1953 yılında Trabzon’un Araklı ilçesinde doğan Selahittin Dalkılıç, yarım asırdır İstanbul’da ikamet ediyordu. 1980 Askeri Darbesi’ni yaşamış biri olarak, darbelerin artık geçmişte kaldığını düşünürken 15 Temmuz’da yaşanan kalkışmayla sarsıldı.

15 Temmuz’da güne nasıl başladınız ve gazi olduğunuz ana kadar neler yaşadınız? Anlatır mısınız?

Selahittin DALKILIÇ: 15 Temmuz’da güne her zamanki gibi başladım. İşimi gücümü hallettim. Akşam da arkadaşımla tavla oynarken saat 21.00 sularında haberlerde tankların köprüye çıktığını gördük. Tabii bir şaşkınlık bir şok hali yaşadık. Ne oluyor diye merak ediyorduk. O sırada kalkıp eve geçtim ve gelişmeleri evde takip etmeye başladım. Darbe girişimi olduğu yönünde bilgileri alınca dışarı çıkmaya karar verdim. Çocuklarım Cumhurbaşkanımızın çağrısından önce sokağa çıkmışlardı. İzin vermem diye bana bile haber vermeden gizlice çıkmışlardı. Onlar Vatan Emniyetin önüne gittiler. Ben de sağlam ve kesin bir bilgiyi bekleyip Başkan’ın çağrısından sonra çıktım. Çağrıyı dinledikten sonra yalnız başıma sokağa çıktığımda zaten aşırı bir kalabalık vardı. Herkes sokaklara dökülmüştü. Kalabalığın ön saflarına geçip Saraçhane’ye doğru gitmeye başladık. Yolda giderken tabii bir yandan konuşuyorduk. Askerlerin halka ateş ettiği haberlerini duyuyordum. Ama asla ihtimal vermedim, askerimizin sivil halka ateş edeceğini düşünmedim. Nasıl olabilir ki, dedim. Meğer doğruymuş. Saraçhane’ye vardığımızda askerler bizi de taradılar. Öyle ki 14 şehidimiz, 60 küsur yaralımız vardı. Üzerimize ateş ettikçe önde olanlar yaralanıp düşüyor arkadaki siper alıp öne geçiyordu. Korku namına hiçbir şey yoktu. Ben de ön saflardayım ve öne çıkıp, ‘’Neden bizlere, bu insan lara ateş ediyorsunuz? Siz Türk değil misiniz? Savunmasız bir halka ateş edilir mi?’’ dedim. Zaten lafımı bitirdiğim gibi ben de kurşunu yedim. Vurulduktan sonra 16 yaşlarında bir çocuk beni motosikleti ile alıp hastaneye götürdü. Fatih’te en yakınımızda olan Medical Hastanesine gittik. Hastaneye gittik ama hastane deyim yerindeyse ana baba günüydü, böyle bir yaralı vakası olamaz. İçerisi kalabalık, ben yalnızım. Ne olur ne olmaz diye çocuklarımı arayıp haber vermek istedim. Evi aradım telefona kızım çıktı. Kız çocuğuna böyle bir şey denmez ama mecbur kaldım. Yaralı olduğumu ve hastanede olduğumu söyledim fakat kız bunları duyunca mahalleyi ayağa kaldırmış. O sırada da oğlum beni, ‘’Baba buraya gelme burası çok kalabalık ve tehlikeli!’’ demek için aradı. Oğluma vurulduğumu ve hastanede olduğumu söyledim. Arkadaşları ile birlikte hemen kalkıp yanıma geldiler ve durumumu görünce burada tedavimin olmayacağına kanaat getirip beni Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesine götürdüler. Orada tedavi sürecim başladı ve bittikten sonra da taburcu ettiler. Fakat on ay sonra vurulduğum yer olan kalça kemiğime ameliyatla platin takmak zorunda kaldılar. Böyle vahim bir gece yaşayıp zaferle atlattıktan sonra çocuklarıma, sabah gidip işlerinin başında olmalarını söyledim. Gecesinde darbe yaşayıp sabahında tekrar işine giden başka da bir ülke yoktur. 15 Temmuz gecesi sokağa dökülen binlerce kişi olduğu gibi sokağa çıkmayan binlerce kişi de vardı.

Ölümü göze alıp sokaklara çıkmayı tercih eden halkın en büyük motivasyonu neydi?

