15 Temmuz günü darbe girişimi nasıl başladı? Haberi ilkkimden aldınız ve neler hissettiniz?

15 Temmuz günü darbe girişimi nasıl başladı? Haberi ilk
kimden aldınız ve neler hissettiniz?


Kani YEŞİLYURT: O gün Kuyumcukent’de mesleğimi cilacı
sorumlusu olarak yerine getiriyordum. Her zamanki gibi iş çıkış
saatim olan 18.30’da Kuyumcukent otobüsüyle evime dönüyordum.
Yollarda veya insanlarda herhangi bir sorun yoktu. Saat
18.30-19.00 gibi evime gittiğimde de herhangi bir şey yoktu. O
akşam bacanağım ailesiyle misafirimizdi. Eşi ve çocukları geldi
ama bacanağım henüz gelmemişti. Ben de akşam namazını kılmamıştım,
onunla kılmak için bekliyordum. Onu arayıp beklediğimi
söylediğimde, “Tamam beraber kılarız.” dedi. Daha sonra geldiğinde
namazını kıldığını söyledi. Bende namazımı kıldım. Evimde
televizyon yok. Bacanağım internet ortamında dolaşırken Facebook’ta
darbe olduğu yönünde paylaşımların olduğunu söyledi. Ben
de, “Öyle bir şey olsaydı herhalde duyardık.” dedim. Daha sonra
internetten haber kanallarına ulaşmak istedik ama bu mümkün olmadı.
Çünkü internet çok yavaşlamıştı. Ona, “İstersen bir dışarı çıkalım.”
dedim. Gece saat 23.00 civarlarıydı. Dışarı çıktığımızda
bizde gerçekten darbe olduğu kanaati oluştu. Çünkü birçok yerden
bu bilgiyi teyit ettik, telefon görüşmeleri yaptık ve emin olduk.
Bizim evimize Unkapanı Atatürk Köprüsü çok yakındır. Oradan
insanların Taksim istikametinden Aksaray’a doğru yürüyerek gittiklerini
gördük, trafik neredeyse bitme noktasındaydı hemen
hemen trafik yok gibiydi. Tam yoldan dönerken birkaç kişi de
kapkaç gibi şeyler oldu. Telefon çalınması gibi birtakım şeylere
gözümüzle şahit olduk. O arada bacanağım, ‘’Görüyorsun devlet
otoritesi gittiğinde hemen suç artıyor, bak gözümüzün önünde hırsızlık
oldu.’’ dedi. Bundan sonrasında biz evimize geri döndük
yatsı namazını kıldık. Daha sonrasında bacanağıma eşi ve çocuklarıyla
bizde uyumaları için battaniye ve çarşaf verdim. Tam yatacaktık
ben bacanağıma ‘’Bacanak, yatacak mıyız?’’ diye sordum.
“Dışarda olaylar var ve ülke büyük bir karanlığa gömülebilir. Biz
yatacak mıyız?” diye sorumu yineledim. O da ne yapmamız gerektiğini
sordu. “En azından safımızı belli edip haklının yanında duralım.”
dedim. Haliç’te Kadir Has Üniversitesinin hemen iki sokak
ötesinde ikamet ediyorum oradan yürüyerek Fatih Camii’ne ulaşmak
bizim için en fazla 8-10 dakikalık bir mesafedir. Yürüyerek
Fatih Camii’ne ulaştık.

Cami kilitliydi ama biz cami avlusuna gittiğimde
herhalde mikrofonların ayarları çok aşırı yükseltilmiş olacaktı
ki çok gür seda ile selalar verilmeye başlandı. Yakup’a,
“İnsan Hak ve Hürriyeti Vakfının yönetim binası Fatih’te oraya gidelim.”
dedim. Oraya gittiğimizde İstanbul Saraçhanedeki İstanbul
İtfaiyesinin önünde çok büyük bir kalabalık vardı.

İtfaiye araçlarının
sirenlerinin sonuna kadar açıldığını görünce, “Bak insanlar burada
toplanmış biz de buraya geçelim.” dedim. Bu arada saat takribi
02.00 civarları “Gidelim.” dedi gittik. Bizim gitmemizle beraber insanlar
itfaiye araçlarını yöneten kişilere, ‘’Bu sirenleri kapatın kargaşaya
neden oluyor aynı zamanda çok gürültü oluyor irtibat
kuramıyoruz.’’ dediler. O arada sirenler kapatıldı. İstanbul Büyükşehir
Belediyesi yönetim binasıyla İstanbul İtfaiye binası arasında
çok bir mesafe yoktu. İnsanlar, “Protesto yapalım.” dediler ve biz
de katıldık. Birden öyle bir kanaat oluştu ki darbecilerin işgal ettikleri
İstanbul Büyükşehir Belediye binasına doğru yöneldik.


