlıklarını, hüngür hüngür ağlayan insanları, beni görmenizi isterdim. Yaşıyor olmasına çok sevinmiştik. Çünkü eğer Cumhurbaşkanımızı alsalardı müthiş bir itibarsızlaştırmadan sonra da -Allah korusun- öldüreceklerdi. Konuşmayı dinledikten sonra ilçe binası önünden köprüye doğru gitmeye ve köprüyü teslim almaya karar verdik. Tekbirlerle, salavatlarla köprüye doğru gitmeye başladık. Köprüye gittiğimizde bir tarafın tamamen arabalarından çıkmış durup bekleyen vatandaşlarla kapandığını gördüm. Refüjlere çıkıp onlara, “Ülke elden gidiyor. Ne duruyorsunuz, gelin hep birlikte bunların üzerine gidelim!” diye bağırmaya başladım. Bir şekilde ilerledikten sonra ben kendimi tankların önünde buldum. O an bir tane asker bize doğru, “Yaklaşmayın, buradan uzak durun, terör tehdidi, terör saldırısı var. Biz burayı o yüzden kapattık.” diye bağırmaya başladı. Ben de ona terör saldırısı değil, darbe girişimi olduğunu ve Ankara’dan bu yönde bilgi aldığımı söyledim. “Darbe karşıtıysanız eyvallah, değilseniz bu yolu açın!” dedim. Bu sırada büyük Türk bayrağının altında köprüde 7-8 bin kişi toplanmaya başlamıştı. Biz askerlere bunları söylerken onlar dur ihtarlarını devam ettirip bir yandan da havaya bir iki el ateş etmeye başladılar. Vatandaşlar yoğun şekilde tanklara doğru yaklaştıkça bunlar korkmaya ve yere doğru ateş etmeye başladılar. Allah’ın birliği kadar kesin olan şey, o gece insanların elinde can güvenliğini tehdit edecek tek bir unsur bile yoktu. Ne bir taş ne bir çakı, hiçbir şey yoktu. Ellerinde bayraklar, dillerinde tekbir ve “Yapmayın oğlum, siz bizim askerlerimizsiniz.” nidaları vardı. Askerler havaya doğru ateş ederken o sırada birden bir vatandaş öne atlayıp askerin elinden silahını yakalayıp almaya çalıştı. Öyle olunca yere doğru yedi sekiz el ateş edildi. Çoğu insan o sırada yaralandı. Yerden seken saçmalar üzerimize sıçradı ama ben çok şükür bunlarda gerçek mermi yokmuş, diye düşündüm. O mutlulukla ben askerlere, “Yapmayın, siz bizim vatan evlatlarımızsınız.” dedikten sonra tankın arkasında rütbeli olduğu belli olan biri silahını çıkarıp askerin elinden silahını almaya çalışan adama doğru üç el ateş ederek adamı yere düşürdü. Adamın sağ karın boşluğundan kanın fışkırdığını görünce ben şok hali yaşadım. Artık gözümde vatan evlatları sıfatının hiçbir değeri yoktu. Ağzıma geleni söyleyerek ona doğru üç dört adım yaklaştım. “Yaklaşma!” deyip tüfeğin dipçiğini kaldırıp yere doğru ateş etti. Ben de refleks olarak sağa döndüm. Yerden bana doğru seken mermi sağ kol tendonumu koparıp oradan pelvis kemiğime girdi. Fakat kurşunun girdiğini hissetmedim. Tekrar tepki vermek amacıyla bir adım daha attım ki bu sefer sağ ayağımdan aşağı bir sıcaklığın indiğini hissettim. Kolum müthiş şekilde yanmaya başladı. Hala onlara doğru gitmeye çalışırken bir vatandaş geldi kolumdan tuttu ve vurulduğumu söyledi. Beni geri çekip kucaklayarak 20 metre geride asfalta serdiler. Koluma ve karnıma tişörtleri ile pansuman yaptılar. Ondan sonra bir vatandaş beni kucaklayıp bir arabayla Paşabahçe Devlet Hastanesine götürdü. Hastanede doktorum çok iyi ilgilendi ve ufak tefek hasarlarla süreci atlatmış olduk, çok şükür.

