15 Temmuz darbe girişiminin haberini ilk nereden duydunuz, duyduğunuzda neler hissettiniz ve sonrasında ilerleyen süreç nasıl oldu?

15 Temmuz Gazisi Tümgeneral hem ağladı hem ağlattı 15 Temmuz Gazisi Tümgeneral hem ağladı hem ağlattı

Darbe girişimi olduğunu televizyondan öğrendim.
İlk önce ne olduğunu anlayamadım. İlk izlediğim haber
üzerinden 10-15 dakika geçtikten sonra anlayabildim. İşin açıkçası
ben sokağa çıktığımda Cumhurbaşkanı sokağa çıkma çağrısını
henüz yapmamıştı. Ben çağrıyı duymadan çıktım.
Arkadaşlarımızla telefon trafiği yaşadık. Ne yapıp edeceğimizi
konuşup bir yol haritası belirledik. Büyüklerimizden aldığımız
siyasi tecrübelerden dolayı bu işin nereye gidebileceğini kestirebiliyorduk.
Cumhurbaşkanımızın İstanbul Büyükşehir Belediye
başkanlığı döneminde bir özel kalem müdürü vardı. Kasımpaşalı
kıymetli ağabeyim İsmail Engin. İsmail Engin, Cumhurbaşkanımızın
annesinden doğumunu yapan meşhur ebe annenin oğludur.
Şu an emekli olduğu için kenarda oturan bir ağabeyimizdir. O
gün beni arayıp çabucak sokağa çıkmamı söyledi. Ben de kendisine
sokakta olduğumu söyleyince il binasına gitmemi ve Kasımpaşa’dan
gelecek arkadaşlarla buluşmamı söyledi. Bu yüzden
AK Parti İstanbul İl Başkanlığı hedefte olacağı için direkt oraya
Sütlüce’ye gittik. Kimi arkadaşlarımız da Vatan Caddesine gitti.
Tanıdığımız birkaç dostumuz orada şehit oldu. AK Parti İl Başkanlığının
binasında o gün özel bir ekip vardı. Garnizondan
çıkan bir askeri birlik vardır, köprüyü mesela almıştır. Onlar ayrı
bir gruptur. Bir de sanki tamamen, parti yöneticilerinin bulunduğu
İstanbul AK Parti İl Başkanlığını almak için özel olarak oraya getirilen askeri bir birlik vardı. Mahkeme süreçlerinde bir
TİM olarak gittiklerini duyduk. Çok kıymetli bir ağabeyim var
ismi Metin Külünk. O dönem milletvekilimizdi. Kendisi İstanbul’un
ağabeyidir. O da oradaydı. 33-34 kişilik bir askeri birlik
oradan püskürtüldü. Ben Sütlüce polis noktasının üzerindeydim.
Yan tarafında da bir rampa vardı. Bu asker timini başta püskürttük.
Muazzam bir kalabalık vardı, öyle ki hareket alanı bulmakta
zorlanıyorduk. Bir arkadaşım bana polis noktasının üzerine çıkmamı
söyledi. Oraya çıktım ve alt tarafta ne var ne yok bilmiyor,
insanların kafalarından başka hiçbir şey görmüyordum. Bir ara
gözüme rütbesini şu an hatırlayamadığım kıdemli bir albayı kestirdim.
Albay yanındaki askere kaş göz işareti yaptı. Elini yavaşça
beline doğru götürürken, ben de onun üzerine atlamanın
planlarını yapıyordum. Tam o sırada arkamdan biri beni itince
sabit ucu sivri çitlerin üzerine düştüm. Benim kolumu aldı götürdü.
Güvenlik bana, “Bedenin üzerine düşseydi senin sırtından
çıkardı.” demişti. Mermi yeseydim bu kadar zoruma gitmezdi ve
bu kadar acımazdı. Kolumu alıp gazeteye sarıp beni hastaneye
götürdüler.