Belediye binasında neler yaşandı?

TÜRKAV’dan Trabzon'da fetih yürüyüşü! TÜRKAV’dan Trabzon'da fetih yürüyüşü!


Kani YEŞİLYURT: Bu yönelme ile beraber binaya takribi bir
60-70 metre kalmıştı ki silah sesleri duymaya başladık. Silah seslerini
duyunca ilk önce insanları korkutmak için havaya ateş açtıklarını
düşündüm. Bu arada bir geri çekilme oldu. Daha sonra
Unkapanı yönünden gelen bir kamyonet vardı. Şoför bize, “ Ateş
açıyorlar.” deyince kamyonet bize siper olsun diye kamyoneti dur
durduk. Daha sonra bir kargaşa oldu. Ateş daha fazla açılınca kargaşada
bir grup insan geri kaçtı. Kamyoneti kullanan şoför kamyoneti
bir şekilde bizim önümüzden aldı ve Karagümrük istikametine
doğru yola devam etti. Biz tekrar toplanıp protestoya başladık ve
belediye binasına doğru hareket ettik. Biz bacanağımla hemen
hemen en öndeydik. Tekrar ateş açılmaya başladı. Yolun Medical
Park Hastanesi olan tarafına askerler tarafından şiddetli bir taarruz
yapıldı. Ben askerleri görüyordum. Askerler diz kırmış, nişan almış
şekilde ateş ediyorlardı. Orada bayağı bir insan düştü, yaralandı.

ığüoğüğüğ
Onlarla aranızda herhangi bir diyalog yaşandı mı?


Kani YEŞİLYURT: Biz muhatap olmadık ama onlar belediyenin
güvenlik görevlisini göndererek dağılmamızı istediler, dağılmazsak
ateş açacaklarını söylediler. “Biz dağılmayacağız,
gitmeyeceğiz kesinlikle burada duracağız, bu memleketi bunlara
bırakmayacağız.” dedik. O konuşmadan sonra Vezneciler yoluna
doğru büyük bir taarruz oldu. İnsanlardan yaralananlar ve o şehit
düşen oldu. Biz bunu daha sonra anladık.


O tarafta taarruz varken siz ne durumdaydınız?


Kani YEŞİLYURT: Bu arada bizde Macar Kardeşler Caddesi’nden
bu hainlere, “Yapmayın, etmeyin, yaptığınız yanlış, çok
büyük bir yanlış içindesiniz.” diye bağırıyorduk ama fayda etmiyordu.
Bu sefer bize büyük bir taarruzda bulundular. Yani benim
oraya gitmem ve kalabalıkla birlikte protestoya başlayıp yaralanmam
en fazla 40 dakika
sürdü. Ama bize öyle bir
ateş açtılar ki yani el
bombası atılır da her tarafa
şarapnel sıçrar ya o
derece bize ateş açtılar.
Aynı anda 8-10 kişi birden
ateş açtı. Ben askerliğimi
de yaptım. Silahlar
tek tek atış yapmıyor, seri
atış yapıyordu. Bizim tarafı
tarayınca, birçok kişi
yere düşünce zaten herkes dağıldı. Herkes hemen itfaiye binasının
önündeki parka doğru kaçtı. Bu da gayet normaldi.


Sizin yaralanma anınız nasıl oldu?