15 Temmuz darbe girişimini, Türkiye’nin daha önce yaşadığı askeri ve post modern darbelerden ayıran özellikler nelerdir?

TEVRAT KARTBAK: Dünyada sürekli yeni gelişmeler yaşanıyor. Özellikle teknolojinin gelişmesi ile birlikte haber alma kanalları çoğaldı ve insanların birbirleri ile iletişim kurması çok kolaylaştı. O gece herkes çok kolay birbiri ile iletişim kurup organize oldu, farklı kanalları izleme şansı buldu. 15 Temmuz bu yönden önceki dönemlerden farklıdır. Fakat önceki dönemlerin sorunları da farklıydı. O zaman anarşi, üretimin olmayıp sürekli tüketimin olduğu sıkıntılar baş göstermişti. Yaş itibariyle 1970’li yılları hatırlayan biriyim. 1980 Askeri Darbesi’ni iyi hatırlıyorum mesela. 1980 Darbesi’nde biz halk olarak böyle bir şey bekliyorduk aslında, istiyorduk da. Ben o zamanlar 11-12 yaşlarındaydım. Aileme destek olmak için ayakkabı boyacılığı yapıyordum. O dönem sokaklarda rahatça yürüyemezdik, kahveye gidip ayakkabı boyayamazdık. “Sağcı mısın, solcu musun?” soruları ve sonrasında vereceğin cevaba göre başına gelebilecekleri tahmin edebiliyorsun. Aynı şekilde tüp kuyruklarında sabahtan akşama kadar beklemişliğim vardı. Belediyelerin tanzim satış mağazalarında sana yağı kuyruklarına girerdik. Bunları ben bizzat yaşadım. Böyle kötü bir gidişatın akabinde 1980 Darbesi olduğunda babam sevinçten havaya uçmuştu. Fakat ihtilalden sonra yaşanan kötü olayları asla tasvip etmedik. İşte o zaman ben ülkemde darbeye girişecek nasıl bir sıkıntının olabileceğini düşündüm. Fakat bulamadım, çünkü geçmişte bahsettiğim hiçbir olay şu an benim ülkemde yaşanmıyordu. Ben 2003 yılından sonra hatta 2007 yılından sonra bu ülkede insan olduğumu anladım. Benim ortanca kızım doğuştan astım hastasıydı. Gece tıkanır ve hastaneye giderdik. Hastane çalışanlarının bizi bir dövmediği kalırdı. Yani demek istediğim bize hizmet verilmeye başlandı, bize insan gibi yaşamamız için devlet hizmet etti. Demek bunu çok ve hızlı verdiler ki bazı hainlerin bünyesine dokundu.

15 Temmuz darbe girişiminin engellenmesinde en büyük faktör veya faktörler sizce neydi?

TEVRAT KARTBAK: Ülkemizde yüzde 40’lık bir kesim var. Her seçim döneminde, ülkemizin kaderini belirleyecek önemli her durumda ortaya çıkıp taşları gediğine koyar sonra tekrar geri çekilirler. Bu yüzde 40’lık kesim ülkemiz için çok önemli bir oran. Oy oranlarında bu oran değişse bile bu ülkenin yüzde 70’i Cumhurbaşkanımızı çok seviyor. Kim ne derse desin. Ben o gece köprüde, sol görüşten olduğunu bildiğim insanları da gördüm. Milletimizin vatan sevgisi ve bilinci var.

En çok kızdığınız ve kendinize yediremediğiniz şeyin, ülkemizde darbe yapacak hiçbir sorun olmamasına rağmen bu grubun darbe yapmaya kalkışması olduğunu söylediniz. Sizce bu grubun darbeye kalkışmasının sebebi neydi?