Hastane sürecinde hastane çalışanlarından herhangi bir
olumsuz tavırla karşılaştınız mı?
Nuri KAYHAN: Beni Ok Meydanı Devlet Hastanesine getirdiklerinde
yolda bayılmışım ve gözümü hastanede açtım. Hastanede
benim koluma narkoz dahi vurulmadan dikiş attılar. Kolum
bir milimle kurtulmuş, hasar sinir damarıma gelseymiş kolum olmazmış.
O an öyle bir şeydi ki; doktor beni dikiyor ama ben telefonla
konuşmaya devam ediyordum. Bir şey hissetmiyor, sadece
telefondakine cevap veriyordum. Hastanede bir zaman sonra bir
kargaşa meydana geldi. Tepemizde uçan F16’ların sesini ben
duydum ve devlet el koyup kontrol altına aldı diye düşündüm.
Ama meğerse o F16’ları uçuran TSK’ya ait sızmış hainlermiş.
Doktorun bana söylediği şey şu: “Mermi yesen bu kadar sıkıntı
yaşamazdın.” Doktor bana fizik tedavi önerdi ama ona devam
edemedim. Ben hastane sürecimde hastane çalışanlarından herhangi
olumsuz bir tavır görmedim. Tedavim yaklaşık altı ay sürdü. Mermi yiyen arkadaşım benden önce ayaklandı, iyileşti.
15 Temmuz gazisi olduğunuz için insanların size karşı
bakış açıları nasıl?
Nuri KAYHAN: Gazilik unvanı ile ilgili yaşadığım en büyük
sorun şudur. Tamamen Tayyip Erdoğan’a endeksli, onu sevmeyen
insanlar var. Gerek arkadaş çevremizde gerekse iş çevremizde.
Gaziliğime onun üzerinden dil uzatmaya kalkanlar var.
Ben de gerçi her zaman gerekli cevabı veriyorum. Birçok programa
davet edilmeme rağmen ben gazilik unvanımı farklı şekillerde
kullanmamak adına katılım göstermedim. Gazilik beratımı
devletim bana layık görüp verdiyse ben de onu taşımakla yükümlüyüm.
Bunu oturuşumla, kalkışımla, elimden geldiğince insanlara
anlatarak gazilik unvanımı taşımaya çalışıyorum.
O gece sizi ve milyonları sokağa çıkaran o duyguya ne ad
verirsiniz?
Nuri KAYHAN: O bir ruhtu. O ruh, Abdülhamit Han’la birlikte
verilen o büyük mücadeleyi bana anımsatıyor. İnanılmaz bir
mücadele ruhu. 33 yıl boyunca Abdülhamit’in Osmanlı topraklarına
sahip çıkışını hatırlayın. O geceyle o dönemki mücadeleyi
yakın olarak bağdaştırabiliyorum. O nasıl ki Osmanlı topraklarının
kaybedilmemesi için uğraştıysa o gece bizler aynı şekilde
mücadele verdik. Memleket sevdası biz de biraz fazladır. Devletçi
yapımız içimizden dışımıza çok kolay vuruluyor. İnsanlarda
biz Cumhurbaşkanı
söyledi diye dışarı
çıkmışız algısı var.
Tamam, Cumhurbaşkanı
söyledi.
Devlet büyüğüdür,
devlet büyüğümüzdür.
Bize devlet büyüğünün
dediğini
yapmak düşer. Sadece
devlet büyüğünün
başına bir şey gelecek diye değil, evvela memleketimiz için sokağa çıktık.
Bizim gidecek başka yerimiz yok. Bizim şu an ülkemize sığınan
sığınmacılar gibi başka ülkelere sığınma şansımız yok.
15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesindeki en büyük
unsur sizce neydi?
Nuri KAYHAN: Bu konu benim için çok önemli. 15 Temmuz
darbe girişimin önlenmesindeki en büyük etki bence bu toprakların
geçmişten beri sahip olduğu manevi zatlar.