Kani YEŞİLYURT: Ben merminin girdiğini hiç anlamadım.
Sadece merminin çıktığını anladım. Küçük bir dokunmayla insana
dokunursunuz da hisseder ya o kadar hissettim yani mermiyi. Ne
bir acı duydum ne bir sızı anladım. Boş çuvalı bırakırsınız yere
düşer ya öyle yere düştüm. O zaman vurulduğumu anladım. Sonra
olduğum yerde geri döndüm. Parka doğru sürünerek belli bir yere
kadar gittim. Artık mecalim kalmamıştı. Arka tarafta, park tarafında
olan insanlara doğru bağırmaya başladım. ‘’Ne olur beni
gelin kurtarın, ben vuruldum.’’ diye bağırdım. Beni gelip aldılar
sağ olsunlar. Direnen arkadaşlar ve bacanağım Yakup geldi ve beni
aldılar. Beni kendi kendime Medikal Park Hastanesi burada şimdi
beni hastaneye götürüp hemen ameliyat edecekler dedim. Hastaneye
beni kollarımdan tutarak kırık bacağımla birlikte taşıyarak
götürdüler. Hastaneye girince bende şok daha bir arttı. Çünkü hastanede
her tarafta yaralılar var ve istisnasız hastanenin zemini ameliyathaneden
hastanenin girişine kadar tıklım tıklım doluydu.
Herkes ya yerde ya sedyede. Bulabildikleri her şeyin üstüne insan
koymuşlar. Tüm bunları görünce orada öleceğimi düşündüm.
Çünkü bana müdahale etme durumları yok gibi görünüyordu.
Bugün bir ameliyat normal şartlarda zaten 2-3 saat sürüyor. Orada
benim gördüğüm en az 70-80 kişi vardı. Balık istifi gibi yatırılmışız.
O şekilde beklerken bir sağlık çalışanı kadın geldi, benim pantolonumu
makasla kesti. Yaramı açıp baktı ve ağır olmadığını
söyledi. Daha sonra yarayı sarıp bağladı. Ayağımdaki kanama
biraz azaldıktan sonra hastanenin içine birisi geldi ve bağırarak, isteyeni
arabasıyla istediği hastaneye götürebileceğini söyledi. Araba
dediği şey de büyük minibüs arkasında koltuk filan yoktu. Bildiğimiz
minibüs tarzı, yani anladığım kadarıyla yük taşımacılığında
kullanılıyordu. Beni ve oradan çıkartılan birçok yaralıyı yan yana
dizerek yola çıktı.


Hiç korkmadınız mı? Darbe yanlısı olup size zarar vermek
isteyen biri de olabilirdi.

Kani YEŞİLYURT: Güvenmekten başka çarem yoktu çünkü
o hastanede kalsam öleceğim kesindi. “Bizi Balat’ta Yahudi Ermeni
Hastanesi var oraya götür.” diye arkadan bağırdım. Bacanağım
hastaneyi tarif etti. Ara sokaklardan geçe geçe hastaneye
vardık. Hastaneye gittiğimizde ilk müdahaleyi yaptılar ama bize
hastanenin iki ortopedi doktoru olduğunu, birinin Anadolu’da diğerinin
de Adalar’da oturduğunu söylediler. “Şu an buraya ortopedi
doktorlarının gelmesi imkânsız, sizi üst kata çıkarıp röntgen çekelim.”
dediler. Hemen sargı yaptılar. Durumumun ağır olduğunu bu
yüzden ambulansa koyup başka yere göndermeleri gerektiğini söylediler.
Beni ambulansa koydular ve şoföre Taksim İlkyardım Hastanesine
gtmesini rica ettim. Şoför oraya kesinlikle gidemeyeceğini
söyledi. “Ben seni eğer mümkünse Okmeydanı Eğitim ve Araştırma
Hastanesine götüreceğim.” dedi. Okmeydanı’na gittik ve
oraya giden ilk yaralılardandım. Benden önce bir iki kişi vardı ama
hastanede devasa bir yoğunluk yoktu, sonrasında hastanede hemen
acile aldılar beni. Bacağım kısalmasın diye bacağıma büyük bir
ağırlık bağladılar. “Bacak kırıldıktan sonra sinirlerde çekme olur, o
sebeple bacağını gerdireceğiz.” dediler. Bacakta kısalma olmasın
diye derhal bacağıma ağırlık bağladılar. Bir kule kurdular, bacağımı
çeken ağırlık da o kuleden aşağı sarkmış ki ayağımı gersin.
Sonra merminin bacağımda çok fazla ödem yaptığını söylediler.
Bu yüzden hemen ameliyata alamayacaklarını söylediler. Ondan
sonra acile çok sayıda yaralı gelmeye başladı. O sırada yaralı asker
de getirdiler ama bu askerler er miydi yoksa rütbeli miydi onu bilmiyorum.
Hatta sonra hastanenin başhekimi bu askerlerin üstlerinin
değiştirilmesini istedi. “Halk bunları görürse burada linç eder,
biz bunların sadece tedavisiyle ilgileneceğiz. Burada bir kargaşaya
mahal vermeyelim.” diyerek askerlerin kıyafetlerini hep soydular.


Hastanede tedavi süreciniz nasıl ilerledi?