TEVRAT KARTBAK: Bunun çalışması geçtiğimiz dönemde defalarca ortaya çıktı. Fethullah Gülen denen bu adam bu yapılanmaya 1968-1970’li yıllarda başlamış. Devletin içerisine yerleşmişler. Bu aslında devletin kontrolünü yarı yarıya eline almayı amaçlayan bir yapılanma. Çünkü bakıyorum bu olaya karı-şan, bu olayda adı geçen insanların içinde akademisyenler, devletin üyeleri, generaller var. Düşünün ki bir askerin general olması için en az 40 seneye ihtiyacı var. Demek ki bu olay çok eskiden beri var. Sadece askeriyede değil, doktorları, cami hocaları, polisleri de var. Bütün sektörlerde bu adamlardan var. Bunun en güzel açıklamasını yine Cumhurbaşkanımız yaptı. ‘’Bu yapılanma öyle bir yapılanmadır ki alt tabakası ibadet, orta tabakası ticaret, üst tabakası da ihanet tabakasıdır.’’ dedi. Biz vatandaşları öyle güzel kandırdılar ki gazetelerine, dergilerine abone olduk, yardım ettik. Bunu yapmayan var mıydı, yoktu. Hatta hükümetimiz bile onlarla diyalog içerisindeydi, bunu hiç kimse inkâr edemez, etmiyorlar da zaten. Türkçe Olimpiyatları’nda o zamanki Başbakanımız çıkıp, “Bitsin bu hasret.” dedi. Aslında savaş o zaman başlamıştı ama biz farkında değildik. 15 Temmuz 2016 yılından önceki seçimlerde AK Parti’nin oyuyla, 15 Temmuz 2016 yılından sonraki seçimlerde AK Parti’nin oyu aynıydı. Demek ki biz hiç bunlarla aynı yolda yürümemişiz ki. Bu adamlar zaten bizim yanımızda değillermiş. Dediğim gibi bu ülkede ne kadar küslükler ve kırgınlıklar olsa da zamanı gelince üzerine düşen görevi yapan bir kesim var. 15 Temmuz darbe girişimi de bu yüzden başarısız oldu. Sessiz çoğunluk dediğim o yapı 15 Temmuzlara hiçbir zaman izin vermez. Ülkenin bekasını, bütünlüğünü her şeyden üstün tutan insanlar var bu ülkede. Cumhurbaşkanımızın da yaptıklarının farkında olan insanlar var. Bu yüzden darbe girişimini yapmaya kalkışanlar o gece başarılı olamadılar. O gece ailenizi, tüm hayatınızı geride bırakmayı ve ölümü göze aldınız.

O gece yaşadığınız ve yıllar geçse de unutamayacağınız ne gibi anlara şahitlik ettiniz?

TEVRAT KARTBAK: O gece unutamadığım ve unutamayacağım 3 önemli olaya şahitlik ettim. Birincisi banka ATM’lerinin önünde, büfelerde, benzin istasyonlarında sıraya girip şuursuzca yarın için hazırlık yapan insanları görmek bana çok dokunmuştu, onları asla unutmayacağım. İkincisi, köprüye çıktığımda 2-3 yaşlarındaki çocuklarını kucaklayıp o gece oraya gelen insanları gördüm. Üçüncüsü de onca yaşananlara rağmen hiçkimsenin dilinde küfür yoktu, ellerinde çakı dahi yoktu. Hiçbir kamu malına zarar verilmedi. Kendisine silah sıkan adama, “En büyük asker bizim asker!” nidalarıyla gittik. Böyle güzel bir milli mücadele örneği verdik. Ben vurulduktan sonra başıma gelen güzel bir olayı anlatayım size. Vurulmuş ve yerde uzanırken 75-80 yaşlarında bir amca gelip bana, şehadet getirmem yönünde telkinde bulundu. Şehit olacaksın tevhit getir diyordu. Hacı amcaya iyi olduğumu söyledim ve “Demek sana ateş edip vurdular, onlar şimdi gününü görürler!” dedikten sonra kalkıp onlara doğru koşmaya başladı.