Evliyalarımız, manevi insanlarımız var. Ben hep onlara bağlarım.
15 Temmuz’da bir arkadaşım şöyle bir hadise yaşamış. Bana,
“Senden sonra biz tankı aldık fakat tankın kapağını açamadık.
Kesmemiz lazım, bir şey var mı keselim diye konuşurken arkasından
biri al bununla kes diyerek sağ omuzundan kaynak uzatmış.
O kimdi biliyor musunuz? O Hızır (a.s)’dı. O gece her
yerdeydi. Kimse bunun farkında değildi. Herkes kendisinden
medet umdu. O evliyalar bu memleketin batmasına, çökmesine
asla izin vermez. O evliyalar bana göre o gece mezardan kalktı.
Onlar her yerdeydi. Dini bütün olan insan bunu anlar veya aklı
başka yerlere gitmeyen bunu anlar. Millet bunun farkında değil.
Bu olayın canlı şahidi, bizzat yaşayan kişi Enver Çatalkaş’tır.
Bugün benim mahallemin de muhtarıdır.
O gece unutamadığınız, yıllar geçse de hatırlayacağınız bir
olay yaşadınız mı?
Nuri KAYHAN: Şu an Kürtlerle Lazlar bir araya gelmez
diye insanlara empoze edilen bir algı var. Oysa beni o gün hastaneye
kaldıran Adıyamanlı bir Kürt kardeşimdi. Beni Ok Meydanı
Hastanesine o kardeşim götürdü. Sabaha kadar başımda bekledi.
Ben o kardeşimin yaptığı fedakarlığı unutamıyorum ve hep de
hatırlayacağım.
Peki sizce 15 Temmuz darbe girişimini önceki darbelerden
ayıran etmenler nelerdir?
Nuri KAYHAN: İnsanlarımız eskiden siyasetle pek ilgili değildi.
İnsanlar bence daha bir bilinçlendi. Televizyon kanallarının
çok olması mesela bilinçli olmalarında etkili bir unsurdur. Bir
diğer şey teknolojinin gelişmesi, elinize telefonu aldığınızda her şeye anında ulaşılabiliyor olmanız önemli. Sosyal medya kanallarının
çeşitli olması bir diğer etkendir. Bu tarz teknolojik gelişmeler
ve insanların bilinçlenmesi 15 Temmuz darbe girişimini
önceki darbelerden ayırır.
15 Temmuz darbe girişimi başarılı olmuş olsaydı Türkiye
nasıl bir sabaha uyanmış olurdu?
Nuri KAYHAN: Bu ihtimali hiç düşünmek istemiyorum.
Artık herkes bir yerlere çöreklenmiş, köşe başlarını tutmuş
olurdu. Çoluğunu çocuğunu sokağa çıkaramayan insanlar olurdu.
Büyüklerimiz anlatırdı, 12 Eylül Darbesi’nde kimse sokağa çıkamazdı.
Ondan daha beter bir hal alırdık. Bu söylediklerimi tarih
olarak not alın. Daha büyük saldırılar olacak. Çoğu insan bunun
farkında değil ama her şey net olarak görünüyor. Yurt dışında alınan
kararları takip edin. Bunlar hepsi birer saldırıdır.
Sizce 15 Temmuz darbe girişime kalkışanlar bunu neden
yaptı?
Nuri KAYHAN: Size az önce bahsettiğim ağabeyim İsmail
Engin, bugün milletin daha yeni yeni öğrendiklerini 12-13 yıl
önce anlatmıştı. Şöyle ki Fethullah Gülen Almanya ZDF kanalına
bir röportaj vermiş. Röportajda gazeteci ona Tayyip Erdoğan’la
kaç defa görüştüğünü soruyor. O da 2 defa görüştüğünü söylüyor.