Kani YEŞİLYURT: Hastanede 5 gün boyunca ameliyat edilmek
için bekledim. Daha sonra dediler ki: “Seni bir daha ameliyat
edeceğiz.” Ortalama 3.5 saat sürdü ameliyatım. Çünkü bacak komple
parçalanmış iki kırık arasında 4 cm bir açıklık oluşmuştu. Şu an
diz kapağımdan kalçama kadar devasa bir platin var. “Bu platinle
ömür boyu yaşayacaksın.” dediler. Hastanede 38 gün kaldım. Beni
eve gönderdiler ve evde ortalama 6-7 ay ilaç tedavisi sürdü. Bu
arada hastaneye gidip geliyor, kontrollerimi yaptırıyordum. Ama
şunu da görüyorum, bacağım iyileşmiyordu. Çok büyük sinir kaybı
olması sebebiyle sakat kaldığımı düşünüyordum. Yaklaşık 6 ay
kadar evden hastaneye gittim. Bu arada raporluydum işe de gidemiyordum.
Kuyumcukent’deki iş yerinin sahibi de anlayış gösterdi
sağ olsun, istirahat raporlarımı oraya gönderiyordum daha sonra
SGK’dan ücretimi alıyordum. Sağlık Bakanlığından geldiler. “Sen
şu evraklara imza atacaksın.” dediklerinde hiçbir şey sormadım.
Ve gidip de hiçbir yere de müracaatta bulunmadım, eşim de bulunmadı.
Bir gün gelip, “Sen gazi oldun. Şu evraklara imza atman gerekiyor.”
dediler. Evraklara imza attım sonra tebliğ tebellüğ
yapılacağını söylediler. “Bu nedir?” diye sorduğumda, “Tazminat
evrakınız.” dediler. Sonra bize tazminat verdiler. “Hastaneden de
rapor alın.” dediler. “Maluliyet var mı yok mu tekrar tespit edilsin
ona göre tekrar size bir tazminat ödemesi yapılacak.” dediler.
Hastaneden heyete çıkarken ambulans çağırdılar ama ben ambulansa
binemiyorum. Merdivenden inemiyorum ki beni sedyeye
bağladılar, hastanede heyete soktular. Heyetten bana o zaman
yüzde 60 rapor çıktı ama kesinlikle yürüyemiyordum. Daha sonra
bir daha gelip, “Tekrar tebliğ tebellüğ yapacağız, maluliyetinizden
sebep size tazminat vereceğiz.” dediler. Ben gidip de hiçbir şeye
müracaat etmedim bize yetkililer gelip, bu olayda yaralanmanız ve
gazi olmanızdan sebep evrak verdiler. “Siz şu evraklara imza atacaksınız.”
dediler. Ondan sonra bu bacakla artık bir şeyleri yapamayacağımı
anlayınca bana, “Sizin bir devlet kurumunda çalışma
hakkınız var, isterseniz bunu kullanın.” dediler. Evrakları düzenledik,
Fatih’teki Aile ve Sosyal Çalışma Bakanlığına verdik. 2017
yılının Haziran ayında burada vazifeye başladım o tarihten beri burada
vazife yapıyorum. Bacağımdaki sinir kaybıyla alakalı olarak
şu an için bir sonuç alamadım. Şu an hala engelliyim.
O gece hiç unutamadığınız, yıllar geçse de hafızanızda canlı
kalacak bir olaya şahitlik ettiniz mi?


Kani YEŞİLYURT: Benim aklımdan çıkmayan ve yıllar geçse
de unutamayacağım şey Medikal Park Hastanesine ilk girdiğimde
ayak ucumda sağ tarafta kalan iki kişiydi. Onlardan fışkıran kan
hala benim gözümün önünde, onları hiç unutamadım. Kan hiç hilafsız
söylüyorum 30-40 santim yukarı fışkırıyordu ve olduğu
yerde elektriğe kapılıp titreyen insan gibi titriyorlardı. O anlar gözümün
önünden hiç gitmiyor.


O gece dışarı çıkmanızı sağlayan his neydi?


Kani YEŞİLYURT: En başta dediğim gibi, biz gece 00.00 civarlarına
kadar hiç çıkmadık. Telefonla birkaç kişiyi aradıktan
sonra darbeyi öğrendik ve dönüp yatmak bana “bananecilik’’
geldi. Yani bu beni ilgilendirmez demekti. Ama burada bir haksızlık
ve zulüm doğacaktı. Sonuç itibarıyla bu bizim halkımızın, vatandaşımızın
mağdur olmasına neden olacak bir durumdu. Bu his
ve dürtü ile bacanağıma, “Safımız belli edelim, haklının yanında
duralım.” dedim ve öyle çıktık.