15 Temmuz gazisi Zeki Kaya o gece yaşadıklarını anlattı 15 Temmuz gazisi Zeki Kaya o gece yaşadıklarını anlattı

15 Temmuz darbe girişimi şayet başarılı olsaydı Türkiye nasıl bir sabaha uyanmış olacaktı? Muhtemel sonuçları ne olur?

TEVRAT KARTBAK: 15 Temmuz darbe girişimi şayet başarılı olsaydı Türkiye’nin nasıl bir sabaha uyanacağını kestirmek çok da zor değil. Orta Doğu’ya bakarak, hemen dibimizdeki Irak’a, Suriye’ye, Mısır’a bakarak muhtemel sonuçların ne olacağını tahmin edebiliriz. Ama şundan da eminim ki bu saydığım ülkelerden çok daha beter olacaktık. Bu ülkenin yarısını öldürürlerdi. 80 milyon Türkiye nüfusu, dakikada 40 milyona düşerdi. Bir dakika bile gözümüzün yaşlarına bakmazlardı. Çoğu ilde askerlerin stadyumlara niye girdiklerini biliyor musunuz? Orada darağacı kurup, toplu idamlar yapacaklardı. Beni ve benim gibi düşünen insanları, AK Parti’nin gençlik kollarından tutun da üst kademelerine kadar üye olanları, ailelerimizi parça pinçik edeceklerdi. Biz sonuna kadar direnirdik ama onlar da bizi telef ederlerdi.

Sizce darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesi medya kamuoyunu bilgilendirme ve yönlendirme görevini yeterli şekilde yaptı mı? Medyanın o geceki tutumu nasıldı?

TEVRAT KARTBAK: O gece ben darbe haberlerini ilk duyduğum saatlerde dışarı çıktığım için medyanın gece boyu nasıl bir tutum izlediğini bilmiyorum. Cumhurbaşkanı aleyhine çarşaf çarşaf haber yayınlayan CNN Türk kanalından öyle bir hamle beklemiyordum açıkçası. Çok enteresan gelmesi ile birlikte çok da manidar geldi. O gece medyada bir etkileşim oldu, olmadı değil. Birlik içinde hareket ettiler. Yenikapı mitingi ile birlikte gerçek ve kalıcı bir birliğin olacağını sanmıştım ama yanıldım. O gecenin milli ruhunu devam ettiremediler.

Tam bu noktada şunu sormak istiyorum: Sizce 15 Temmuz ruhu neden canlı tutulmalı ve gelecek nesillere aktarılması adına neler yapılmalıdır?

TEVRAT KARTBAK: Siz bir evinizin, arabanızın, hatta bağ evinizin olmasını istemez misiniz? Çocuklarını iyi okullara göndermek, ferah içinde yaşamak istemez misiniz? Kim istemez ki... Bizler bunları kendimiz için istiyorsak ülkemiz için neden istemeyelim? 15 Temmuz ruhu elbette yaşatılmalı. 15 Temmuz ruhu Fatih’in İstanbul’u fethettiği ruhla aynıdır. Arada bir fark yok ki. İkisinin de ortak noktası vatanı kurtarma, vatanı büyütme, halkı yaşatmaktır. Ülkemizi büyütecek, güçlendirecek hangi oluşum varsa biz onların yanında olacağız bizim başka şansımız yok. Bu uğurda üzerimize ne düşüyorsa yapmamız lazım. Ben yapıyorum, sıradan bir vatandaş yapıyor. Bunu yukarıdaki siyasetçilerin de yapması lazım. Vatandaş bunu her ay alnındaki ter daha düşmeden, parasını cebine koymadan devlete vergi vererek yapıyor. Bunu asıl siyasetçilerin yapması lazım. Devlet zaten halkındır. Biz Türk’ü ile, Kürt’ü ile, Laz’ı ile, Çerkez’i ile, şu yaşadığımız coğrafyada tıpkı 15 Temmuz ruhu gibi her zaman o ruhla yaşamalıyız. Vatanımızın kalkınması, gelişmesi için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. İşte 15 Temmuz ruhu bunun için yaşatılmalıdır.