Selahittin DALKILIÇ: Ben inanıyorum ki çıkmayanlar da bir şekilde evde dua edip, ıstırap çektiler. Çıkanların ise tek motivasyon kaynağı vatana sahip çıkma bilinciydi. Vatanımızdan daha önemli somut bir şeyimiz var mı? Bu bir darbe değil, FETÖ’nün terör saldırısıdır. Darbe yapmak isteyen insanlar kalkıp Türkiye Büyük Milet Meclisini bombalar mı? Başarılı olup başa geçselerdi bu yaraları nasıl saracaklardı? Onca insanın ölümünün üzerinden nasıl bir yönetim şekli benimseyeceklerdi ki? Bu bir terör saldırısıdır. Düşünün ki ben o gece haberleri duyduğumda bir şok hali geçirdim fakat bir yandan da içim içime sığmıyordu. Zıpkın gibiydim adeta, yerimde duramıyordum. Bir şeyler yapmak istiyordum. Cumhurbaşkanımızı merak ediyorum ve ona dair bir bilgi bekliyordum. Sağ olduğunu görünce çok rahatladım ve sevindim. Çağrısından hemen sonra da kendimi sokağa attım. Devlet liderimizin dik durması ve halkına hitap etmek için canlı yayına çıkması beni çok onurlandırdı. Çünkü sosyal medyada olsun bazı yayın organlarında olsun Almanya’ya kaçtığı tarzında haberler dönüyordu. Onun burada bizimle beraber mücadele etmesi beni çok sevindirdi. Ülkemi seviyorum ve o geceki ruhun imanımdan geldiğini düşünüyorum. Milli ruh ve millet bilinciyle sokağa çıkan herkesin aynı duyguları yaşadığını düşünüyorum. Darbe olmasını gerektirecek hiçbir durum yokken FETÖ denen bu grubun böyle bir şeye kalkışmasını kendimize yediremedik. Yine böyle bir şey olsa biz yine aynı milli ruh ve millet bilincimizle sokaklara çıkarız. Fakat bilsinler ki bu sefer elimizde sadece bayraklarla çıkmayacağız. Ben bir daha böyle bir şeyin olacağına ihtimal vermiyorum. Değil FETÖ tüm terör örgütleri toplansa yine başaramazlar. Çünkü o gece milletin gücünü gördüler. ‘Bu gençlerde iş yok.’ diyorlar. Asla öyle değilmiş. Ben o gece küpeli uzun saçlı gençlerimizin neler yaptıklarını gördüm. Beni 16 yaşında motoruyla hastaneye bıraktıktan sonra, tekrar diğer yaralıları taşımaya giden o genci asla unutamıyorum. O geceye dair asla unutamayacağım olay herhalde o gencin yaptığı fedakârlıktı.

Kim ne derse desin, benim gençliğe ümidim tamdır. Darbe girişimin önlenmesindeki en büyük faktör sizce nedir?

Selahittin DALKILIÇ: 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesindeki en büyük faktör halkımıza aittir. Fakat halkımıza milli şuurla birlikte sokaklara inmesini söyleyen de Cumhurbaşkanımızdır. “Ölümüne de olsa meydanlara, havalimanlarına gidin.” dedi. Bu açıdan aslında hem halk hem Cumhurbaşkanımız darbenin önlenmesindeki en büyük faktöre sahip. Geri kalan unsurlar da kendilerince etkili olmuşlardır pek tabii. Bazı kışlaların önünde o kadar çok kalabalık toplanmış ki, komutanları halkı gördükten sonra askerlerini dışarı çıkarmamaya karar vermiş. Bu noktada şunu sormak istiyorum.

Sizce o gece medyanın tutumu nasıldı, halkı bilgilendirme ve yönlendirme noktasında yeterli miydi?

Selahittin DALKILIÇ: Sosyal medyada ve bazı yayın organlarında asılsız çok fazla haber döndü. Özellikle ilk saatlerde Cumhurbaşkanımızın kaçtığına dair haberler vardı. Bu noktada bakınca izlediğim muhalif kanallar haricinde medyanın tutumunu yeterli buldum.

Türkiye’nin, darbeleri geçmişte bıraktığını düşünürken yıllar sonra böyle bir yapının darbe teşebbüsünde bulunmasının sebebi sizce nedir?

Selahittin DALKILIÇ: Amerika’nın kuklası olan bu yapı, o gece yine kuklalık görevini yapmış oldu. Kimsenin aklına bu yapının bu kadar ileri gideceği, böyle bir şeye cesaret edeceği gelmezdi. O gece zaten askerler kendi aralarında bile çatışmaya başlamışlar. Darbe yanlısı ve darbe karşıtı askerler daha sokaklara inmeden, halkın hiçbir şeyden haberi yokken kendi içlerinde çatışma yaşamışlar. Askerler gidip düğün yemeğinde generallerini ikna etmeye çalıştılar. Böyle bir darbe olabilir mi? Ben 1980 Darbesi’ni görmüş birisiyim. Bu darbe olamaz, bu terör saldırısı olabilir. Öyle ki darbe teşebbüsünde bulunmalarını gerektirecek hiçbir şey ülkemizde yoktu. Ekonomik, sosyal ve politik anlamında Türkiye çok iyi bir konumdadır. Bakın işsizlikten bahsediyorlar ama ben çalıştıracak eleman bulamıyorum. Bizim gençlerimiz iş beğenip de gelip çalışmıyorlar ki...

