Üzerinden tam 42 yıl geçti. Kapitalist sömürü sistemine karşı mücadele ve bağımsız Türkiye iddiasındaki sol muhalefete karşı devlet güçleri en büyük saldırıyı gerçekleştirdiler.

Resmi kollu güçleri ve sivil uzantılarıyla binlerce cinayet işlediler. Sol muhalefeti susturamayınca da toplu katliamlar yaşattılar.  

Buna rağmen sol muhalefet engellenemeyince 12 Eylül 1980’de yönetime el koydular. Yüz binlerce insan işkenceden geçirilirken, onlarca insanımızı da idam ettiler.

Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası’nın (MESS), 24 Ocak 1980’de aldığı kararları uygulayarak halkımız açlığa ve yoksulluğa mahkum edildi.

Gösteri yapma hakkı, grev hakkı, düşünce ve yazma özgürlükleri ortadan kaldırılarak uluslararası sermeye ve yerli işbirlikçileri için ‘dikensiz gül bahçesi’ oluşturdular. Uluslararası sermayenin jandarmanın konumundaki ABD ‘Bizim çocuklar başardı’ diyerek darbeye açıkça sahip çıktı.

Siyaset, sermaye düzeninin karşı çıkamayacağı biçimde dizayn edildi. Kapatılan siyasi partilerin yerine, sermayenin çıkarları doğrultusunda hareket edebilecek partilerin kurulmasına izin verdiler.

24 Ocak kararlarının altında imzası bulunan Turgut Özal, Başbakan olarak geçmişte aldığı kararları acımasızca uyguladı. Uluslararası sistemin gereği olarak yeniden kısmı demokrasiye izin verdiklerin de ise siyasetin sol yelpazesi yok edilmişti.

Artık iktidarlar değişse de uygulamaların değişmeyeceği bir parlamenter sistemle yollarına devam ettiler. Halen daha da oluşturulmuş bu ortam devam ediyor.

Konuşanın, yazanın, muhalefet edenin cezalandırılabildiği bir sistemin izleri sürüyor.

Mevcut sömürü sistemini sürdüren, halkı açlığa ve yoksulluğa mahkum edenleri çeşitli terör örgütleriyle irtibatlandırılarak, mevcut sistemin sürdürülmesine olanak sağlamaya çalışılıyor.

Mevcut iktidara karşı oluşan muhalefet ise açlık ve yoksulluğa karşı cesaretli bir program sunma konusunda ‘parçalı bulutlu’ bir tutum sergiliyor.

Oluşan muhalefeti parçalamak için ‘yedi dereden’ su getiriliyor. Muhalefetin içinden de bu gayretlere prim veren yaklaşımlar hız kesmiyor.

Hal böyle olunca, siyaset bir krize doğru sürükleniyor. Mevcut hükümet ‘iktidarın böylesine bir muhalefete teslim edilemeyeceğine’ dair üstü kapalı mesajlar veriyor.

Irak ve Suriye’de yaşananalar, Yunanistan’ın gerilim politikalarının ‘hükümeti farklı uygulamalara taşıyabileceği’ iddiaları yaygınlaşıyor.

Yoksulluk içerisinde kıvranan halk ise olup bitenlerden daha çok kendi derdine düşmüş durumda. İnsanların ruhuna umutsuzluk egemen olmuş, gülmenin kaybolduğu, kahkahanın unutulduğu bir hayata mahkum edilmiş durumda.

Sosyalistler olarak bu şartlarda ‘hayat çözemeyeceği sorunları ortaya koymaz’ diyerek direncimizi sürdürüyoruz. Umuyoruz ki halkımız bu çabalara destek verecek ve ‘demokratik, laik, bağımsız Türkiye’ önümüzdeki yüzyıla umutla girecektir.