Birinde tesadüf eseri görüştüğünü birinde ise kendisinin yanına
gittiğinde görüştüğünü söylüyor. Tayyip Erdoğan’la birlikte bir
asansöre binmişler ve Erdoğan yanındakine ‘’Esas bunları bitirmek
lazım.’’ demiş. Gazeteciye bu şekilde anlattı. Fakat o meselenin
aslı öyle değil. O gazeteciye değiştirerek anlattı. Aslında
Tayyip Erdoğan onu söylerken daha ağır bir ifade kullandı. Söylediği
kişi de zaten İsmail Engin’di. Tayyip Erdoğan bunlara
balta vurmaya başlayınca, doğal olarak bir yerlerden saldıracaklardı.
Bu bir patlama noktası oldu. Ben bu olaya ve her şeye hayır
gözüyle bakıyorum. Öyle bir şey oldu ki daha geç saatlere hesapladıkları
darbeyi öne çekmek zorunda kaldılar. İfşa oldular. Bana
göre bunlar devlete sızmadı, Tayyip Erdoğan bunların içine sızdı.
Farkında değiller.
15 Temmuz darbe girişimi davalarına müşteki olarak katıldınız mı?
NURİ KAYHAN: Evet bu konu da benim için biraz manidardır.
15 Temmuz’dan sonra ben mahkemelere gitmeye başladığımda
mahkemelere hiç kimse gitmiyordu. Ben 1-1.5 sene
Silivri’nin kapılarını han kapısı yapmıştım. Ben o zamanlar tek
başıma gidiyordum. Benim davamda gözünün içine baktığım
şahıs ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. Zaten benim gittiğim
dönemde enteresan olan şey şuydu. Müdahil olarak davalara
katılan bir yönetici, o gece kendisini almaya, öldürmeye gidenlerden
şikayetçi olmadı. Benimle birlikte bir kişi daha şikayetçi
oldu. O da eski Milletvekilimiz Metin Külünk’tü. Orada yargılananlar
ve o geceyi planlayanlar suçlu değil de sanki ben suçluymuşum
gibi bir hava vardı. Her şeyde yalan beyanda
bulunuyorlardı. Cezalar en alt sınırdan veriliyordu. Bu yüzden
birkaç yıl yatıp çıkacaklar. Ama bir tane hakimin verdiği cezaya
bayıldım. Özellikle ismini de vermek istiyorum. 29. Ağır Ceza
Mahkeme Başkanı Sayın Mustafa Çakar, tek kelimeyle muazzam
bir ceza verdi. Aşağı yukarı 12 yılın üzerinde bir ceza verdi. O
dosyada önlerini tamamen tıkadı. Ben diğer hakimlerin onun gibi
olaya baktıklarını pek göremedim. Ama 29. Ağır Ceza Heyeti bu
davalara özel olarak seçilmiş gibi iyilerdi. Bu dosyaları sahiplenmiş
gibi hiç acımayıp kalemi kırdı o gün başkan. Eğer devlet yetkililerimize
bu röportaj ulaşırsa ben şahısların mal varlıklarını
kurumlara değil tüm gazi ve şehit ailelerine verilmesini talep ediyorum.
Doğrusu budur. Zaman gazetesi binalarını, yurt binalarını...
Hisse olarak bölünüp tüm gazilere verilmesi lazım.
15 Temmuz ruhunun yaşatılması adına sizce neler yapılmalıdır? Nuri KAYHAN: O ruh şu anda unutuldu. Çünkü 15 Temmuz
ruhu Yenikapı’da kaldı. Yöneticiler çeşitli tiyatrocular bulup o
geceyi sahnelesinler. Bu tarz şeyler yapılabilir. Tarihimizi çok iyi
bilmeliyiz. Ancak o zaman bazı şeyleri nasıl yaşamamız gerektiğini
ve doğruları anlayabiliriz.
Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Nuri KAYHAN: Ben teşekkür ederim.