Trabzonlu 15 Temmuz gazisi Şahin Öksüz o geceyi anlattı Trabzonlu 15 Temmuz gazisi Şahin Öksüz o geceyi anlattı

Türkiye müreffeh bir yere ulaştı. Bir 15 Temmuz gazisi olarak yaralandıktan sonra, devlet ricalinin maddi ve manevi desteklerini yanınızda hissettiniz mi?

Selahittin DALKILIÇ: Ben gazi olduktan sonra Fatih Kaymakamımız, Belediye Başkanımız ve diğer yetkili kişiler ziyaretime geldiler. Ankara’da Külliye’ye davet edildiğim halde işlerim dolayısıyla ne yazık ki katılım gösterememiştim. Keza Silivri’deki mahkemelere de gidemedim. Çünkü işim çok yoğun, dışarı çıkamıyorum. Zaten gidip onların yüzlerini de görmek istemiyorum. Ama onun dışında devlet yetkililerimiz her türlü problemimizde ve ricamızda yanımızda oldular, destek gösterdiler. Fiziksel ve psikolojik tedavilerimizle yakından ilgilenmeye çalıştılar. Sağ olsunlar. Ben yaşımı başımı aldığım için öyle psikolojik anlamda bir tedaviyi gerektirecek kadar etkilenmedim. Fiziksel anlamdaki tedavim gayet güzel geçti. O gece selaların okunması beni muhteşem etkilemişti. Tüylerim diken diken oldu. O manevi gücü de içimizde hissedince bunlar asla darbeyi gerçekleştirmede başarılı olamayacaklar, dedim. F16 uçaklarının çok alçaktan uçması insanları korkuttu. O sırada tabii bizim asıl merak ettiğimiz ve korktuğumuz konu devletimizin liderinin sağ olup olmamasıydı. Ne zaman ki televizyona çıkıp konuştu bizim de korkumuz o zaman geçti. Sürekli 15 dakika aralıklarla darbecilerin elinden kurtulmasını sağlayan manevi bir güç var. Bunun başka açıklamasını ben bilemiyorum.

15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesinde emniyet güçlerinin tutumunu yeterli buldunuz mu?

Selahittin DALKILIÇ: Emniyet güçleri en az halk kadar mücadele etti. Emniyet güçleri isteseydi eğer o gece darbeye kalkışan tüm askerleri vururdu. Ama sağduyulu insanlar oldukları için vurmadılar. Fakat içimizde birkaç tane sivil mi polis mi anlamadığımız insanlar vardı. Bize, “Ne işiniz var burada, bu iş bitti, evinize dönün!” tarzında nutuklar attılar. Halkımız onları tersleyip dışladı. Darbe yanlısı oldukları belli olan bu kişiler büyük ihtimalle iç kargaşa çıkarmak istediler. Fakat vatanımız söz konusu olduğunda böyle sesleri hemen kesmeyi bildi bu halk.

15 Temmuz ruhunun canlı tutulması ve gelecek nesillere aktarılması açısından sizce neler yapılmalıdır?

Selahittin DALKILIÇ: 15 Temmuz, gelecek nesillere aktarılması gereken unutulmayacak destanın yazıldığı bir gecedir. Unutulmaması adına da sürekli canlı kalmasını sağlayacak programlar yapılmalıdır. Derneklerde, televizyonlarda sürekli bunların anlatılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Bu ruhun canlı tutulması ve nesillerimize aktarılması adına hepimize görevler düşüyor. Gerek medya gerek yazılı basında bunlar çok iyi işlenmelidir. Müzelerle desteklenmeli, okullarda dahi ders olarak okutulmalıdır. 15 Temmuz, terör operasyonuna karşı, elinde sadece bayraklar ve dillerinde dualar olan savunmasız insanların kazandığı başarıdır. Büyük bir mücadeledir, öyle basite indirgenecek bir gece değildir. Su uyur düşman uyumaz misali bunların uyuyacaklarını sanmıyorum. Bu ülkenin içte ve dışta düşmanı bitmez. O gece unutulmasın ki halkımızın bir araya gelince ne mucizeler ortaya çıkardıkları bilinsin. Bu tarz kalkışmalara karşı halkımızın uyanık olması açısından 15 Temmuz ruhu canlı tutulmalıdır. Devletimiz varsa ailemiz vardır, devletimiz güzelse biz güzeliz. Devletimiz varsa her şeyimiz vardır. Devletimiz yoksa ne yapabiliriz ki… Bakın Suriyelilere gelip buralarda sürünüyorlar. Devlet olgusunun ne kadar önemli olduğuna şahit olduk. Şayet darbe gerçekleşmiş olsaydı bile, bizim Suriye ya da diğer Orta Doğu ülkeleri gibi olacağımıza ihtimal vermiyorum. Türk tarihine bakarsanız zaten biz de iç savaş ve toplu göç hiçbir zaman olmamıştır. Vatanımızın her karış toprağı güzelliklerle doludur, kıymetini bilelim. Bizim Türkiye’den başka vatanımız yok.

 Kötü anılarınızı canlandırdık. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Selahittin DALKILIÇ: Ben teşekkür ederim