Siz gazi olduktan sonra insanların size bakış açısı nasıl
oldu, olumlu veya olumsuz bir tepkiyle karşılaştınız mı?
Kani YEŞİLYURT: Yani etrafımda birçok kişi beni tebrik etti
bazıları bana acıyarak baktı. O acıyarak bakanların bakışlarından
ve kelimelerden acıdıklarını çözüyorum. Hatta yakın zamanda bir
kişi bana, “Bacağın düzelmedi mi? Düzelmeyecek herhalde bundan
sonra, pişman mısın?” diye sordu. Ben de ona, “Niye pişman
olayım, pişmanlık ancak nefsani şeylerde olur. Devlet ve millet
için yapılan şeylerde pişmanlık olmaz, hiç pişman değilim. Devlet
bize bir kuruş tazminat da vermeseydi, hiç gelip arayıp sormasaydı
ben yine pişman olmazdım, olmadım.” dedim. Bugün her şey terse
dönse de pişmanlık duymam. Çünkü biz Allah rızası için oraya
çıktık. Allah bizim yaptığımız bu ameli kendi rızası için yaptığımızı
kabul ederse bizim yarın ahirette karşımıza zaten çıkaracak.
Sizce 15 Temmuz ruhunu neden canlı tutmalıyız?
Kani YEŞİLYURT: O gece zifiri karanlık bir geceydi. Bu
yüzden karanlığı aydınlığa çevirmek için binlerce insan milli ruh
ve şuurla sokaklara çıkıp, canlarından vazgeçtiler. Bu yüzden 15
Temmuz ruhunu canlı tutmalıyız. Nasıl canlı tutmalıyız? Bir daha
15 Temmuzlar yaşanmasın diye herkesin devletin her kademesindeki,
bürokratından siyasetçisine, seçilmişlerinden atanmışlara
kadar herkesin, sadece vazifesini layıkıyla yapmakla mükellef olduğunu
topluma anlatmamız gerekiyor. Artık bundan sonrası için
de devlet gerekli tedbirleri aldı. Bundan sonra askeriyemizde yetiştirilecek
olan subaylar, astsubaylar, uzman çavuşlar, erler vazifelerinin
ne olduğunu bilerek, herhalde bundan sonra görev
alacaklardır. Askerimizin vazifesi ülkesini korumaktır, ülkesini savunmaktır
asla ülkesine darbe yapmak değildir. Bu bize Osmanlı’dan
miras kalmıştır. Osmanlı’dan beri ülkede padişah asmakta,
sadrazam asmaktayız cumhuriyet dönemine kadar. Siyasete, devlete
her türlü müdahil olma durumu inşallah bu 15 Temmuz’da son
bulmuştur diye ümit ediyorum. Askerler hiçbir zaman yönetici olamazlar.
Kendi aralarında rütbeli olabilirler ama ülkeye yönetici olamazlar.
Çünkü iyi bir yönetici olsalardı 1980 Darbesi sonrasında
ülke yönetimini sivillere bırakmazlardı. Devlet yönetmek çok zor.
Bu yüzden askerlerin yapabileceği bir şey değil devlet yönetimi.
15 Temmuz’da haklıdan yana durmak, safınızı belli etmek
için sokağa çıkıp bedel ödeyen bir gazi olarak insanlara neler
söylemek istersiniz?


Kani YEŞİLYURT: Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve devleti
yöneten özellikle Sayın Cumhurbaşkanımız ve altındaki bakanların
reformlar konusunda çok hızlı olmaları gerektiğini düşünüyorum.
Ailenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İlk önce ahlak ve
maneviyat diyen bir insan olarak mutlaka ilkokul, ortaokul, lise ve
üniversite talebelerini çok yoğun bir şekilde ilk önce ahlak, sonra
maneviyat, sonra Türkçülük şuuruyla yetiştirmeliyiz. Bu medeniyetin
çocukları olması sebebiyle ülkelerinin ne olduğunu, Batı’nın
ne yaptığını, Batı’nın en büyüğü olan Amerika’nın,
Rusya’nın, Çin’in dünyada ne olduğuyla alakalı bu eğitim gruplarına
ilkokuldan üniversite çağına kadar eğitim vermelerini ve detaylı
anlatılması gerektiğini düşünüyorum. Yani gençlerde bir
bananecilik var. Bu bugün değil belki ama gelecekte bu ülkeye
çok şeyler kaybettirir. Bizler bugünden bu ülkenin geleceğini
kurtarmak ve inşa etmek için, daha çok aileye ve eğitime önem
vermeliyiz. Bunu da yapmak için ahlak ve maneviyatla, öğretmenlerimizle,
ilim insanlarıyla yol almak durumundayız. Terbiyenin
ve edebin önemi üzerinde durulmalı.